Yarışmanın süresi dolduğunda ormanın farklı noktalarındaki öğrenciler yavaş yavaş merkez binanın önünde toplanmaya başlamıştı. Kimisinin üstü başı toprak içinde kalmış, kimisinin üniforması parçalanmıştı, kimisi ise daha ilk dakikalarda madalyonunu kaptırdığı için moralini tamamen kaybetmişdi. Görevliler sırayla öğrencilerin getirdikleri madalyonları teslim alırken sonuçlar da yavaş yavaş netleşmeye başlamıştı.
Elinde gümüş madalyonuyla gelen isimlerden biri Rota'ydı.
Onu gören Lyra gülümseyerek yanına yaklaştı.
“Başarmışsın demek.”
Rota gururla madalyonu havaya kaldırdı.
“Kolay olmadı ama sonunda merkez binaya ulaştım. Açıkçası ben bile başarabileceğime pek inanmıyordum.”
Lyra iç çekerek omuz silkti.
“Benim şansım pek yaver gitmedi. Yarışmanın daha başında Öğretmen Celia karşıma çıktı. Çağırdığı ruh yaratıkları bizi baya bi uğraştırdı.”
Biraz ileride Revia sessizce ayakta duruyordu. Yanına gelen öğrencilerden biri merakla sordu.
“Kıdemli Revia... Siz de mi kaybettiniz?”
Revia cevap vermedi, sadece başını hafifçe salladı.
Öte yandan Thalendir'in yüzü her zamankinden daha asıktı. Marlon karşısında yaşadığı ezici yenilgi gururunu derinden yaralamıştı. Kimsenin yüzüne bakmadan sessizce bir kenarda beklemeyi tercih etti.
Tam o sırada kalabalığın arasından Olivia göründü.
Görevlinin önüne geldiğinde önce kendi madalyonunu masaya bıraktı. Ardından cebinden ikinci bir gümüş madalyon çıkarıp yanına koydu.
Görevli birkaç saniye madalyonlara baktıktan sonra Olivia'ya doğru döndü.
“Bir dakika... Bu ikinci madalyon...”
“Ah evet Öğretmen Vanil'in madalyonu oda…”
Bu sözlerin ardından merkez binanın önünde bir uğultu koptu.
“Ne dedi o?”
“Şaka yapıyor olmalısın!”
“Bir öğretmeni gerçekten yenmiş olamaz!”
“Öğretmen Vanil yedinci halka bir büyücü!”
Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında görevli sonuç defterine ikinci madalyonu da işledi.
“Olivia, şu an iki madalyonla yarışmanın birincisi olarak görünüyorsun. Şimdilik en yüksek puan sende.”
Kalabalığın biraz gerisinde duran Rota ise gözlerini sürekli ormanın girişine dikmişti.
“Kael hâlâ gelmedi...”
Lyra da aynı yöne bakıyordu.
“Merak etme.” dedi kendinden emin bir sesle.
“Kael düşündüğümüzden çok daha güçlü. Eminim birazdan madalyonuyla birlikte çıkıp gelecek.”
Tam o sırada iki öğrenci koşarak merkez binaya ulaştı.
Rudi ile Lina nefes nefese kalmıştı. İkisi de konuşacak hâlde değildi. Görevlinin yanına geldiklerinde Rudi titreyen eliyle cebindeki gümüş madalyonu çıkarıp uzattı.
“B-biz... Kıdemli Kael'in grubundayız... İşte madalyonumuz...”
Görevli madalyonu teslim alırken etrafına göz gezdirdi.
“Peki öğrenci Kael nerede?”
Bu sorunun ardından iki öğrencide sessizliğe gömüldü.
Kalabalığın içindeki uğultu bir anda kesildi.
Rota ile Lyra şaşkınlık içinde birbirlerine baktılar.
Birinci sınıf öğrencileri buradaydı...
Ama Kael ortada yoktu.
Bu sessizliği bozan ilk kişi Thalendir oldu.
“Hah... Demek sonunda gerçek yüzü ortaya çıktı. Büyük ihtimalle korkup kaçmıştır.”
Thalendirin bu tavrına karşılık Lyra'nın bakışları bir anda sertleşti.
“Kapa çeneni Thalendir!”
“Kael kaçmış olsaydı birinci sınıf öğrencileri gümüş madalyonu buraya nasıl getirecekti? Konuşmadan önce düşün biraz!”
Tam Thalendir cevap verecekken Lina öne çıktı. kızın sesi titriyordu ama gözlerindeki kararlılık herkesin dikkatini çekmişti.
“Sözlerinizi geri alın!”
Herkes şaşkınlıkla Lina'ya döndü.
"Ne dedin sen!?"
“Kıdemli Kael korkak biri değil. Biz kaçabilelim diye... Müdür Felan ile tek başına savaşıyor!.”
"Sözlerini Geri al!"
Lina'nın son cümlesi duyulduğu anda merkez binanın önüne bir sessizlik çöktü.
Az önce kendi aralarında konuşan öğrenciler istemsizce sustular.
Rudi telaşla Lina'ya döndü.
“Lina... Sen...”
“Hayır Rudi. Kıdemli Kael hakkında kimsenin böyle konuşmasına izin veremem.”
Rota ile Lyra duyduklarına inanmakta zorlanıyordu.
“Müdür... Felan mı?” diye fısıldadı Rota.
“Kael en başından beri madalyonu kendisinde taşımıyordu. Yarış başlar başlamaz madalyonu bize teslim etti. Sonra da Müdür Felan'ın bütün dikkatini üzerine çekebilmek için tek başına onun karşısına çıktı. Eğer madalyon onda olsaydı şimdiye kadar çoktan kaybetmiş olurduk.”
Lina'nın bu sözlerinden sonra Rota'nın aklındaki sorular cevap da cevap bulmuştu.
“Demek Kael'in planı buydu...”
“Biz en güçlü kişinin madalyonları taşımasının daha mantıklı olduğunu düşündük. O ise tam tersini yaptı. Kendini yem olarak kullanıp öğretmenin dikkatini üzerine çekti, madalyonu ise kimsenin önemsemeyeceği birinci sınıf öğrencilerine emanet etti.”
“Gerçekten de... Kael yine herkesten birkaç adım sonrasını düşünmüş.”
Revia da en az diğerleri kadar şaşkındı. Her zamanki sakin yüz ifadesini korumaya çalışsa da gözleri istemsizce Rudi ile Lina'nın üzerinde dolaşıyordu. Kael'in sorumluluğunu taşıyan iki birinci sınıf öğrencisi oradaydı fakat Kael ortalıkta yoktu. Genç kız tek kelime etmeden olan biteni izlemeye devam etti.
Görevli, Rudi'nin uzattığı gümüş madalyonu teslim alırken resmi bir ifadeyle konuştu.
“Madalyonunuzu başarıyla ulaştırmış olabilirsiniz ancak yarışma kuralları gereği takımın üç üyesinin de merkez binada bulunması gerekiyor. Öğrenci Kael burada olmadığı sürece—”
Görevlinin cümlesi yarıda kaldı.
Kalabalığın arka tarafında başlayan fısıldaşmalar saniyeler içinde bütün meydana yayıldı. Öğrenciler tek tek aynı yöne dönüyor, birbirlerine şaşkın bakışlar atıyordu.
“Bir dakika...”
“Şuraya bakın.”
“O... Kael değil mi?”
Kalabalık iki yana açılmaya başladı.
Ormanın girişinden ağır adımlarla yürüyen bir siluet görünüyordu. Üzerindeki üniforma yer yer yanmış, toz ve toprak içinde kalmıştı.
Lyra'nın yüzü bir anda aydınlandı.
“Rota, bak!”
“Kael...”
"Müdür Felan'ın elinden... gerçekten kurtuldu mu?"
Tam o sırada Thalendir kalabalığın önüne çıktı. Kollarını göğsünde birleştirerek alaycı bir tebessümle Kael'e baktı.
“En son gelerek kendini kahraman gibi göstermeye çalışıyorsun demek. Söylesene Kael... Müdür Felan'ın elinden nasıl kurtuldun? Yoksa bir ağacın altına saklanıp onun gitmesini mi bekledin?”
Lina'nın yüzü öfkeden kızarmaya başlamıştı.
Tam öne çıkacakken omzunda bir el hissetti.
Kael başını hafifçe salladı.
Konuşmasına gerek olmadığını anlatan tek bir bakış yeterli olmuştu.
“Evet...” dedi sakin bir sesle.
“Bayan Felan gerçekten çok güçlü bir rakipti. Fakat beni bir konuda yanlış tanımışsın Thalendir.”
“Ben... Arkamda bana güvenen insanları bırakıp kaçacak biri değilim...”
Kael, sözlerini tamamladıktan sonra cebine uzandı ve çıkardığı madalyonu görevliye doğru fırlattı.
Meydan tekrar öğrencilerin uğultusuyla doldu.
“Altın madalyon!”
“Yok artık...”
“Bu... Müdür Felan'ın madalyonu!”
“İmkânsız!”
Rota'nın ağzından tek kelime çıkmıyordu. Lyra ise gözlerini madalyondan ayıramıyordu.
Revia'nın sakin yüz ifadesi bile bozulmuştu.
Rudi ile Lina için yaşananlar daha da şaşırtıcıydı. Kael'in sağ salim dönebilmesi bile onlar için büyük bir mucizeyken, şimdi elinde Müdür Felan'ın altın madalyonunu gördüklerinde ne diyeceklerini tamamen unutmuşlardı.
Görevli güçlükle yutkundu.
“Y-yarışmanın... kazananı... Altın madalyonu getiren... Öğrenci Kael Krowel!”
Bu sözlerle birlikte öğrenciler arasındaki uğultu iyice büyüdü.
“Gerçekten kazanmış!”
“Bir öğrenci... Müdür Felan'ın madalyonunu aldı!”
“Hayatımda böyle bir şey duymadım!”
“Kael gerçekten müdürü mü yendi?”
Tam bu sırada Thalendir öfkeyle öne çıktı.
“Bu imkânsız!”
Meydandaki bütün sesler bir anda kesildi.
“Oradaki madalyon sahte olmalı! Sen Müdür Felan'ı yenmiş olamazsın!”
Görevli, elindeki altın madalyonu yeniden dikkatlice inceledi. Üzerindeki akademi mührünü, ve müdüre ait özel damgayı tek tek kontrol ettikten sonra başını kaldırdı.
“Madalyon gerçek, Öğrenci Thalendir.”
“Hayır!” diye bağırdı elf.
“Bu mümkün değil!”
Lyra öfkeyle bir adım öne çıkacakken meydanın girişinden otoriter bir kadın sesi yankılandı.
“Ne mümkün değil?”
Bütün öğrenciler aynı anda arkalarını döndüler.
Müdür Felan ağır adımlarla kalabalığa doğru yürüyordu.
Thalendir'in yüzündeki öfke bir anda korkuya dönüştü.
“B-bayan Felan...”
Felan durup doğrudan ona baktı.
“Evet Thalendir?”
“İmkânsız olan neymiş? Seni dinliyorum.”
Thalendir'in boğazı düğümlenmişti..
“B-ben…”
“Kael'in sizi yendiğini söylüyorlar! B-bu... Bu imkânsız olmalı. Siz bizim gibi bir öğrenciye nasıl...”
“Bu kadar gevezelik yeter!”
Felan'ın tek kelimesi bütün meydanı susturmaya yetmişti.
Thalendir korkuyla başını öne eğdi.
Bir süre kimse konuşmadı. Herkes müdürün söyleyeceği sözleri bekliyordu.
“Bugün burada gördüğünüz şey yalnızca bir yarış değildi.”
“Her biriniz farklı kararlar verdiniz. Bazılarınız gücünüze güvendi, bazılarınız savunmayı seçti, bazılarınız ise rakibini yenmeyi hedefledi. Fakat çoğunuz yarışın en önemli kuralını gözden kaçırdınız.”
Müdür Felan elini kaldırıp görevlinin tuttuğu altın madalyonu işaret etti.
“Bu yarışın amacı bir öğretmeni yenmek değildi. Asıl amaç, size emanet edilen madalyonu ve öğrencileri güvenli şekilde merkez binaya ulaştırmaktı.”
Öğrenciler sessizce müdür Felan’ı dinlemeye devam ediyordu.
“Kael, savaş boyunca beni yenmeye çalışmadı. Tam tersine, beni sürekli oyaladı. Ben bütün dikkatimi ona verirken o, madalyonu çoktan takım arkadaşlarına emanet etmişti. Kendini yem olarak kullanmayı göze aldı, takımını korudu ve görevin başarıyla tamamlanmasını sağladı.”
“Bir büyücüyü güçlü yapan yalnızca sahip olduğu mana değildir. Soğukkanlılığı, doğru zamanda doğru kararı verebilmesi ve gerektiğinde kendi çıkarını değil takım arkadaşlarını seçebilmesidir. Kael ise bugün bunların hepsini bana gösterdi.”
“Bu yüzden yarışmanın galibi Kael Krowel'dir. Kararıma itirazı olan varsa... önce bana karşı aynı başarıyı göstermeyi denesin!”
Bu sözlerden sonra meydanda tek bir ses bile duyulmadı. Herkesin bakışları aynı anda Kael'e çevrilmişti. O andan itibaren, akademideki hiçbir öğrenci onu artık yalnızca kraliyet nişanı taşıyan ikinci sınıf öğrencisi olarak görmeyecekti.
Artık Kael Krowel, akademinin en güçlü öğrencisi unvanını da hak ettiğini herkesin önünde kanıtlamıştı.
Müdür Felan konuşmasını bitirir bitirmez meydanda kısa süreli bir sessizlik oluştu. Ancak bu sessizlik yalnızca birkaç dakika sürdü. Bir sonraki anda Meydandaki Bütün öğrenciler aynı anda Kael'e doğru harekete geçtiler.
Rota ile Lyra Kael'in yanına gitmeye çalışsalar da kalabalık onlardan daha hızlı davranmıştı. Kael birkaç saniye içinde sınıf arkadaşlarının ve diğer öğrencilerin arasında kaybolmuştu.
"Kael! Gerçekten müdürü mü yendin?"
"Az önce olanların hepsi doğru muydu?"
"Şu altın madalyonu bizede göstersene!"
Öğrencilerin soruları peş peşe geliyordu. Kimisi hayranlıkla omzuna vuruyor, kimisi olanları ayrıntısıyla öğrenmeye çalışıyor, kimisi ise hâlâ gördüklerine inanamıyordu. Kael ise utangaç bir ifadeyle yalnızca gülümsüyor, aynı anda sorulan onlarca soruya cevap vermeye çalışıyordu.
Kalabalığın biraz gerisinde duran Revia ise sessizce bu manzarayı izliyordu. Bir süre sonra başını hafifçe eğdi.
"Ben... Hâlâ onun çok gerisindeyim."
Revia Kael ile İlk tanıştıkları günü hatırladı. O zamanlar Kael'i yalnızca yetenekli biri olarak görmüştü. Fakat aradan geçen her zamanda aynı şeyi fark ediyordu. Kael yalnızca güçlenmiyor, her seferinde herkesten birkaç adım önde gidiyordu.
"Ona ne zaman yetiştiğimi sansam... Çoktan bir adım önümde oluyor."
Tam o sırada Olivia kalabalığı yararak Kael'in yanına geldi. Her zamanki enerjik tavrıyla elini kaldırıp Kael'in sırtına sağlam bir tokat indirdi.
"Harika iş çıkardın Kael!"
"Bu sefer kabul ediyorum, bana karşı kazandın. Ama sakın bunu alışkanlık hâline getirme. Bir dahaki karşılaşmamızda seni kesinlikle ben yeneceğim."
Yarışmanın sona ermesinin üzerinden yalnızca birkaç saat geçmişti.
Akademinin dört bir yanında konuşulan tek konu Kael olmuştu. Koridorlarda yürüyen öğrenciler fısıltıyla aynı olayı anlatıyor, öğretmenler bile kendi aralarında yarışın sonunu tartışıyordu.
"Müdür Felan'ın altın madalyonunu alan ikinci sınıf öğrencisi" haberi kısa sürede bütün akademiye yayılmıştı.
Akşam olduğunda yurt odasına dönen Kael, sonunda biraz olsun dinlenebilmişti. Tam yatağına uzanacakken Rota yatağından doğrulup merak dolu gözlerle ona baktı.
"Artık anlatabilirsin."
"Neyi?"
"Beni meraktan çatlatmayı bırak da söyle şunu artık!"
"Müdür Felan'ı nasıl yendin?"
"Savaşarak?"
Rota birkaç saniye sessizce Kael'in yüzüne baktı.
"Bak..."
"Senin güçlü olduğunu biliyorum ama karşındaki kişi Müdür Felan'dı. Bana gerçekten 'savaşarak' deyip konuyu geçiştirebileceğini mi sanıyorsun?"
"O zaman… Şansım yaver gitti diyelim."
Rota derin bir iç çekti.
"Anlaşıldı... Senden laf almak taş duvardan su çıkarmaktan daha zor."
Kael bu kez konuyu değiştirdi.
"Peki ya sen? Hiçbir öğretmene yakalanmadan merkez binaya nasıl ulaşabildin?"
Rota'nın yüzündeki hayal kırıklığı bir anda yerini gurura bıraktı. Ayağa kalkıp ellerini beline koydu.
"Erkek adam verdiği sözü tutar."
"Evet ama... Yarışı yine de kazanamadın."
Rota'nın bütün gururu bir anda sönmüştü.
"...Bunu söylemesen olmaz mıydı?"
"Şaka yapıyorum Rota. Anlat bakalım."
"Biliyorsun, geleceği birkaç saniyeliğine görebiliyorum. Öğretmenlerin hangi yönden geleceğini önceden bilip, her zaman tam tersi tarafa yöneldim."
Kael merakla sordu.
"Peki mana algılama alanlarına hiç yakalanmadın mı?"
"Aslında yakalandım."
“Ama aramızdaki mesafeyi kapatmalarına hiç izin vermedim."
"Yani bütün yarış boyunca kaçtın?"
"Eh.. Öyle söyleyince gerçekten çok ezik duruyor."
"Bence İyi iş çıkardın. Her savaş güçle kazanılmaz. Bazen doğru karar vermek, en güçlü büyüyü kullanmaktan çok daha değerlidir."
Rota'nın yüzünde yeniden gururlu bir ifade belirdi.
"İşte şimdi benim dilimden konuşmaya başladın."
Ertesi sabah doğu sarayında bambaşka bir telaş vardı. Zephyros, Kael'in yolculuğunda yaşananları ve sonrasında meydana gelen olayları ayrıntısıyla Vaelmon'a anlatıyordu.
Yaşlı Baş Büyücü duyduklarının ardından yerinden öfkeyle ayağa kalktı.
"Ne dedin sen!!?"
"Bana bunları neden şimdi söylüyorsun Zephyros!!?"
"Çünkü sen o sırada doğu sarayındaki görevle meşguldün. Ayrıca Kael'in kolu şu anda tamamen sağlam. Hatta eskisinden bile güçlü olduğunu söyleyebiliriz."
"Zephyros!!"
"Tamam, tamam..."
"En azından Olivia'yla birlikte sağ salim döndüler."
Vaelmon derin bir nefes verip yeniden koltuğuna oturdu.
"Ah... Şu çocuk başına iş açmadan duramıyor."
"Bir de bana Fırtına Ejderi Fulminar'ın hâlâ hayatta olduğunu söylüyorsun."
"Ben de ilk duyduğumda aynı tepkiyi verdim."
"Ama Kael'in anlattıklarına bakılırsa Fulminar'ın bedeninden geriye yalnızca mana çekirdeği kalmış. Fırtına Tapınağı'ndaki ejderimsiler de bir şekilde onun ruhunu o çekirdeğin içinde korumayı başarmışlar."
Vaelmon düşünceli bir ifadeyle sakalını sıvazladı.
"Büyük bir ejderin ruhunu mana çekirdeğinde muhafaza etmek... Kulağa inanılması güç geliyor. Ama Kael'in böyle bir konuda yalan söyleyeceğini de düşünmüyorum."
"Kolundaki değişime daha sonra bakarız. Ama Nerya'nın bu yaşananlardan kesinlikle haberi olmamalı."
"Biliyorum."
"Bu arada Müdür Felan, Kael'in kolundan yayılan anormal manayı bastırabilecek bir artefakt bulduğunu söyledi."
"Artefakt mı?"
"Evet."
"İyi..."
"Kael ilk izin gününde doğrudan yanıma gelsin. O kolu kendi gözlerimle görmek istiyorum."
"Tabi kendisine söylerim."
"Bu arada... Krallığın bizi acil olarak çağırmasının sebebini öğrendim.
Vaelmon merakla kaşlarını çattı.
"Anlat bakalım."
"Merkez Krallığı'ndan gelen haberlere göre... Birileri uzun zamandır mühürlü olan kadim kalıntılardan birini harekete geçirmiş."

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı