insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Bölüm Resmi

Kael kapıyı iki kez tıklattıktan sonra içeriden gelen sesle birlikte odaya adımını attı. lider Rivashes, çalışma masasının arkasında ayakta duruyordu. Kael’i görür görmez öne doğru eğildi.

"Efendi Ka—"

Lider, kelimesini tamamlayamadan aniden duraksadı. boğazını temizleyerek duruşunu dikleştirdi ve saygılı ama daha dengeli bir ses tonuyla kendini düzeltti:

"Geldin, demek. Konseydeki o kaostan sonra seni dinlemeye hazırım."

"Efendi Rivashes. Hain şu an köşeye sıkışmış durumda ve Grosolun'un tehdidinden sonra Raeya'yı tamamen ortadan kaldırmak ya da buradaki düzeni bozmak için bu gece bir hamle yapacağını düşünüyoruz . Olivia ile bir plan yaptık. Haini saklandığı delikten çıkarmak için bir yem kullanacağız."

"Yem mi? Kimden bahsediyorsunuz?"

"Raeya,"

“Onu bu gece odasında tamamen yalnız bırakacağız. Sarayın dışına çıkmış ya da savunmayı gevşetmiş gibi görüneceğiz. Hain, Raeya’nın korumasız kaldığını düşündüğü an harekete geçecektir."

"Bu büyük bir kumar! Kutsal fırtına soyunun yavrusunu, kim olduğunu bilmediğimiz bir katilin önüne fırlatamazsınız. Ya biz yetişemeden ona bir zarar gelirse?"

"Merak etmeyin benim mana algılama alanım bu sarayın sınırlarını aşacak kadar geniş. Olivia ile birlikte gölgelerde bekliyor olacağız. Odada olmasak bile, kapıdan içeri yabancı bir nefes girdiği an farkederiz. Ancak sizden bir isteğim var. Biz tuzağı kurduğumuzda, sizin de gizli bir şekilde izlemenizi istiyorum, çünkü ejderisimsi birisine gücümüzün yeticeğini sanmıyorum bu konuda sadece size güvenebiliriz."

Rivashes, Kael'in gözlerindeki kararlılığı farketmişti.

"Pekala Kael... Soyumuzun geleceğini sizin ellerinize emanet ediyorum,ben hazır olacağım."

Plan hazırdı. Gece yarısı sarayın koridorları sessizliğe gömülmüş, küçük Raeya odasındaki yatakta derin bir uykuya dalmıştı. Kael ve Olivia ise Odanın dışındaki bahçede ışığının ulaşmadığı koyu gölgelerinin arasında adeta görünmez birer heykel gibi beklemekteydiler.

Zaman yavaşça akıyordu. Aradan bir saat kadar geçmişti ama Raeya'nın odasının çevresinde en ufak bir mana dalgası bile hissedilmiyordu. Olivia, sırtını dayadığı ağaçtan hafifçe doğrularak başını Kael'e doğru çevirdi.

"Kael... Bir saattir çıt yok. Acaba hain planı anlamış olabilir mı? Ya bu gece gelmezse?"

Kael cevap vermedi. Gözleri kapalı, tüm bilinci ve ruhu Raeya'nın odasının etrafına serdiği görünmez mana ağlarına kilitlenmişti. Tam ümitler kesilmek üzereyken, Kael'in gözleri aniden açıldı. Göz bebekleri karanlıkta parlıyordu.

Olivia, Kael’in yüz ifadesinin fark edince yutkundu.

"Kael? Ne oldu?”

“Gelen birileri mi var?"

"Raeya'nın odasına yaklaşan yabancı bir mana var,"

"Manasını bastırmaya çalışıyor... Bekleyelim, Olivia."

"Tamam," dedi Olivia. ellerini birleştirdi ve içinden küçük Raeya’nın zarar görmemesi için sessizce dua etmeye başladı.

Kael’in hissettiği o mana, Raeya'nın uyuduğu odanın kapısına ulaşmıştı. Kapı kolunun hafifçe aşağı indiği o çıtırtı duyulduğu an, Kael daha fazla beklemedi. Vücudundan taşan ani mana patlamasıyla dışarıdaki bahçenin en altından odanın devasa camına doğru son sürat fırladı!!

Kael, dışarıdan içeriye camı tamamen parçalayarak, odanın ortasına iniş yaptı. Ayaklarının altına serilen cam kırıkların üzerinde doğrulduğunda, Raeya’nın yatağına doğru uzanan silueti gördü. Karşısındaki varlığın yüzünde simsiyah bir maske vardı, başı ve bedeni ise geniş, koyu renk bir cüppeyle tamamen gizlenmişti.

"Bekle! Sende kimsin?!" diye bağırdı Kael.

Maskeli adam bu ani baskınla irkildi ama tek bir kelime bile etmedi. Amacına ulaşamayacağını anladığı an, arkasına bile bakmadan olağanüstü bir çeviklikle odanın kapısına doğru kaçmaya çalıştı.

"Bekle dedim sana!”

“Boşluk mermisi!"

Kael, elini ileri doğru savurarak kara alevlerden mermi hızında düzinelerce büyü mermisini adamın üzerine doğru gönderdi. Koridorun dar alanında bu saldırıdan kaçmak imkansız gibiydi. Ancak maskeli adam, havada inanılmaz bir esneklikle savrularak, Kael'in mermi hızındaki tüm büyülerinden kaçınmayı başarmıştı.

Maskeli adam kapıdan koridora adımını attığı an, karşısında gölgelerin arasından fırlayan Olivia’yı buldu. Olivia, tüm gücünü sağ yumruğunda toplamıştı; etrafındaki hava saf fiziksel baskıdan dolayı dalgalanıyordu. Kayaları bile tek darbede parçalayan o korkunç yumruğunu adamın tam göğsüne doğru savurdu.

Fakat. Maskeli adam, Olivia'nın yumruğunu havada tek eliyle, sadece parmaklarını kenetleyerek yakalamıştı Olivia şok içinde gözlerini açtığında, adam bileğini sertçe bükerek onu koridorun diğer ucuna doğru fırlattı. Olivia havada bir takla atarak dengesini sağladı ve ayaklarının üzerinde yere inip hızla Kael’in yanına geri döndü.

"Kael... Bu adam çok güçlü..."

Kael, adamın basit hamlelerle tüm saldırılardan kaçınması üzerine içindeki iblis büyüsünü serbest bırakmak üzereydi ki, koridorun sonundan o ses yükseldi:

"Yeter bu kadar!"

Maskeli adam işittiği sesle birlikte arkasını döndü. Koridorun kapı ağzında duran Lider Rivashes’i görünce paniğe kapıldı. Kaçacak yolu kalmadığını anlayarak, arkasını döndü ve Kael’in az önce kırdığı o açık camdan dışarı doğru son sürat kaçmaya çalıştı.

Kael ve Olivia adamın arkasından hamle yaptı ama adam o kadar hızlıydı ki yetişmeleri imkansızdı. Maskeli adam tam camın pervazına basıp kendini boşluğa bırakacaktı ki... Bir anda önünde, ay ışığını kesen bir figür belirdi.

"Rivashes?!"

Kael ve Olivia da oldukları yerde donup kalmışlardı. Gözleri bir kapının ağzındaki boşluğa, bir de camın önünde beliren lidere kayıyordu.

"Bu nasıl bir hız?"

Kapı ağzında duran Rivashes, göz açıp kapayıncaya kadar, camın önünde belirivermişti.

Maskeli adam tamamen sıkışmıştı. Önünde aşamayacağı bir duvar gibi duran Rivashes, arkasında ise Kael ve Olivia vardı. Bu esnada yatakta uyuyan küçük Raeya da gürültülere uyanmış, battaniyesine sarılarak şaşkın ve korku dolu gözlerle olup biteni izlemeye başlamıştı.

Maskesinin altından, çaresiz bir ses döküldü adamın:

"Lanet olsun!..."

"Kaçacak yerin kalmadı artık. Oyun bitti."

Maskeli adam, köşeye sıkışan vahşi bir hayvan gibi gözü dönmüş bir şekilde aniden arkasını döndü. Rivashes ile aşık atamayacağını biliyordu; bu yüzden hedef olarak odadaki en zayıf halkayı, Olivia'yı seçti! Amacı Olivia'yı saf dışı bırakıp ya da rehin alıp oradan bir an önce uzaklaşmaktı.

Olivia, üzerine doğru ölümcül bir hızla koşan maskeli adamı gördüğünde, adamın yaydığı ani öldürme arzusu yüzünden donakaldı; kendini savunmak için tepki veremedi, çünkü çok geç kalmıştı. Adam belinden çıkardığı hançerini Olivia’nın boğazına doğru savurdu.

Ancak Kael, Olivia’nın bir adım gerisindeydi. Adamın niyetini sezdiği an Olivia’yı belinden kavradı ve büyük bir hızla sağa doğru çekti. Hançer, Olivia'nın saçını sıyırarak bir kaç tel kopardı. Olivia, kalbi ağzında, korkmuş gözlerle kendisini tutan Kael’e doğru bakıyordu.

"Olivia, iyi misin?!" diye sordu Kael

Maskeli adam bu hamleden sonra bir hamle daha yapacaktı ki, ortamın havası bir anda tamamen değişti. Kael, Olivia ve maskeli adam oldukları yerde donup kaldılar.

Bu, lider Rivashes’in gerçek ve korkutucu aurasıydı. insanları felç eden bu ezici baskıyla birlikte Rivashes, ağır adımlarla maskeli adama doğru yürümeye başladı. Her bir adımı odadaki zemini titretiyordu.

"Vykaris Dağları’nın kalbine kadar sızıp, benim burnumun dibinde böyle bir işe kalkışmak..."

"Gerçekten cesur bir hareket. Söyle bana, arkandaki acizler sana ne vadetti de kendi soyundan birine saldırıyorsun?"

Maskeli adam, üzerine çöken bu yıkıcı baskıdan dolayı daha fazla dayanamadı. Dizlerinin bağı çözüldü ve taş zeminin üzerine çöktü. Artık parmağını bile kıpırdatacak hali kalmamıştı, kaçış yolları tamamen tükenmişti. Canlı yakalanırsa başına gelecekleri çok iyi biliyordu. Son çare olarak, elindeki hançerini aniden kendi boğazına doğru savurdu.

Ancak Rivashes buna izin vermeyecek kadar hızlıydı. Bir anda fırlayıp adamın bileğini havada yakaladı. Hançerin ucu adamın boğazına milim kala durdu.

Rivashes, adamın gözlerinin içine tiksintiyle bakarak sordu:

"Kendi canına kıyacak kadar büyük bir sırrın mı var, yoksa arkandaki efendilerinden, benim sana yaşatacaklarımdan daha mı çok korkuyorsun?"

Rivashes, baskın aurasını yavaşça dindirdiğinde odadaki o boğucu hava da dağılmıştı. Rivashes adamın elindeki hançeri tutup yere attıktan sonra diğer elini uzattı, adamın yüzündeki siyah maskeyi tuttu ve yavaşça yukarı doğru çekti.

Maske tamamen çıktığında ve suikastçının yüzü belirdiğinde, Lider Rivashes’in gözleri şok içinde açılmıştı. Attığı geri adımla birlikte sesi koridorda yankılandı:

"Orton... Sen?!"




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı