Lider Rivashes’in odası, az önce koridorda yaşanan arbedenin ardından adeta buz kesmişti. Ortadaki ahşap sandalyeye oturtulan Orton’ın elleri ve ayakları, bizzat Rivashes’in manasıyla dövülmüş rünlü zincirlerle sıkıca bağlanmıştı. Odanın köşesinde Olivia, hala atlattığı tehlikenin şokundaydı; Kael ise kollarını göğsünde bağlamış, donuk gözlerle Rivashes’i izliyordu.
Rivashes, masasının önünde bir o yana bir bu yana deli gibi volta atıyordu. Gözlerinde derin bir hayal kırıklığı ve öfke vardı. Orton, onun sadece en güçlü koruması değil; çocukluğundan beri dizinin dibinde büyüttüğü, sadakatine canını adayacağı bir adamdı.
"Söyle..."
"Sadece nedenini söyle, Orton. Vykaris Dağları’nda sana vermediğim ne vardı? Benim muhafızım ve sırdaşımdın. Fırtına soyunun geleceğini, canice katletmeye kalkışacak kadar gözünü ne kör etti? Seni bu ihanete ne itti?!"
Orton’dan çıt çıkmadı. Gözlerini yerdeki halının desenlerine dikmiş, dudaklarını sımsıkı kenetlemişti. Sessizliği tercih ederek içindeki o ağır suçluluk duygusundan kaçmaya çalışıyordu.
"Konuş benimle!" diye bağırdı Rivashes, adamın cüppesinin yakasından kavrayıp onu sarsarak.
"Yüzüme bak!!"
Kael, Rivashes’in öfkesinin sorguyu tıkadığını fark ederek bir adım öne çıktı. ve Orton’un bağlı olduğu sandalyenin yanına geldi. Elini yavaşça Rivashes’in omzuna koyarak lideri biraz geriye çekti. Rivashes dişlerini sıkarak geri adım atarken, Kael Orton’a doğru eğildi.
"Rivashes'e yıllarca hizmet etmiş bir adamın..."
"...yakalandığı anda kendi boğazını kesmeye çalışması bana mantıklı gelmiyor."
Orto hafifçe başını kaldırdı.
Kael Orton’un durumunu çoktan fark etmişti.
"İhanet etmiş olsaydın, yaşamak isterdin."
"Kaçmaya çalışırdın."
"Suçu başkasının üzerine atardın."
"Ama sen..."
"...ölmeyi seçtin."
Kael gözlerini Orton'dan ayırmadan devam etti.
"Bu bana tek bir şeyi söylüyor."
"Sen konuşmaktan korkuyorsun."
"Orton..."
"Şu an gözlerinde gördüğüm şey ihanet değil."
"...Çaresizlik."
Kael son kez konuştu.
"Seni buna zorlayan neydi?"
.
.
.
.
Uzun süren sessizliğin ardından...
Orton ilk kez konuştu.
"...Ailem."
"Karım..."
"...iki oğlum..."
"...ve küçük kızım."
"Benim... Başka çarem yoktu..."
"Yemin ederim başka çarem yoktu..."
“Onları kaçırdılar. Eğer bu gece o fırtına yavrusunun kalbini onlara götürmeseydim, şafak sökmeden ikisinin de cansız bedenini sarayın kapısına asacaklardı.”
“Ben... Ben sadece onları kurtarmak istedim..."
Olivia duydukları karşısında dehşet içinde elini ağzına götürdü. Hainin bu kadar alçakça bir yönteme başvuracağını tahmin etmemişti.
Rivashes aldığı cevapla sarsıldı. Orton’a bakarken, odadaki hava aniden ağırlaşmıştı. Yumruklarını o kadar sert sıktı ki, parmaklarından çıtırtılar yükseldi.
"Lanet herifler! Bu ne cürret?!" diye bağırdı Rivashes,
"Benim Muhafızımın ailesine el uzatacak kadar yoldan çıkmış bu yozlaşmış pislik kim?!
"Orton..."
"...neden?"
"Neden bunu bana söylemedin?"
Orton’un yüzünde acı dolu bir gülümseme vardı.
"Söyleseydim..."
"İlk öldürecekleri yine Ailem olacaktı."
"Onların beni günlerce izlediğini biliyordum."
"Yanlış tek bir adım..."
"...ailemin sonu olacaktı."
“Wasvan mı? O köpek mi yaptırdı bunu sana?!"
"Hayır..., Wasvan değil."
"Kim o zaman? sana bu emri veren kim, Orton?"
"Konseyin en yaşlısı... Kadim bilgelerden, soyumuzun hafızası dedikleri...
“Bilge Eldrin."
Rivashes duyduğu isimle adeta taşa döndü. Dört yüz yılı aşkın süredir bu dağların koruyuculuğunu üstlenen, konseyin en saygın yaşlısı Bilge Eldrin, bu kanlı tezgahın arkasındaki asıl eldi.
"Bilge Eldrin mi...? Orton, ne söylediğinin farkında mısın? Dört yüz yılı aşkın süredir bu dağların koruyuculuğunu yapan, konseyin en yaşlı bilgesinden bahsediyorsun.
"İlk karşıma çıktığında ben de aynı şeyi düşündüm."
"Bunun bir kâbus olduğunu sandım. Fakat ailemi önümde diz çökmüş halde gördüğümde... durumun ciddiyetini anlamam uzun sürmedi. Bana tek bir seçim sundular. Ya Raeya ölecekti... ya da eşim ve çocuklarım…”
“O an ne yaparsam yapayım kaybedeceğimi biliyordum."
Kael araya girdi.
“Efendi Rivashes, Bilge Eldrin Raeya’nın cansız bedenini istediyse, şafak sökmeden bu görevin tamamlandığına dair bir işaret bekliyor olmalı. Eğer suikastın başarısız olduğunu anlarsa…”
Orton başını hızla kaldırdı, gözlerindeki çaresiz yalvarış her şeyi anlatıyordu.
"Biliyorum... Bu yüzden kendimi öldürmek istedim. Eğer ben ölürsem, belki onları serbest bırakırlar diye düşündüm…”
Olivia, Kael’in ne yapmaya çalıştığını anlayarak öne çıktı.
"Kael... Orton’un ailesini kurtarmamız gerek. Eğer Eldrin’e hiçbir şey söylemeden doğrudan üzerine yürürsek, adam köşeye sıkıştığı an kan dökecektir."
Rivashes'in yüzündeki ifade tamamen değişmişti. Birkaç saniye önce yaşadığı şaşkınlığın yerini, bastırılamayan bir öfke almıştı. Bir anda arkasını döndü ve odanın kapısına doğru sert adımlarla yürüdü.
"Yeter artık!"
"Muhafızlar! Bilge Eldrin'i derhal—"
"Lider Rivashes Durun."
Rivashes kapıya uzanmış eliyle olduğu yerde durdu ve başını Kael'e doğru çevirdi.
"Kael..."
"Bana neden durmam gerektiğini söyle!"
"Çünkü şu anda gidip Bilge Eldrin'i yakalarsanız, yalnızca onun ellerini bağlamış olursunuz. Bu işin arkasında başka insanlar varsa, Eldrin'in yakalandığını öğrendikleri an ortadan kaybolurlar. Aylarca, belki de yıllarca hazırladıkları bütün planı tek gecede silerler."
"Elimizde Orton'un ifadesi var!"
"Bu bile onu tutuklamak için yeterli!"
"Hayır."
"Bu sadece sorgulamak için yeterli. Suçlu olduğunu biliyoruz, ancak kimlerle bağlantılı olduğunu bilmiyoruz. Eğer gerçekten bu planın arkasındaki kişi Eldrin ise, böylesine büyük bir oyunu tek başına kurmuş olamaz."
Olivia da sessizliğini bozdu.
"Kael haklı, efendim. Orton'un ailesini kaçırmaları, sarayın içindeki nöbet düzenini bilmeleri, Raeya'nın odasına kadar hiçbir iz bırakmadan ulaşmaları... Bunlar tek kişinin başarabileceği işler değil."
Rivashes derin bir nefes aldı. Öfkesini bastırmaya çalışırken gözlerini kapattı. Yılların verdiği liderlik tecrübesi, içindeki öfkeye karşı savaş veriyordu.
"...Devam et, Kael."
Kael, Rivashes'in biraz olsun sakinleştiğini görünce düşüncelerini daha açık ifade etmeye başladı.
"Şu an en büyük avantajımız, onların hiçbir şeyden haberdar olmaması."
"Eldrin, suikast girişiminin başarısız olduğunu henüz bilmiyor. Büyük ihtimalle hâlâ Orton'un kaçmayı başardığını ya da görevini tamamlamak için fırsat kolladığını düşünüyor."
"Bence… gerçeği gizleyebiliriz."
Odada kısa bir sessizlik oluştu.
Olivia merakla Kael'e baktı.
"Nasıl?"
"Bu geceden itibaren sarayda tek bir haber yayılacak."
"Suikastçının girişimi başarılı oldu..."
"...ve kaçmayı başardı."
Orton şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Ben mi... kaçacağım?"
"Hayır."
"Sen buradan tek bir adım bile atmayacaksın."
Rivashes, Kael'in neyi amaçladığını anlamaya başlamıştı.
Kael devam etti.
"Eldrin, senin hâlâ dışarıda olduğunu sanacak. Eğer gerçekten bu planın arkasındaysa, er ya da geç seninle yeniden bağlantı kurmaya çalışacaktır. O an... onu yalnız yakalamaya çalışmayacağız."
Kael'in sesi daha da ciddileşti.
"Onu takip edeceğiz."
"Kimlerle görüştüğünü..."
"Kimlere emir verdiğini..."
"Ve bu ihanet ağının kökünün nereye kadar uzandığını öğreneceğiz."
Rivashes uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Odadaki herkes gözlerini ona çevirmişti.
Sonunda yaşlı lider ağır ağır başını salladı.
"...Öfkem neredeyse bana büyük bir hata yaptıracaktı."
"Bu plan büyük risk taşıyor."
"Ama..."
"...eğer gerçekten soyumun içine kadar uzanmış bir ihanet varsa, onu kökünden söküp atmanın tek yolu da bu gibi gözüküyor."
"Teşekkür ederim, Kael."
"Eğer beni durdurmasaydın, şu anda çoktan Eldrin'in peşine düşmüş olurdum. Belki de bu ihanetin arkasındaki gerçek suçlular, olan biteni öğrenip çoktan izlerini silmiş olacaklardı."
"Bana teşekkür etmenize gerek yok, Efendi Rivashes. Ben yalnızca mantıklı olanı söyledim. Eğer bu tuzağı gerçekten Bilge Eldrin kurduysa, şu anda en büyük avantajımız onun hiçbir şeyden şüphelenmiyor olmasıdır."
"Üstelik hâlâ kullanabileceğimiz değerli bir koz var elimizde."
Orton şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Bugünden itibaren aileni kurtarmak bizim görevimiz olacak."
"Ancak bunun için senden tek bir şey istiyorum."
"Şimdiye kadar yaşadığın her şeyi... en küçük ayrıntısına kadar bize anlatacaksın."
"Onlarla ilk ne zaman karşılaştın? Seni nerede buldular? Kaç kişiydiler? Konuşma biçimleri, üzerlerindeki kıyafetler, kullandıkları semboller... Hatırladığın hiçbir ayrıntıyı atlama."
"Bazen...bir insanın önemsiz sandığı tek bir ayrıntı, bütün oyunu bozacak bir ipucu olabilir."
Artık sorgu bitmişti.
Asıl görev ise yeni başlıyordu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı