insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Yaşlı Rohan sözlerini tamamladıktan sonra bastonunu yavaşça yere vurdu. Tapınağın salonunda yankılanan sesle birlikte iki beyaz cüppeli görevli öne doğru çıktı. İkisi de Raeya'ya büyük bir saygıyla eğildikten sonra Rohan'ın vereceği emri beklemeye başladılar.

"Tapınağın kalbi uzun zamandır gerçek varisini bekliyordu. Onu hazırlık odasına götürün. Gerekli ritüeller tamamlandıktan sonra kutsal salona geçeceğiz."

Görevliler aynı anda başlarını eğdiler.

"Emredersiniz, Koruyucu Rohan!"

Raeya ne olduğunu tam olarak anlayamıyordu. Küçük elleri ile hâlâ Kael'in kıyafetini sıkıca tutuyordu. Görevliler ona yaklaşınca istemsizce Kael'in arkasına saklandı.

"Baba... Ben gitmek istemiyorum."

"Korkmana gerek yok Raeya. sana kimse zarar vermeyecek."

"Sen de gelecek misin?"

"Elbette geleceğim. Seni burada tek başına bırakacağımı mı sandın?"

Rohan bu manzarayı sessizce izliyordu.

"Sanırım birlikte gelmenizde bir sakınca yok."

Yaşlı adam ağır adımlarla salonun arkasındaki devasa taş kapıya doğru yürüdü. Bastonunu kapının ortasında bulunan ejder kabartmasına dokundurduğu anda duvar boyunca uzanan mavi rünler birer birer parlamaya başladı. Ardından taş kapı bir gürültüyle iki yana doğru açıldı.

Kapının ardında uzanan koridor, tapınağın geri kalanından tamamen farklıydı. Duvarların tamamı gökyüzünü andıran açık mavi kristallerle kaplıydı. Kristallerin içinden geçen mana akımları yıldırım gibi titreşiyor, bütün koridoru loş ama huzur veren bir ışıkla aydınlatıyordu. Kael ilk adımını atar atmaz etraftaki mana dalgalanmasını hissetmişti.

Koridorun sonuna ulaştıklarında karşılarına devasa, kubbeli bir salon çıktı. Salonun tam merkezinde onlarca metre yüksekliğinde mavi bir kristal yükseliyor, kristalin etrafında durmaksızın dönen şimşekler tavana kadar uzanıyordu. Kristalin içinde ise kalbi andıran parlak bir mana çekirdeği ritmik şekilde atıyor, her atışında bütün salon hafifçe titriyordu.

"Bu…?"

"İşte burası Fırtına Tapınağı'nın kalbi. Büyük Ejder Fulminar'ın yaşam özünün bulunduğu kutsal merkez."

Olivia hayranlıkla etrafına bakıyordu.

"Bu kadar yoğun manayı daha önce hiç hissetmemiştim."

"Çünkü burada hissettiğiniz şey sıradan mana değil. Bu, doğrudan bir Büyük Ejder'in öz manası."

Raeya ise sanki görünmez bir güç tarafından çağrılıyormuş gibi yavaşça Kael'in elini bıraktı. Küçük adımlarla kristale doğru yürümeye başladı. Kimse ona bir şey söylememişti ama sanki nereye gitmesi gerektiğini doğuştan biliyor gibiydi.

Kael onu durduracak gibi olduysa da Rohan elini kaldırarak olduğu yerde kalmasını işaret etti.

"Bırak fırtına ejderinin varisi yürümeye devam etsin. Yüce ejder Fulminar onu çağırıyor. "

Raeya kristale birkaç adım kala durdu. Küçük kızın bakışları, sanki görünmez bir bağ tarafından çağrılıyormuş gibi kristalin tam merkezine kilitlenmişti. Salona derin bir sessizlik hâkim olmuştu; kimse tek kelime etmeye cesaret edemiyor, yalnızca kristalin içinden gelen ritmik mana titreşimleri kubbede yankılanıyordu. Yaşlı koruyucunun gözleri de kristalin üzerindeydi ve yüzündeki ciddi ifade, bunun sıradan bir ritüel olmadığını açıkça gösteriyordu.

Aradan birkaç saniye geçtiğinde kristalin merkezindeki ışık aniden güçlenmeye başladı. Önce ince mavi çizgiler kristalin yüzeyine yayıldı, ardından bütün salon göz kamaştırıcı bir parıltıyla aydınlandı. Tavana ve sütunlara işlenmiş rünler peş peşe yanarken kristalin etrafında dolaşan yıldırımlar her geçen saniye daha da vahşileşiyor, oluşturdukları mana fırtınası bütün tapınağı daha da sarsıyordu. Yüzyıllardır hareketsiz duran devasa mana kristali gerçekten uyanmış gibiydi.

Rohan'ın nefesi kesilmişti. Gözlerini kristalden ayıramıyordu

Tam o anda kristalin içinden yükselen mana dalgası bütün salonu kapladı. Raeya'nın saçları hafifçe savrulurken gözbebekleri parlak gök mavisine dönüşmüştü.

"Hoş geldin, seçilmiş varisim."

“Kim konuşuyor..?”

“Sessiz ol çocuk başını eğ!”

Kael ve Olivia, Rohanın uyarısı üzerine başlarını eğdiler..

"Yüce Fulminar konuşurken. Başını eğ ve yalnızca dinle."

Salondaki herkes nefesini tutmuştu. Birkaç saniye boyunca yalnızca kristalin içindeki mana çekirdeğinin ritmik titreşimleri duyuldu. Ardından kadim ses yeniden konuştu; bu kez sözleri doğrudan Kael'e yönelmiş gibiydi.

"Benim yavrumu kurtaran Melez... Başını kaldır!"

Rohan şaşkınlıkla gözlerini açtı. Yüzyıllardır bu tapınağın koruyuculuğunu yapıyordu fakat Fulminar'ın bir insana doğrudan hitap ettiğine hiç şahit olmamıştı.

“Kristale doğru yaklaş!”

Kael ne yapacağını bilemez hâlde olduğu yerde kalakalmıştı. Bunun üzerine Rohan alçak ama aceleci bir ses tonuyla tekrar konuştu.

"Ne bekliyorsun evlat!? Yüce Fulminar seni huzuruna çağırıyor."

"T-Tamam..."

Kael derin bir nefes aldıktan sonra ağır adımlarla kristale doğru yürüdü. Yaklaştığında sağ dizinin üzerine çöktü, başını saygıyla eğerek sağ elini göğsünün üzerine koydu.

"Benim adım Kael Krowel. Huzurunuzda bulunmak benim için büyük bir onurdur."

Kristalin içindeki ışık birkaç saniye boyunca sessizce titreşti.

"Kim olduğunu biliyorum, Kael. Senin hakkında bildiklerim, kendin hakkında bildiklerinden çok daha fazlası."

Kael başını hafifçe kaldırdı. Bu sözlerin ardından salonda yine derin bir sessizlik oluştu.

"ilginç..."

"Hayatım boyunca sayısız Kader gördüm. Fakat sen..."

"...Senin kaderini göremiyorum."

Bu söz yalnızca Kael'i değil, Rohan'ı da derinden sarsmıştı. Büyük Ejderler, ilahlar kadar mutlak varlıklar olmasalar da, kaderin akışını okuyabilecek kadar kadim ve kudretliydiler.

"Geçmişin sislerle örtülü... Geleceğin ise bir uçurumun ardında gizleniyor. Sen, yazgısı benim görüşümün bile ötesine uzanan ilk canlısın."

Kristalin etrafında dolaşan yıldırımlar yavaşça hızlanırken Fulminar yeniden konuştu.

"Yaklaş bana, Çocuk."

Kael tereddüt etti ama arkasından Rohan'ın ciddi sesi yükseldi.

"Kael! Sana ne emredildiyse onu yap! Yüce Ejderin emri sorgulanmaz!!"

Kael ayağa kalktı ve son birkaç adımı da atarak kristalin hemen önünde durdu. Raeya ise gözleri kapalı bir şekilde kristalin karşısında hareketsiz bekliyor, sanki çevresinde olup biten hiçbir şeyi duymuyordu.

"Benim Yavrumu korudun. Halkımı felaketten kurtardın. Kendini hiç tereddüt etmeden ölümün önüne attın ve bunun bedelini kendi Kolunla ödedin. Böyle bir fedakârlık karşılıksız Kalmaz Çocuk. Bu yüzden sana, benim lütfumu bahşediyorum."

Kael şaşkınlık içinde başını kaldırdı.

"Lütuf... derken neyi kaste—"

Kael sözünü tamamlayamadan kristalin içindeki mana çekirdeği gökyüzünü yaran bir şimşek gibi patladı. Sayısız mavi ışık huzmesi aynı anda Kael'in bedenine doğru akarken bütün salon göz kamaştırıcı bir parıltıyla aydınlandı. Kael'in, damarlarının içinde akan kan sanki bir anda, bütün bedenini yakıp kavuran bir enerjiye dönüşmüştü. Yere yığılıp acı içinde kıvranmaya başladı. Omzundan başlayarak bütün vücuduna yayılan dayanılmaz karıncalanma hissi, her geçen saniye daha da şiddetleniyor, kemikleri yeniden şekilleniyormuş gibi bedeninde tarifsiz bir acı hissediyordu.

Olivia bu manzarayı görünce bütün soğukkanlılığını kaybetmişti.

"Kael!"

Kael’e doğru koşmak istediği anda Rohan kolundan yakaladı. Genç kız öfkeyle yaşlı koruyucuya döndü.

"Bırak beni! Görmüyor musun, acı çekiyor!"

Rohan'ın bakışları bir an bile Kael'den ayrılmadı. Sesindeki saygı ve ciddiyet öylesine büyüktü ki yıllardır taşıdığı sorumluluğun ağırlığı her kelimesine yansıyordu.

"Sakin olun genç hanım. Yüce Ejder iradesini ortaya koyduğu anda bu dünyadaki hiçbir canlı ona müdahale edemez.."

"Saçmalıyorsun!" diye bağırdı öfkeyle Olivia.

"Bırak kolumu!"

Olivia kolunu sertçe çekip Kael'e doğru koştu. Tam onun yanına ulaştığı sırada gözleri istemsizce genç adamın sol omzuna kaydı. gözlerinin önünde inanılması güç bir mucize yaşanıyordu

Kael'in kesik omzundan ince mavi ışık iplikleri çıkmaya başladı. İlk başta ince ipleri andıran bu ışıklar kısa süre içinde birbirlerine dolanarak belirli bir şekli alıyordu. Gözle görülebilecek kadar yoğunlaşan mana önce omuzdan aşağı doğru uzanan kusursuz bir iskelet oluşturdu. Ardından kemiklerin etrafını saran kas lifleri, sinirler ve damarlar ilmek ilmek örülürken herkes nefesini tutmuş bu mucizeyi izliyordu. Son olarak parlak beyaz bir ışık yeni oluşan uzvun tamamını sarıp yavaşça dağıldığında Kael'in kaybettiği sol kolu yeniden yerine gelmişti.

Ancak bu kol, sıradan bir insan koluna hiç benzemiyordu. Omzundan bileğine kadar uzanan ince gök mavisi rünler deriyle bütünleşmiş hâlde parlıyor, damarlarının altında dolaşan yıldırım benzeri ışıklar her birkaç saniyede bir kolun tamamını aydınlatıyordu. Sanki Fulminar kendi kudretinden küçük bir parçayı Kael'in bedenine işlemiş gibiydi.

Genç kız şok içerisindeydi

“Kael…”

“Kolun…”

Kael sonunda rahat bir nefes alabilmişti. Birkaç dakika önce bütün bedenini kavuran dayanılmaz acı yavaş yavaş dinmiş, yerini tuhaf bir karıncalanma hissine bırakmıştı. Parmaklarını istemsizce oynattığında yeni kolunu kusursuz bir şekilde hareket ettirebildiğini fark etti.

"B-bu... nasıl olabilir..."

"Kael..." dedi Olivia, gözleri dolarken.

"Sen… İyi misin?"

Kael birkaç kez daha elini açıp kapattı. Yeni kolundan yayılan enerji bütün bedenine yayılıyor, her hareketinde hafif elektrik kıvılcımları teninin altında dolaşıyordu.

"İyiyim Olivia…"

"Bu… Çok garip hissettiriyor. Kolumun içinden sanki sürekli bir elektrik akımı geçiyormuş gibi... Bütün uzvum karıncalanıyor."

Rohan yanlarına geldi. Kael'in yeni kolunu gördüğü anda gözleri hayretle açıldı. Yaşlı koruyucu yıllardır bu tapınağın hizmetindeydi ancak böyle bir kutsamaya ilk kez şahit oluyordu.

Tam o sırada minik Raeya’da kendine gelmişti.

"Baba! Kolun geri geldi!"

Kael gülümseyerek küçük kızın başını okşadı. Ardından saygıyla başını eğerek yeniden tek dizinin üzerine çöktü.

"Yüce Ejder... Size ne kadar teşekkür etsem azdır. Minnettarlığımı ifade edecek söz bulamıyorum."

"Bunun için teşekkür etmene gerek yok çocuk. Sana bahşettiğim kolun içine kendi manamdan küçük bir parça işledim. Artık yalnızca ateş ve karanlık büyülerini değil, rüzgâr büyüsünün özel bir sınıfı olan yıldırım büyüsünü de kullanabileceksin."

Kael şaşkınlıkla başını kaldırdı.

"Yıldırım... büyüsü mü?"

Olivia da en az onun kadar şaşkındı.

"Bu mümkün olabilir mi? Bir insan aynı anda üç farklı manayı bedeninde barındırabilir mi?"

Kael yeni koluna bakarken parmaklarının arasında istemsizce küçük mavi kıvılcımlar dans etmeye başladı.

"Kolum hâlâ karıncalanıyor. İçimde yeni bir güç dolaşıyor gibi hissediyorum ama yıldırım büyüsünü nasıl kullanacağımı, hatta onu nasıl kontrol edeceğimi bile bilmiyorum."

Rohan hafifçe gülümsedi.

"Bu son derece normal evlat. Yeni bir mana türünü bedenine kabul ettirebilmek bile başlı başına bir mucizedir. Onu anlamak ve ustalaşmak ise zaman ister. Bugün Yüce Fulminar sana yalnızca yeni bir kol bahşetmedi..."

"Aynı zamanda sana hayatın boyunca taşıyacağın eşsiz bir miras da verdi."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı