insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Büyü Akademisi’nin birinci sınıfları için o büyük gün gelip çatmıştı:

“Sınıf Atlama Sınavı.”

Akademinin katı kuralları gereği, ikinci sınıfa geçebilmenin ve o üniformayı giyebilmenin en önemli şartı, öğrencilerin 3. halkaya ulaşmış olmalarıydı. Ancak bu sınav, yazılı sınavdan çok daha fazlasıydı;

Gücünü kanıtlamış deneyimli öğretmenlerin öğrencileri bizzat sahada tarttığı bir sınavdı. Öğrenciler tek tek deneme alanına çıkacak, sorumlu öğretmene karşı tüm güçleriyle savaşacaklardı. Ancak sorumlu öğretmen dövüşten tatmin olduğu zaman öğrencilere üst sınıfa geçiş izni verecekti.

Eğitim alanının bekleme koridorlarında Lyra, heyecandan yerinde duramıyordu. Hemen yanında ise Rota, sınıflarından sorumlu öğretmenin adını duyduğu andan beri çaresizlikten başını öne eğmiş, kara kara düşünüyordu.

Kael, oda arkadaşının bu ruhsuz ve çökmüş halini fark edip omzuna dokundu.

"Rota, bu halin ne? Sınav başlamadan havlu atmış gibisin."

Rota, gözlerini yerden ayırmadan derin bir iç çekti.

"Kael... Senin haberin yok mu? Bizim sınıfın sınavını Öğretmen Alfons yapacakmış. Akademideki en sert, en acımasız adamı bize gönderdiklerine inanamıyorum. Dediklerine göre geçen sene 1. sınıflardan bir öğrenci onun sınavı sırasında fena yaralanmış, çocuk bir ay revirden çıkamamış."

Tüm sınıflar akademinin devasa, etrafı büyülü bariyerle çevrili eğitim alanında toplandığında, isimler tek tek anons edilmeye başlandı. İlk sınıfların çoğunda öğretmenler oldukça esnekti; öğrenciler sorumsuz bir şekilde, temel büyüleri göstererek sınavı bir şekilde geçiyordu. Ancak sıra Kael’in sınıfına geldiğinde sahadaki hava aniden buz kesmişti.

Sahaya ağır, adımlarla Öğretmen Alfons çıktı. 7. halkanın zirvesinde bir Toprak Büyücüsü olan bu adamın etrafına yaydığı mana o kadar baskın ve yoğundu ki, en arkada duran öğrencilerin bile enselerindeki tüyler diken diken olmuştu. Koyu renkli pelerini arkasında dalgalanırken öğretmen sert bakışlarını öğrencilerin üzerinde gezdirdi. büyüsünü aktif hale getirip, sesi tüm alanda yankılanacak şekilde konuşmaya başladı:

"Buraya kadar bir şekilde gelmeyi başardınız,"

"İkinci sınıf, sadece teoride ezber yapanların değil, savaş alanında hayatta kalmayı bilenlerin yeridir. Karşımda pes eden, korkup kaçan ya da gücünü tam olarak yansıtamayan kimseye o armayı vermeyeceğim. Canınızın yanmasından korkuyorsanız, şu andan itibaren arkanızı dönüp gidebilirsiniz!"

Öğrenciler birbirine bakıp irkilirken, grubun önünde duran Revia’nın yüzünde korkunun tek bir ifadesi bile yoktu. Genç kız her zamanki gibi mağrur ve soğuktu. Diğer yanda ise Thalendir, pelerinini geriye doğru savurarak kibirli bir şekilde yanındakilere söyleniyordu:

"İsterse akademinin en sert adamı olsun. Karşısında yüksek elflerin asil kanını taşıyan biri varken ne yapabilir ki? Bu sınavı çok rahat geçeceğim, izleyin de görün."

"Pekala!"

"Savaş alanına inmeden önce, sahadaki büyük kristale elinizi koyup kaçıncı halkada olduğunuzu kanıtlayacaksınız."

"İlk isim... Revia Cave! Sahaya çık!"

Revia, kendinden emin adımlarla merdivenlerden indi ve sahanın ortasında parıldayan devasa ölçüm kristaline doğru ilerledi. Beyaz tenli, zarif elini kristalin yüzeyine yerleştirdi. O anda kristal, mavi bir ışıkla parlamaya başladı ve üzerinde tam beş adet büyü çemberi belirdi.

“5. Halka!”

5.halkayı duyduklarında öğrencilerin olduğu tribünlerden devasa çığlıklar kopmaya başlamıştı

"5. halka mı? Şaka yapıyor olmalısın!"

"Daha birinci sınıfın sonunda 5. halkaya ulaşmak mı? Doğu Akademisi tarihinde bunu başaran en genç kişi resmen!"

"Cave hanesinin dâhisi dedikleri kadar varmış..."

Öğretmen Alfons’un sert yüzünde bile takdir dolu bir tebessüm belirdi.

"Cave hanesinin kızına yakışır bir güç. Tebrik ederim, Revia. Ama 5. halka olman, sınavın kolay olacağı anlamına gelmez, nelerin varmış görelim!"

Revia hiç vakit kaybetmeden asasını yere vurdu.

"Buz Katmanı: Mutlak Sıfır!"

Sahadaki zemin aniden kalın bir buz tabakasıyla kaplanırken, havada düzinelerce keskin buz mızrağı belirdi ve Alfons’a doğru fırladı. Alfons ise sadece ayağını hafifçe yere vurdu:

"Toprak Duvarı: Sismik Kalkan."

Yerden yükselen devasa kaya kütleleri buz mızraklarına çarparak parçalandı.

Alfons’un altından aniden devasa buz sarkıtları fırlayarak öğretmenin bacaklarını ve gövdesini sarıp onu tamamen hareketsiz bıraktı. Tribünlerdeki öğrenciler şok içinde öne doğru atıldılar. Birinci sınıf bir öğrenci, akademinin en sert öğretmenini resmen dondurmuştu!

"Fena değil, Revia..."

"Tektonik Yıkım!"

Alfons’un etrafındaki hava dalgalandı ve yaydığı devasa mana , onu saran tüm dondurucu buzları saniyeler içinde tuzla buz etti. Adam özgür kalır kalmaz, elini havaya kaldırıp Revia’ya doğru savurdu:

Yerden fırlayan devasa, taştan yapılmış beş parmaklı bir el, genç kızı ezmek üzere Revia'nın üzerine kapandı.

"Buzdan Kanatlar!"

"Arkasında beliren şeffaf buz kanatlarıyla Revia taştan elin parmakları arasından inanılmaz bir zarafetle sıyrıldı. Havada ters bir takla atarak en güçlü büyüsünü fırlatmaya hazırlandı.

"5. Halka buz büyüsü: Kutup Ejderinin Nefesi!"

Genç kızın asasının ucundan, tüm sahayı beyaz bir dumanla kaplayan ve önüne çıkan her şeyi mutlak sıfıra indiren devasa bir buzdan ejder fırladı. Büyü o kadar güçlüydü ki, sahadaki taşlar soğuktan çatlamaya başlamıştı.

Alfons bitirici hamlesi için manasını tamamen serbest bıraktı ve yumruğunu havaya kaldırdı:

"Titan'ın Gazabı!"

Revia’nın buzdan ejderi Alfons'a ulaşamadan, genç kızın tam altındaki zemin devasa bir patlamayla yarıldı. Yerden fırlayan sismik bir şok dalgası, Revia’nın havadaki dengesini tamamen bozmuştu 5. halka büyüsü ise yarıda kesilmişti.

Revia sertçe yere çakıldı, nefes nefese kalmıştı ve manası tamamen tükenmişti. Etrafını saran devasa kayaları görünce yenildiğini anladı ve Asasını yavaşça indirdi.

Savaş bittiğinde izleyen herkesin ağzı açık kalmıştı. Tribünlerde tam bir sessizlik hakim oldu; bu, birinci sınıf seviyesinin ötesinde bir güç gösterisiydi.

Revia, Yenilmişti ama gösterdiği performans inanılmazdı.

"Bu da neydi böyle. Buzdan ejderi gördünüz mü!?"

"Birinci sınıf dövüşü değil, resmen iki yüksek büyücünün savaşı gibiydi resmen..."

Alfons, pelerinindeki tozları silkeleyerek cebinden çıkardığı 2. sınıf armasını Revia’ya uzattı.

"Başarılarının devamını bekliyorum, Revia. Harika bir iş çıkardın."

Revia'dan sonra diğer öğrenciler de sırayla sahaya inmeye başladılar. Yaklaşık 100 kişilik sınıfta çoğu öğrenci 3. halkaya ulaşmayı başarmıştı ama bazıları Öğretmen Alfons’un o baskıcı, sert dövüş tarzından korkup daha ilk hamlede pes etmişlerdi.

Sıra Lyra’ya geldiğinde, genç kız heyecanına rağmen 3. halkasını kristalde kanıtlamıştı. Alfons’a karşı dövüşü her ne kadar kusursuz olmasa da, büyüleri kullanırken gösterdiği o hırsı Alfons’un dikkatini çekmişti. Adam, genç kızın içindeki alevi görüp ona da 2. sınıf armasını takdim etti.

Ardından sahaya kibirli adımlarla Thalendir indi. Sanki karşısında 7. halka bir öğretmen yokmuş gibi gevşek ve üstten bakan bir tavır alarak asasını omzuna yasladı. Alfons’un hayatta en sevmediği öğrenci tipi tam karşısında duruyordu.

"Kibirli öğrencileri severim."

"Özellikle de kibrinin altını doldurabilenleri!"

Thalendir bu söze karşılık ters bir şekilde çıkıştı:

"Ha! Karşınızda kim var sanıyorsunuz bayım? Ben yüksek elflerin asil soyundan geliyorum. Beni diğer insan müsvetteleriyle karıştırmasanız iyi edersiniz!"

Dövüş başladığı an Thalendir neye uğradığını şaşırmıştı. Alfons, elfin o kibirli tavrına ders vermek istercesine acımasızca saldırıyordu.

Yerden fırlayan devasa taş yumruklar Thalendir'i sahanın bir ucundan diğer ucuna savurmuştu. Thalendir, rüzgar büyüleriyle kaçmaya çalışsa da Alfons’un sismik dalgaları onun dengesini sürekli bozuyordu. Thalendir’in yüzü gözü toz toprak içinde kalmıştı, Ama günün sonunda, 4. halkadaki güçlü rüzgar büyülerini son ana kadar pes etmeden kullanmayı başararak Alfons’un savunmasında küçük bir çatlak açmayı başarmıştı. Thalendir her ne kadar Alfons’un canını epey sıksa da Alfons elf gençin hakkını teslim etti ve 2. sınıf armasını Thalendir’in eline fırlattı.

Sıra Kael’e geldiğinde, dövüş alanında aniden derin bir sessizlik oluşmuştu.

"Kael Krowel! Sahaya çık!"

Kael, akademide bi hayli popülerdi; genç yaşında Doğu Krallığı’ndan ödül nişanı bile almıştı. O sahaya doğru yürürken öğrencilerin arasında büyük bir fısıldaşma dalgası başladı:

"Bak, Kael iniyor!"

"Doğu Krallığı'nın ödüllü dâhisi... Acaba nasıl bir dövüş izleyeceğiz?"

"Alfons ona da bu kadar sert davranacak mı dersin?"

Yukarıda kalan Lyra, Rota ve Revia da meraklı gözlerle Kael’i izliyorlardı. Alfons, karşısına çıkan bu genç adamı meraklı ve sert bakışlarla süzdü.

"Herkesin konuştuğu çocuk sensin demek. Önce kaçıncı halkadasın bir görelim. Elini kristale koy."

Kael sakin adımlarla ilerleyip elini kristale değdirdi. O anda kristal, Revia’nınkinden bile daha parlak, neredeyse gözleri kör edecek kadar güçlü bir ışıkla parladı. Kristalin üzerinde beliren 5 kusursuz büyü çemberi belirmişti.

Öğrenciler bu kez şoktan donakalmışlardı

"Bu... Bu imkansız! O da mı 5. halka?!"

"Işığın yoğunluğuna baksana, Revia'nınkinden çok daha güçlü bir manası var!"

Revia, oturduğu yerden ayağa kalkacak gibi oldu, gözleri hayretle açılmıştı.

"Kael... Sen ne ara bu seviyeye geldin?" diye mırıldandı kendi kendine.

Lyra ve Rota ise birbirine bakakalmışlardı.

"Kael ne zamandan beridir 5. halkadaydı? Bu çocuk gerçekten inanılmaz.”

Öğretmen Alfons ellerini birbirine vurarak sahada küçük bir şok dalgası yarattı ve tüm Öğrencileri anında susturdu.

"SESSİZLİK!"

"Adın Kael Krowel demiştin, öyle mi? Krowel hanesinin genç yeteneği demek... Yıllardır bu akademide ve krallıkta görev aldım ama Krowel ailesinde senin adını sadece son 1 yıldır duymaya başladım. İlginç... “

“Pekala, gardını al bakalım Kael. 5. halka olduğun için sana kibar davranmayacağım. Kolla kendini!"

Alfons, kelimelerini bitirir bitirmez Kael’in üzerine bir çığ gibi çöktü. Kael, içindeki siyah alevleri ve iblis güçlerini kesinlikle kullanmamaya kararlıydı;

"Ateşten Çember 3.halka alev topu!!"

Kael, Alfons’un üzerine gönderdiği kayadan mızraklarını, yüksek sıcaklıktaki düz ateş toplarıyla havada eriterek muazzam bir çeviklikle kaçıyordu.

Dövüş iyice kızışmışken, Kael sürekli geri çekiliyor, Alfons'un ağır toprak darbelerinden kıl payı sıyrılıyordu. Ancak bu kaçış rastgele değildi. Kael, her kaçış adımında, gizliden gizliye sahanın yukarısında, gökyüzünün görünmeyen bir noktasında çok güçlü ve yoğun bir büyü hazırlıyordu.

Alfons, çocuğun sadece saldırılarından kaçmaya çalıştığına inanmıştı. Toprak manasını ayaklarına yükleyerek inanılmaz bir hızla Kael’in tam dibinde bitti ve ağır bir darbe indirmek için elini kaldırdı. Tam o saniyede Kael, hızlıca bir adım geri çekildi ve parmağını birleştirip havada şıklattı.

"5. halka Askeri Büyü: Gök Kırmızı!"

Alfons kendini dövüşün ritmine o kadar kaptırmıştı ki, Kael’in sahanın üstünde oluşturduğu o 5 halkalı devasa büyüyü fark edememişti. Kael parmağını şıklattığı an, gökyüzündeki bulutlar aniden kızıla boyandı ve Alfons’un tam bulunduğu noktaya doğru gökten devasa, yıkıcı bir ateş sütunu indi!

Patlamanın etkisi ile ortaya çıkan şok dalgası o kadar büyüktü ki, tribündeki öğretmenlerden biri hemen öne fırlayıp öğrencilerin önüne koruyucu bir bariyer oluşturmak zorunda kaldı. Devasa ateş sütunu yavaşça sönmeye başladığında, sahanın ortasında, Öğretmen Alfons'un durduğu yerde ucu bucağı görünmeyen derin bir göçük oluşmuştu.

Kael öğretmeni sahanın ortasında göremiyordu hızlıca arkasını döndü ama artık çok geçti. Alfons, büyü ona isabet etmeden önce toprak büyüsü ile yerin altına girerek saldırıdan sıyrılmıştı; Adamın devasa, nasırlı eli aniden Kael’in boğazına dayandı. Dövüş bitmişti.

"Askeri sınıf, 5. halka bir büyü demek... Bunu kimden öğrendin çocuk? Akademi bu tarz yıkıcı ve doğrudan orduya ait büyüleri öğrencilere göstermez. Özellikle de 'Gök Kırmızı' gibi askeri sınıf büyüleri..."

Kael bu büyüyü mühürlü boyutta, İblis Generali Videl’den öğrendiğini tabii ki söyleyemezdi. Kael iblis generalinden bu büyünün 2 türünü öğrenmişti birincisi "Gök kırmızı" düz ateş büyüsüyle yapılan askeri sınıf bir büyüydü ikincisi ise iblis büyüsü ve Kael'in siyah alevlerinin karışımı olan versiyonu " Mutlak Yıkım" dı. Bu büyünün Ateş büyüsüne oranla yıkıcı gücü kıyaslanamazdı bile büyünün tam potansiyeli ise 7. halkada ortaya çıkıyordu Videl bu büyüyü öğretirken Kael'i uyarmıştı genç bedeni haliyle bu yıkıcı büyüyü kaldıramazdı yeterince güçlenmeden "Mutlak Yıkım" ı kullanmasını ona yasaklamıştı

"Ben... Sadece kütüphanedeki eski parşömenleri kurcalamıştım efendim," diye yalan söyledi Kael.

Alfons genç adamı bir süre daha süzdü, ardından elini boğazından çekerek gülmeye başladı

"Ha ha ne ilginç bir genç.. Al bakalım Kael. Tebrik ederim, artık resmi olarak 2. sınıfsın."

O sırada tüm sınıfın ağzı açık kalmıştı. öğrencilerin aralarındaki fısıldaşmalar çılgın bir boyuta ulaştı:

"Az önce olanları gördünüz mü? gökyüzü kırmızıya döndü resmen?!”

“O büyü de neyin nesiydi?"

Lyra, hemen yanındaki Rota’ya dönüp heyecanla sorular sormaya çalışıyordu:

Ama Rota’nın gözleri kocaman açılmış, sadece Kael’in büyüyle yerde açtığı o devasa göçüğe bakıyordu.

"Ben... Ben de ilk defa görüyorum," diyebildi sadece.

Revia ise oturduğu yerde tırnaklarını avucuna bastırmıştı.

Tüm bu kargaşayı, tribünlerin en arkasında izleyen biri daha vardı: “Müdür Felan.”

Felan, sahadaki göçüğe bakarak hafifçe iç çekti.

"Bu çocuk... Nerede duracağını gerçekten hiç bilmiyor.”

Öğretmen Alfons, güçlü toprak büyüsüyle sahayı eski haline getirip onardıktan sonra, diğer öğrenciler de sırayla sınavlarını verdiler ve böylece amansız sınıf atlama sınavı son bulmuştu.

O akşam, akademinin yatakhane odasında Kael, yatağına uzanmış halde parmaklarının arasında 2. sınıf armasını çeviriyordu. Odanın kapısı hızla kapandı ve oda arkadaşı Rota, adeta bir sorgu memuru gibi Kael’in yatağının başında belirdi.

"Dostum! Orada yaptığın o büyü de neydi öyle?! Hepimizin ağzı açık kaldı resmen!”

“Ayrıca sormadan edemeyeceğim, sen ne zamandan beridir 5. halkadasın? Resmen bizi ayakta uyutmuşsun!"

Kael, üzerine doğru gelen soru yağmurundan dolayı ellerini havaya kaldırarak Rota’yı durdurdu.

"Sakin ol Rota."

"Sadece... Son birkaç aydır geceleri fazladan, antrenman yapıyordum. Manamı yoğunlaştırmanın bir yolunu buldum ve gizlice çalıştım, hepsi bu. hava atmak istemediğim için de kimseye söylemedim."

Rota şüpheyle gözlerini kıstı ama tam o sırada asıl sormak istediği, o büyük soruyu sordu:

"Peki, Kael... Bana o gün, sınıftaki o olayda, çağırma büyünün tamamen başarısız olduğunu söylemiştin. İçinde devasa bir ejder sakladığını neden benden gizledin dostum?!"

"Ejderha" kelimesini duyduğu an Kael, bir anda yatağından fırlayıp doğruldu.

"Rota... Sen... Bunu nereden biliyorsun?"

"Evet, biliyorum. Sen revirde günlerce baygın yatarken, Müdür Felan Benim zihnine girip seni uyandırabileceğime, inandı. Zihnine girdiğimde o şeyi gördüm Kael! Korkudan ölecektim resmen. Nasıl bir yaratıkla, anlaşma yaptın sen? Ayrıca neden bizden sakladın... Yoksa Lyra ve bana güvenmiyor musun?"

"Ne? Hayır! Kesinlikle öyle bir şey yok,"

"Siz ikiniz bu akademide benim güvenebileceğim tek kişilersiniz. Sadece... O zaman sınıfta o olay olduğunda ne olduğunu inan ben de anlamamıştım. Grosolun ile bir anlaşma yaptığımı bile bilmiyordum."

"Şövalyeler ile olan o ortak eğitimi hatırlıyorsun değil mi? İlk defa o zaman Grosolun ile tanıştım. Beni yaratığın pençesinden o kurtarmıştı.”

Rota’nın yüzündeki şaşkınlık yerini hayranlığa bırakmıştı.

"Vay be... Kael, sen resmen ejder terbiyecisi gibi bir şeysin o zaman! Bu inanılmaz bir şey!"

"Peki... Bunu Lyra’ya bahsetsem bir sorun olur mu? Senin bir ejderha ile anlaşma yaptığını öğrendikten sonraki yüz ifadesini aşırı merak ediyorum "

"Lyra'ya zamanı geldiğinde ben kendim söylerim Rota, lütfen. Şimdilik aramızda kalsın."

"Pfff... Tamam, sen öyle diyorsan öyle olsun. Ama ikinci sınıfta benden daha fazla sır saklamak yok, anlaştık mı?"

Kael armayı masanın üzerine bırakırken içtenlikle gülümsedi.

"Anlaştık."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı