Kael, Maceracılar Loncası'nın ağır ahşap kapısını yavaşça aralayarak içeri girdi. Günün bu saatinde lonca her zamanki gibi kalabalıktı. Görev panolarının önünde yeni ilanları inceleyen maceracılar, masalarda görev raporlarını teslim eden ekipler ve köşelerde hararetli sohbetlere dalmış insanlar... Günlerdir bambaşka bir dünyada bulunan Kael'e bütün bu manzara garip bir huzur vermişti. İçeri adımını atar atmaz onu ilk gören kişi resepsiyonun arkasında evraklarla ilgilenen Violet oldu.
"Rosvil!"
"Sen... iyi misin?"
"Koluna ne oldu?"
"Merak etmeyin Bayan Violet, ben iyiyim."
"Usta İvor'la görüşmem gerekiyor. Yeraltı Mezatı görevi hakkında kendisine rapor vermeliyim. Acaba odasında mı?"
Violet birkaç saniye Kael'i baştan aşağı süzdü. Kolunun altında ne sakladığını merak ettiği belliydi ama daha fazla soru sormadı.
"Evet, odasında. Seni görünce eminim sevinecektir."
Kael teşekkür ederek merdivenlere yönelirken Violet uzun süre arkasından bakmaya devam etti. Çocuğun yürüyüşünde bile fark edilen derin bir yorgunluk vardı. Yeraltı Mezatı görevine gönderdiği genç maceracı geri dönmüştü ama yüzündeki ifade, o görevin düşündüklerinden çok daha büyük olaylara dönüştüğünü anlatıyordu.
Koridorun sonundaki kapıya gelen Kael hafifçe kapıyı çaldı. İçeriden gelen "Gir." sesi üzerine kapıyı açıp içeri adımını attığında masasındaki belgeleri inceleyen İvor başını kaldırdı.
Kael'i karşısında görünce yüzünde şaşkın bir ifade ile birlikte samimi bir tebessüm de oluşmuştu.
"Kael! Hoş ge..." diye söze başladı ancak cümlesi yarıda kaldı.
Gözleri Kael'in sargılarla kaplı sol koluna takılmıştı. Bir anda yerinden kalkarak hızla yanına geldi.
"Evlat... koluna ne oldu?" diye sordu endişeyle.
"Usta İvor... Yeraltı Mezatı görevi hakkında anlatmam gereken şeyler var."
"Önce otur."
"Anlatacakların belli ki önemli."
Kael koltuğa oturduktan sonra birkaç saniye sessiz kaldı. Nereden başlayacağını düşünüyordu. Sonunda derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
"Biliyorsunuz... Yeraltı Mezatı görevinden bu yana neredeyse bir hafta geçti."
"Biliyorum. Senden haber alamayınca Zephyros'la iletişime geçtim. Bana yaşananların büyük kısmını anlattı."
"Bak evlat, böyle bir yolculuğa çıkmadan önce loncaya mutlaka haber vermeliydin. Günlerce senden haber alamadık.
"Usta İvor ben..."
"Boş ver."
"Önemli olan sağ salim geri dönmüş olman."
"Küçük ejderimsiyi sorunsuz bir şekilde ait olduğu yere teslim ettiğini varsayıyorum."
"Evet... Raeya'yı güvenli bir şekilde teslim ettim."
"Bakıyorum da... Ona bir isim bile vermişsin."
"Yüzündeki ifadeden belli oluyor."
"Onu hala özlüyor gibisin."
Kael gözlerini yere indirdi.
"Nasıl anlatacağımı bilmiyorum Usta İvor... Sanki ailemden bir parçayı geride bırakmış gibiyim. O bana gerçekten babasıymışım gibi davranıyordu. Ben de yıllarca babasız büyüdüm. Belki de bu yüzden..."
İvor hafifçe geriye yaslandı.
"Kael..."
"İnsan bazen yıllarca aynı çatı altında yaşadığı kişilerle bile gerçek bir bağ kuramaz. Bazen de birkaç gün içinde hiç beklemediği biri ailesi oluverir. Kan bağı elbette değerlidir ama aileyi oluşturan tek şey o değildir. Birini korumak için hayatını ortaya koyabiliyorsan, onun gözyaşı seni üzüyorsa ve mutluluğu seni sevindiriyorsa, aranızdaki bağ çoktan kurulmuştur."
"Raeya seni babası olarak gördüyse bunun bir sebebi vardır. Sen de onu kendi evladın gibi korudun. Eğer bugün seni özlüyorsa emin ol bir gün yeniden karşılaştığınızda ilk koşacağı kişi yine sen olacaksın."
İvor'un sözleri Kael'in içindeki ağırlığı tamamen silmemişti ama kalbindeki suçluluk hissini bir nebze olsun hafifletmişti.
Masasının çekmecesini açan İvor, içi altın dolu beş ağır keseyi çıkararak Kael'in önüne bıraktı.
Kael şaşkınlıkla Para keselerine baktı.
"Usta İvor... Bunlar?"
"Yeraltı Mezatı görevinin ödülü."
"Asıl amacımız yalnızca bilgi toplamaktı. Fakat sen bunun çok daha ötesine geçtin. Verdiğin bilgiler sayesinde yeraltı mezatı tamamen çökertildi. Baskın sırasında mezat başkanıyla birlikte birçok soylu da yakalandı. Böyle bir başarı karşılıksız kalamaz."
"Bu arada... Mezat başkına tam olarak ne yaptığını bilmiyorum ama adam her defasında senin adını sayıklayıp duruyordu. ağzından çıkan tek bir kelime vardı"
"Dolandırıcı Velet!"
Kael'in dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.
"Sanırım... beni unutması biraz zaman alacak."
Ödülünü aldıktan sonra İvor'a teşekkür ederek odadan ayrılan Kael, loncadan çıkıp Doğu Krallığı'nın kalabalık sokaklarına adım attı. Uzun zamandır ilk kez etrafındaki her şey bu kadar sıradan görünüyordu. İnsanların telaşı, dükkânlardan yükselen sesler ve sokakların canlılığı ona kısa süreli de olsa huzur vermişti. Ancak Kael'in henüz bilmediği bir şey vardı; bu huzur uzun sürmeyecekti.
Yer Altı Örgütü Merkez Krallığı Ana Karargahı:
Merkez Krallık'ın en derin katmanlarında, varlığı yalnızca birkaç kişinin bildiği devasa taş salon mutlak sessizliğe gömülmüştü. Tavandan sarkan siyah kristaller, salonun ortasındaki yuvarlak masayı aydınlatıyordu. Masanın etrafına dizilmiş on iki yüksek koltuğun tamamı koyu renk pelerinler giymiş maskeli figürlerle doluydu. Hiçbirinin yüzü görünmüyor, yalnızca farklı şekillerde işlenmiş maskeleri seçilebiliyordu. Kimi altın işlemeli, kimi tamamen siyah, kimisinin maskesinde ise eski iblis yazılarını andıran semboller bulunuyordu.
Uzun süren sessizliği maskesinin sağ tarafında çatlak bulunan yaşlı adam bozdu.
"Grace'ten hâlâ haber yok!"
Masanın karşı tarafındaki iri yapılı adam kollarını göğsünde birleştirdi.
"Habere ihtiyacımız olduğunu sanmıyorum. Lurker öldü, Marko öldü, laboratuvar ve yer altı sığınağı yok edildi. Eğer Grace yaşıyor olsaydı şimdiye kadar çoktan bizimle iletişime geçmiş olurdu."
Başka bir yönetici alaycı bir kahkaha attı.
"O aptala en başından güvenmememiz gerektiğini söylemiştim. Birkaç başarının ardından kendini örgütün sahibi sanmaya başlamıştı."
Tam karşısındaki kadın sesi buz gibiydi.
"Başarısız olan Grace değil. Karşımıza bir anda çıkan şu çocuk."
Salondaki herkes sustu.
İnce uzun maskeli adam konuştu.
"Kael Krowel..."
Bu isim söylenir söylenmez odadaki hava bir anda değişmişti.
"Önce Echidmer."
"Sonra Anul."
"Ardından Rete'nin kimeraları."
"Son olarak da Grace..."
Maskeli adam masaya doğru eğildi.
"Bütün bunları gerçekten on altı yaşındaki tek bir çocuk mu yaptı?"
"...bir İblis Dükü, ve bir kara ejderha..."
"...aynı çocuk için aynı yerde toplandı."
Beyaz maskeli adam gözlerini tek tek diğer yöneticilerin üzerinde gezdirdi.
"Size bir soru soracağım."
"Bu kıtada..."
"...aynı anda hem insanlar..."
"...hem iblisler..."
"...hem de kadim ejderhalar tarafından korunmaya değer görülen başka tek bir isim biliyor musunuz?"
Kimse cevap veremedi.
Tam o sırada salonun en başında oturan, diğerlerinden tamamen farklı bir maske taşıyan adam koltuğunun kolçağına tek parmağıyla hafifçe vurdu. Bu küçücük hareket bile bütün sesleri susturmaya yetmişti. Adam yavaşça ayağa kalktı, masanın etrafındaki herkesi tek tek süzdü ve derin bir sessizlikten sonra konuşmaya başladı.
"Siz hâlâ bugünü tartışıyorsunuz."
"Krowel Hanesi dün de vardı. Vaelmon dün de bu krallığın en güçlü büyücülerinden biriydi. Kara ejderhalar da on bin yıldır bu dünyanın bir parçası. Bunların hiçbiri yeni değil."
"Yeni olan tek şey, bütün bu güçlerin aynı noktada kesişmeye başlamasıdır."
"Yıllardır insanlar iblislerden nefret etti, ejderhalar insanlardan uzak durdu, krallıklar ise birbirlerini tüketmekle meşguldü. Fakat son aylarda hazırlanan bütün raporlara baktığınızda aynı tabloyu görüyorsunuz. Bir İblis Dükü hayatını tehlikeye atarak insan topraklarına geliyor. Kadim bir kara ejderha bir insan çocuğunu koruyor. Doğu Krallığı'nın Baş Büyücüsü torunu için bütün planlarımızı yerle bir ediyor. Siz hâlâ bunun tek bir çocuktan ibaret olduğunu mu sanıyorsunuz?"
Salonda kimse cevap vermeye cesaret edemedi. Adam dosyayı yavaşça masanın ortasına bıraktı.
"Hayır... Kael Krowel bir sonuç değil. O, uzun zamandır yaklaşan çok daha büyük bir değişimin başlangıcı. Eğer bu değişimin yönünü biz belirleyemezsek, günün sonunda Ashen-Legion bu yeni düzende kendine yer bulamayacaktır."
"Ayrıca Merkez Krallığı'nın Baş Büyücüsü yıllardır bizimle çalışıyor. Grace yakalandıysa... Luminos'un adı da çoktan ortaya çıkmış olabilir."
"Şu andan itibaren..."
"...Ashen-Legion'ın birinci önceliği bu çocuk olacak."
Doğu krallığı Akademisi:
Kael, akademiden içeri adım attığında, ilk kez kendini gerçekten eve dönmüş gibi hissediyordu. Kampüs her zamanki hareketliliğini koruyordu; öğrenciler eğitim alanlarında büyü çalışıyor, koridorlarda ders notlarını tartışıyor, eğitmenler ise bir sonraki sınav haftasının hazırlıklarıyla uğraşıyordu.
Ancak Kael'in ilk durağı yurt binası değil, doğrudan akademi müdürünün odası olmuştu.
Kapıyı birkaç kez tıklattıktan sonra içeriden gelen sesle birlikte kael, müdürün odasına girdi.
Masasının başında evrakları inceleyen Müdür Felan başını kaldırdığı anda yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi. Fakat bu şaşkınlık Kael'i bir haftadır görememiş olmasından kaynaklanmıyordu. Müdür Felan’ın bakışları doğrudan Kael'in beyaz sargılarla sarılı sol koluna kilitlenmişti. Bandajların altından yayılan anormal mana, odanın içinde bile hissedilebilecek kadar yoğundu.
"Kael...?"
"Sen…?"
Kael kapıyı kapatıp sessizce masanın önüne geldi. Son birkaç günde yaşananları, Maceracılar Loncası'nın verdiği görevi, Yeraltı Mezatı'nı, Ejder Diyarı'na uzanan yolculuğu ve Fulminar'ın kaybettiği kolunu yeniden oluşturmasını mümkün olduğunca kısa ama eksiksiz biçimde anlattı. Felan tek kelime bile etmeden Kael’i dinledi.
Kael’in anlattıkları sona erdiğinde müdür Felan gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi, ardından tekrar koltuğuna yaslandı.
"Dürüst olmak gerekirse artık senin hakkında hiçbir şeye şaşırmamam gerektiğini düşünüyorum."
"Ama sen her seferinde beni daha da şaşırtmayı başarıyorsun Kael. Sana verilen en sıradan görev bile dönüp dolaşıp krallığın kaderini etkileyecek bir olaya dönüşüyor."
Kael mahcup bir ifadeyle ensesini kaşıdı.
"İnanın efendim, bunların hiçbiri planladığım şeyler değildi."
"Biliyorum."
"Beni asıl düşündüren de bu zaten..."
"Kolundan yayılan mana tamamen alışılmışın dışında ve çok dikkat çekiyor. Araştırma bölümünde çalışan öğretmenlere, şu bahsettiğin yıldırım özüne sahip yeni kolunu gizleyebilecek bir şeyler bulabilirmiyim diye bir soracağım. Kesin bir şey söyleyemem ama en azından Yeni kolunun ileride sana zarar verip vermeyeceğini öğrenmeye çalışırız."
"Teşekkür ederim Müdür Felan."
"Şimdilik yapman gereken tek şey dinlenmek ve başına daha fazla sorun açmamak Kael, çıkabilirsin..."
Kael başıyla selam vererek odadan ayrıldı ve Akademinin koridorlarında ilerlerlemeye devam etti . Birkaç dakika sonra yurt binasına ulaşmıştı, odasının kapısını sessizce açtı ve içeri girdi.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı