insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Alfons, Revia'nın peşinden koşarken aniden durdu. Arkasını dönüp gökyüzüne yükselen ateş sütununa baktı.

“Bu mana… Yoksa Kael mi?”

Vanil, Olivia'nın bulunduğu bölgeden ayrılmak üzereyken yerin sarsıldığını hissedince şaşkınlıkla başını kaldırdı.

“Demek Felan sonunda ciddi bir rakiple karşılaştı.”

Marlon ise Thalendir'in önünde sessizce gökyüzünü izliyordu. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

“Ses Bayan Felan’ın bulunduğu bölgeden geldi onunla karşılaşan öğrenciye acıyorum...”

Celia, çağırdığı ruh yaratıklarını bir anlığına durdurup uzaklardaki alev sütununa baktı.

“Sanırım bu yılki ikinci sınıflar tahmin ettiğimizden çok daha sıra dışılar.”

Ormanın dört bir yanında yankılanan patlama sesi yalnızca öğretmenleri değil, yarışmaya katılan bütün öğrencileri de oldukları yerde durdurmuştu.

Herkes aynı yöne bakıyordu.

Ve hiçbiri...

O patlamanın merkezinde kimin bulunduğunu henüz bilmiyordu.

Gökyüzünü yaran devasa alev sütunu yavaş yavaş sönmeye başladığında ormanın üzerine çöken kızıl ışık da giderek kayboldu. Patlamanın merkezinde bulunan toprak tamamen çökmüş, onlarca metre genişliğinde devasa bir krater oluşmuştu. Etrafındaki ağaçların büyük kısmı ya köklerinden sökülmüş ya da kavrularak siyaha dönmüştü.

Kael nefes nefese kraterin kenarında duruyordu

“Başardım mı...?”

Duman yavaşça dağıldığında içinde kimse görünmüyordu.

Tam o sırada bir ses Kaeel'in arkasından yankılandı.

“Askeri seviye bir büyü demek... “

“Yanlış hatırlamıyorsam öğrencilerin bu tarz büyüler kullanmasını yasaklamıştım.”

Kael'in bütün bedeni irkildi.

Başını hızla arkasına çevirdiğinde gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

Bayan Felan...

Hiçbir şey olmamış gibi birkaç metre arkasında duruyordu.

Alev sütunundan geriye yalnızca cüppesinin bazı yerlerinde oluşan yanık izleri kalmıştı. Son anda kullandığı ışınlanma büyüsü sayesinde saldırının merkezinden çıkmayı başarmıştı.

Kael istemsizce dişlerini sıktı.

"İmkânsız... Görüş alanını tamamen kapatmıştım."

Felan, Kael'in yüzündeki ifadeyi görünce hafifçe gülümsedi.

“İyi bir plandı.”

“Önce görüşümü kapattın, ardından dikkatimi başka yöne çekerek büyünü gökyüzünde hazırladın. Çoğu büyücü buna karşılık veremezdi.”

Sözlerini bitirdiği anda Bayan Felan’ın bedeni mor renkli bir ışıkla kaplandı ve bir anda Ortadan kayboldu.

Kael tek bir an bile tereddüt etmedi.

Felan'ın nereye gideceğini tahmin etmek zor değildi.

Rudi ve Lina!

Kael, bütün manasını bacaklarında topladı. Ardından öyle bir hızla ileri fırladı ki Bastığı zemin parçalanarak etrafa dağıldı.

Bu sırada Rudi ile Lina hâlâ durmaksızın koşmaya devam ediyorlardı.

Lina nefes nefese kalmıştı.

“Rudi... Kıdemli Kael iyi olacak mı?”

Rudi arkasına bakmadan cevap verdi.

“Bilmiyorum... Ama Müdür Felan'la başa çıkabilecek tek kişi bile—”

Rudi’nin Cümlesi yarıda kesildiğinde, Lina şaşkınlıkla ona baktı.

“Ne oldu?”

Rudi titreyen eliyle arkasını işaret etti.

“L-lina... Arkanda...”

Genç kız yavaşça arkasını döndü.

Müdür Felan...

Hiç ses çıkarmadan birkaç metre önlerinde havada süzülüyordu.

“Bir yere mi gidiyordunuz?”

İki öğrenci de oldukları yerde donup kalmıştı.

Ellerini asalarına götürmeye bile cesaret edemiyorlardı.

Aralarındaki güç farkı o kadar büyüktü ki savaşmayı düşünmek bile onlar için anlamsız geliyordu.

Tam umutlarını kaybettikleri anda...

Kulakları sağır eden bir patlama sesi duyuldu.

Bir gölge inanılmaz bir hızla Felan'ın yanından geçti.

“Kıdemli Kael!”

Lina'nın sevinç dolu sesi ormanda yankılanırken Kael'in yumruğu çoktan Felan'ın bulunduğu noktaya ulaşmıştı.

Kael durmadı.

Ayağını yere basar basmaz yönünü değiştirdi ve yeniden saldırıya geçti.

Felan bir kez daha ışınlandı.

Kael bu kez onun belireceği noktayı önceden tahmin etmişti.

İkili arasındaki mesafe sürekli değişiyor, biri kaybolduğu anda diğeri çoktan yeni noktaya ulaşmış oluyordu. Gökyüzünde peş peşe beliren mor ışınlanma çemberleri ile Kael'in geride bıraktığı siyah mana izleri birbirine karışmış, ormanın üzerinde insan gözünün seçemeyeceği kadar hızlı bir kovalamaca başlamıştı.

Rudi ile Lina'nın boyunları başlarını sağa sola çevirmekten nerdeyse kopacaktı.

“Rudi Görebiliyor musun?”

“Hayır... O kadar hızlı hareket ediyorlar ki Hiçbir şey göremiyorum ...”

Onların görebildiği tek şey, havada bir anlığına beliren mor ışık parlamaları ile her çarpışmada çevreye yayılan şok dalgalarıydı.

Felan tekrar ışınlandığında Kael yine peşini bırakmadı.

Bu kez aralarındaki mesafe yalnızca birkaç adımdı.

“Bu hız...”

“Ben ışınlandığım anda yeni konumumu tahmin ediyor... Demek savaş sırasında bile hareket düzenimi analiz etmeye başladı.”

“Aferim Kael çok iyi…”

Gökyüzünde süren kovalamaca artık yalnızca bir hız mücadelesi değildi.

İki olağanüstü güç...

Rudi, akademide neden herkesin Kael'den bahsettiğini şimdi çok daha iyi anlıyordu. Karşısındaki adam, henüz ikinci sınıf öğrencisi olmasına rağmen akademi müdürüyle başa baş mücadele ediyor, üstelik bunu yalnızca ham gücüyle değil, savaş zekâsıyla da başarıyordu. Birkaç gün öncesine kadar Kael'i abartılmış bir isim olarak gören Rudi, şimdi kendi düşüncelerinden utanıyordu.

"Ben... Ona gerçekten önyargıyla yaklaşmışım."

Lina ise heyecanını gizleyemiyordu. Gözlerini bir an bile gökyüzündeki savaştan ayırmıyordu

“Ben sana söylemiştim.” dedi gururla.

“Kıdemli Kael akademinin en güçlü öğrencisi diye boşuna konuşulmuyor.”

Gökyüzünde süren amansız kovalamaca sonunda kısa bir anlığına durmuştu. Kael birkaç metre geriye sıçrayarak dizlerini hafifçe büktü.nefes nefese kalmıştı. Dakikalardır aralıksız kullandığı mana ise artık tükenme noktasına gelmişti.

“Bayan Felan’a tek bir kez bile dokunamadım…”

“Benim manam tükenmek üzere öte yandan Bayan Felan bunca ışınlanma büyüsüne rağmen en ufak bir yorgunluk belirtisi bile göstermiyor.”

Felan havada sakin bir şekilde süzülmeye devam ediyordu.

“Ne oldu Kael?”

“Yoksa artık tükendin mi? Krowel Hanesi'nin gücü... gerçekten bundan mı ibaret?”

Kael cevap vermedi.

Gözlerini yavaşça kapattı ve derin bir nefes aldı.

“Rudi...” dedi gözünü Felan'dan ayırmadan.

“Sana söylediğim şeyi hatırlıyor musun?”

Rudi şaşkınlıkla başını kaldırdı.

Kael'in bedeni sınırına dayanmış görünüyordu ama sesinde en ufak bir umutsuzluk yoktu.

“Hatırlıyorum kıdemli Kael.”

Felan ikiliyi sessizce izliyordu.

"Demek hâlâ bir planın var..."

Müdür Felan Sağ elini yavaşça kaldırdığı anda gökyüzünde mor renkli büyü çemberleri peş peşe açılmaya başladı.

“Bir çember... “

“ardından bir tane daha…”

“Birkaç saniye içinde Kael'in etrafını onlarca ışınlanma çemberi sarmıştı. Her biri farklı açılarda duruyor, hangisinin önce aktifleşeceğini anlamayı imkânsız hâle getiriyordu.

Mana taşları...

Felan yalnızca kendisini değil, önceden hazırladığı mana taşlarını da ışınlanma büyüsüyle istediği noktaya taşıyabiliyordu. Böylece saldırı büyülerini önceden depoluyor, savaş sırasında neredeyse hiç zaman kaybetmeden peş peşe ateşleyebiliyordu.

Bir sonraki anda bütün çemberler aynı anda parladı.

İçlerinden kızıl alev topları, sıkıştırılmış rüzgâr mızrakları ve yoğun mana okları art arda fırlamaya başladı. Saldırılar öylesine düzensiz açılardan geliyordu ki sıradan bir büyücünün hangisine önce karşılık vereceğini anlaması bile mümkün değildi.

Kael kılıcını sıkıca kavradı.

İlk alev topu tam ona ulaşacakken kılıcını yıldırım gibi savurdu ve Alev topunu ikiye ayrıldı.

Ardından gelen rüzgâr mızrağını tek hamlede dağıttı.

Sol tarafındaki üç mana oku daha yaklaşamadan kılıcının çevresinde oluşan siyah alevlere çarpıp parçalandı.

Ancak saldırılar durmuyordu.

Her yok ettiği büyünün yerine ışınlanma çemberlerinden yenileri çıkıyordu.

Kael artık yalnızca savunmuyordu.

Kılıcı neredeyse görünmez bir hızla hareket ediyor, çevresinde siyah ve kızıl ışıklardan oluşan bir çember meydana getiriyordu.

Rudi ile Lina nefeslerini tutmuş, gözlerini bile kırpmadan bu inanılmaz mücadeleyi izliyordu.

“Bu...”

Rudi'nin sesi hayranlıkla titredi.

“Kıdemli Kael... Büyüleri sadece engellemiyor... Sanki hepsinin geliş açısını önceden tahmin ediyor.”

Felan da bunu fark etmişti.

Kael'in manası tükenmek üzereydi.

Buna rağmen...

Her darbeyi en küçük hareketle karşılıyor, gereksiz tek bir mana kırıntısı bile harcamıyordu.

Tam o sırada Kael, kılıcıyla son alev topunu da ikiye ayırırken arkasına bile bakmadan yüksek sesle bağırdı.

“Rudi! Lina! Dediğimi yapın... Şimdi!”

Kael'in bağırmasıyla İki birinci sınıf öğrencisi aynı anda kendilerine geldi.

Kael'in yol boyunca anlattığı planı hatırlayan Rudi hiç vakit kaybetmeden avucunda yoğun bir alev topu oluşturdu ve bütün gücüyle yere fırlattı. Alev topu zemine çarptığı anda etrafa kızıl kıvılcımlar yayılırken Lina asasını kaldırdı. Rüzgâr manası alevlerin etrafını sarmalayıp dönmeye başladığında Birkaç saniye içinde küçük patlama, gökyüzüne yükselen devasa bir alev kasırgasına dönüşmüş, etrafı yoğun duman ve küllerle kaplamıştı.

Görüş mesafesi yeniden birkaç metreye kadar düşmüştü.

Felan saldırılarını durdurup etrafındaki yoğun dumana baktı. Yüzünde hafif bir hayal kırıklığı vardı.

“Görüşümü kapatmanın bana karşı işe yaramadığını şimdiye kadar öğrenmişsinizdir diye düşünüyordum.”

“Anlaşılan hâlâ akıllanmamışsınız”

Duman yavaş yavaş dağılmaya başladığında Felan'ın bakışları önce Kael'i aradı, ardından çevreyi taradı. Rudi ile Lina ortada yoktu. mana algılama alanını açtığında iki öğrencinin son sürat merkez binaya doğru koştuklarını hissetti.

“Görüyorum ki… Yarışmayı kazanmak artık umurunuzda değil.. ”

Felan tam ışınlanmak üzereydi ki önünde siyah bir gölge belirdi.

“Kael…?”

Bu kez dört iblis kanadı tamamen açılmıştı.

“Demek melez güçlerini kullanabilmek için öğrencilerinin uzaklaşmasını bekledin.”.

“Peki gerçekten... bu hâlinle beni durdurabileceğini düşünüyor musun?”

“Sizin ne kadar güçlü olduğunuzun farkındayım Bayan Felan. Hatta tüm gücünüzü kullanmadığınızda biliyorum.”

“Eğer gerçekten isteseydiniz bu savaş başladığı ilk dakikada sona ererdi.”

“İlginç...”

“Peki sana gücümün tamamını kullanmadığımı düşündüren ne?”

“Bunu anlamak zor değil.”

Bu sözlerin ardından Felan bir anda ortadan kayboldu.

Kael gözünü bile kırpamadan Müdür Felan tam karşısında belirmişti.

Aralarındaki mesafe yalnızca birkaç santimetreydi.

“O hâlde...” dedi Felan, Kael'in gözlerinin içine bakarak.

“Madalyonu bana teslim edebilirsin. Zephyros benim eski dostlarımdandır. Açık konuşmam gerekirse seni daha fazla hırpalamak da istemiyorum.”

“Bayan Felan...”.

“Elinizi korkak alıştırmayın lütfen…”

“Pekâlâ…! O zaman bana melez tarafının gerçekten ne kadar güçlü olduğunu göster.”

Kael İki elini aynı anda gökyüzüne kaldırdı.

Etrafındaki beş büyü halkası hızla dönmeye başladı. Halkaların arasındaki mana birbirine bağlanırken çevredeki alan dalgalanıyor, hava kırık bir cam yüzeyi gibi titriyordu.

“İmza Büyüsü... Boyutsal Çöküş!”

“İmza büyüsü mü...?”

“Kael... Sen bunu ne zaman öğrendin?”

Büyü tamamlandığı anda Felan'ın bulunduğu alan aniden bükülmeye başladı. Gökyüzü ile yer birbirine karışıyor, sağ ile sol sürekli yer değiştiriyor, yön duygusu tamamen yok oluyordu. Havada dengede kalmaya çalışan Felan yere ışınlanmak zorunda kalmıştı bir dizinin üzerine çökerek yerde bekledi.

“Bu nasıl bir büyü böyle...”

“Sanki gökyüzü ile yeryüzü sürekli yer değiştiriyor...”

Tam o anda Kael kılıcıyla Müdür Felan’a doğru atıldı.

Felan son anda içgüdüleri sayesinde darbeyi atlattı ancak çevresindeki gerçeklik hâlâ dalgalanmaya devam ediyordu. Ağaçlar bir görünüp bir kayboluyor, mesafeler sürekli değişiyor, Kael ise bu bozulmuş uzayın içinde her saldırıda farklı bir açıdan ortaya çıkıyordu. Bir an sağında beliriyor, bir sonraki saniye yukarıdan iniyor sürekli yeniden hücuma kalkıyordu.

Felan peş peşe gelen kılıç darbelerini savuşturmayı başarsa da ilk kez Kael’in hareketlerini okumakta zorlanıyordu. Boyutsal Çöküş yalnızca çevreyi değiştirmiyor, rakibinin algısını da bozuyordu.

“Ne kadar sinir bozucu bir büyü...” diye içinden geçirdi Felan.

"Müdür Felan gerçekten de inanılmaz bir kadın..." diye düşündü Kael,

"İmza büyümün tam merkezinde kaldığı hâlde tek bir darbemi bile üzerine kondurmadı. Rudi ile Lina şimdiye kadar merkez binaya ulaşmış olmalılar. Bayan Felan ışınlanamıyorken onların yanına gitmem gerek."

Kael arkasını dönüp tam uçmak üzereydi ki arkasından Felan'ın sesi duyuldu.

“Kaçmana izin verdiğimi kim söyledi?”

Kael arkasını dönmeye fırsat bulamadan ayaklarının altında devasa bir büyü halkası belirdi.

“Yedinci Halka Özel Büyü... Medusa Kafesi!”

Büyü tamamlandığı anda Kael'in bütün bedeni sarsıldı. Sırtındaki siyah kanatlar gözlerinin önünde dağılıp yok olurken mor gözleri yeniden eski hâline geri döndü. Boyutsal Çöküş'ü ayakta tutan büyü halkaları da tek tek parçalanarak havaya karıştı. Birkaç saniye önce bükülen gerçeklik tamamen normale dönerken Kael gökyüzünden aşağıya doğru hızla düşerek yere çakıldı.

Yere çarptığında oluşan darbe çevredeki toprağı çatlatırken Kael güçlükle ayağa kalkabildi. Şaşkınlık içinde ellerine baktı. Ne insan manasını hissedebiliyordu ne de damarlarında dolaşan iblis manasını.

“B-bu da ne böyle...”

“Melez güçlerim... İnsan manam... Hepsi bir anda yok oldu...”

Felan ağır adımlarla Kael’e doğru yürüdü.

“Boşuna uğraşma Kael.”

“Medusa Kafesi'nin içine bir kez yakalanan büyücünün mana dolaşımı tamamen mühürlenir. İnsan manan da iblis manan da şu anda aynı kafesin içinde kilitli.”

Kael istemsizce başını öne eğdi.

Gerçekten de ne kadar zorlarsa zorlasın tek bir kıvılcım bile oluşturamıyordu.

İçinden buruk bir gülümseme geçti.

"Grosolun burada olsaydı... Beni bu durumdan kesin kurtarırdı..."

Felan birkaç adım daha yaklaşıp Kael'in karşısında durdu. yüzünde bu kez memnuniyet vardı.

“Öncelikle seni tebrik etmeme izin ver Kael.”

“Bana yıllardır kullanmadığım bir büyüyü yeniden kullandıracak kadar ileri gidebildin. Üstelik henüz ikinci sınıf öğrencisiyken kendi imza büyünü oluşturmuş olman gerçekten inanılmaz. Akademide geçirdiğim bunca yıl boyunca buna çok az kez şahit oldum.”

Kael yorgun bir gülümsemeyle başını kaldırdı.

“Teşekkür ederim Bayan Felan... Ama yine de kaybettim.”

“Güzel savaştın Kael, kendini suçlama. “

“Peki madalyonu ve-”

Felan cümlesini bitiremedi. O sırada bir şeylerin ters gittiğini fark etti

O an zihninde bütün savaş baştan sona canlanmıştı. Kael'in öğrencilerini korumak için gösterdiği çaba, sürekli onların önünde durması, bir an bile madalyonu korumaya çalışmaması...

Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Felan istemsizce kahkaha attı.

“Ha ha ha... Demek mesele başından beri buymuş.”

“En başından beri madalyon sende değildi..."

"Öyle değil mi Kael?”

Kael sessizce başını salladı.

“Yarış başlamadan kısa süre sonra madalyonu Rudi'ye verdim. Siz bütün dikkatinizi bana yöneltirken onların merkez binaya ulaşabileceğini düşündüm.”

Felan derin bir iç çekti.

“Şu yaşlılık insanı kör ediyor.”

"Gerçekten İnanılmazsın Kael..."

Bayan Felan sağ Elini havaya kaldırdı. Avucunun içinde mor renkli bir ışınlanma çemberi açıldı ve içinden altın bir madalyon yavaşça belirmeye başladı. Madalyonu parmaklarının ucunda kısa süre çevirdikten sonra hafif bir hareketle Kael'e doğru fırlattı.

“Al bakalım.”

Kael refleksle madalyonu havada yakaladı. Gözlerinde şaşkınlık vardı.

“Bayan Felan... Bu ne demek?”

“Bu... Yenilgiyi kabul ediyorum demek.”

“Bu yarışmanın amacı öğretmenlerin öğrencileri alt etmesi değildi. Amaç, öğrencilerin kendilerine verilen görevi yerine getirip getiremeyeceklerini görmekti.”

“Sen savaş boyunca tek bir an bile asıl hedefinden sapmadın. Kendini yem olarak kullandın, takım arkadaşlarını korudun ve madalyonu güvenle merkez binaya ulaştırdın. Bugün kazanan taraf sensin Kael.”

“Bayan Felan... Ama ben—”

“Fikrimi değiştirmeden...”

“...merkez binaya gitsen iyi olur.”

Kael birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından başını saygıyla eğdi.

“Teşekkür ederim... Bayan Felan.”

Kanatlarını artık açamıyordu, bedeni de tükenmişti. Buna rağmen yavaşça arkasını döndü ve merkez binaya doğru yürümeye başladı.

Felan ise olduğu yerde kalarak uzaklaşan genç çocuğu sessizce izledi.

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm vardı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı