Merkez Krallığı'nın sınırlarından uzakta, yoğun ağaçlarla çevrili sessiz bir ormanda Mezrathus Abaddon'la buluştu. Kael, babasının hemen yanında dizlerinin üzerine çökmüş, gözlerini boşluğa dikmiş halde duruyordu. Yaşadığı olayın şokunu hâlâ üzerinden atamamıştı. Yıllardır büyük bir özenle sakladığı sırrı, yalnızca birkaç saniyelik dikkatsizliği yüzünden artık bütün krallıkların önünde ortaya çıkmıştı. Akademideki hayatı, arkadaşları, sahip olduğu kimlik ve geleceği bir anda belirsizliğe bürünmüştü.
Abaddon oğluna baktığında Kael'in söylediklerini bile duymayacak kadar düşüncelerine gömüldüğünü fark etti. Birkaç saniye onu izledikten sonra ona doğru seslendi.
“Kael.”
Genç çocuk tepki vermedi.
“Kael...”
“KAEL!!”
Abaddon bu kez daha sert bir tonla seslendiğinde Kael irkilerek başını kaldırdı. Karşısında duran babasının yüzündeki endişeyi gördüğünde bir süre ne söyleyeceğini bilemedi. Abaddon ona doğru yaklaşıp elini omzuna koydu.
“Kendine gel evlat. Şu anda ne kadar korkmuş olursan ol, burada oturup olanları düşünmenin bize hiçbir faydası yok. Önümüzde çözmemiz gereken çok daha büyük bir sorun var.”
Kael yavaşça ayağa kalktı fakat bakışları hâlâ yere dönüktü.
“Baba... Ben her şeyi mahvettim. Yıllardır sakladığım sırrı tek bir anda ortaya çıkardım. Büyükbabama ne olacak? Akademiye bir daha dönemeyeceğim, değil mi?”
Abaddon cevap vermeden önce Mezrathus'a döndü. Yaşlı iblisin yüzündeki ifade de her zamankinden daha ciddiydi.
“Kael'i insan krallığında daha fazla barındıramayız. Merkez Krallığı çok geçmeden onun hakkında arama emri çıkaracaktır. Vaelmon'un da sorguya çekilmesi kaçınılmaz. Fakat Kael'i İblis Diyarı'na götürmemiz de mümkün değil. Kael'in bedeni oradaki mana yoğunluğuna dayanamaz. Üstelik İblis Lordu'nun, insan topraklarında yaşayan melez bir çocuğun İblis Diyarı'na getirilmesine nasıl tepki vereceğini de bilmiyoruz.”
“Yani Kael'i ne insan krallıklarında tutabiliriz ne de İblis Diyarı'na götürebiliriz öyle mi? Peki ne yapacağız?”
Mezrathus bir süre sessiz kaldı. cevabı o da bilmiyordu.
“Ben... bilmiyorum.”
Bu söz Kael'in başını kaldırmasına neden oldu. Birkaç saniye boyunca babasıyla büyükbabasına baktıktan sonra zihninde yeni bir düşünce belirdi.
“Belki bir yol vardır.”
Abaddon ve Mezrathus aynı anda ona doğru döndüler.
“Benim... başka bir kimliğim var baba.”
Abaddon'un kaşları şaşkınlıkla kalktı.
“Başka bir kimlik mi?”
“Evet. Maceracılar Loncası'na Rosvil adıyla kayıtlıyım. Yüzümü sürekli maskeyle kapattığım için gerçek kimliğimi çok az kişi biliyor. Lonca Başkanı Ivor zamanında olası bir sorunla karşılaşmamam için böyle bir çözüm önermişti.”
"Ne kadar dâhiyane bir fikir"
“Bu durumda Ivor'a bir teşekkür borçluyuz. Fakat Rosvil kimliği seni sonsuza kadar gizleyemez Kael. Ayrıca artık ne akademiye ne de Vaelmon'un malikânesine geri dönebilirsin.”
Kael bunu zaten biliyordu. Büyükbabasının başına daha fazla sorun açmak istemiyordu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra kararlı bir ifadeyle başını kaldırdı.
“Biliyorum. Büyükbabamın benim yüzümden daha fazla sıkıntı yaşamasını istemiyorum. Rosvil olarak bir süre kendi başıma hareket edeceğim. En azından ortalık sakinleşene kadar kimsenin beni Kael Krowel olarak bulmasına izin vermeyeceğim.”
Abaddon oğlunun yüzüne baktı. Kael'in sesindeki kararlılığı duyduğunda onu bu kararından vazgeçirmeye çalışmanın bir anlamı olmadığını anladı. Bir dizini kırarak oğlunun karşısına çöktü ve gözlerini onun gözleriyle aynı hizaya getirdi.
“Beni iyi dinle oğlum. Bundan sonra ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamaya çalışmak zorunda değilsin. Kim olduğunu kimseye göstermek zorunda da değilsin. Eğer kaçman gerekiyorsa hiç düşünmeden kaç. Geri çekilmen gerekiyorsa geri çekil. Hayatta kalmak bazen bir savaşı kazanmaktan daha önemlidir.”
Kael babasının gözlerine bakarken boğazında düğümlenen duyguyu bastırmaya çalıştı.
“Ve ne olursa olsun, kendini yalnız sanma. Yanında olamasam bile seni terk etmiş olmayacağım... Ben her zaman senin bir adım arkandayım...”
Kael hafifçe gülümsedi.
“Ben de buna güveniyorum.”
Bir süre ikisi de konuşmadı. Ardından Kael bakışlarını doğuya doğru çevirdi.
“Gitmeden önce büyükbabam ve Olivia'yla son kez konuşmak istiyorum.”
Abaddon ayağa kalktı ve başını salladı.
“Seni Doğu Krallığı'na kadar bırakırım. Ondan sonrasına kendin devam edersin.”
“Teşekkür ederim baba.”
Mezrathus, Kael'in yanına yaklaşarak elini omzuna koydu
“Bugün öğrendiğin şey ne kadar ağır olursa olsun, bunun seni ezmesine izin verme Kael. Yıllarca kimliğini saklamak zorunda kaldın ve şimdi bütün krallıkların önünde sırrın ortaya çıktı. Bunun ne kadar korkutucu olduğunu tahmin edebiliyorum..."
“Sen benim torunumsun. Baban Abaddon, benim oğlum. Ve ikimiz de seni kendi başına bırakmayacağız. İnsan krallıkları seni arayabilir, adını tehdit olarak görebilir ve hakkında ne isterlerse söyleyebilirler. Bunların hiçbirinin senin kim olduğunu belirlemesine izin verme.”
Bu sözlerden sonra Kael’in gözleri hafifçe doldu.
Mezrathus konuşmasını bitirdikten sonra Abaddon'a doğru döndü.
“Kael'in burada yaşadığı olayın İblis Diyarı'na ulaşması fazla uzun sürmeyecek. İblis Lordu bu meseleden haberdar olduğunda beni yanına çağıracaktır. Önceden gidip durumu açıklamam daha iyi olur .”
Abaddon başını salladı.
“Anlaşıldı.”
Mezrathus bir adım geriye çekildi. Ardından karanlık manası bedeninin çevresinde yoğunlaşırken havaya yükselmeye başladı. Birkaç saniye içinde ağaçların üzerinde süzülen silueti gözden kayboldu ve İblis Diyarı'na doğru ilerlemeye başladı.
Kael ise konuşmanın başından beri elinde tuttuğu maskeyi yüzüne geçirdi. Siyah maskenin ardında yüzü tamamen gizlendiğinde artık ormanda duran Kael Krowel değil, maceracılar loncasının kayıtlarında yalnızca Rosvil adıyla bilinen genç adam vardı.
Abaddon oğluna son kez baktıktan sonra doğuya doğru ilerlemek üzere harekete geçti. Kael de sessizce onun yanında yürümeye başladı.
Doğu Akademisi'nin müdür odasında hava her zamankinden daha sert esiyordu. Felan masasının başında oturmuş, önündeki raporları incelerken kapının birkaç kez hızlıca çalınmasıyla başını kaldırdı. İçeri giren öğretmenin yüzündeki gerginliği gördüğü anda elindeki kâğıdı masaya bıraktı.
“Ne oldu? Bu saatte böyle telaşlandığına göre önemli bir şey olmalı.”
Öğretmen birkaç saniye tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldı.
“B-bayan Felan... Merkez Krallığı'ndaki toplantıyla ilgili haberler akademiye ulaşmaya başladı. Söylentiler henüz tam olarak doğrulanmadı ama toplantıda... Kael Krowel'in bir iblis olduğu ortaya çıkmış!”
Felan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti .
Birkaç saniye boyunca karşısındaki öğretmene baktıktan sonra sandalyesinden yavaşça kalktı.
“Ne şekilde ortaya çıktı?”
“Toplantı salonunda büyük bir kargaşa çıktığı söyleniyor. Daha sonra İblis Diyarı'ndan gelen iki kişi onu alıp götürmüşler.”
Felan'ın bakışları sertleşti.
“Abaddon ve Mezrathus…”
“Merkez Krallığı artık Kael'in insan topraklarında bulunmasını diplomatik bir ihlal olarak değerlendirebilir.”
Felan ağır adımlarla pencerenin önüne yürüdü. Dışarıda akademinin avlusunda öğrenciler her zamanki gibi hayatlarına devam ediyordu. Onların henüz hiçbir şeyden haberleri yoktu.
“Demek sonunda korktuğumuz şey oldu...”
Öğretmen Bayan Felan’ın sözlerini tam olarak anlayamamıştı.
“Bayan Felan?”
“Kael'in güvenliği konusunda endişeli misiniz?”
Felan bu kez hafifçe gülümsedi fakat yüzündeki ifade hiç de neşeli değildi.
“Kael'in güvenliğinden ziyade bundan sonra vereceği kararlar konusunda endişeliyim.”
“Çünkü artık eski hayatına dönmesi mümkün olmayabilir. Akademiye gelirse insanlar onu tanıyacak. Burada kalırsa akademinin kendisi de hedef haline gelebilir. Doğu Krallığı'nın baş büyücüsünün torunu olduğu için zaten fazlasıyla dikkat çekiyordu. Şimdi buna iblis olduğu gerçeği de eklendi.”
“Peki sizce Usta Vaelmon ne yapacak?”
“Onu saklamaya çalışacaktır.”
“Bu mümkün mü?”
“Kael Krowel'i saklamak mı?” Felan başını iki yana salladı.
“Hayır. Artık mümkün değil.”
“Şimdilik bu haber akademinin içinde yayılmasın. Öğretmenlere de yalnızca gerektiği kadar bilgi verin. Öğrencilerin arasında söylentiler başlamadan önce bunu kontrol altına almamız gerekiyor.”
Öğretmen başını eğerek onayladı.
“Anlaşıldı Bayan Felan.”
Kapı kapanırken Felan odada yalnız kaldı. Birkaç saniye sessizce durduktan Felan istemsizce acı bir şekilde güldü.
“Başına açtığın işe bak Kael...”
Ardından yüzündeki tebessüm kayboldu.
“Umarım bu kez doğru kararı verirsin.”
MERKEZ KRALLIĞI ANA KRALİYET SALONU:
Merkez Krallığı'nın sarayında yaşanan olaylardan sonra olağanüstü bir toplantı düzenlenmişti. Ana salon, kraliyet yöneticileri, kilisenin üst düzey temsilcileri, saray büyücüleri ve farklı bölgelerden gelen yetkililerle tamamen doluydu. Ancak salondaki kalabalığa rağmen ortamda neredeyse hiç ses yoktu. Herkes aynı olayın sonuçlarını düşünüyordu.
Salonun tam ortasında duran Kral Arkonis Thal’ın yüzü öfkeden gerilmişti. Ellerini arkasında birleştirmiş, karşısında sıralanan yöneticilere sert bakışlarla bakıyordu. Birkaç saniye boyunca sessiz kaldıktan sonra öfkesi bir anda patladı.
“Bana bunun nasıl olduğunu açıklayın! Merkez Krallığı'nın düzenlediği, beş krallığın temsilcilerinin bulunduğu bir toplantıda bir iblis ortaya çıkıyor, baş büyücülerimiz onun karşısında harekete geçemiyor ve sonunda o yaratık sarayımızın çatısını parçalayıp hiçbir engelle karşılaşmadan ayrılıyor! Siz bunun ne anlama geldiğinin farkında mısınız!!?”
Salondaki yöneticilerden biri başını eğerek konuşmaya çalıştı.
“M-majesteleri, o varlık sıradan bir iblis değildi. Karşımızda İblis Diyarı'nın Baş İblisi Mezrathus vardı. Dokuz halkalı Baş Büyücü Luminos bile—”
“Yeter!” Kral'ın sesi salonun duvarlarında yankılandı.
“Yıllardır bütün krallıklara karşı Merkez Krallığı'nın gücünden, düzeninden ve güvenliğinden söz ediyoruz. Peki bugün ne oldu? Kendi sarayımın içinde, kraliyet toplantısının ortasında bir iblis çocuğu ortaya çıktı ve siz, bu ülkenin en güçlü büyücüleri, onun karşısında hiçbir şey yapamadınız!”
Başka bir yönetici çekinerek söze girdi.
“Majesteleri, Baş İblis Mezrathus'un gücü—”
Kral elini kaldırarak adamın sözünü kesti.
“Mezrathus'un gücünü bir kez daha duymak istemiyorum!”
“Başarısızlığınıza mazeret üretmeyin! Karşınızdakinin kim olduğu umurumda değil. Bir iblis, bir baş iblis ya da cehennemin kendisi çıkıp karşıma dikilmiş olsa bile bunun hesabını verecek olan yine sizlersiniz!”
“Üstelik yalnızca Merkez Krallığı küçük düşürülmedi. Diğer krallıkların baş büyücüleri de oradaydı. Hepinizin gözleri önünde bizi küçük düşürdüler!!”
Bir saray büyücüsü başını kaldırdı.
“Efendim... Kael Krowel'den bahsediyorsunuz.”
“Kimin adını söylediğini gayet iyi biliyorum!” Kral'ın bakışları bir anda adama döndü.
“Kael Krowel. Doğu Krallığı'nın Baş Büyücüsü Vaelmon'un torunu. Yıllarca insan topraklarında yaşayan bir melez. Üstelik kimliğini bizden yıllarca sakladılar.”
Kimse cevap vermedi.
Kral başını çevirerek salonun diğer tarafına baktı.
“Luminos!!”
“Luminos nerede!!?”
Bir kilise görevlisi hemen öne çıktı.
“Majesteleri, Efendi Luminos, baş iblisle gerçekleştirdiği savaşın ardından henüz saraya dönmedi. Kendisiyle iletişime geçemiyoruz.”
Kral'ın kaşları çatıldı.
“Demek Luminos da ortada yok...”
“İşe yaramaz herif!!”
Kral birkaç saniye boyunca gözlerini kapattı. Ardından yavaşça nefes vererek yardımcısına döndü.
“Öyleyse artık beklemeyeceğiz.”
“Bana kraliyet mührünü getir.”
Yardımcı hemen eğildi.
“Emredersiniz, majesteleri.”
“Bütün krallıklara haber gönder. Kael Krowel için arama emri çıkar! Nerede olduğu, hangi isimle saklandığı veya kim tarafından korunduğu önemli değil. İnsan krallıklarının sınırları içerisinde bulunduğu anda yakalanmasını istiyorum!”
“Emredersiniz, majesteleri.”
“Ve Vaelmon...”
“Doğu Krallığı'nın başbüyücüsü, kendi torununun bir iblis olduğunu yıllarca sakladı! Bunun hesabını bizzat kendisinden soracağım!”
“Doğu’nun Kralı'na haber gönderin. Vaelmon'un saraya gelmesini istiyorum. Eğer gelmeyi reddederse, bunu Merkez Krallığı'na karşı yapılmış açık bir meydan okuma olarak kabul edeceğim!”
“Emredersiniz.”
Kral bu kez salondaki başka bir isme döndü.
“Galm.”
Kuzey Krallığı'ndan gelen yetkililerden biri irkildi.
“Majesteleri?”
“Kuzey Krallığı'nın Baş Büyücüsü Galm da o çocuğu korumaya çalıştı. Bunun nedenini öğrenmek istiyorum. Kuzey Kralı'na da resmi bir bildiri gönderin. Galm'ın toplantı sırasında yaptığı hareketlerin açıklamasını istiyorum!”
Kral'ın yüzündeki öfke henüz dinmemişti.
“Bugünden itibaren Doğu ve Kuzey Krallıklarıyla olan sınır geçişleri de sıkılaştırılacak. Hiç kimse bu olayın ardından kendi başına hareket etmeyecek! Merkez Krallığı'nın otoritesinin böyle bir olaydan sonra sorgulanmasına izin vermeyeceğim.”
Salondaki herkes başını eğdi. Ancak hiçbiri kralın asıl korkusunu dile getirmeye cesaret edemiyordu: Kael'in nerede olduğu kadar, onu kimin bulacağı da artık krallıklar arasındaki yeni gerilimin merkezindeydi.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı