Ashen-Legion’un merkez krallığındaki yer altı sığınağında Grace kesik kolunun acısını çekiyordu
"Lanet herif...Mana Boşluğu alanını fiziksel güçle kırmak... O canavar insan olamaz!"
Karanlığın içinden Lurker, yüzündeki maskesini hafifçe aralayarak öne çıktı.
"Sizi o fırtınanın içinden çıkarırken tüm manamı tükettim efendi Grace. Vaelmon büyüsünü tam güçle salıvermeden hemen önce Rete’nin kimerası olmasaydı, şu an hiçbirimiz burada canlı olamayacaktık"
O sırada odanın köşesindeki devasa et parçalarını ve tüpleri inceleyen Rete, sinirli bir şekilde kontrol paneline vurdu.
"En güçlü kimeram... 8. Halka büyücüye karşı sadece birkaç saniye dayanabildi. O yaştaki bir adamın bu kadar yıkıcı bir gücü nasıl olabilir aklım almıyor. "
Lurker, elindeki istihbarat raporunu Grace'in önüne bıraktı.
“Şuna bir bakın efendi Grace, Merkez Krallık mahkemesinden taze haberler var. Kael Krowel..."
Grace, kesik kolunun sızısıyla gözlerini rapora çevirdi.
"Mahkemede ne olmuş? çocuğun iblis olduğunu öğrendiler mi yoksa?"
"Luminos çocuğu köşeye sıkıştırmış, melez olduğunu kanıtlamak için mühür yüzüğünü çıkarttırmış, ancak velet akıllıca bir hamle yapmış anlaşılan.Yüzüğü çıkardığında insan formunu korumayı başarmış. Luminos resmen Yargıç’ın önünde rezil olmuş."
Grace, duyduklarıyla birlikte delicesine bir kahkaha attı
“Ha ha ha bir velet 9 halka büyücüye kök söktürmüş anlaşılan öylemi!”
ancak Grace'in kahkahası yarasının acısıyla yarıda kalmıştı.
"ejderha ha? 15 yaşındaki bir velet Luminos gibi kibirli bir ahmağı kendi oyununda alt etmiş. Ama o yüzük... hepimiz biliyoruz. O çocukta iblis kanı var!"
Tam o sırada, odadaki tüm meşalelerin ışığı bir anda söndü İçeri giren figürün yaydığı mana basıncı, yer altındaki herkesin nefesini kesmişti. Üzerindeki altın işlemeli beyaz kraliyet peleriniyle Baş Büyücü Luminos, tam karşılarında dikiliyordu.
Yer altındaki herkes, 9. halkanın o ezici aurası karşısında bir anda panik haline büründü. Rete ve Lurker oldukları yerde donup kalmışlardı.
Luminos, göz açıp kapayıncaya kadar, saniyeden bile kısa bir sürede Grace’in tam dibinde belirdi. O kadar hızlı ışınlanmıştı ki, arkasında bıraktığı hava akımı masadaki parşömenleri uçurmuştu.
Luminos, eğilerek nefret dolu bakışlarını Grace’in gözlerine dikti:
"Kesik kolunun acısı geçmiş olsa gerek Grace!, keyfin bu kadar yerinde olduğuna göre?"
Grace’in yüzündeki alaycı ifade bir anda silinmişti. Alnından soğuk terler boşanırken kekeliyordu:
"B-bay Luminos... K-krallığın en üst kademesindeki bir adamın, bizim gibi sapkın bir yeraltı örgütünün inine kadar G-gelmesi ne büyük şeref. Mahkemedeki yenilginiz canınızı çok Y-yakmış olmalı?"
"Yeter bu kadar!" diye gürledi Luminos,
"Beceriksizliğiniz yüzünden Vaelmon laboratuvarınızı başınıza yıktı, sen ise bir kolundan oldun! Şimdi de karşıma geçmiş, benim mahkemedeki durumumla mı eğleniyorsun öyle mi?"
"Haddimi aştım, bağışlayın efendim. Amacım sizi küçük görmek değildi. Sadece... o velet bizi de oyuna getirdi!"
Luminos arkasını dönerek odada ağır adımlarla volta atmaya başladı. Öfkesi hala burnundaydı.
"Çocuk bir şekilde o karanlık manayı bastırmayı başardı. Yargıç’ı ve konseyi o uydurma ejderha hikayesiyle kandırdı. Ama benim gözlerim yanılmaz. O çocukta bu krallığı, tehdit edecek melez bir güç var. Onları doğrudan yok edemeyiz, mahkeme kararı arkalarında ve Vaelmon şu an tetikte."
Lurker, gölgelerin arasından kısık bir sesle sordu:
"Peki planınız nedir, Baş Büyücü? Çocuk, Krowel malikanesinin koruması altında. Oraya saldırmak intihar olur."
"Doğrudan Kael'e ya da Vaelmon'a saldırmayacağız. Bir kurdu yok etmek istiyorsan, önce onun canını yakacak, onu savunmasız bırakacak zaafını bulmalısın. Kael Krowel'in bu dünyadaki en büyük zaafını hedef alacağız."
Luminos cebinden bir istihbarat raporu çıkarıp masaya, Grace’in kesik kolunun hemen yanına fırlattı. Parşömende Nerya Krowel'in resmi ve günlük rutinleri yazıyordu.
"Nerya..." dedi Rete, gözlerini kısarak.
"Kael’in annesi, Vaelmon’un kızı."
"Aynen öyle," dedi Luminos,
"Nerya, Kael’in üzerine titreyen, bir kadın. Üstelik babası gibi yüksek halkalı bir büyücü ya da savaşçı değil. Krowel malikanesindeki en korumasız, en zayıf halka o."
Luminos planın detaylarını anlatmak için haritayı işaret etti:
"Vaelmonl şu an tetikte olabilir, ancak Nerya’nın Doğu Krallığı içinde belirli zamanlarda malikaneden ayrıldığı pazar ziyaretleri var. Vaelmon'un bir anlık boşluğunu yakalayacaksınız. Onların dikkati dağılmışken, Nerya’yı krallık sınırları içinde sessizce kaçırıp yeraltı inine getireceksiniz!"
Grace’in gözlerinde sadistçe bir parıltı belirmişti. kesilen kolunun intikamını almak için mükemmel bir fırsat yakalamıştı
"Harika bir plan efendi Luminos, o melez velete dünyadaki en büyük cehennemi yaşatacağım.!”
"Nerya’nın bedeni... Homunculus deneylerimiz için mükemmel bir ham madde olabilir. Vaelmon buraya kızını kurtarmaya geldiğinde, karşısında onun yüzünü taşıyan kimeralarımızı gördüğündeki vereceği tepki için sabırsızlanıyorum"
Luminos arkasını dönüp kapıya doğru yürürken son uyarısını yaptı:
"Ben Merkez Krallık'tan Doğu Krallığı'ndaki adamlarıma size her türlü lojistik ve istihbarat desteğini sağlayacağım. Kael Krowel'in hayatını ellerinden parça parça söküp alacağız. Hazırlıklara başlayın. Bu sefer hata istemiyorum!"
Luminos gözden kaybolduğunda, odadaki o ezici baskı da yavaşça dağılmıştı. Grace’de sonunda rahat bir nefes almıştı sağlam elini masaya vurdu:
”Luminos! lanet herif 9 halka büyücü olmasına rağmen pis işlerini bize yaptırıyor bizi ne sanıyor bu adam!”
Lurker "Efendi Grace, sakin olun lütfen, iyi yanından bakın, intikamımızı almak için elimize mükemmel bir koz geçti."
Grace derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı.
"Haklısın... Lurker, gölge suikastçılarını hemen Doğu Krallığı’na sızdır. Nerya'nın attığı her adımı, aldığı her nefesi izleyin!"
Lurker başıyla onaylayıp arkasını dönecekken Grace onu durdurdu:
"Ayrıca bana Marko’yu çağırın!"
Lurker’ın adımları bir anda kesilmişti
"Marko mu? Efendi Grace, o deli herifi çağırmak istediğinize emin misiniz? Onun nasıl biri olduğunu biliyorsunuz."
"Emirlerime karşı mı geliyorsun Lurker!"
"K-kesinlikle hayır! Hemen kendisine ulaşıyorum," Lurker, korkuyla gölgelerin içine karışarak kayboldu.
Yarım saat sonra, sığınağın karanlık koridorlarından zincir sesleri ve hafif bir mırıldanma sesi yükseldi. İçeri giren adamın üzerinde, kurbanlarının kurumuş kan lekeleriyle kaplı bir kıyafet vardı.. Yüzündeki çarpık ifade ile gözleri tamamen çılgınlıkla parlayan adam, Ashen-Legion’ın bile kontrol etmekte zorlandığı yüksek sınıf sadist suikastçı Marko’ydu.
Marko, Grace’in kesik koluna bakarak gülümsedi.
"Hmmm, Efendi Grace... Kolunuzun geri kalanı nerede? Yoksa bir kimeraya akşam yemeği mi yaptınız? Çok temiz bir kesik, bayıldım!"
Grace dişlerini sıktı, bu delinin saygısızlığına normalde katlanmazdı ama şu an ona ihtiyacı vardı.
"Kes sesini Marko. Sana yüksek meblağlı ve bol kazançlı bir iş var."
Marko heyecanla ellerini birbirine sürttü,
"En sevdiğim... Söyle bakalım, kimin derisini yüzmemi istiyorsun?"
"Doğu Krallığı’na gideceksin," dedi Grace, masadaki Nerya’nın resmini ona fırlatarak.
"Bu kadını, Nerya Krowel’i canlı olarak bana getireceksiniz. Lurker ve adamları sana gözcülük edecek. Ama kadına zarar vermeyeceksin, o bizim canlı rehinemiz olacak. Anlaşıldı mı?"
Marko resme bakıp hayal kırıklığıyla iç çekti.
"Canlı mı? Ne sıkıcı... Ama sorun değil. Onu koruyan muhafızları ve etrafındaki insanları parça parça edebilirim, değil mi? Buna izin var mı?"
Grace derin bir iç çekti
"Ahh İstediğin kadar kan dökebilirsin Marko. Yeter ki kadını bana sağ salim getir."
Marko delice bir kahkaha atarak arkasını döndü.
"Ha ha Doğu Krallığı’nda küçük bir et pazarı açmanın vakti geldi o zaman!"
Ertesi gün Kael, Doğu Akademisi’ne geri döndü. içeri girdiği an, dünden beri yollarını gözleyen Rota ve Lyra hızla ona doğru koştular.
"Kael!" diyerek öne atıldı Lyra,
"İyi misin? muhafızlar seni öylece götürdüğünde ne olduğunu anlayamadık!"
Rota: "Dostum, tüm akademi dünden beri ayakta, bir suçlu gibi ellerini bağlamışlardı!"
Kael arkadaşlarını sakinleştirmek için hafifçe gülümsedi.
"Sakin olun çocuklar, iyiyim. Gördüğünüz gibi sapasağlam karşınızdayım"
"Biliyorsunuz, turnuvanın finalinde Ronan benim alevlerim yüzünden ağır yaralandı. Merkez Krallığı yetkilileri, o kargaşada kasıtlı bir saldırı veya illegal bir büyü olup olmadığını incelemek istemişler. Sadece ifademe başvurdular. Büyükbabam ve Zephyros amcam da oradaydı, olayların büyümesine izin vermeden her şeyi hallettiler. prosedür gereği bir sorguydu o kadar"
Lyra’nın yüzündeki gergin ifade dağılmıştı, rahatlamış bir şekilde iç çekti.
"Gerçekten çok korkmuştum. Ronan’ın durumuna üzüldüm tabii ama senin bir suçun yoktu, ona bilerek zarar vermediğine eminim"
Rota da Kael’in omzuna vurarak sırıttı. "Ben de önemli bir şey var sandım. neyseki durumu halletmişsin"
Tam o sırada, akademinin kıdemli öğrencilerinden biri Kael’e doğru yaklaştı.
"Kael Krowel, Müdür Felan seni odasında bekliyor."
Kael başıyla onayladı. ve ana binaya doğru yürümeye başladı.
Kael, Müdür Felan’ın odasının kapısını çalıp içeri girdi. müdür masa başında oturmuş, derin düşüncelere dalmış gibi parşömenleri inceliyordu. Kael’in girdiğini görünce parşömenleri kenara bırakıp ciddi bir yüz ifadesiyle arkasına yaslandı.
"Gel Kael, otur lütfen,"
"Beni çağırmışsınız efendim."
Felan doğrudan Kael’in gözlerine baktı. "Merkez Krallığı’nın seni apar topar mahkemeye götürdüğünü duydum. Orada tam olarak ne yaşandı Kael? Vaelmon’ın bu işi sadece bir sorguyla kapatmayacağını bilecek kadar uzun zamandır tanıyorum onu."
Kael, Müdür Felan’ın güvenilir biri olduğunu biliyordu bu kez yalan söylemedi.
"Luminos her şeyi gördü bayan Felan. Turnuvanın sonunda mühür yüzüğümü zorla çıkardı. Karanlık manam ve kanatlarım açığa çıktı."
Felan’ın şaşkınlıktan gözleri kocaman açılmıştı
“Peki mahkemeden nasıl salıverildin? Luminos bunu öğrendiyse seni oradan canlı çıkarmazdı."
" bir plan yaptık," diye devam etti Kael.
"Mahkemede o siyah alevlerin ve kanatların, anlaşmalı yaratığım olan kara ejderha'ya ait olduğunu söyledim. Herkesin gözü önünde Grosolun’u çağırdım. Yargıç ve konsey ejderhayı görünce şok oldular. Sonra Luminos, melez olduğumu kanıtlamak için yüzüğü tekrar çıkart-"
Felan Kael in lafını yarıda keserek araya girdi
"Dur bir dakika, Kael...Az önce Yargıç’ın karşısında bir ejderha çağırdığını mı söyledin sen?"
"Evet efendim. Başka çarem yoktu, siyah alevleri mantıklı bir temele oturtmam gerekiyordu."
Müdür Felan'ın. Yüzündeki o her şeyi bilen, sakin bilge ifadesi bir anda uçup gitmişti.
"Çocuğum, sen bir ejderhadan bahsediyorsun! Bu kıtada ejderhaların soyunun tükendiği ya da ulaşılamaz boyutlarda saklandığı söylenir.ve sen bir tanesiyle anlaşma yaptığını mı söylüyorsun"
Kael tam cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki, zihninin derinliklerinden sadece kendisinin duyabileceği o ses yankılandı.
“Kael... Karşındaki yaşlı kadına, söyle. Gözlerinin tam içine baksın.”
Kael bir anlığına duraksadı, “Grosolun? Ne demek istiyorsun, emin misin?”
“Bu kadının göründüğünden daha yaşlı ve bilge bir ruhu var. Gerçeği kendi gözleriyle görmeyi hak ediyor.”
Müdür Felan, Kael’in bir anda boşluğa bakarak kendi kendine konuştuğunu görünce şüpheyle öne doğru eğildi.
"Kimle konuşuyorsun Kael? Bir sorun mu var?"
Kael derin bir nefes alarak oturduğu koltukta dikleşti ve doğrudan Felan'ın gözlerine baktı.
"Bayan Felan... Lütfen gözlerimin içine bakarak odaklanır mısınız?"
Bayan Felan şaşkındı. Karşısındaki genç öğrencinin bu ani ve ciddi talebine anlam veremedi ama yine de itiraz etmedi., Kael’in kahverengi gözlerinin derinlerine doğru odaklanarak bakmaya başladı.
Felan, daha ne olduğunu anlayamadan etrafındaki odanın, masanın ve duvarların silinip gittiğini hissetti. Bir anda kendini, gökyüzünün mor ve siyah bulutlarla kaplı olduğu, zamanın ve mekânın ötesinde, tamamen karanlık ve devasa bir boyutta buldu. Ayaklarının altında hiçbir şey yoktu, sanki boşlukta duruyordu.
Tam o sırada, karanlığın içinden parlayan iki adet mor gözler belirdi. Dehşet verici büyüklükte, siyah pulları olan bir ejderha, yavaşça Bayan Felan’ın önünde eğilerek ona doğru yaklaştı. Ejderhanın yaydığı baskı o kadar muazzamdı ki, Bayan Felan’ın nutku tutulmuştu, ömrü boyunca böyle bir varlıkla karşılaşmamıştı.
"Kadim ruhların izini taşıyan büyücü... Gördüğün şey ne bir illüzyon ne de bir yalan. Ben Grosolun'um. Kael'in ruhuna mühürlenmiş, onunla büyüyen karanlığın kendisiyim. O çocuk, sandığından çok daha büyük bir kadere sahip. Şimdi gerçeği biliyorsun... Onu koruma konusundaki sadakatini izliyor olacağım!"
Bayan Felan aldığı bu ağır mesajla birlikte nefesini tuttuğu anda, görüntüler bir anda tersine doğru hızla çekildi.
Gözlerini kırptığı an, kendini yeniden akademideki sıcak odasında, masasının başında buldu. Kalbi sanki yerinden fırlayacakmış gibi delicesine çarpıyordu, sırtından soğuk terler boşanmıştı. Gördüğü şeyin şokundan dolayı elleri hafifçe titriyordu.
Kael endişeyle Müdür Felan'a seslendi:
"Bayan Felan! İyi misiniz efendim?"
Felan kendine gelerek toparlanmaya çalıştı
"İ-iyim sorun yok"
Felan düşüncelere dalmıştı içinden:
"Bir melez beden, sadece iblis ve insan manasını değil, kadim bir yaratığın ruhunu da barındırabiliyor demek. Luminos’un mahkeme salonunda sinirden ne hale geldiğini şimdi çok daha iyi tahmin edebiliyorum." diye düşündü tekrardan Kael'e dönerek:
"Peki ya karanlık manan Kael? Yüzük çıkınca taşmadı mı?"
"karanlık manayı kısa süreliğine bastırmak için gizli bir teknik öğrendim ve iki dakika boyunca insan formunda kalmayı başardım. Luminos hiçbir şey kanıtlayamadığında Yargıç davayı sonlandırdı."
Müdür Felan duydukları karşısında derin bir iç çekip, parmaklarını masada birleştirdi.
"Luminos... Krallığın Baş Büyücüsü’nün bu tavrına, anlam veremiyorum. Koskoca 9. halka bir büyücü, neden 15 yaşındaki bir çocuğun peşine bu kadar düşer? Sırf içindeki güç yüzünden bu denli harekete geçmesi akıl karı değil."
"Luminos Yargıç’ın kararına karşı gelemez ama bu işin peşini bırakacağını da sanmıyorum. Kael, çok dikkatli olmalısın. Luminos yasal yollarla sana dokunamasa bile gölgelerin arkasından sinsi planlar yapacaktır. akademide güvendesin ama dışarıda her zaman tetikte olmalısın"
"Anlıyorum efendim, dikkatli olacağım. İzninizle."
Müdürün odasından çıkan Kael, koridorda yürürken elini parmağındaki mühür yüzüğüne götürdü. Tehlikenin geçtiğini düşünüyorlardı ama Ashen-Legion çoktan Doğu Krallığı’nın sınırlarına sızmaya başlamıştı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı