Gri Taş Kasabası’na giden patika yol, ormanların arasından uzanıyordu. Grimm, arkasındaki gence dönüp bakmadan, sanki düz yolda yürüyormuş gibi zahmetsiz ama muazzam bir hızla ilerliyordu.
Kael, maskesinin altında nefes nefese kalmıştı. Bedenini sürekli olarak manasıyla efsunluyor, adımlarını hızlandırmak için sınırlarını zorluyordu. Ancak ne yaparsa yapsın, Grimm hep tam iki adım önünde kalıyordu.
Kael içinden, ‘Usta Grimm... Gerçekten her zaman bu kadar hızlı mıydı?Anlaşılan malikanedeki antrenmanlarda bana karşı kibar davranmış şimdi daha iyi anlıyorum,’ diye söylendi.
S-Rütbe bir efsanenin gerçek doğası, sadece onun peşinden yetişmeye çalışırken bile insanı eziyordu.
Kasabanın sınırına yaklaştıklarında Grimm aniden durdu. Sağ elini kaldırarak Kael’e durması için işaret verdi.
Önlerinde uzanan manzara, kelimenin tam anlamıyla bir mezarlığı andırıyordu. Gri Taş Kasabası, yoğun gri renkte bir sis tabakasının altında tamamen kaybolmuştu. Bu sıradan bir hava olayı değildi; sis,sanki kasabanın üzerine kefen gibi serilmişti. İçeriye doğru birkaç adım attıklarında görüş mesafesi iyice düşmüştü.
Sisin içinden, fener ışığıyla çıkan birkaç figür belirdiğinde kael kılıcına yöneldi
“Bekle Rosvil!”
Sisin içinden, yüzü çökmüş, gözlerinin altı morarmış yaşlı bir adam belirdi. Bu, kasaba muhtarıydı. Gelenlerin loncadan beklenen yardım olduğunu anlayınca ihtiyar adamın gözleri dolmuştu, dizlerinin üzerine çöktü
"Gri Taş Kasabası'na yardım etmek için geldiğiniz, sizlere ne kadar teşekkür etsem az, efendim!" dedi muhtar, titreyen sesiyle.
"Bizi bu lanetten kurtarın, yalvarırım."
Grimm yere çöken muhtarın elinden tutup kaldırdı.
"Bize ne olduğunu anlatın lütfen."
"Her şey yaklaşık üç hafta önce başladı, efendim. Vadinin derinliklerindeki eski maden ocağından tekinsiz, gri bir dumanın yükseldiği söylendi. İlk başta kimse önemsemedi. Ancak birkaç gün sonra, o dumandan yayılan bu sis kasabayı sardı. Önce besi hayvanlarımız kaskatı kesildi. Onları ahırda taştan birer heykel haline gelmiş şekilde bulduk. Ardından madenden dönen işçiler... Ayak bileklerinden başlayarak yavaşça taşa dönüştüler. En korkuncu da Taşa dönüşürken hiçbir acı hissetmiyorlardı. Bugüne kadar yirmiden fazla insanımızı kaybettik ve sis her gün daha da yoğunlaşıyor."
Muhtarın anlattıklarını dinleyen Grimm’in aklı iyice bulanmıştı. İçine derin bir şüphe doğmuştu. Sadece basit bir sis ya da bir zehir, insanları bu şekilde taşa çeviremezdi. Bunun arkasında kuvvetli bir lanet, ya da insan bedenini ve manasını manipüle eden çok daha tekinsiz bir şey olmalıydı.
"Sisin yayıldığı ilk yönü bize gösterir misin?"
Muhtar, titreyen parmağıyla vadinin doğusuna, ağaçların tamamen griye döndüğü karanlık bir patikayı işaret etti.
"Maden ocağı o tarafta... Ama oraya giden yolda sis o kadar yoğun ki, insan kendi ellerini bile göremiyor yolda kaybolmamaya dikkat edin."
Grimm ve Kael, muhtarın gösterdiği bölgeye doğru ilerlediler. Sisin yoğunluğu madene yaklaştıkça katlanarak artmıştı. Artık etraftaki ağaçlar tamamen taşlaşmış, doğa sanki canlılığını yitirmiş gibiydi.
Grimm, elini kılıcının kabzasına atarak arkasındaki gence döndü.
"Rosvil, yanımdan bir adım bile ayrılma sakın."
Kael, ustasının sesindeki ciddi tonu fark edince yutkundu. Kılıcının kabzasını sıkıca kavrayıp Grimm’e doğru iyice yanaştı.
"Anlaşıldı, Usta Grimm."
Sisin içine, daha da derine girdiklerinde. Adım sesleri bile sis tarafından yutuluyor, ortamda derin bir sessizlik hakim oluyordu. Grimm, tam önündeki ağaçlık alanı aşarken arkasındaki gencin manasının bir anda kaybolduğunu hissetti
"Rosv—"
Grimm lafını bitiremeden donakalmıştı. Arkasını döndüğünde sadece gri bir sis vardı. Kael ortada yoktu.
"Ne? Daha az önce tam arkamdaydı... Varlığının kaybolduğunu, manasının uzaklaştığını hissetmedim bile! Burada neler oluyor?’
Grimm, yanı başındaki çocuğun nasıl bir anda yok olduğunu anlayamamıştı.
O sırada Kael, sisin içinde yapayalnız kalmıştı. Bir anlığına kafasını sola çevirmişti, tekrar önüne döndüğünde ise Grimm’in sırtını görememişti.
"Bay Grimm?!" diye seslendi Kael, ama sesi sisin içinde yok olmuştu. sisten etrafı göremediğinden mana algılama alanını kullandı
Ancak hissettiği tek şey mutlak bir boşluktu. Ustasının o keskin manasını hissetmeyi bırak, etrafında hiçbir varlığın manasını algılayamıyordu.
“Bu da ne böyle? Mana alanım kimseyi algılamıyor. Usta Grimm beni uyarmasına rağmen onu nasıl kaybettim?”
Tam o anda, önündeki sis tabakası tuhaf bir şekilde ikiye yarılarak ona düzgün, pürüzsüz bir yol çizdi. Sanki bir güç, Kael’in o yoldan yürümesini istiyordu. Olduğu yerde kalmanın bir faydası olmayacağını bilen Kael, kılıcını önünde tutarak temkinli adımlarla sisin açtığı yolda yürümeye başladı.
Yolun sonunda, sis bulutlarının arasından tanıdık bir silüet belirdi. Kael gördüğü yüzlerle birlikte olduğu yerde donup kalmıştı
Annesi Nerya ve babası Abaddon karşısında duruyordu. Ancak tuhaf bir şekilde, babasının yüzü aşırı silikti, adeta dumanlardan yapılmış gibiydi.
Sis, Kael’in zihnindeki en derin özlemleri ve korkuları kullanarak ona halüsinasyonlar göstermeye başlamıştı.
Kael, ailesinin yanına koşmak istedi ama annesinin ona bakan gözlerindeki hayal kırıklığı ifadesini gördüğünde bir adım bile kıpırdamadı
Nerya, soğuk ve suçlayıcı bir sesle konuştu:
"Söz vermiştin Kael... Güçleneceğini ve beni iyileştireceğini söylemiştin. Ama sen sadece bencilce kendi gücünün peşinden koştun. Ben acı çekerken, sen nerdeydin kael ? Şimdi de karşıma geçmiş, yüzünde bir maskeyle kahramancılık mı oynuyorsun? Gerçekten o sahte, kirli gücünle bizi kurtarabileceğini mi sandın? Kendini kandırmayı bırak. Sen sadece iki dünyaya da ait olamayan, etrafındaki herkese felaket getiren bir melezsin Kael. Benim hasta olmamın tek sorumlusu senin bu yetersizliğin."
Babasının silik silüeti de dumanların arasından ona seslendi:
"Soyumuzu lekeleyen zayıf bir melez... Senin yüzünden her şeyimizi kaybettik. Nerya ve ben seni insanlardan saklayabilmek için ne kadar acılar çektik kael haberin varmı!"
Bu sözler, Kael’in kalbine zehirli birer ok gibi saplanmıştı. Zihnindeki o suçluluk duygusu, annesini koruyamama korkusu bir anda ona bir şok etkisi yaratmıştı, kılıcını elinden düşürerek , dizlerinin üzerine çöktü tam aklını yitirmek üzereyken Grosolun kael’e bağırdı:
“Kendine gel çocuk! Karşındakiler gerçek değil, zihnini çürüten ucuz bir sis oyunu! Aklını başına topla!”
Grosolun’un sesiyle Kael’in gözlerindeki o puslu ifade bir anda dağılmıştı.
“D-doğru... Bu sadece bir halüsinasyon. Annem bana asla böyle şeyler söylemezdi. özür dilerim Grosolun Aklımı başıma toplamalıyım!” diyerek kılıcını tekrar sıkıca kavradı.
“Sorun değil çocuk dikkatini topla! anlaşılan bu sisi kontrol eden kişi insanlara en çok korktukları kabusları gösteriyor”
Sisin diğer tarafında ise Grimm, hayatının en büyük kabusuyla yüzleşmekteydi.
Etrafındaki sisin içinden, eski maceracılık yıllarından kalma, zırhı kanlar içinde olan bir adam çıktı. Bu adam, Grimm’in gençlik yıllarında birlikte omuz omuza savaştığı ve trajik bir görevde gözlerinin önünde hayatını kaybeden en yakın dostu Volt’tu.
Volt, göğsündeki devasa pençe yarasından sızan kanlarla Grimm’e doğru bir adım attı. Gözleri boş ve karanlıktı.
"Beni o mağarada bırakıp kaçtın, Grimm...Kendine efsane diyorsun,... Ama en yakın arkadaşını kurtaramayacak kadar aciz bir korkaksın. Seni asla affetmeyeceğim.”
Grimm, hayatında ilk kez kılıcını havada asılı bırakmıştı. Yüzündeki o,sert ifade tamamen çökmüştü. Gözleri titriyor, eski dostunun kanlı görüntüsü karşısında konuşamıyordu. Geçmişin o ağır yükü, Grimm’i resmen zincire vurmuştu.
Ancak Grimm,in iradesi sıradan bir savaşçının iradesi gibi değildi
"Volt..."
"Benim dostum Volt... Ölürken bile bana gülümsemiş, 'yaşamaya devam et' demişti. Sen... onun adını ağzına alacak en son şeysin."
Grimm, kılıcını tek bir hamlede savurarak. karşısındaki halüsinasyonu tam ortadan ikiye böldü. Kılıcın yarattığı muazzam rüzgar basıncı, etraftaki yoğun sis tabakasını bile yüz metrelik bir alanda tamamen yarıp dağıtmıştı.
Grimm kılıcını beline geri koydu, gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu.
"Bu sisin arkasında her kim varsa...Bana eski anılarımı tekrar gösterip dostumun hatırasına saygısızlık ettiği için... Onu binlerce parçaya ayıracağım!"

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı