Akademi sınavları bittikten sonra Kael, sıradan öğrenci kimliğinden sıyrılmak için mükemmel bir fırsat bulmuştu.yeni öğrendiği büyü tekniklerini gerçek bir dövüşte test etmek istiyordu. Maceracılar Loncasının iki ayda bir aktif görev alma zorunluluğu vardı. Kael Üzerine koyu renkli, kapüşonlu pelerinini geçirdi, yüzüne de maskesini taktı. Artık o, Kael Krowel değil; Maceracılar Loncası’nın gizemli,savaşçısı Rosvil’di.
Maceracılar Loncası’nın Doğu Krallığı şubesine girdiğinde içerisi her zamanki gibi kalabalık ve gürültülüydü. Kael doğrudan ilan tahtasına yöneldi. En üstte, üzerinde kırmızı bir mühür bulunan acil kodlu bir görev dikkatini çekti:
“Gri Taş Kasabası - Sisli Vadi Görevi. Tür: Taşlaşma Laneti. Zorluk Derecesi: Yüksek Sınıf.. Acil müdahale gerekiyor.”
İlanı okurken Kael’in içi burkuldu. Köyde büyümüş biri olarak, masum insanların çaresizce taşa dönüşmesi canını yakmıştı. doğrudan resepsiyona doğru yürüdü.
Masanın arkasında, yarı hayvan ırkından başının üstündeki tüylü kulakları hafifçe dikilmiş olan loncanın tatlı resepsiyonisti Violet duruyordu. Violet kulaklarını arkaya doğru yatırıp endişeli bir ifadeyle önünde duran maskeli gence baktı.
“Merhaba Violet şu ilandaki kırmızı mühürlü görev….”
"Ah, Rosvil... Bu görevi mi almak istiyorsun?"
"Üzgünüm ama lonca kuralları gereği bu görev tekli gidilecekse en az A-Seviye, grup halinde gidilecekse de en az B-Seviye bir ekip olmayı gerektiriyor. mevcut rütbenizle bu görevi onaylamam imkansız."
Violet iç çekerek başını iki yana salladı.
"Bu görev için grup bulmanız çok zor, Bay Rosvil. En son o kasabaya giden bir grup geri döndüğünde hiçbirinin akıl sağlığı yerinde değildi. Delirmiş gibi sadece taşlaşmış insanları gördüklerini söyleyip duruyorlardı. O günden beri kimse bu görevi almaya cesaret edemiyor. Gerçekten üzgünüm ama size bu görevi veremem..."
Violet tam kelimesini bitirecekken, loncanın dış kapısı ağır bir şekilde açıldı. İçeri giren adamın ayak sesleriyle birlikte, salondaki tüm gürültü bir anda kesilmişti
"D-dur bir dakika... Yanlış mı görüyorum?!"
"Efsanevi S-Rütbe kılıç ustası Grimm değil mi bu?!”
“Çoktan emekli olduğunu ve Doğu Krallığı’nda inzivaya çekildiğini söylüyorlardı!"
"Kafayı mı yedin, sesini kıs!..."
"İnanılmaz! canlı bir S-Rütbe göreceğimi hiç tahmin etmezdim."
İçeri giren kişinin etrafından yayılan o dingin ama ruhu bıçak gibi kesen aura, salondaki tüm kıdemli maceracıların kaskatı kesilmesine neden olmuştu. Bu adam, duruşu bir kılıç kadar dik, gözleri kartal kadar keskin olan efsanevi S-Seviye kılıç ustası Grimm’den başkası değildi.
Grimm doğrudan resepsiyona doğru yöneldi ve o her zamanki somurtkan ses tonuyla konuştu:
"Günaydın Violet."
Violet’in gözleri kocaman açılmıştı, kekeleyerek selam verdi:
"U-Usta Grimm?! Sizi burada görmek ne büyük şeref!"
"İvor burada mı?" diye sordu Grimm, doğrudan sadede gelerek.
"Evet, Lonca Başkanı odasında. Kendisini hemen çağırıyorum efendim!"
Violet hızla arkadaki odaya doğru koşarak İvor’u çağırdı.
Kael, bu tanıdık ve sert ses tonu karşısında bir anlığına donup kalmıştı. Yavaşça arkasını döndüğünde, karşısında o korkutucu ve keskin bakışlarıyla dikilen Grimm’i gördü. Grimm’in gözleri, Kael’in yüzündeki maskeye odaklandı.sanki bir şeyi çözmeye çalışıyor gibiydi.
"Buralarda ne arıyorsun çocuk? Yoksa kayıp mı oldun?"
Kael soğukkanlılığını korumaya çalışarak başını hafifçe eğdi:
"Adım Rosvil efendim. D-Sınıfı bir maceracıyım."
Grimm’in kaşları hafifçe yukarı kalktı,
"İlginç... Bu kadar genç yaşta, üstelik D-Sınıfı bir maceracı ha? Bana eski bir öğrencimi hatırlatıyorsun."
Kael’in kalbi hızla çarpmaya başladı, ustasının onu tanıyıp tanımadığından emin olamayarak yutkundu:
"Ö-öyle mi? Sadece bir benzerlik olsa gerek efendim."
Tam o sırada odasından çıkan Lonca Başkanı İvor, Grimm’i gördüğünde yüzünde büyük bir şaşkınlık belirdi.
"Grimm! Seni hangi rüzgar buralara attı? Tamamen emekli oldun sanıyordum."
Grimm hafifçe somurttu.
"Bilirsin İvor, ben evde oturup paslanacak bir adam değilim. Ayrıca buraya gelmemin kişisel bir sebebi var."
İvor merakla öne doğru eğildi. "Nedir o?"
"Şu sisli kasaba ve taşlaşma muhabbeti kulağıma geldi,"
"Eski dostlarımdan birinin eşi dün yanıma geldi ve Kocasının bir ticaret işi için o kasabaya gittiğini ama haftalardır geri dönmediğini söyledi. Sonradan burada açılan taşlaşma ilanını duydum "
İvor derin bir iç çekti,
"Ah, evet... O köyde tam olarak ne var biz de bilmiyoruz Grimm. Çoğu maceracı oraya gitmek bile istemiyor. Violet’in de dediği gibi, en son giden yüksek rütbeli grup geri geldiğinde hiç iç açıcı şeyler söylemedi. Akıllarını yitirmiş gibiydiler."
Grimm elini kılıcının kabzasına koydu.
"Anladım. Görevi ben üstleneceğim, herhangi bir gruba veya eşlikçiye gerek yok."
"Teşekkürler Grimm. Eğer sen gidiyorsan o kasabanın bir şansı var demektir."
Grimm arkasını dönüp lonca kapısına doğru ağır adımlarla yürümeye başladığında Kael, bir adım öne atılarak seslendi:
"Usta Grimm! Sizinle gelebilir miyim?"
Grimm’in adımları bir anda durdu.Yavaşça arkasını dönerek maskeli gence baktı.gerçekten şaşırmıştı. Loncada ondan çok daha büyük, ve yüksek rütbeli onlarca maceracı bu görevin adını duyduğunda köşeye sinerken, karşısındaki bu çocukta en ufak bir korku belirtisi yoktu.
"Beni iyi dinle çocuk. seni bile bile ölüme yollamaya niyetli değilim. Ben yanımda bir ceset taşımam. Git ve kendi seviyene uygun bir görev bul."
Kael, ustasının bu kesin reddi karşısında geri adım atmadı. Aksine, aradığı fırsatın bu olduğunu biliyordu.
"Peki kendimi kanıtlamam için bana bir şans verir misiniz Bay Grimm? Eğer hızımı ve kılıcımı yetersiz bulursanız bir daha önünüze çıkmam. Küçük bir düello... Sadece kendimi göstermem için."
Grimm’in keskin gözleri maskenin arkasındaki gence dikilmişti. Salondaki diğer savaşçılar ise şok içinde birbirlerine bakıp fısıldaşmaya başlamışlardı:
"Bu çocuk canına mı susamış?!
“Karşısındaki adamın kim olduğunu bilmiyor mu?!"
"S-Rütbe bir efsaneye düello teklif etmek mi? Gerçekten delirmis olmalı!"
Grimm, maskeli çocuğun gözlerindeki iradeyi görünce hafifçe iç çekti.
"Peki... Madem bu kadar ısrarcısın, dışarı çıkalım çocuk. Nelerin var bir görelim."
Loncanın önündeki geniş taş meydan bir anda hıncahınç dolmuştu. İçerideki tüm maceracılar, Lonca Başkanı İvor ve Violet bile bu dövüşü izlemek için dışarı çıkmışlardı. Herkes bu düellonun saniyeler içinde, Grimm’in tek bir hamlesiyle biteceğinden emin gibiydi.
Meydanın ortasında Grimm,kılıcını kınından bile çıkarmadan, sadece kınıyla birlikte rahat bir duruş aldı. Kael ise derin bir nefes alarak kılıcını kınından çıkardı ve kabzasını kavradı.
Grimm’in gözleri bir anlığına kılıca takılmıştı
“Bu kılıç... “
Sert bir ses tonuyla "Başla," dedi Grimm.
Kael,bir anda ortadan kayboldu. Hızı o kadar muazzamdı ki, meydandaki D ve C sınıfı maceracılar onun hareketini gözleriyle bile zor takip ediyorlardı. Kael, saniyeden kısa bir sürede Grimm’in sağ çaprazında belirdi ve kılıcını yatay bir kavisle savurdu.
Grimm, kılıcını kınından bile çıkarmadan, sadece kınının ucuyla Kael’in hamlesini tam milimetrik bir noktada bloke etti. Kael hiç durmadı; darbesi engellenir engellenmez vücut ağırlığını tersine verip arkaya sola doğru kıvrıldı ve bu kez Grimm’in sol omzuna doğru dikey bir kesik savurdu.
Grimm hafifçe yana kayarak darbeden sıyrıldı, içinden:
“Bu çocuğun hamleleri… Rastgele hareketler değil; her adımı, inanılmaz derecede hesaplı ve profesyonelce." diye düşündü
Kael, ustasının savunmasını yarmak için ondan öğrendiği en hızlı tekniği kullandı. Kılıcını ardı ardına, adeta bir fırtına gibi sekiz farklı açıdan savurmaya başladı. Meydandaki izleyiciler büyülenmiş gibi izliyordu. Bir D-Sınıfı, koskoca Grimm’e karşı ayakta kalıyordu
Ancak Kael ne kadar hızlanırsa hızlansın, Grimm bir adım bile olduğu yerden kıpırdamıyordu Her bir hamleyi sadece kınıyla hafifçe yönlendirerek boşa çıkarıyordu.
Düellonun son saniyesinde Kael, tüm gücüyle son bir hamle için Kılıcını yukarı doğru savurdu an, saf ve yoğun ateş manası kükreyen devasa bir ejderha silüetine dönüştü. Ateşten ejderha, meydandaki taşları eritecek bir sıcaklıkla doğrudan Grimm’in üzerine doğru gidiyordu. Seyirciler korkarak geriye kaçışırken, Grimm yerinden kıpırdamıyordu, kılıcını ilk kez kınından yarım santim kadar sıyırdı. Sadece o yarım santimlik çeliğin yarattığı saf kılıç basıncı, üzerine doğru gelen devasa ateşten ejderi tam ortadan ikiye bölerek havada un ufak etti. Alevler kıvılcımlar halinde yere döküldü.
Kael, alevden ejderin bu kadar kolay yok edilmesinin şokuyla donup kalmıştı.
Daha ne olduğunu, Grimm’in ne ara hareket ettiğini bile anlayamadan etrafındaki hava akımı bir anda yön değiştirdi. Gözünü kırptığı an, Grimm dibinde belirmişti.
Grimm’in kınından sıyrılmış kılıcının ucu, Kael’in boğazına tam milimetrik bir mesafede duruyordu. Kael tek bir nefes alsa, boğazı kılıca değecekti.
Meydandaki herkes sessizliğe gömüldü. Düello Grimm’in mutlak zaferiyle bitmişti ama herkes maskeli çocuğun gösterdiği performanstan dolayı dehşete düşmüştü.
Grimm, kılıcını Kael’in boğazından çekip tek bir hamleyle tekrar kınına soktu. Gözlerindeki o somurtkan ama takdir dolu ifadeyle maskeli gence baktı.
Kael ne olduğunu bile anlayamamıştı
“Usta grimm gerçekten de inanılmaz bir insan o kadar çalışmama rağmen hala ona en ufak bir çizik bile atamıyorum”
Grimm arkasını dönüp gidecekken kael arkasından seslendi
"Usta Grimm!... “
“Bekleyin lütfen Sizden beni korumanızı istemiyorum büyü temellerine sahibim ve hızım konusunda kendime güveniyorum. En azından oradaki durumu analiz etmenizde ya da çevre emniyetini almanızda size zaman kazandırabilirim. Beni sadece bir ayak işçisi yada bir çırak olarak görün. Eğer tek bir adımda bile hızınıza yetişemezsem, beni vadi girişinde bırakıp yolunuza devam edebilirsiniz."
Grimm, maskeli çocuğun sesindeki sarsılmaz iradeyi fark ettiğinde durdu. Bu çocukta, vahşi bir kararlılık vardı.
"Demek hızına güveniyorsun... Ve vadide arkamda kalırsan seni orada bırakmama razısın öyle mi?"
"Kesinlikle," dedi Kael net bir sesle.
Grimm arkasını dönüp yürümeye devam etti, ama bu sefer adımları bir tık daha hızlıydı.
"Peşimden gel o zaman çocuk. Eğer vadinin girişine varmadan nefesin kesilirse, seni en yakın ağaca ayaklarından bağlarım."
"Anlaşıldı,Usta Grimm “
Kael, Pelerinini savurarak Grimm’in hemen iki adım arkasından dışarı süzüldü. Salondaki maceracılar ise arkalarından ağzı açık şekilde baka kalmıştı.
Violet’in yarı hayvan kulakları endişeyle aşağı doğru bükülmüş, ellerini göğsünde birleştirmişti.Gözleri maskeli gencin arkasından ayrılmıyordu.
"Başkan...Rosvil için gerçekten çok endişeleniyorum. Ya giden herkes gibi oda delirirse…”
Lonca Başkanı İvor, Violet’in bu halini görünce babacan bir tavırla gülümsedi. Cebinden tütün kesesini çıkarıp yavaşça doldururken genç kızın omzuna hafifçe vurdu.
"İçin rahat olsun Violet,Unutma ki o çocuğun yanında koskoca bir kılıç ustası var. Grimm bu kıtanın gördüğü en büyük efsanelerden biridir, yanına aldığı birini kolay kolay ölüme terk etmez."
İvor tütününü yakıp derin bir nefes çekti ve gözlerini kısarak giden ikilinin arkasından baktı.
"Ayrıca o çocuk. az önce Grimm’in karşısında sıradan bir çaylak olmadığını kanıtladı. Grimm gibi bir adam bile onun yeteneğine onay verip peşinden gelmesine izin verdiyse,bildiği bir şeyler vardır, o yüzden canını sıkma,”
"Haklısınız galiba başkan... Umarım ikisi de sağ salim döner."

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı