insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Doğu Krallığı’nın meşhur hafta sonu pazarı, her zamanki gibi, rengarenk ve kalabalıktı. Krowel malikanesindeki o gergin havadan biraz olsun uzaklaşmak isteyen Nerya her zamanki gibi yanına refakatçi olarak Olivia’yı da alarak bu pazar ziyaretini bir nebze nefes alma fırsatı olarak görmüştü. Nerya, tezgahlardaki kumaşları incelerken yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı.

"Olivia, bak bu renk Kael’e çok yakışır değil mi?"

"Evet Bayan Nerya... Gerçekten ona çok yakışır."

"Buralara daha da alıştın artık değil mi? istediğin zaman her pazar günü benimle alışverişe çıkabilirsin”

“Çok İst-”.

Olivia tam cevap verecekken, pazar alanının üzerindeki hava aniden garip bir şekilde kararmıştı. Meydandaki kuşlar aynı anda gökyüzüne doğru kaçışmaya başladılar. Olivia, mühürlü boyutta kazandığı içgüdülerle aniden duraksamıştı. Bu boğucu aura, sıradan bir hırsız ya da haydut aurası değildi; buram buram kan ve habis bir mana kokuyordu.

Olivia hızla Nerya'nın elini tuttu.

"Bayan Nerya, arkama geçin hemen!"

Nerya ne olduğunu anlayamadan, pazarın giriş kapısındaki muhafızlardan biri acı bir çığlık attı.

Kalabalığın arasından fırlayan zincirli ve üzerinde kurumuş kan lekeleri olan bir figür, muhafızın göğsünü tek bir hamlede boydan boya yarmıştı. İnsanlar ne olduğunu anlayamadan çarşıda bir panik havası oluşmuştu. Tezgahlar devriliyor, kadınlar ve çocuklar çığlıklar atarak sağa sola kaçışıyordu.

Karanlığın içinden yavaşça yürüyerek çıkan adam, yüzündeki o çarpık sırıtışla etrafına bakındı. Bu, Ashen-Legion’un en sadist suikastçısı Marko’ydu. Arkasındaki gölgelerden ise yüzleri maskeli sekiz adet suikastçı belirdi. Krowel muhafızları hemen Nerya’nın önüne geçip kılıçlarını çektiler.

"Krowel hanesinin korumaları demek? Hmmm, ne kadar insan o kadar taze et!"

"Bayan nerya, hemen kaçın!" diye bağırdı Olivia.

"Ben onları tutarım!"

"Marko elindeki hançeri havada savurarak. İnanılmaz bir hızla öne doğru fırladı. Baş muhafız kılıcını savurmaya çalıştı ama Marko’nun hızı insanüstüydü. Muhafızın saldırısından sıyrılıp hançerini muhafızın zırhına sapladı ve adamı yere serdi. Çarşının zemini saniyeler içinde kırmızıya boyanmıştı.

Lurker ve gölge suikastçıları da aynı anda devreye girdiler.

"Hedefe odaklanın! Yanındaki sarı saçlı kızı indirin, kadını canlı istiyoruz!"

Olivia Nerya'yı dükkanın duvarına doğru iterken manasını tamamen serbest bıraktı. içindeki iblis gücünü insanların önünde açığa çıkaramazdı, bu yüzden melez güçlerini tamamen bastırıp saf fiziksel gücüne ve yakın dövüş tekniğine odaklandı.

"Uzak durun ondan!"

Olivia bir kaplan gibi öne fırladı. İlk gölge suikastçısının hamlesini mükemmel bir refleksle savuşturup, adamın çenesine aşağıdan yukarıya sert bir aparkat indirdi. Adamın maskesi paramparça olurken havada taklalar atarak yere serildi. İkinci suikastçı hançerini savururken, Olivia çevik bir sıyrılışla adamın arkasına geçti ve diz kapağına indirdiği sert bir tekmeyle suikastçının dengesini bozdu, ardından ensesine vurduğu ağır bir darbeyle adamı doğrudan taşa gömdü.

Olivia’nın bu muazzam fiziksel gücünü ve vahşi dövüş tarzını gördüğünde Marko'nun sadist dürtüleri daha da canlanmıştı

"Ha ha, küçük bir süs bebeği ama yumrukları tam bir canavar gibi! Bayıldım! Çok iyi! Gel bakalım!"

Marko, doğrudan Olivia’nın üzerine atıldı. Olivia, kollarını çapraz yaparak saf fiziksel dayanıklılığıyla Marko'nun darbesini blokladı. Çarpışmanın etkisiyle çarşıdaki taşlar yerinden oynarken, Marko’nun vahşi baskısı karşısında Olivia darbenin ağırlığıyla geriye doğru savruldu. Sırtı sertçe tezgaha çarpıp yere yığıldı,

Marko, yerdeki Olivia’nın işini tamamen bitirmek için hançerini, savunmasız kalan genç kızın göğsüne saplamak üzere tüm gücüyle salladı.

Olivia darbeyi engelleyecek pozisyonda değildi hayatı tehlikede olduğundan iblis güçlerini açığa çıkaracaktı. Ancak tam o saniyede,

Nerya’nın çığlığı çarşıda yankılandı:

"Kızdan uzak dur!"

Nerya, hastalığın getirdiği zayıflığa ve tükenmek üzere olan manasına rağmen öne atıldı. Ellerini ileri doğru uzattığında, pazarın taşları arasından fırlayan kalın sarmaşıklar ve yeşil bitki bağları saniyeler içinde Olivia'nın üzerinde doğa manasıyla çevrili koruyucu bariyer oluşturdu.

Marko’nun hançeri yeşil bariyere çarptığı an kıvılcımlar fırladı. Bariyer darbeyi emdi ama Nerya, kalan son mana kırıntısını da bu büyüye harcamıştı Hastalığı vücudunu adeta içten içe kemiriyordu; bacakları onu daha fazla taşıyamayarak sertçe dizlerinin üzerine yığıldı.

Marko, darbesinin engellenmesiyle sinirle bağırdı.

"Lanet olası kadın!"

"Yeter Marko, dur!" diye bağırdı Lurker,

"Krowel'ın baş muhafızını indirdik. Buradaki büyü dalgalanması çoktan diğer muhafızların dikkatini çekmiştir. Vaktimiz yok! Kadını alıp hemen gidiyoruz!"

Marko dişlerini gıcırdatarak Olivia’ya nefret dolu bir bakış attı.

"Şanslı günündesin süs bebeği..."

Dizlerinin üzerine çökmüş ve nefes almakta zorlanan Nerya’nın gözleri tamamen kapandı ve bilinci saniyeler içinde karanlığa gömüldü. Marko, kadının bedenini hızla omzuna alıp Lurker’in yanına doğru koşmaya başladı Lurker gölge büyüsü ile marko ve adamlarını alıp ortadan kaybolmaya hazırlanıyordu

"Bayan Nerya... Hayır!"

Olivia, yerdeki tezgah parçalarına tutunarak zorlukla ayağa kalktı. Ağzından sızan kanı umursamadan, tüm gücüyle öne doğru atıldı.

Olivia ve neryanın Aralarındaki mesafe sadece birkaç metreydi. Olivia elini uzattı, parmak uçları Nerya’nın havada süzülen saçlarına neredeyse değmek üzereydi…

Lurker’in Gölge büyüsü hızla içe doğru çökerek tamamen yok oldu. Işınlanma büyüsü tamamlanmış, hava eski haline geri dönmüştü. Olivia’nın uzanan eli ise havada kalmıştı.

Genç kız dizlerinin üzerine sertçe çakıldı. etrafına bakındı. Yoklardı... Nerya gitmişti. Kael’in dünyadaki en çok değer verdiği, üzerine titrediği annesini gözlerinin önünde götürmüşlerdi Olivia ise onu koruyamamıştı.

Olivia, ellerini taşa vurarak hıçkırıklara boğuldu. Gözlerinden akan yaşlar, yere damlıyordu. Hayatında hiç bu kadar çaresiz, hiç bu kadar zavallı hissetmemişti. Kendine olan öfkesi göğsünü sıkıştırıyordu. Kael'in yüzüne nasıl bakacaktı? Vaelmon’a ne diyecekti?

Çarşının darmadağın olmuş, ölüm kokan sessizliğinde sadece Olivia’nın acı dolu, çaresiz hıçkırıkları yankılanıyordu. Tam o sırada, saçından düşen safir toka, taşların üzerinde çınlayarak durdu.

Çarşı meydanında kopan kıyametin ardından, krallık muhafızları nihayet olay yerine vardıklarında darmadağın olmuş bir enkazla karşılaştılar. Katledilen yoldaşlarının cesetleri arasında, taşların üzerinde dizlerinin üzerine çökmüş, gözleri boşluğa bakan Olivia’yı buldular. Genç kızın acı feryatları yerini bir sessizliğe bırakmıştı.

Acı haber, bir kara bulut gibi Krowel malikanesine ulaştığında zaman bizzat durmuş gibiydi.

Haberi alan Elowen, işittiği sözlerle sarsılarak elini hızla ağzına götürdü. Gözleri dehşetle açılırken, arkasındaki koltuğa adeta yığılmıştı.

"Nerya... Kızım..."

Ancak asıl dehşet, odanın köşesinde sessizce dikilen Vaelmon’dan yükseldi. Vaelmon, kızını kaçırabilecek kadar cüretkar olanların kim olduğunu çok iyi tahmin edebiliyordu. Bu, Ashen-Legion’ın pis bir oyunuydu. Yaşlı büyücünün içindeki öfkeli mana dışarı taştığında malikanenin, duvarları titremeye başladı. Avizeler sallanıyor, pencereler basınçtan çatlıyordu. Vaelmon tek bir kelime bile etmeden pelerinini sırtına geçirdi. Vücudunu saran rüzgar manasıyla birlikte, Doğu Krallığı’nın kalesine, yüksek büyücü birimine doğru son sürat uçtu.

Birkaç saat sonra, çarşıdan getirilen Olivia şifacılar tarafından tedavi edilmişti. Genç kızın kollarında ve gövdesinde hala beyaz sargılar duruyordu. Elowen, gözleri dolmuş bir halde genç kızı sakinleştirmeye, omuzlarını tutarak ona destek olmaya çalışıyordu. Olivia’nın ruhu aldığı fiziksel darbelerden çok daha fazla yaralıydı.

Aynı esnada Kael, akademinin izinli gününde malikaneye doğru yola çıkmıştı. Gitmeden önce akademinin laboratuvarında öğretmen Tiera’nın yanına uğramış, annesinin hastalığını, hafifletecek özel birkaç ağrı kesici iksir ve ilaç hazırlatmıştı. Elindeki ilaç çantasını sıkıca tutarak malikanenin dış kapısına vardığında, kalbini tarif edilemez, bir his kapladı. Göğsü sanki daralıyor gibiydi.

Kael, malikanenin etrafında her zamankinden çok daha fazla, zırhlı krallık muhafızlarının olduğunu gördü. Bir şeylerin yolunda gitmediğini o an anlamıştı.

Adımlarını hızlandırıp ana kapıya yöneldiğinde, nöbetteki muhafız mızrağını öne doğru uzatarak onu durdurdu.

"Dur genç adam! Buraya yaklaşmak yasak, malikane krallık emriyle koruma altındadır!"

Kael’in içindeki o kötü his daha da büyüyordu.

"Burası benim evim… Ne oluyor burada? bu askerler neyin nesi?!"

Muhafız, Kael’in ismini duyduğunda duraksadı,

"Kael Krowel... Sen o çocuksun. Ben... Çok üzgünüm genç adam. Birkaç saat önce Doğu Çarşısı’nda hain bir baskın gerçekleşti. Krowel hanesinin kızı... Nerya Krowel, bilinmeyen bir örgüt tarafından kaçırıldı. Krallık da buraya acil bir şekilde muhafız gönderdi."

"Ne…!?"

Kael’in zihni bir anda bulanıklaşmaya başladı. Dünya etrafında dönerken, bedenindeki kan bir anda çekilmişti sanki. Öğretmen Tiera’dan büyük umutlarla aldığı, annesinin ağrılarını dindirecek ilaç şişeleri, çantasından kayarak yere düştü. Kael olduğu yerde donup kalmıştı.

Kapıdaki gürültüyü ve muhafızın sesini duyan Elowen, gözleri yaşlı bir halde hızla dışarı çıktı. Kapıda çökmüş haldeki torununu gördüğünde hıçkırıklarını tutamadı.

Kael, boş bakışlarını yavaşça ona çevirdi.

"Büyükanne?”

Elowen, torununa doğru koşup ona sarıldı acı haberi ve Olivia’nın da yaralandığını söylediğinde, Kael’in zihnindeki ipler tamamen kopmuştu.

Kael’in etrafındaki hava aniden soğumuştu. bedenindeki karanlık mana bir anda taşmaya başladı. Genç adam kendi kendine sayıklıyordu

"Ne oluyor böyle...? “

“Neden bunlar bizim başımıza geliyor...? "

"Yarı iblis olduğum için mi...?”

“Kael?”

“İnsanlar bu kadar mı bizden nefret ediyor...?"

"Kael, beni duyuyor musun?” diye söylendi Elowen, çocuğun bedeninden taşan siyah manayı görünce geriye doğru adım attı

"Belki de... Belki de buraya hiç gelmemeliydik," diye devam etti Kael, gözleri tamamen mora dönmüştü

“O köyden hiç çıkmamalıydık…”

.

.

.

“Hepsinin... Hepsinin canı cehenneme!!"

Kael’in içindeki iblis manası devasa bir patlamayla dışarı fırladı. Siyah alevler ve kırmızı alevler etrafı sardığında, kapıda bekleyen krallık muhafızları ne olduğunu anlayamadan bu muazzam şok dalgasıyla havaya uçup yere yığıldılar. Malikane bahçesi tam bir kaos alanına dönmüştü.

muhafızlardan biri yerden kalkmaya çalışarak. "Lanet olsun, neler oluyor?!" diye bağırdı

"Bu mana da ne?!

“Yardım edin!"

"Yüksek kademeye haber verin, destek lazım!"

Elowen olup biteni dehşet içinde izliyordu. Tam o sırada, malikanenin içinden gelen o devasa baskıyı hisseden yaralı Olivia, koşarak kapıya geldi. Yeni bir saldırı olduğunu düşünmüştü ama gördüğü manzara karşısında nutku tutulmuştu.

Kael, tamamen insanlıktan çıkmış bir halde, sırtından fırlayan dört adet simsiyah kanadıyla havada süzülüyordu.

"Kael?!" diye haykırdı Olivia, gözyaşları içinde öne atılarak.

"Kael dur lütfen! Yapma!"

Ancak Kael çoktan kendini öfkenin kollarına bırakmıştı. Olivia’nın sesini duymuyordu bile. Yere doğru hafifçe eğildi, siyah alevlerini bacaklarına sardı ve göz açıp kapayıncaya kadar, ardında yeri çatlatan bir patlama bırakarak gökyüzüne fırladı.

"Kael!!!" diye bağırdı Olivia arkasından. Peşinden gitmek için hamle yaptı ama o sırada mana baskısından dolayı fenalaşarak yere düşen Elowen’ı görünce durmak zorunda kaldı. Yaşlı kadının yanına çöküp ona yardım ederken, gökyüzünde kaybolan Kael’i çaresizlikle izleme zorunda kaldı. Muhafızlar ise hala olayın şokunu atlatmaya çalışıyorlardı.

Havada son sürat, bir meteor gibi uçan Kael, mantığını tamamen kaybetmiş bir halde krallığın merkezine doğru ilerliyordu.

Zihninin içinden Grosolun’un sesi yankılandı:

"Kendine gel çocuk! Bu halde krallığın merkezine uçarsan, binlerce insan senin iblis formunu görür!"

"Umrumda değil Grosolun! Bana karışma!" diye bağırdı Kael

"Öfkenin seni köreltmesine izin veriyorsun! Yarı iblis olduğun herkes tarafından öğrenilirse sadece sen değil, ailen de hedef olur! krallığın merkezini çevreleyen güçlü bir bariyer var. Mevcut seviyenle o bariyeri tek başına geçemezsin, duvara çarpmış gibi olacaksın !"

Kael havada aniden durdu. Kanatları rüzgarda sertçe çırpınırken dişlerini sıktı.

"Grosolun! Annem onların elinde! Öylece burada durup bekleyemem!"

Tam o sırada, Kael’in arkasındaki gökyüzüikiye yarıldı. Havada mor ve siyah büyü çemberleri belirdi, devasa, kara ejderha Grosolun gerçek boyutuyla belirmişti.

"Yüzüne maskeni geçir ve sırtıma atla çocuk! Önce annenin tam olarak nerede olduğunu bulalım"

Kael bir an bile düşünmeden ejderhanın sırtına atladı ve yüzüne maskesini çekti. manasını annesini bulabilmek için olabildiğince geniş, bir alana yaydı yaydı. Ancak ne kadar zorlarsa zorlasın, annesinin aurasından hiçbir iz bulamıyordu.

"Lanet olsun! annemin aurasını hissedemiyorum!"

Grosolun devasa başını gökyüzüne doğru kaldırdı.

"Annenin doğa sınıfı bir büyücü olduğunu ve bedeninde bir lanet taşıdığını biliyorum. Benim manam, sıradan gizleme büyülerini delip geçer. Tek ihtiyacım olan, Neryanın doğa manasının benim alanıma çarpması."

Ejderha etrafa kendi mana dalgasını bir sonar gibi döndürerek yaydı. Dalga krallığın altına ve üstüne sızdı. Kael merak ve endişeyle Grosolun'u izlerken, ejderhanın mor gözleri aniden parladı.

"Gidiyoruz çocuk! Anneni buldum"

Kael, ejderhanın pullarına sıkıca tutundu. Grosolun havada inanılmaz bir hızda uçuyordu. Merkez krallığın semalarına yaklaştıklarında, gökyüzünü kaplayan o devasa kara gölgeyi gören halk panik halinde çığlıklar atarak kaçışmaya başladılar.

"Ejderha! bir ejderha geliyor!"

"Kaçın! çabuk olun!"

Krallık muhafızları ve büyücüler krallığın semalarında bir ejdarhanın uçtuğu haberini aldıklarında alarm durumuna geçtiler. O esnada taht odasında olan Doğu Kralı da, gelen bir acil raporla ayağa fırladı.

"Bir ejderha mı? Bu zamana kadar doğu topraklarına hiçbir ejderha uğramadı, onlar kendi bölgelerinden çıkmazlar! Bir tanesi neden bizim krallığımızda?! Çabuk rapor verin, can kaybı var mı?"

"Yok efendim! Ejderha merkezdeki ana bariyeri tek bir hamlede kırarak geçti ve doğrudan batı tarafında bulunan eski harabelere doğru uçtu!"

"Baş büyücülere derhal haber verin! hepsi kırılan bariyeri onarmaya odaklansın. İnsanları toplanma alanlarına tahliye edin. Harabelerin sınırına adamları gönderin. O yaratığın amacını bilmiyoruz, tekrar geri gelmeyeceğinin garantisi yok!"

O sırada krallığın büyücü biriminde öfkeden volta atan Vaelmon’ın kulağına da ejderha haberi ulaşmıştı.

"Ejderha mı? Nereye gidiyor peki?"

"Batı harabelerine efendim!"

Vaelmon bir şeylerin ters gittiğini hissetmişti Kraldan bizzat izin alarak kendi özel büyücü birliğiyle birlikte hızla harabelere doğru harekete geçti.

Aynı esnada, krallığa bir ejderhanın girdiğini ve kralın tüm büyücüleri bariyeri onarmak için topladığını duyan Zephyros da durumun ciddiyetini anlayıp hızla merkez krallığa doğru yola koyulmuştu. Akademide ise Müdür Felan, okulun bariyerlerini en üst seviyeye çıkarmak için tüm öğretmenleri ana meydanda topluyordu.

Grosolun, batıdaki terk edilmiş, kasvetli harabelere yaklaştığında havada süzülmeye başladı. Kael, aşağıya odaklandı ve birden o tanıdık aurayı hissetti.

"Bu... Bu annem! Annemin aurası bu! sığınağın tam altında! Grosolun!"

"Sakin ol çocuk! Bize tuzak kurdukları apaçık belli, doğrudan içeri dalma!" diye uyardı Grosolun.

Ancak Kael’in Gözünü tamamen intikam ve kurtarma hırsı bürümüştü Grosolun’un uyarılarını dikkate almayarak.. Ejderhanın sırtından atlayarak aşağıya, harabelerin tam ortasına doğru son sürat serbest düşüşe geçti.

Kael havada süzülürken sağ yumruğunu geriye doğru çekti. iblis manasını ve nefretini yumruğuna aktardı ve yeraltı sığınağının tavanına doğru tüm gücüyle darbesini indirdi.

Kael’in yumruğu sığınağın kalın beton tavanını bir kağıt gibi delip geçmişti. yumruğundan Ortaya çıkan güç, sığınağın en alt katına kadar derin bir yarık açmıştı.

Grosolun ise devasa kanatlarını çırparak yukardan harabeleri izliyor, Kael'in arkasını kollamak için bir sonraki hamleyi bekliyordu. Cehennemin kapıları Ashen-Legion için resmen açılmıştı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı