insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Akademi revirinin kapısı açıldığında içeriye kütüphane sorumlusu Kifanes girdi. Bakışları yatakta hareketsiz halde yatan Kael’e kaydığında gözlerine inanamamıştı.

“Daha dün kütüphanede tanıştığım, çocuk değil mi bu?”

Müdür Felan, onun bu şaşkın halini fark ederek sordu:

"Kifanes, ne oldu?"

"Ah... Sadece, bu genç adamı daha dün kütüphanede görmüştüm. Başına bir şey mi geldi?"

"Biz de tam olarak bilmiyoruz, Kael dış uyarıların hiçbirine cevap vermiyor. Bir çeşit büyüyle lanetlenmiş olabileceğinden şüpheleniyoruz."

Felan masanın üzerindeki eski,kitabı eline alarak Kifanes’e uzattı”

"Kifanes, şu kitaba bir bak. Bunu daha önce kütüphanede gördün mü?"

Kifanes kitabı görür görmez tanımıştı.

"Evet..., bu kitabı Kael’e yanında götürebilmesi için ben vermiştim."

Zephyros: "Kifanes, Kael neden kütüphaneye gelip özellikle bu kitabı senden aldı?”

"Kael ile ilk kez kütüphanenin Karanlık Sanatlar kısmında karşılaşmıştık, elinde bu kitap vardı. Kitap tamamen İblis dili ile yazıldığı için okuyamıyordu. Ben de onun bu yoğun merakını görünce, isterse incelemek için yanında götürebileceğini söylemiştim."

"Anlamıyorum... Eski sıradan bir kitap, bir çocuğu neden bu şekilde lanetlesin ki?"

"Felan... Kael neden Karanlık Sanatlara ve İblis diline bir anda bu kadar ilgi duymaya başladı? Akademide bizim bilmediğimiz, onu tetikleyen bir şey mi oldu yoksa?"

"Zephyros, Kael’in ne düşündüğünü, aklından neler geçtiğini cidden bilmiyorum ayrıca akademide özellikle bir olay yaşanmadı"

"Kifanes, sen bu dili okuyabilir misin? Kitapta ne yazdığına dair bir fikrin var mı?"

"Üzgünüm Müdür Felan, İblis dili hakkında hiçbir bilgim yok. Akademideki kaynaklar da bu konuda yetersiz."

Zephyros’un aklına bir fikir gelmişti. Felan’a doğru elini uzattı.

"Felan, kitabı ben alabilirmiyim. Babam Vaelmon’dan yardım isteyebilirim. Belki bize yardımcı olur."

Felan kitabı zephyros’a uzatırken endişeliydi.

"Peki ya Nerya? Nerya'nın hasta olduğunu biliyorsun, eğer Kael’in bu durumunu öğrenirse kadın perişan olur."

"Nerya’ya gözükmemeye çalışacağım, merak etme,"

Zephyros Kitabı sıkıca kavrayıp revir odasından çıktı ve vakit kaybetmeden Vaelmon’un malikanesine doğru yola koyuldu.

Kifanes’in bakışları ise yatakta baygın halde yatan Kael’in üzerinde kalmaya devam etti.

Öte yandan mühürlü boyutun gökyüzünde bambaşka bir mücadele yaşanıyordu.

Usta Videl, damarları tamamen açılan Kael’in artık kendi gücüyle yüzleşme vaktinin geldiğini düşünmüş ve ona iblis güçlerini, özellikle de kanatlarını nasıl kontrol edeceğini öğretmeye başlamıştı. Kael, mühür yüzüğünün baskısı olmadan bilincini saatlerce açık tutabilecek bir seviyeye gelmişti.

İblis diyarında kanatların sayısı, hem büyücünün gücüne hem de taşıdığı soyun asaletine göre şekillenirdi. İki kanat başlangıç seviyesiyken, altı kanat sadece iblis diyarındaki en güçlü ve en soylu Ailelere aitti. Altıncı halkaya ulaşmış olan Olivia ise çoktan dört adet kanadı uyandırmayı başarmıştı.

Usta videl aşağıda, kayanın üzerinde durmuş bastonuyla yukarıyı işaret ediyordu.

"Dengeni bozma Kael! Kanatlarını sırtının bir uzantısı gibi hisset!"

Olivia havada dört kanadıyla adeta bir kuş gibi süzülüyor, rüzgarı mükemmel bir şekilde yönlendiriyordu. Kael ise havada kalmakta büyük zorluk çekiyordu. İki kanadı düzensizce çırpınıyor, havada bir sağa bir sola yalpalamaktan kendini alıkoyamıyordu.

Olivia, havada takla atıp Kael’in yanından hızla geçerken.

"Böyle gidersen rüzgar seni ters çevirecek!" diye söylendi

"Söylemesi kolay!" diye homurdandı Kael, dişlerini sıkarak. kendini dengede tutmaya çalıştı ama ani bir hava akımıyla dengesini kaybedip aşağı doğru hızla düşmeye başladı. Usta Videl dengesini kaybetmiş halde düşen Kael’i farkettiğinde yerinden fırlayarak Kael’i havada yakaladı

"Bedenimize sonradan eklenen bir uzvu kontrol etmek başlangıçta zordur Kael kendine fazla yüklenme uçmaya alıştığında bir daha yere inmek istemeyeceksin evlat."

Aradan aylar geçti...

Kael, o zorlu günlerin ardından artık havada dengesini hiç bozmadan, tıpkı bir kuş gibi özgürce uçabiliyordu. Hatta uçuş tekniğini tamamen kendine has bir tarzla geliştirmişti. Havada daha da hızlanmak için, kollarından ve ayak bileklerinden saldığı ateş büyüsünü tıpkı bir jet motoru gibi yönlendiriyordu, bu sayede havada akılalmaz bir ivme kazanıyordu.

İki genç, bulutların arasında inanılmaz bir hızla yarışmaya başladılar. Olivia kıvrak manevralarla havada uçarken, Kael ateş gücüyle aradaki mesafeyi hızla kapatıyordu. Havada birbirlerinin etrafında dönüyorlardı

Kael artık sadece Olivia’nın hızına yetişmekle kalmıyor, Önüne geçmeyi bile başarıyordu.

Gökyüzündeki iki gencin, yarışını izleyen Videl'in yüzünde gururlu bir ifade belirmişti.

Olivia gökyüzünde dört kanadını birden gererek. hızını iki katına çıkardı. Havada arkasında bıraktığı rüzgar dalgası Kael’i geriye doğru uçurmuştu.

Kael, Olivianın arayı hızla açtığını görünce duraksadı. Aklına gibi bir fikir gelmişti.

“Kırmızı alevler beni bu kadar hızlandırabiliyorsa... ya siyah alevler?”

Kael, alevlerini nasıl siyah formuna çevirebileceğini zaten öğrenmişti. Şimdi bunu ilk kez uçuş hızını artırmak için deneyecekti.

“Pekala... daha fazla odaklanma vakti.”

Olivia havada keskin bir dönüş yapıp arkasını döndüğünde, Kael’in olduğu yerde durduğunu ve gözlerini kapattığını fark etti. Kanat çırparak ona doğru seslendi:

"Kael! Pes mi ediyorsun yoksa?"

Aşağıda, meydanın ortasında duran Videl’in gözleri yukarı kilitlenmişti. Yaşlı komutan, Kael’in etrafında dönen mana akışında bir terslik hissetmişti. Saniyeler içinde Kael’in ayaklarının altında yükselen kırmızı alevler, siyah rengine bürünmüştü.

Videl’in gözleri büyüdü, elindeki bastonu neredeyse düşürecekti.

"Bu alevler de ne böyle...?"

Kael siyah alevleri tek bir noktada sıkıştırdı. İblis manasıyla beslenen alevler, saliseler içinde patlamaya hazır bir bomba gibi basınçla dolmuştu. Kael, zihninde o çıkış anını hedefledi ve sıkıştırdığı enerjiyi tek seferde serbest bıraktı.

Gökyüzünde sağır edici bir patlama sesi yankılandı. Kael, resmen ses duvarını aşmıştı. Havada oluşan şok dalgası bulutları darmadağın ederken, Kael arkasında simsiyah bir yırtık bırakarak Olivia’nın bile fark edemeyeceği bir süratle ileri fırladı. Ancak bu hız, beşinci halkadaki bir bedenin havada kontrol edebileceği bir şey değildi. Sürtünme ve muazzam basınç yüzünden Kael’in dengesi anında bozuldu. Havada bir takla attı, ardından kontrolsüzce doğrudan yere doğru çakıldı.

"Kael!" diye çığlık attı Olivia, arkasından hızla ona doğru uçtu.

Kael, son anda kanatlarını açıp hızını yavaşlatmaya çalışsa da sertçe çimenlerin üzerine yapıştı. Toprakta birkaç metre sürüklendikten sonra anca durabildi. Kulakları çınlıyor, yüksek basınçtan dolayı göğsü sıkışıyordu.

"Kael! Sen iyi misin?!"

Kael kulaklarındaki çınlamanın yavaşça geçmesini bekledi, ağzındaki tozu tükürerek doğruldu.

"İ... İyiyim Olivia. Sadece... yeni öğrendiğim büyümü test etmek istemiştim."

Usta Videl, Kael’in yanına geldiğinde. Yaşlı adamın gözlerinde ilk kez bu kadar yoğun bir merak ve şaşkınlık vardı.

"Kael... Az önceki alevler de neydi öyle?"

Kael, usta Videl’in önünde mahcup bir şekilde başını eğdi.

"Usta Videl, size bu konudan hiç bahsetmemiştim, kusura bakmayın. Siyah alevler benim yeni öğrendiğim bir büyü. Kırmızı alevlerin farklı, daha yoğun bir varyasyonu gibi."

Videl hâlâ şaşkındı. Yaşlı komutan ömrü boyunca iblis diyarında alevin birkaç farklı rengini, mavi ve mor varyasyonlarını görmüştü ama siyah rengini hayatında daha önce hiç duymamış ve görmemişti.

"Kael... siyah alevlerin gücünü ben bile kestiremiyorum. Havada uçarken bir daha sakın kullanma, anlaşıldı mı?"

Kael, yaşlı adamın endişesini anlayarak başını salladı.

"A-anlaşıldı usta Videl."

Dış dünyada ise zaman, farklı ilerlemeye devam ediyordu.

Zephyros, elinde kitapla vaelmon’un malikanesine vardığında kapıyı tıklattı. Kapıyı açan Elowen oldu. Elowen, Zephyros’un yüzündeki çökmüş ifadeyi gördüğünde yaşlı kadının içini ani bir korku kaplamıştı.

"Zephyros... Yüzünün hali ne böyle? Bir şey mi oldu yoksa?"

Zephyros etrafı kontrol ederek hemen içeri adım attı.

"Nerya burada mı?"

"Hayır, az önce alışveriş için merkeze, pazara gitti,"

"Peki babam Vaelmon?"

"Vaelmond burada…”

“oğlum... Bir şey mi oldu, bana doğruyu söyle!"

"İçeri geçelim lütfen, Nerya gelmeden babamla konuşmam lazım,"

Zephyros hızla koridoru geçip Vaelmon’un çalışma odasına yöneldi. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde, Vaelmon masanın üzerindeki bazı askeri parşömenleri inceliyor ve imzalıyordu. Başını kaldırıp oğlunu gördüğünde şaşırmıştı.

"Zephyros? Hangi rüzgar attı seni buraya?"

Zephyros odanın kapısını arkasından sıkıca kapattı, masaya doğru adım atarak elindeki kitabı Vaelmon’un önüne koydu

"Baba... Seninle konuşmam gereken önemli bir mesele var…"




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı