insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Ertesi sabah mühürlü boyutta veda vakti gelmişti. Olivia, kulübenin önünde duran büyükbabasının karşısına geçti.

"Büyükbaba ben... Kararımı verdim, Kael ile birlikte dış dünyaya gidiyorum. Sen beni hayatta tutmak için, rütbeni ve tüm dünyanı bu kitabın içine mühürledin. Eğer ben sonsuza kadar burada kalırsam, senin feda ettiğin o hayatın hiçbir anlamı kalmayacak. Dışarı çıkacağım, güçleneceğim ve senin bana öğrettiğin her şeyi tüm dünyaya kanıtlayacağım. Lütfen arkamdan endişelenme, çünkü ben artık senin yetiştirdiğin o zayıf kız değilim."

Olivia konuşmasını bitirir bitirmez hıçkırarak Videl’in göğsüne atıldı. Yaşlı adam, torununu son kez kollarının arasına alıp kokusunu içine çekti.

"Seninle gurur duyuyorum, küçük prensesim,"

Olivia vedalaşıp gözyaşlarını silerek kulübenin arkasında bekleyen Kael’in yanına doğru yürüdü. Videl ise Kael’e gelmesi için bir el işareti yaptı. İki yıl boyunca eğittiği melez gence son kez baktı ve bir parşömen rulosu çıkarıp Kael’e doğru uzattı.

"Kael, bu kitap... Onu yanından hiçbir zaman ayırma. Ve senden son bir isteğim var evlat. Olur da bir gün yolun İblis Diyarı’na düşerse, Olivia’nın ailesi hâlâ hayattaysa eğer... Bu mühürlü parşömeni oğluma vermeni istiyorum."

Kael parşömeni alıp sakladı ve saygıyla eğildi.

"Emanetinizi canım pahasına koruyacağım, Usta Videl."

Videl elini havaya kaldırdığında, parmaklarının ucunda rünler parıldamaya başladı.

"Yolunuz açık olsun çocuklar."

Bir anda Kael’in etraflarındaki dünya kırılan bir cam gibi çatırdadı ve bir ışık huzmesi ikisini de yuttu.

Kael, gözlerini yavaşça açtığında. burnuna yoğun bir ilaç kokusu gelmişti.

Başucunda duran kıdemli revir görevlisi, Kael’in gözlerini açtığını görünce heyecanla elindeki tası düşürdü.

"Çabuk buraya bakın! öğrenci Kael uyandı!" diye koridora doğru seslendi.

Kael, hızla yataktan doğrulmaya çalıştı ama şifacılar anında omuzlarına bastırarak onu geri yatırdılar.

"Dur, hareket etme! Neredeyse üç gündür komadasın."

Kael şaşkınlıkla etrafına bakındı.

"B-bir dakika... Burası da neresi? Ben şu an akademinin revirinde miyim?”

“Çabuk Müdür Felan’a haber verin!"

Tam o sırada zihninin derinliklerinden, o gür ses yankılandı:

— Ruhun her nereye gittiyse... Değişmişsin çocuk.

“Bu ses... Grosolun!”

— Üç gündür baygın haldesin çocuk, ruh bağımız neredeyse koptu sandım.

“Üç gün mü?!”

“Doğru ya... Ben iki yıldır kitabın boyutundaydım. Zaman algım o kadar karıştı ki…”

— Çocuk, sen az önce iki yıl mı dedin?

“Ah, evet Grosolun. Kitabın boyutunda zaman dışarıya göre farklı işliyor. Sana her şeyi anlatmak istiyorum, sesini gerçekten özledim dostum.”

Kadim ejderha Grosolun bile Kael’in bu durumuna şaşırmıştı. Kael’in ruhu, onunla ilk tanıştığı zamana kıyasla bambaşkaydı. Bu çocuk, bedeninden dışarıya çok daha yoğun ve baskın bir aura yayıyordu.

Aynı esnada Müdür Felan, Zephyros’u da yanına alarak Vaelmon’un çalışma odasına büyüyle ışınlanmıştı.

Odaya adım atar atmaz Felan bağırdı:

"Vaelmon! Kitap—"

Ancak Felan’ın ve yanındaki Zephyros’un sözleri yarıda kesilmişti.

Vaelmon masasında oturuyordu ama hemen yanında, üzerinde egzotik kıyafetler olan, sarı saçlı ve mavi gözlü genç bir kız duruyordu.

"Vaelmon... Yanındaki kız da kim?" dedi Felan şaşkınlıkla.

"Baba? Bu kız...?"

"Sizi tanıştırayım; Olivia."

Olivia boyuttan çıktığında Kael’in yanında olmadığını fark etmiş, karşısındaki yaşlı adamın Kael'in büyükbabası olduğunu öğrendiğinde büyük bir şaşkınlık yaşamıştı. Şimdi ise odadaki Felan ve Zephyros’a dönerek kitabın içinde yaşanan her şeyi, iki yıllık eğitimi ve Kael’in durumunu en ince detayına kadar anlattı.

Felan ve Zephyros duyduklarını idrak etmekte zorlanıyorlardı.

"Bir dakika..." dedi Felan şok içinde.

"Şimdi sen... Kael ile neredeyse iki yıldır o kitabın içinde yaşadığınızı mı söylüyorsun? Bu nasıl olabilir?!"

"Bayan Felan, size söylediğim gibi,"

"Büyükbabamın yarattığı o mühürlü boyutta zaman, dış dünyaya oranla çok daha farklı işliyor."

Zephyros bir anda ayağa kalktı. "O zaman... Kael? O da uyanmıştır öyle değil mi?!"

"Evet bayım," dedi Olivia etrafına bakınarak.

"Kael nerede, onu göremiyorum? Kitaptan dışarı çıktığımızda sadece ben buradaydım."

Vaelmon masasının arkasındaki koltuğa oturup derin ve yorgun bir iç çekti.

"Zephyros, sen hemen akademinin revirine, Kael’in yanına git. Ben de burada Nerya ve Elowen’e ne diyeceğimi bir düşüneyim."

Felan, Zephyros’u anında akademinin revir katına ışınladı.

Odada Olivia, Felan ve Vaelmon baş başa kaldığında, odadakiler kızın hikayesini daha ayrıntılı dinlemek istediler

Olivia başından geçenleri, krallıktan nasıl kaçtıklarını ve büyükbabasının fedakarlığını anlattığında odayı bir sessizlik sarmıştı.

"Dediğine göre büyükbaban hâlâ bu kitapta mühürlü ve seni Kael’e emanet etti, öyle mi? Bir çocuğu, başka bir çocuğa emanet etmek ne kadar mantıklı olabilir ki?"

Olivia bu küçümseyici tavır karşısında aniden çıkıştı:

"Ben çocuk olabilirim ama güçsüz değilim! Kael de öyle!"

Olivia öfkeyle manasını serbest bıraktığında, sırtından dört adet simsiyah kanadı çıktı. Odanın etrafını kaplayan o yoğun, aura karşısında Vaelmon ve Felan’ın gözleri kocaman açılmıştı.

"Bu yaşta... Altıncı halka mı? İnanılmaz bir güç..." diye söylendi Felan.

Vaelmon aniden araya girerek elini salladı ve güçlü bir rüzgar büyüsüyle Olivia’nın aurasını bastırıp kanatlarını geri itti.

"Bu kadar yeter genç hanım,"

"Bu malikanenin içinde iblis güçlerini serbestçe kullanmak yok anlaşıldı mı?."

Olivia hemen başını eğdi, yanakları kızarmıştı.

"Ö-özür dilerim Bay Vaelmon... Ben sadece güçsüz olmadığımı size kanıtlamak istemiştim."

Vaelmon derin bir iç çekti,

"Seninle ne yapacağız..." Ayağa kalktı ve kapıya doğru seslendi:

"Elowen! Buraya gelir misin?"

Elowen odaya girdiğinde, Vaelmon’un yanındaki kızı görünce şaşırdı. "Ah canım... Yanındaki bu güzel kız da kim?"

"Kael’in akademiden bir arkadaşı,"

"Ailesi bir iş için başka bir krallığa gittiğinden, şimdilik bizim misafirimiz olacak. Kendisine temiz kıyafetler ve bir oda verelim."

Elowen tebessüm ederek Olivia’nın elinden tuttu.

"Ah, tabii ki. Gel canım, seni şöyle güzelce giydirelim"

Elowen ve Olivia odadan çıktığında Felan, Vaelmon’a bakıp sırıttı.

"Durumu iyi idare ettin, yaşlı adam."

"Sende başlama lütfen Felan," diye homurdandı Vaelmon,

"Kael buraya geldiğinde onunla konuşacaklarım var!"

"T-tabii,... Zavallı çocuk,"

"Ben de akademiye dönsem iyi olacak."

O sırada Zephyros, koşarak revir kapısından içeri daldı. Yatakta uyanık halde duran Kael’i ve onun sağlık durumunu inceleyen şifacıları görünce gözlerine inanamamıştı.

"Kael! Sen iyi misin evlat?"

"Ben iyiyim. Seni endişelendirdiğim için özür dilerim."

Zephyros, Kael’e yakından baktığında duraksadı.

“Bu çocuk normalde bu kadar güçlü bir aura yaymıyordu... 3 Günde ne değişti böyle?”

Tam o sırada Zephyros Kael’in gözlerine dikkatle baktı ve irkildi.

"Kael... Gözlerin?"

"Ne varmış gözlerimde? Gayet iyi görüyorum,"

Zephyros hemen masanın üstündeki el aynasını alıp Kael’in yüzüne doğru doğrulttu. Kael aynadaki yansımasını gördüğü an paniğe kapıldı. Gözlerinin o kahverengi hali gitmiş, yerine karanlıkta bile parıldayan mor bir renk gelmişti. Sanki İblis tarafının gücü dışarı taşıyor gibiydi.

"B-bu da ne böyle?! Gözlerimin rengi neden mor?!"

Şifacılardan biri araya girdi: "Uzun süredir baygın haldesiniz, bedeninizdeki mananın ani tepki verişi olsa gerek. Gözleriniz sağlıklı görüyorsa panik yapmanıza gerek yok."

Kael aynayı bırakıp Zephyros’a döndü, sesi titriyordu.

"Ben bu halde akademide dolaşamam! Bu göz rengi resmen 'Ben bir iblisim!' diye bağırıyor!"

"İblis" kelimesini duyan revirdeki şifacılar bir anda şüpheyle Kael’e doğru döndüler. Zephyros durumu kurtarmak için hemen yapmacık bir kahkaha patlatıp araya girdi:

"Ha ha ha! Kael, böyle şakalar yapma lütfen, şifacılarımızı korkutacaksın! Eğer o renk seni o kadar endişelendiriyorsa, senin için hemen kahverengi bir sihirli lens ayarlarım, olur biter." Şifacılara dönerek, "Manası fazla sıkıştığı için saçmalıyor, siz ona bakmayın," diye ekledi.

Birkaç saat sonra, Rota düşüncelere dalmış bir şekilde akademinin koridorunda yürüyordu. Kafası Kael’in durumu ve zihninde gördüğü o koca ejderhayla o kadar doluydu ki, önünü görmeyerek karşıdan gelen Lyra ile sertçe çarpıştı.

"Ah! Lyra, iyi misin? Kusura bakma seni görmedim,"

Lyra üstünü düzelterek Rota’ya baktı.

"İyiyim Rota da... Bu ne hal? Betin benzin atmış, hasta mı oldun yoksa?"

"Ne? Hayır, ben... Ben revirden gel—" Rota aniden dilini ısırdı.

"Revir mi?" Lyra kaşlarını çattı.

"Rota, bir şey mi oldu yoksa?"

"Ha? Yok bir şey, ben gayet iyiyim Lyra, gerçekten!"

Kael’in sırrını ve durumunu Lyra’dan saklamak Rota için tam anlamıyla bir işkenceye dönüşmüştü. Üstelik Rota dünyanın en kötü yalancısıydı; yalan söylediği an yüzü onu anında ele veriyordu.

Lyra şüpheyle kollarını göğsünde birleştirdi.

"Rota... Seni dinliyorum?"

"Şey... Ben..." Rota tam batırmak üzereyken arkalarından tanıdık,bir ses yükseldi:

"Evet Rota, seni dinliyoruz. Neymiş o revir meselesi?"

Rota arkasını döndüğünde, karşısında sapasağlam, ayakta duran Kael’i gördü.

Rota’nın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Omuzlarındaki suçluluk ve endişe yükü bir anda havaya uçmuştu.

"Kael?! Sen... Sen uyanıksın!" diye bağırdı.

Lyra şaşkınlıkla arkadaşına baktı.

"Uyanıksın derken? Kael uyuyor muydu ki?"

"Yani... Şey, Kael kaç gündür... Şey, çok ağır uyuyordu da odada! Yatakta yani! E-evet yatakta!"

Kael hafifçe gülerek Rota’nın omzuna vurdu ve araya girdi:

"Ah, Lyra, sorma... Kütüphanenin arka sıralarında ders çalışırken uyuya kalmışım. Rota da beni revire kaldırıldım sanmış, öyle abartıyor işte."

Lyra derin bir nefes alıp elindeki parşömenle Kael’in kafasına hafifçe vurdu.

"Biraz daha dikkatli ol Kael! Dersleri kaçıracaksın, bu gidişle sınavlarını da veremeyeceksin!"

"Lyra, sen derslere bizzat girdiğin halde gözlerin açık uyuyorsun, Kael’den ne farkın var sanki? En azından o kütüphanede uyumuş!"

"Rota! Ben uyumuyorum, sadece gözlerimi dinlendiriyorum demiştim sana!"

Üç arkadaş, koridorun ortasında eski günlerdeki gibi şakalaşarak yürümeye başlarken, Kael içten içe kazandığı yeni güçlerini düşünüyordu




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı