Ertesi sabah öğrenciler akademinin meydanındaki büyük duyuru panosunun önünde toplandılar Vanil, elindeki parşömeni büyüyle havaya asıp isimleri tek tek okuduğunda meydandaki uğultu yerini derin bir sessizliğe bırakmıştı.
"Temsilci kadromuz: Thalendir, Revia, Lyra, Rota ve Kael..."
İsimler yankılanırken gruptaki tepkiler birbirinden tamamen farklıydı.
"Tabii ki ben," dedi Thalendir, uzun yeşil saçlarını geriye iterek. Yüzünde, bu seçimin bir lütuf değil, olması gereken bir sonuç olduğunu gösteren kibirli bir gülümseme vardı.
"Merkez Krallık, gerçek bir elfin zarafetini ve gücünü görmeyi hak ediyor.”
Revia, her zamanki gibi buz gibiydi. Sadece hafifçe başını salladı, bakışları hiçbir duygu barındırmıyordu. tamamen tepkisizdi.
Rota ve Lyra ise birbirlerine bakakaldılar. Rota yutkunarak,
"Şaka mı bu? Cidden gidiyoruz..."
Lyra ise heyecan ve korku arasında gidip gelen bir ifadeyle Kael’in kolunu sıktı.
Kael ise hiçbir söze takılmıyordu. Gözleri parlıyordu; o an tek düşündüğü, Merkez Krallığın nasıl bir yer olduğuydu
meydandaki kalabalığın aksine, müdürün odasında gergin bir hava vardı. Zephyros, kapıyı çarparak içeri girdiğinde Felan bitkin bir halde masasında oturuyordu.
"Felan, bu da ne demek oluyor! Akademiler arası turnuva fikri de nereden çıktı?"
"Sakin ol Zephyros, ben de bilmiyorum, merkez Krallığın kralından bizzat çağrı aldık. Bu bir davet değil, emirdi."
Zephyros masaya sertçe yumruğunu vurdu.
"Peki Kael? Kael’i neden listeye aldın? Merkez Krallığın baş büyücüsü Luminos’un orada olacağını biliyorsun! 9. Halka olan o canavar herif uzaktan baksa bile Kael’in içindeki karanlık özü görecektir. Çocuğu doğrudan ateşin içine atıyorsun!"
"Zephyros, başka şansım yoktu," dedi Felan çaresizce.
"Öğrenci bilgileri çoktan merkeze iletildi. Kael, akademideki 4. halkaya ulaşmış ikinci kişi. Eğer onu listeden çıkarsaydım, bizden daha fazla şüpheleneceklerdi. Echimer olayından sonra Kael’i saklamak artık imkansız bir hale geldi.sende biliyorsun”
Zephyros dişlerini sıktı. Kael’i oraya göndermek, kuzuyu kurt sürüsünün tam ortasına atmakla aynı şeydi. Odanın içinde bir ileri bir geri yürümeye başladı. Çaresizlik yerini hızlı bir plan arayışına bıraktı.
Zephyros odanın içinde bir süre volta attıktan sonra aniden durdu,.aklına bir fikir gelmişti
"Luminos gibi bir büyücünün algısını mühürle kandıramayız,"
"Felan, bana bir kaç adet ışınlanma parşömeni verebilir misin"
Zephyros, akşama doğru Kael’in yanına gitmişti.
"Yola çıkıyorsun demek….”
“Zaman ne çabuk geçiyor... Daha dün alevlerin içinde boğulmamaya çalışan küçük bir çocuktun, şimdi ise koca bir krallığı temsil etmeye gidiyorsun."
Zephyros elini Kael’in omzuna koydu ve diğer elini cüppesinin cebine atıp rulo yapılmış, üzerinde mühürler bulunan üç tane parşömen çıkardı.
"Bak evlat," dedi Zephyros ciddiyetle.
"Her ne olursa olsun ben her zaman yanında olacağım, bunu biliyorsun. olurda ben yardımına yetişemezsem diye sana bir kaç ışınlanma parşömeni getirdim. Bunlar özel olarak hazırlanmış, yüksek seviyeli ışınlanma parşömenleridir"
Kael parşömenlerdeki yoğun mana enerjisini hemen hissetmişti. Zephyros parşömenleri Kael’in avucuna bıraktı.
"Bunları boyut yüzüğünde sakla ve en ufak bir terslikte, bir an bile tereddüt etmeden kullan. Bu turnuva, bu gösteriş... Hepsi birer maske olabilir. Eğer Luminos senin içindekini fark edecek gibi olursa, kendini kurtarman için sana bu parşomenleri veriyorum."
Kael parşömenleri sıkıca kavradı. Durumun ciddiyeti, zephyros’un titreyen sesinden bile belli oluyordu.
"Usta... Teşekkür ederim," diyebildi Kael sadece.
Zephyros, Kael’in saçlarını hafifçe karıştırdı, tıpkı eski günlerdeki gibi.
"Bana teşekkür etme, sadece sağ salim geri dön. Senin bu dünyadaki varlığın, o krallığın turnuvalarından daha değerli. Git ve ne yapman gerekiyorsa onu yap, ama unutma; arkanda her zaman seni bekleyen bir ailen var."
Kael’in yola çıkış sabahı, evde beklediğinden çok daha büyük bir gürültüyle başladı. Nerya, oğlunun Merkez Krallık gibi tehlikeli bir yere, üstelik o meşhur turnuva için gideceğini öğrendiğinden beri yerinde duramıyordu.
“Hiçbir yere Gitmiyorsun Kael!
Kael, annesinin yanına gidip ellerini tuttu.
“Anne, sadece bir turnuva. Üstelik akademinin koruması altındayız. Bu benim için bir fırsat, kendimi geliştirmem için en iyi yol bu.”
Nerya bir süre direndi, oğlunun gözlerindeki kararlılığı gördüğünde omuzları çökmüştü kael aklına bir şey koyduğunda ondan zor vazgeçen bir çocuktu annesi bunu çok iyi biliyordu.kısa süren bir sessizliğin ardından Nerya Kael’i alnından öptü ve sıkıca sarıldı.
Kael gülümseyerek annesini son kez sakinleştirdi ve çantasını alıp kapıdan çıktı.
Akademi meydanında Doğu Krallığı’nıni at arabaları bekliyordu. Ekip toplandığında iki gruba ayrıldılar. Kael, Lyra ve Rota geniş bir arabaya yerleşirken; Thalendir ve Revia diğer arabaya yönlendirildi.
Thalendir, araba hareket eder etmez ipek pelerinini düzeltti ve karşısında buzdan heykel gibi duran Revia’ya bakıp o her zamanki kibirli halini takındı.
“Biliyor musun Revia, bu turnuva aslında benim için düzenleniyor gibi hissediyorum. Merkez Krallık halkı, gerçek bir elf'in kudretini görmeyeli çok uzun zaman olmuştur,”
Revia, Thalendir’i umursamayarak bakışlarını bir an bile dışarıdaki ağaçlardan ayırmadı.
Thalendir Revia’nın bu tavrına bozulsa da konuşmaya devam etti.
“Yani, Kael yetenekli olabilir ama o sadece bir insan. Senin buz büyün ise biraz… fazla düz. Benim rüzgarla harmanlanmış elf büyüm karşısında insanların nasıl büyüleneceğini hayal edebiliyor musun?”
Revia bu sefer yavaşça kafasını çevirdi. Gözleri Thalendir’in gözlerine değdiğinde, arabanın içindeki sıcaklık birkaç derece birden düşmüş gibiydi etrafı soğuk bir hava tabakası sardı.
“Thalendir, eğer bir cümle daha kurarsan o çok övündüğün ağzını turnuvaya kadar buzdan bir mühürle kapatırım. Denemek ister misin!?”
Thalendir bir an yutkundu, pelerinine daha sıkı sarıldı ve bakışlarını kaçırıp karşı koltuğa geçti.
“S-sadece… atmosferi yumuşatmaya çalışıyordum. Çok gerginsin…”
Bizim üçlünün arabasında ise hava çok daha hareketliydi. Rota, heyecandan yerinde duramıyor, sürekli camdan dışarı bakıyordu.
“Beyler, hanımlar… Merkez Krallık diyorum!” dedi Rota ellerini birbirine vurarak.
“Adamların sokak lambalarının bile saf kristalden yapıldığı söyleniyor. Yemeklerini hiç saymıyorum bile. Turnuvayı kaybedecek olsak bile o mutfağa girmem lazım.”
Lyra kıkırdayarak Kael’in yanına iyice yerleşti.
“Senin derdin yine yemek Rota. Ben asıl arenayı merak ediyorum. Beş krallığın en iyi öğrencilerinin aynı anda orada olması… Düşünsenize, herkes bizi izleyecek.”
Kael ise daha sakindi ama gözlerinde heyecan vardı
“Sadece öğrenciler değil, krallar ve baş büyücüler de orada olacak. Bu turnuva sadece dövüşten ibaret olmayacak gibi, kimin ne kadar ileri gidebileceğini görmek istiyorlar.”
At arabaları, Doğu’nun yeşil ormanlarını geride bırakıp, kıtanın tam kalbinde yükselen devasa kulelerin ve görkemli surların olduğu merkez krallığa doğru hızla yol almaya devam etti.
Yol sırasında at arabası büyük bir gürültüyle sarsılarak aniden bir fren yaptı, içerideki herkes dengesini kaybetti. Lyra, sarsıntının etkisiyle doğrudan Kael’in üzerine fırlarken; Rota, oturduğu yerden kayıp arabanın tabanına yapıştı.
"Neler oluyor be!" diye bağırdı Rota, burnunu tutarak yerden kalkmaya çalışıyordu.
Kael, Lyra’yı dengede tutmaya çalışarak hızla arabanın kapısını açıp dışarı fırladı. Yolun tam ortasında, devasa boyutuyla yolu kapatmış olan bir Siyah Semender vardı Semenderin pulları gece kadar siyahtı ve ağzından dökülen asitli salya yerdeki taşları eritiyordu. Şövalyeler kılıçlarını çekmiş, bu devasa yaratığa nasıl yaklaşacaklarını düşünüyorlardı.
Kael, hiç tereddüt etmeden sağ elini öne uzattı. Avucunun içinde mana hızla dönmeye başladı; ama bu seferki ateş mermisi her zamankinden daha yoğundu.kor gibi parlayan büyü, şok etkisi ile fırlayarak tam semenderin göğsüne isabet etti.
Kaelin mana yüklü alevden mermisi Büyük bir patlama sesiyle birlikte semenderin göğsünde kocaman, dumanı tüten bir delik açmıştı. Yaratık olduğu yere devrilirken. Muhafızlar ise şaşkınlık içinde bir Kael’e, bir de yerdeki devasa semendere bakıyorlardı.
"Vay be..." dedi şövalye komutanı kılıcını indirirken.
"Demek krallığın turnuva için seçtiği dâhilerin gücü bu... Çocuk tek hamlede işini bitirdi resmen!."
O sırada diğer arabanın kapısı yavaşça açıldı ve Thalendir, esneyerek dışarı çıktı.
"Neler oluyor böyle? Tam da tatlı tatlı uyuyordum, bu gürültü de ne?"
Thalendir Yerdeki ölü semenderi görünce yüzünü buruşturdu.
"Bu iğrenç yaratık da ne böyle!”
Kael, Thalendir’e cevap bile vermeden arabaya geri bindi.
"Yol temiz, devam edebiliriz!"
Yolculuğun geri kalanı sessiz geçti ama ufukta Merkez Krallık göründüğünde, arabadaki herkesin manzara karşısında nefesi kesilmişti. Burası diğer krallıklara hiç benzemiyordu. Teknolojinin ve büyünün iç içe geçtiği bir medeniyet harikasıydı.
Şehre yaklaştıkça, gökyüzünde süzülen küçük mana gemileri ve binaların arasından yükselen, ışık saçan büyü kuleleri dikkat çekiyordu. Evler, Doğu Krallığı’nın taş yapılarına kıyasla çok daha zarif, beyaz mermer ve camın kusursuz uyumuyla inşa edilmişti. Sokaklarda, büyüyle çalışan otomatik süpürgeler ve kristallerle aydınlatılan geniş caddeler vardı.
Ancak her şeyin ötesinde, şehrin tam kalbinde iki devasa yapı yükseliyordu:
İlk olarak, Büyük Arena. Uzaktan bile görkemli bir dağ gibi seçilen bu yapının tepesinde, gökyüzünü kaplayan devasa bir büyü halkası ağır ağır dönüyordu. Bu halka, arenayı koruyan mühürlerin ana kaynağıydı ve çevreye yaydığı hafif titreşim, kilometrelerce öteden bile büyücüler tarafından hissedilebiliyordu.
Onun hemen arkasında ise Merkez Krallık Şatosu duruyordu. Şato, sanki yeryüzüne ait değil de gökten indirilmiş gibiydi. Sivri kuleleri bulutların arasına kalıyor ucu gözükmüyordu, Şato, sadece bir krallık merkezi değil de sanki gücün, bilginin ve otoritenin somut hali gibiydi
Rota, camdan dışarı sarkmış bir halde kekeledi:
"K-kael... Sanırım biz şimdiye kadar sadece bir kasabada yaşıyor muşuz."
Kael ise sessizce devasa büyü halkasını izledi. Bu görkemin altında yatan o muazzam güç, hem hayranlık uyandırıcı hem de ürperticiydi. Şimdi, o büyük arenanın ve o ışıklı şatonun gölgesinde, gerçek oyun başlamak üzereydi.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı