insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Rivashes. Grosolun'un yanına geldiğinde saygıyla başını eğdi.

"Yüce Ejder... altı kanatlı iblis... Ona ne oldu? Mana izini tamamen kaybettim."

"İblis artık bu dünyada değil. Onun kaderi, benim verebileceğim bir cezanın çok ötesinde sonuçlandı."

Rivashes, bu cevabın arkasındaki anlamı tam olarak anlayamamıştı ama daha fazla soru sormanın doğru olmayacağını hissetti.

"Rivashes, savaş bitti ama görevlerin bitmedi. Muhafızlarını topla, bütün yerleşimleri tek tek kontrol et. Yaralanan varsa derhâl tedavi edilsin. Evleri ağır hasar gören aileler güvenli bölgelere yerleştir. Hiç kimsenin mağdur kalmasına izin verme."

Rivashes hiç tereddüt etmeden başını eğdi.

"Emredersiniz, Yüce Ejder."

Başını tekrar kaldırdığı anda gözleri Grosolun'un hemen yanında duran Kael'e takıldı.

O ana kadar bütün dikkati savaş alanındaydı.

Şimdi ise Kael'in sol kolunun yerinde olmadığını fark etmişti.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Ef... Kael..." dedi boğazı düğümlenerek.

"Kolunuz..."

"Efendi dememenizi daha önce de söylemiştim, Lider Rivashes. Bana yalnızca Kael diye hitap etmeniz yeterli."

Rivashes'in sesi titriyordu.

"S-siz... İyi misiniz?"

"İyiyim.Grosolun yarayı tamamen kapattı."

Rivashes uzun süre Kael'in yüzüne baktı.

Karşısındaki çocuk henüz on altı yaşındaydı.

Bir kolunu kaybetmişti.

Buna rağmen yüzünde ne öfke vardı ne korku ne de pişmanlık...

Sanki yaşanan her şeyi çoktan kabullenmiş gibiydi.

Rivashes'in gözlerinde istemsizce bir saygı belirdi.

Tam konuşacakken Grosolun'un ona tekrar seslendi.

"Rivashes."

"Benim söylediklerimi hâlâ neden yerine getirmiyorsun?"

"Özür dilerim Yüce Ejder. Derhâl ilgileniyorum."

Rviashes arkasındaki muhafızlarına işaret etti ve hızla bölgeden uzaklaştı. Çok geçmeden onlarca ejderimsi muhafız yerleşimin farklı noktalarına dağılarak yaralıları aramaya, çöken binaların altında kalanları çıkarmaya ve halkı güvenli alanlara taşımaya başladı.

Kael ile Olivia ise doğruca Raeya'nın bulunduğu korunaklı binaya doğru yöneldi.

Rivashes, savaş başlamadan önce küçük ejderimsi kızı çok katmanlı koruyucu bariyerlerle çevrili özel bir odada saklamıştı. Kapı açılır açılmaz içeriden minik ayak sesleri duyuldu. Raeya, Kael'i gördüğü an hiç düşünmeden ona doğru koştu.

"Baba!"

Kael tek dizinin üzerine çöktü.

Raeya tam boynuna sarılacakken bakışları Kael'in sol omzuna kaydı.

"Baba..."

"Kolun…?"

Kael, birkaç saniye boyunca küçük kıza baktı.

Sonra sağ elini yavaşça Raeya'nın başına koyup saçlarını okşadı.

"Kötü insanlar onu benden almaya çalıştı."

"Çaldılar mı?"

"Bir bakıma öyle sayılır. Ama biliyor musun? Eğer kolumu saklamasaydım o kötü insanlar sana da zarar vermeye çalışacaktı. Ben de kolumu onların dikkatini dağıtmak için bıraktım."

"Peki... Acıyor mu?"

"Hayır. hiç acımıyor. "

"Bir daha bırakma olur mu?"

Kael tek koluyla Raeya’yı kucağına aldı.

Birlikte dışarı çıktıklarında ejderimsi yerleşiminde çalışma çoktan başlamıştı. Muhafızlar yıkılan evlerin taşlarını kaldırıyor, toprak büyüsü kullanan ejderimsiler çatlayan yolları onarıyor, şifa büyücüleri yaralananlarla ilgileniyordu. Birkaç dakika önce ölüm sessizliğine gömülen bölge yeniden canlanmaya başlamıştı.

Kael'in dikkatini ise biraz ileride duran iki kişi çekti.

Grosolun'un karşısında diz çökmüş genç bir kadın vardı.

"Yüce Ejder!"

"Ben bir Valkyrie olarak kutsal görevimi yerine getiremedim! Bir iblisin kuklasına dönüştüm! Kendi ellerimle masumlara saldırdım! Bunun affedilecek hiçbir tarafı yok. Vereceğiniz her cezayı kabul etmeye hazırım!"

Kael, Raeya'yı yavaşça yere bıraktıktan sonra Grosolun'un yanına yürüdü.

"Grosolun... Bu..."

Grosolun derin bir iç çekti

"Gördüğün gibi çocuk, iblisin yok olmasıyla birlikte Valkyrie’nin üzerindeki büyüde tamamen ortadan kalktı. Ona defalarca özgür olduğunu ve artık gidebileceğini söyledim ama buradan ayrılmayı reddediyor."

Valkyrie başını daha da eğdi.

"Gitmeye hakkım yok! Irkımın onurunu kirlettim. Kendimi asla affetmeyeceğim!"

Kael yavaşça genç kadının önüne geldi.

"Sana bir şey soracağım."

"İblisin kuklasıyken yaptığın hareketlerden herhangi birini hatırlıyormusun?"

" Ben...Hayır hatırlamıyorum"

"O hâlde neden kendini suçluyorsun? Seni zincire vuran da, iradeni elinden alan da o iblisti. Bugün burada yaşananların sorumlusu sen değilsin."

"Ama ellerim yine de masumların kanına bulandı."

"Gerçek suçlu artık bu dünyada bile değil. Sen ise yeniden özgürsün. Geçmişini değiştiremezsin ama bundan sonra nasıl yaşayacağına yalnızca sen karar verebilirsin."

Valkyrie’nin, omuzlarına çöken suçluluk duygusu tamamen kaybolmamıştı ama dizlerinin üzerinde kalmasının artık bir anlamı olmadığını da anlamıştı. yavaşça ayağa kalktı, sağ elini göğsünün üzerine koyarak önce Grosolun'a ardından Kael'e saygıyla eğildi.

"İsmim Adeline."

"Sizlere kendimi tanıtmayı bile unutacak kadar utanç içindeydim. Bana gösterdiğiniz anlayış için minnettarım."

Grosolun’un gözlerinde meraklı bir ifade vardı. Valkyrie ırkını yakından tanıyordu. Işık büyüsüyle kutsanmış, iradeleri kolay kolay kırılmayan bu savaşçıların bir iblisin kuklasına nasıl dönüştüğünü anlayamıyordu.

"Adeline..."

“Valkyrie'ler ışık büyüsünün en saf hâlini kullanan ve zihinsel saldırılara karşı en dirençli ırklardan biridir. Böyle bir iblisin seni iradesi altına alabilmesi bana mantıklı gelmiyor. Bana en başından itibaren yaşananları anlat. Nasıl onun eline düştün?"

"Her zamanki devriyelerimden birini atıyordum."

"Kraliçemiz Rosaline, son zamanlarda ormanın kuzey sınırlarında garip mana dalgalanmaları hissedildiğini söylemişti. Ben de tek başıma gökyüzünden bölgeyi kontrol ediyordum. Tam dönüş yoluna geçecekken ormanın derinliklerinden küçük bir kız çocuğunun yardım çığlığını duydum. Sesi öylesine çaresizdi ki bunun bir tuzak olabileceği aklımın ucundan bile geçmedi. Kanatlarımı kapatıp hızla yere indim. Karşımda en fazla yedi ya da sekiz yaşlarında görünen küçük bir kız vardı. Elbiseleri yırtılmış, dizleri kan içindeydi Yanına gidip yaralarını kontrol etmek için eğildiğim anda... çocuk bir anda gözlerimin önünde kayboldu. Sanki hiç var olmamış gibiydi. O an bunun sıradan bir illüzyon olmadığını anlamıştım ama artık çok geçti."

"Arkamı döndüğümde karşımda o iblisi gördüm. Elinde daha önce hiç görmediğim tuhaf bir artefakt vardı. Nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum... Refleksle kılıcımı çekip üzerine saldırmak istedim ama manam bir anda kontrolden çıkmaya başladı. Kendi büyüm bana itaat etmeyi bırakmıştı. Karşı koymaya çalıştım... Bütün irademle direndim... Fakat zihnim çoktan karanlığın içinde kaybolmaya başlamıştı. Sonrasını ise... hatırlamıyorum. Gözlerimi yeniden açtığımda kendi bedenimin içinde hapsolmuş gibiydim. Her şeyi görüyor, her şeyi duyuyordum ama bedenimi kontrol edemiyordum. Ellerim istemediğim insanları öldürüyor, ağzım söylemek istemediğim sözleri söylüyordu. Bütün bunları durdurmaya çalıştım ama tek yapabildiğim çaresizce izlemekti."

"Şimdi Valkyrie bölgesine nasıl döneceğimi bilmiyorum. Kraliçe Rosaline'ın yüzüne nasıl bakacağım? Bana güvenerek kutsal sınırları emanet etti ama ben... ben"

"Rosaline'i tanıyorum."

"Güçlü olduğu kadar bilge bir kraliçedir. Yaşadığın her şeyi dürüstçe anlattığında seni suçlamak yerine gerçeği anlamaya çalışacaktır."

Adeline şaşkınlıkla başını kaldırdı.

"Siz... Kraliçe Rosaline'ı gerçekten tanıyor musunuz?"

Grosolun Cevap vermedi.

Sessizliği bile sorunun cevabını vermeye yetmişti.

Bir süre sonra bakışlarını Kael'e çevirdiğinde yüzündeki yorgunluk artık açıkça hissediliyordu.

"Çocuk..."

"İblisle yaptığım savaş ruhsal gücümün büyük bölümünü tüketti. Yıllardır mühürlü kaldığım için manam tam anlamıyla toparlanamamıştı. Bir süre benim sesimi duyamayacaksın."

"Grosolun sen... İyi misin?"

"Benim için endişelenme. Yalnızca dinlenmeye ihtiyacım var. Ruhsal gücümü yeniden toparlayana kadar kendi boyutumda kalacağım. dönüş yolunda Rivashes size yardımcı olacaktır, gereksiz çatışmalardan uzak dur. Bundan sonraki yolculuğunuzda size bir süre eşlik edemeyeceğim."

Birkaç saniye sonra Grosolun tamamen gözden kaybolmuş, bütün mana parçacıkları yeniden Kael'in bedenine geri dönmüştü.

Adeline gördüğü manzara karşısında şaşkınlıktan dilini yutmuştu

"Y-yüce Ejder... Az önce... senin içine mi girdi?"

"Bunu uzun uzun anlatmak isterdim ama şu anda gerçekten vaktimiz yok. Raeya'yı güvenli bir şekilde Fırtına Tapınağı'na ulaştırmamız gerekiyor, bu yüzden mümkün olduğunca erken yola çıkmalıyız."

Adeline başını saygıyla eğdi.

"Anlıyorum. Bana gösterdiğiniz merhameti ve bugün yaptıklarınızı asla unutmayacağım. Umarım yollarımız yeniden kesişir Kael."

Kael, Olivia ve küçük Raeya birlikte şehrin merkezine doğru yürümeye başladılar. Birkaç dakika önce savaşın izleriyle dolu olan meydan artık hareketli bir çalışma alanına dönmüştü. Her ne kadar savaş sona ermiş olsa da insanların yüzlerindeki endişe henüz tamamen silinmemişti. Meydanın tam ortasında duran Lider Rivashes ise bütün çalışmaları bizzat yönetiyordu. Bir elinde bölgenin haritasını tutuyor, diğer eliyle muhafızlara sürekli talimat veriyordu.

"Doğu mahallesindeki bütün aileleri geçici barınaklara taşıyın. Ağır hasar alan evlere kimseyi sokmayın. Şifa biriminden üç kişi kuzey bölgesine geçsin, orada hâlâ enkaz altında kalanlar olabilir. Ayrıca muhafız birliklerini iki gruba ayırın. Bir grup halkın güvenliğini sağlarken diğer grup çevrede olağan dışı bir mana izi kalıp kalmadığını araştırsın. Bugün yaşananlardan sonra en küçük ayrıntıyı bile gözden kaçırma lüksümüz yok."

Muhafızlardan biri öne çıkarak saygıyla başını eğdi.

"Lider Rivashes, batı tarafındaki hasarlı binaların büyük kısmı güvenli hâle getirildi. Şu ana kadar ağır yaralı yalnızca dört kişi tespit edildi. Şifa büyücülerinin söylediğine göre hiçbirinin hayati tehlikesi bulunmuyor."

"Çok güzel. Önceliğimiz halkımızın güvenliği. Evler yeniden yapılabilir, yollar yeniden döşenebilir ama kaybettiğimiz bir canı geri getiremeyiz. Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etsin."

Tam o sırada Rivashes’in gözleri kalabalığın arasından kendisine doğru yürüyen Kael, Olivia ve Raeya'ya takıldı. Rivashes haritayı yanındaki muhafıza uzattıktan sonra hızla onların yanına geldi.

"Kael..."

"Kolun nasıl oldu evlat?

"Grosolun yarayı tamamen kapattı. Açıkçası onun iyileştirme büyüsü çok etkileyiciydi. neredeyse hiç acı hissetmiyorum."

"Buna gerçekten sevindim. Böyle bir yaradan sonra ayakta durabiliyor olman bile başlı başına bir mucize."

Rivashes’in bakışları küçük Raeya'ya kaydı. Küçük ejderimsi kız, Kael'in elini sıkıca tutuyor ve etrafındaki onarım çalışmalarını meraklı gözlerle izliyordu.

"Sanırım artık Fırtına Tapınağı'na gitme vaktiniz geldi."

"Evet. İblis ortadan kalktığına göre Raeya'yı ait olduğu yere güvenle teslim edebiliriz."

Rivashes eli ile şehrin kuzeyini işaret etti.

"Buradan kuzeye doğru ilerleyin. Yaklaşık yarım saat sonra dağın yamacına oyulmuş büyük bir yapı göreceksiniz. Giriş kapısının üzerinde kanatlarını tamamen açmış Fırtına Ejderi'nin heykeli bulunuyor. Orası Fırtına Tapınağı'dır. İçeri girdiğinizde görevliye sizi benim gönderdiğimi söylemeniz yeterli olacaktır."

Olivia merakla sordu.

"Lider Rivashes... Ya bize inanmazlarsa?"

"Vykaris Dağları'nda yaşayan hiçbir ejderimsi benim adımı kullanarak yalan söylemeye cesaret edemez, bu yüzden içiniz rahat olsun. Oraya ulaştığınız anda gereken bütün kolaylığı size göstereceklerdir."

Kael saygıyla başını eğdi.

"Her şey için teşekkürler Lider Rivashes."

"Hayır evlat..."

"Asıl teşekkür etmesi gereken biziz. Bugün burada yalnızca Raeya'yı değil, bizleride kurtardınız. Bu iyiliğinizi ömrüm boyunca unutmayacağım."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı