insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Vaelmon, masanın üzerindeki askeri parşömenleri incelerken kapının açılmasıyla başını kaldırdı. Oğlunun yüzündeki gergin ifadeyi fark ettiği an bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı.

“Nerya gelmeden konuşmak istediğine göre mesele doğrudan Kael ile ilgili sanırsam. Önce bir otur bakalım neymiş bu kadar önemli olan mesele?”

Zephyros, kısa bir sessizliğin ardından, babasına gerçeği açıkladı:

"Baba... Kael..."

Zephyros’un ağzından çıkan o iki kelimeyle birlikte Vaelmon’un elindeki tüy kalem havada asılı kalmıştı. Zephyros’un bu tavrı, Kael’in başına kötü bir şey geldiğini açıkça ilan ediyordu. Vaelmon, soğukkanlılığını korumaya çalışarak elindeki kalemi yavaşça parşömenin üzerine bıraktı.

"Zephyros... Lütfen bana Kael’in başına bir şey gelmediğini söyle."

"Kael'in durumu düşündüğün gibi değil ,sorun şu ki... Bilinci tamamen kapalı. Akademinin Şifacıları müdahale ediyor ama..."

Zephyros durumu bu şekilde anlattığında, Vaelmon’un gözleri boşluğa bakarcasına donup kalmıştı.

"Nerya’ya Kael’in durumundan bahsetmeyelim diyorsun ama... Kael onun oğlu eninde sonunda öğrenecektir."

Vaelmon, oturduğu sandalyeden doğrulup cübbesini giyerek Kael’in yanına, revire gitmek için hazırlanırken Zephyros hemen öne atılıp onu durdurdu.

"Baba, bekle bir dakika! Buraya gelmemin asıl amacı sadece bunu haber vermek değildi. Senden bir konuda yardım istemek için geldim"

Vaelmon bir anlığına duraksadı.

"Yardım mı? Kael’in durumunu kendi gözlerimle görmeden bir şey söyleyemem Zephyros."

Zephyros, elinde tuttuğu kitabı vaelmon’a gösterdi.

“Duyduğuma göre Kael derin bir uykuya dalmadan önce elinde bu kitabı tutuyormuş.”

"Yani…? Altı üstü bir kitap Zephyros, ne demek istiyorsun?"

"Baba... Kitabı okuyabilir misin?"

Vaelmon, Zephyros’un bu tavrına hiçbir anlam veremese de masaya geri döndü. Kitabı eline alıp kapağını araladı.yaşlı gözleri kitabın sayfalarında gezinmeye başladı.

"Bu dil...?"

"kitabın hangi dilde yazıldığını biliyor musun baba?

“Hayır... Kael neden böyle bir kitabı okuyordu ki?"

"Akademinin kütüphane sorumlusu bayan Kifanes kitabın İblis dilinde yazılmış olduğunu söyledi..”

Vaelmon "İblis dili" kelimesini duyduğunda gerçekten şaşırmıştı. bu türe ait çok şey görmüştü ama bu seferki farklıydı.

"İlginç...İblis dilinde yazılmış kitap ve eserleri daha önce defalarca gördüm. Ama... bu kitaptaki yazı dilini hayatımda ilk defa görüyorum."

"Nasıl yani? İblis dilinin farklı bir çeşidi gibi mi?"

"Olabilir…Şimdi sen Kael’in uyanmama sebebinin bu kitap olduğunu düşünüyorsun, öyle mi?"

"Evet. Belki içinde yazılanları okuyabilirsek, Kael’i bu hale sokan şeyin ne olduğunu da öğrenebiliriz diye düşünmüştüm."

"Hmm... Zephyros, sen vakit kaybetmeden Kael’in yanına, revire geri dön. Ben Nerya’ya şimdilik bir şey söylemeyeceğim. Bu kitabın olayını çözebilir miyim, diye iyice bir bakayım."

Tam o sırada, çalışma odasının kapısının dışından Elowen’ın sesi yankılandı:

"Nerya! Hoş geldin kızım, pazar nasıl geçti?"

Zephyros ve Vaelmon aynı anda, kapıya doğru baktılar. Nerya eve dönmüştü.

Vaelmon, saniyeler içinde hareket ederek elindeki kitabı masasının altındaki çekmeceye koydu.

"Yüzünü düzelt Zephyros. Nerya senin bu halini görürse ona açıklama yapmak zorunda kalırız”

Zephyros hızlıca kendini düzeltti, derin bir nefes alarak yüzüne, sahte bir sakinlik yerleştirdi.

Nerya, elindeki pazar sepetiyle birlikte içeriye doğru baktı.

"Ah, Zephyros? Burada olduğunu bilmiyordum,"

“N-nerya bende tam çıkıyordum”

“Zephyros…?”

"Bir şeyler mi oldu? biraz solgun görünüyorsun... Hasta mı oldun yoksa?."

"B-ben iyiyim Nerya. Sadece... Akademideki işler, yaklaşan sınavlar ve şu son dönemdeki yoğun koşturmaca beni biraz yordu galiba. çıkmadan önce babama uğrayıp bazı belgeleri teslim etmek istedim."

Vaelmon zephyros’un gergin halini gördüğünde araya girdi

"Nerya. Sadece sınırdaki birliklerin rotasyon belgeleri üzerinde çalışıyordum Zephyros’da bana akademinin savunma raporları getirdi. Biliyorsun, şu aralar güvenlik meselelerine fazlasıyla takıntılıyım. Zephyros'un da biraz dinlenmesi gerek,”

Vaelmon zephyros’a doğru bakarak ona bir işaret verdi

“Öyle değilmi Zephyros?"

“E-evet biraz dinlensem iyi olacak”

"Pekala, öyle diyorsanız... Ama cidden ikiniz de hiç iyi görünmüyorsunuz kendi sağlığınıza daha çok özen göstermeniz lazım.”

“Kael de birkaç gündür akademide çok yoğun çalıştığını ve kütüphaneden çıkmadığını söylüyordu. Oğlumu arada bir ziyarete gitsem iyi olacak"

Kael’in adı geçtiğinde Zephyros’un göğsü sıkışmış gibi oldu. Gözlerini kaçırmak için hemen kapının kulbuna uzandı.

"B-ben... artık çıkayım. Akademide Müdür Felan beni bekliyor. Kendine iyi bak Nerya..."

"Dikkatli ol Zephyros! Kael’e de söyle, kendine çok yüklenmesin. izinli gününde mutlaka eve gelsin,"

"T-tabi Nerya söylerim…”

"Zephyros. Kapıyı arkasından kapatıp koridora çıktığında, sırtını duvara yaslayarak derin, bir nefes aldı. Kalbi göğsünü delecek gibi çarpıyordu. Nerya'ya yalan söylemek canını çok yakmıştı. Hızla malikaneden çıkarak akademi revirine, doğru koşturmaya başladı.

Çalışma odasında ise Vaelmon, kapının kapanma sesinin ardından sessizliğe gömülmüştü. Bakışları, masanın altındaki çekmecedeydi.

Diğer yandan akademinin koridorunda Rota ve Lyra aldıkları son dersler hakkında konuşuyorlardı.

"Öğretmen Bastian’ın büyü halkaları ile ilgili söylediği şeyi anladın mı Rota? Halkadaki rünler o kadar karışık ki, adını duymam bile başımı ağrıtıyor,"

"Büyü halkaları dersinde uyuyorsun çünkü Lyra! Öğretmen Bastian dersinde uyuduğunu bir kez daha fark ederse gerçekten büyük bir azar yiyeceksin,"

"Ha? Ben sadece gözlerimi dinlendiriyordum, kulaklarım hâlâ öğretmendeydi”

"Tabi öyledir, kesin..."

İki arkadaş şakalaşarak yürümeye devam ederken, Rota yanlarından geçen iki üst sınıf öğrencisinin Konuşmasına kulak misafiri oldu.

"Duydun mu? Ulu ağacın altında bir öğrenciyi baygın halde bulmuşlar."

"Ah, evet! Akademinin revirine birini taşıyorlardı, ben de gördüm. Şifacılar adını gizli tutuyor ama durumu o kadar kritikmiş ki, müdür Felan bizzat revire koşmuş."

Duydukları üzerine Rota’nın adımları hafifçe yavaşladı. İçinden, “Saçmalık,” diye geçirdi.

“Akademide dedikodu hiç bitmez zaten. Kesin antrenmanda manasını fazla zorlayan biridir, abartıyorlar.”

Rota Yoluna devam etmek istedi ama içini kemiren o huzursuzluk hissi bir türlü geçmemişti. Kael’i sabahki derste görmediği aklına gelince içindeki endişe daha da katlandı.

“Kael değildir canım... Başka birinden bahsediyorlardır. O kadar kolay devrilecek biri değil sonuçta.”

Lyra, yanındaki arkadaşının aniden duraksadığını ve yüzünün beyazlaştığını fark edince merakla sordu:

"Rota, iyi misin? Betin benzin atmış."

"Ne? Şey... Benim biraz işim var Lyra. Aldığım şu kitapları kütüphaneye geri vermem lazım, ben sana sonra yetişirim. Görüşürüz!"

Lyra, Rota’nın bu ani ve aceleci tavrına anlam verememişti. Arkasından kaşlarını çatarak seslendi:

"Rota, bekle! Nereye gidiyorsun?"

Ancak Rota’nın kafasındaki endişeli sesler o kadar gürültülüydü ki, arkasından seslenen Lyra’yı duymuyordu bile. Aklında sadece tek bir soru vardı: Arkadaşının başına gerçekten bir şey gelmiş olabilir miydi?

Revirin kapısına yaklaştıkça içindeki huzursuzluk daha da büyüyordu. Kapının önünde durup kendi kendini motive etmeye çalıştı:

“Tamam Rota... İçeri gireceksin, tanımadığın bir öğrenciyi görüp çıkacaksın, hepsi bu. Eminim Kael’in işleri vardır. Evet, evet, kesin bir işi vardır, yoksa bize mutlaka haber verirdi.”

Rota, derin bir nefes alarak revirin kapısını araladı. Ancak gördüğü manzara karşısında genç adamın elleri gevşedi ve taşıdığı kitaplar büyük bir gürültüyle yere düştü.

"Kael...!"

Korktuğu şey başına gelmişti. o yatakta görmeyi isteyeceği en son kişi kendi arkadaşıydı. Akademideki o dedikoduların yalan olmasını dilemişti ama Kael orada, tamamen hareketsiz bir halde yatıyordu.

Rota, yere düşen kitapları hızla toplayıp revirdeki masanın üstüne bıraktı ve yavaş adımlarla yatağın kenarına geldi.

"Kael... Beni duyuyor musun?"

Rota cevap alamayınca sesini biraz daha yükseltti:

"Hey, Kael!"

Rota sesini dostuna ulaştırmaya çalışıyordu ama nafileydi; Kael’in bilinci neredeyse iki gündür tamamen kapalıydı. Rota arkadaşının bu savunmasız halini kabullenmekte güçlük çekerek onu omuzlarından hafifçe sarstı.

"Kael! Sesimi duyuyor musun dostum? Sana diyorum! Kae—"

Rota inatla ona seslenmeye devam ederken, arkasından odaya giren kişinin ayak seslerini fark etmemişti.

"Boşa nefesini tüketme genç adam. Kael’in arkadaşı mısın?"

Rota irkilerek arkasını döndüğünde karşısında akademinin müdürü Felan’ı gördü.

"Bayan Felan!"

Felan, çocuğun üzerindeki üniformaya bakarak, "İsmin ne genç adam?" diye sordu.

"İsmim Rota Bayan Felan. Ben Kael’in oda arkadaşıyım."

"Anladım..." Felan’ın bakışları Kael’e kaydı.

"Kael’in bu hale nasıl geldiğini biliyor musun Rota?"

"Ne? Hayır, bilmiyorum. Ben sadece koridorda bazı dedikodular duydum, bir öğrenciyi revire taşıdıklarını söylüyorlardı. Ben de... arkadaşım için endişe edip geldim."

"Sorun değil Rota," dedi Felan derin bir iç çekerek. "

Aslında Kael’in bu hale nasıl geldiğini tam olarak biz de bilmiyoruz. Senden ricam, Kael’in revire kaldırıldığını şimdilik akademide kimseye söyleme"

"T-tabi, söylemem,"

"Bayan Felan... Kael?"

"Kael’in durumu şu an stabil. Hayati fonksiyonlarında bir sorun yok, sadece bilinci kapalı."

Müdür Felan’ın bu sözleri Rota’nın içindeki Endişeyi az da olsa rahatlatmıştı. Genç adam revirden çıkmak üzere kapıya doğru yönelmişti ki, Felan onu aniden durdurdu.

"Bekle bir dakika... Aklıma geldi de, sen Kael ile birlikte turnuvaya katılan Yıldız Büyücüsü değil misin?"

Rota duraksadı ve arkasını döndü.

"Doğrudur Bayan Felan. Acaba... benden bir şey mi isteyecektiniz?"

Felan’ın aklına o an çok önemli bir fikir gelmişti. Yıldız büyücüleri, nadir bulunan psişik sınıfına ait büyücülerdi; insanların zihinlerine erişebilir, ruhlarının derinliklerine dalabilirlerdi.

“Tabii ya, bunu neden daha önce düşünemedim!”

"Senden bir şey daha rica edeceğim Rota,"

Rota şaşırmıştı, akademi müdürü ondan ne isteyebilirdi ki?

"Yıldız büyün ile Kael’in zihnine girebilir misin?"

"Kael’in zihnine girmek mi?"

Rota Bir insanın zihnine doğrudan erişebilmesi için Yıldız Büyücüsünün en az 4. halkaya ulaşması gerektiğini iyi biliyordu; kendisi ise henüz 3. halkanın sınırındaydı.

"Bayan Felan, yardımcı olmak isterim ama ben bu büyüyü daha önce bir insan üzerinde hiç denemedim. Ayrıca ben henüz..."

"Sorun değil Rota. Ben sana mana ile destek olacağım, sen sadece büyüne odaklan."

Rota, yatakta hareketsiz yatan dostuna baktı. Ona gerçekten yardım etmek, istiyordu.

"P-peki... Elimden geleni deneyeceğim."

Rota bu büyüyü öğrenirken daha önce sadece küçük hayvanların üzerinde pratik yapmıştı, bir insanın zihnine ilk kez girecekti. Yavaşça yatağa yaklaştı ve sağ elini Kael’in alnına doğru uzattı. Bayan Felan da hemen arkasına geçip elini Rota’nın sırtına koydu ve kendi yoğun manasını onun bedenine aktarmaya başladı.

"Tamam Rota, mana konusunda endişelenmene gerek yok. Sen sadece olabildiğince büyüne odaklan."

"Anlaşıldı, Bayan Felan!"

Rota gözlerini kapattı. Felan'dan gelen muazzam güçle birlikte, Kael’in alnının üzerinde parıldayan mavi-beyaz bir Yıldız Büyüsü halkası belirdi.

“İşte başlıyoruz, bunu yapabilirim. Kael’e ulaşabilirim,” diye düşündü Rota. Büyünün tamamlandığını hissedince sordu:

"Bayan Felan, doğru yapıyor mu—"

Rota gözlerini açtığında lafı yarıda kesilmişti.

Kendini akademinin revirinde değil, ucu bucağı gözükmeyen, zifiri karanlık bir boşluğun tam ortasında havada süzülürken buldu. Etrafta ne bir duvar vardı ne de bir ışık.

"Burası da neresi böyle?! Kael’in zihninde olmam gerekiyordu!"

Tam o anda, ensesinde hissettiği inanılmaz derecede yoğun bir enerji dalgasıyla Rota’nın tüm tüyleri diken diken oldu. Arkasından gelen o muazzam varlığı hissederek yavaşça geriye doğru döndü. Karşısında beliren devasa silüeti gördüğü an Rota’nın dili tutulmuştu..

"B-bu da ne böyle... Bir ejderha mı? Kael’in zihninde neden bir ejderha var?!"

Kadim ejderha Grosolun, devasa kafasını yavaşça havada süzülen Rota’ya doğru yaklaştırdı. Grosolun’un o ürkütücü, keskin mor gözleri doğrudan Rota’nın gözlerine kilitlendiğinde genç adam nefes almayı bile unutmuştu.

"Buraya girmeye cüret eden insan evladı da kim?!"

Grosolun’un kükremeye benzer sesi o kadar yüksekti ki, Rota’nın kulakları neredeyse sağır olacaktı. Rota, ruhunu ezen bu baskıya rağmen tüm cesaretini toplayarak kekeledi:

"B-ben Kael’in arkadaşıyım! Onun zihninde ne yapıyorsun—"

Ejderha, devasa burnunu Rota’nın neredeyse birkaç santim yakınına kadar getirip onu koklar gibi yaptığında Rota’nın korkudan dili tamamen düğümlendi. Grosolun, gözlerini hafifçe kısarak genç büyücüyü süzdü

"Hmmm... Seni tanıyorum. Yıldız büyüsü kullanan çocuk... Kael’in sınıf ve oda arkadaşı, Rota Norwin!"

Rota, işittiği sözlerle birlikte hayatının şokunu yaşıyordu. Gözleri kocaman açıldı.

“B-bir dakika... Bu yaratık benim adımı, hatta soyadımı bile nasıl bilebilir?!”




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı