
Nerya Krowel, krallık revirinin yüksek tavanlı özel odasında gözlerini araladığında. zihnini sarsan ilk şey ise oğlunun yüzü oldu.
"Kael..." diye bağırdı. Hemen ardından yattığı yataktan doğrulmaya çalıştı. Ancak vücuduna saplanan keskin ağrılar onu durdurdu.
"Bayan Nerya, lütfen hareket etmeyin! " dedi baş şifacı, kadını omuzlarından tutup yavaşça yatağa doğru geri yatırdı.
Nerya, başını hafifçe yukarı kaldırdığında tam tepesinde, tavana yakın bir hizada ağır ağır dönen, bir büyü halkası gördü. Bu halkadan aşağı doğru süzülen ince mana iplikçikleri, bir kafes gibi yatağının etrafını sarıyordu. Bu, sıradan bir tedavi büyüsü değildi; Nerya’nın bedenindeki lanetin hücrelerine daha fazla yayılmasını, engelleyen yüksek seviyeli bir büyü çemberiydi.
"Bayan Nerya, lütfen sakin olun ve büyü halkasının dışına çıkmayın. Şu an bu büyü çemberi, Bedeninizdeki laneti baskılayan tek şey.."
"Oğlum... Kael nerede? O iyi mi? Lütfen bana cevap verin!"
"Oğlunuzun durumu iyi, Bayan Nerya. hemen yan taraftaki odalardan birinde dinleniyor., aşırı mana tüketiminden dolayı bitkin düşmüştü,o yüzden içiniz rahat olsun. Sakin olun ve büyü halkasının çalışmasına izin verin."
Yan odada yatan Kael yavaşça gözlerini açtı. Üzerindeki o ağır iblis aurası tamamen gitmiş, yerini ise insan bedeninin o tanıdık halsizliğine bırakmıştı. Başını yana çevirdiğinde, yatağının kenarında yorgun ama dimdik bir şekilde bekleyen Vaelmon’u gördü.
"Büyükbaba?.."
Vaelmon, torununun sesini duyduğunda Sandalyesini yatağa biraz daha yaklaştırarak oturdu.
"Sonunda ayıldın demek,. Bizi çok korkuttun evlat iyi misin?"
Kael, bilincinin yerine gelmesiyle birlikte sığınaktaki anılar zihninde canlandı.
"Annem...! Annem nerede?!"
"Yavaş ol Kael"
"Nerya’nın durumu iyi. Özel bir odada, bedenindeki lanet kontrol altında tutuluyor."
"Özel bir oda mı? nasıl yani?"
Bedenindeki lanet, sınır noktasına ulaştığından. Krallığın en iyi şifacıları onun için özel bir büyü halkası ayarladılar. O halka, lanetin ilerlemesini durduruyor. Tek sıkıntı... Nerya’nın o büyü halkasının içinden kesinlikle çıkmaması gerekiyor."
"Yani... Annemin laneti tamamen iyileşene kadar o odadan dışarı çıkamayacak öyle mi? "
"Maalesef öyle, Kael,"
"Nerya’nın sağlığı bizim ilk önceliğimiz.o yüzden durumun ciddiyetini anlıyorsundur."
"Anlıyorum büyükbaba... “
"Kael... Şimdi bana anlat. Yer altı sığınağında tam olarak neler yaşandı?"
Kael zihnindeki anıları toparlamaya çalıştı.
"Ben... Sığınağın tavanını delip en dibe indim. Yer altı örgütünün adamlarıyla, savaşıyordum. İçimdeki öfke o kadar büyüktü ki, gerisini tam olarak hatırlamıyorum, ama..."
Kael aniden duraksadı. Gözleri bir noktaya kilitlendi.
"Bir dakika büyükbaba... Bir adam vardı!"
"Nasıl bir adam?"
"Siyah pelerinli, güçlü bir adam... Tam bilincimi kaybetmek üzereyken önümde belirdi. Arkasını dönüp elini omzuma koydu. Bana bir şeyler söyledi... Garip olan ne biliyor musun büyükbaba?”
“Sanki onu bir yerden tanıyor gibiydim."
Vaelmon, Kael’in kimden bahsettiğini çok iyi anlamıştı. Hatta Sığınakta gördüğü suikastçıların cansın bedenleri ve duvara çivilenmiş halde duran Marko... Hepsi kesinlikle Abaddonun işi olmalı. Ancak bunu Kael’e şu an söylemek, çocuğun zihnini daha da karıştırmaktan başka bir işe yaramaz diye düşündü yaşlı adam
"Anladım Kael,"
"Çok fazla zorlama kendini. dinlenmene bak evlat."
Doğu Krallığı’nın kalbinde, Baş Büyücü Luminos masasında oturmuş, önündeki bazı gizli evrakları ve raporları inceliyordu. Yüzünde, mahkeme salonundaki o yenilginin getirdiği öfke vardı. Tam o sırada içeriye onun gizli istihbaratçısı olan Radan girdi. Adamın yüzü bembeyazdı, ve bedeni korkudan titriyordu.
Luminos başını kaldırmadan sordu:
"Söyle Radan! Operasyon bitti mi? Krowel’ın kızı elimizde mi?"
"E-efendi Luminos..." Radan yutkundu, dizleri titriyordu.
"Nerya Krowel’ı kaçırma girişimimiz... Büyük bir faciayla sonuçlandı."
Luminos’un elindeki tüy kalem aniden durdu. Gözlerini yavaşça Radan’a dikti.
"Ne demek facia?"
"Sığınak... Sığınak tamamen darmadağın edildi efendim. Operasyona gönderdiğimiz tüm suikastçılar, Ashen-Legion’ın en seçkin adamları... Hepsi katledildi. Marko ölü bulundu. Örgütün başı olan Grace ise... Arkasında hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldu. Büyük ihtimalle yakalandı veya öldürüldü."
Luminos işittikleriyle birlikte bir an kulaklarına inanamadı.
"Lanet olsun! Nasıl olur?!" diye bağırdı Luminos. Masanın üzerindeki tüm evrakları tek bir hamlede yere fırlatarak dağıttı.
"O sığınağın yerini benden ve o ahmak Grace'den başka kimse bilmiyordu! Vaelmon o zayıf istihbaratıyla orayı nasıl bu kadar çabuk bulabilir?!"
Radan korkudan yere kapandı.
"E-efendi Luminos, lütfen sakin olun. Vaelmon orayı kendi gücüyle bulmadı. Olay yerine giden gözcülerimizin raporlarına göre... "
Luminos derin derin nefes alıp vererek masaya tutundu, gözleri nefretle parlıyordu.
"Konuş! Tek bir ayrıntıyı bile atlamadan anlat bana Radan!"
Radan kekeleyerek detayları vermeye başladı:
"E-efendim görgü tanıkları, Sığınağın üzerinde, krallık bariyerini tek bir hamlede kırıp geçen devasa, bir ejderha Ve... “
“Radan çıkar ağzından şu baklayı artık korkak herif!”
“Gökyüzünde 6 kanatlı bir iblis gördüklerini söylediler tahminlerimize göre adamlarımızı öldüren kişi bu iblis olmalı efendim”
"6 kanatlı bir iblis Ve bir kara ejderha mı?!"
Luminos işittiği bu detaylarla dona kalmıştı. Beyni adeta durmuş gibiydi. Bir kadın için koskoca bir ejderha ve yüksek sınıf bir iblis krallığın göbeğine kadar nasıl sızabilirdi?
"Tamam... Çık dışarı Radan. Bu konu hakkında tek bir kelime bile duymak istemiyorum.”
"B-baş üstüne efendim!"
Luminos, darmadağın olmuş odasının ortasında, koltuğuna geri oturdu ve Ellerini şakaklarına bastırdı.
"Grace... aptal herif. Eğer o yüksek sınıf iblisin eline canlı geçtiyse... İşin arkasında benim olduğumu, bilmeleri an meselesi. Eğer Vaelmon ve kral bu işin arkasında benim olduğumu kesin olarak öğrenirse...Tüm itibarim yerle bir olur bir şeyler düşünmem lazım"
Doğu Krallığı’nın kırılan devasa büyü bariyeri, baş büyücüler ve kraliyet birimleri tarafından tamamen onarılmış ve eski gücüne kavuşturulmuştu. Krallık yavaş yavaş ejderha şokunu atlatırken, Zephyros acele adımlarla krallık revirinin koridorlarında ilerliyordu. Kael’in odasının önüne geldiğinde kapıyı açarak içeri girdi.
Kael, yatakta oturuyordu. Zephyros’u gördüğünde hafifçe gülümsedi.
Zephyros, genç adamın yanına gelip bir sandalye çekti.
"Kael... iyi olduğunu görmek beni rahatlattı. Krallık dışarıda bir ejderha baskınıyla çalkalanırken, senin o sığınağın ortasında olduğunu duyduğumda ne kadar endişelendiğimi tahmin edemezsin."
Kael mahcup bir şekilde başını eğdi.
"Ben… annemi kurtarmak için kendimi kaybettim…"
Zephyros elini Kael’in omzuna koydu.
"Kendini suçlama evlat. Söz konusu ailen olduğunda bir erkeğin neler yapabileceğini çok iyi bilirim. Önemli olan senin ve Nerya’nın hayatta olması."
"Biliyorum. Artık daha güçlü ve daha dikkatli olmak zorundayım."
Aynı saatlerde, Vaelmon Doğu Kralı’nın huzuruna çıkmış, yaşanan olaylar hakkında resmi raporunu sunuyordu. Kral, tahtında oturmuş, yaşlı büyücüyü dikkatle dinliyordu.
"Geçmiş olsun Vaelmon," dedi Kral,
"Krowel Ailesinin böyle hain bir saldırıya uğraması beni derinden üzdü. Kızının ve torununun şu an güvende olmasına sevindim."
Vaelmon hafifçe eğilerek saygısını gösterdi.
"Teşekkür ederim Majesteleri. Krallık büyü bariyeri tamamen onarıldı ve eski haline getirildi. Kızım Nerya ve torunum Kael şu an revirde, durumları ise kontrol altında."
Kral tahtında hafifçe öne doğru eğildi,
"O genç adam... Kael’di değil mi? Doğu Krallığı böyle geleceği parlak, yetenekli bir genci kaybetseydi, topraklarımız için gerçekten telafisi güç bir kayıp olurdu.. Ona krallık adına minnettarım."
"Yüce takdiriniz için minnettarım Majesteleri. Torunum bu krallık için her zaman elinden geleni yapacaktır."
Krallığa giren o devasa, ejderhanın haberi, kısa sürede akademideki öğrencilerin de kulağına ulaşmıştı. Bu öğrencilerden biri de Rota’ydı.
Rota, odasındaki yatağında oturmuş, pencereden dışarıdaki onarılan bariyeri izliyordu. Babası, krallığın büyücülerinden biri olduğu için, kral tarafından acil bariyeri onarmak üzere görevlendirilmişti. Evden çıkmadan önce de Rota’yı kesin bir dille tembihlemişti:
"Şehir tamamen güvenli hale gelene kadar kesinlikle evden dışarı adımını atmayacaksın Rota!"
Ancak Rota’nın aklı evde değildi. ejderha haberini ilk duyduğu andan beri kafasını kurcalayan çok büyük bir soru vardı. "bir ejderha..." Rota’nın aklına doğrudan, Kael’in o gizemli anlaşmalı ruhu olan Grosolun gelmişti.
"Kael’in anlaşmalı ruhu neden krallığın bariyerine zarar verip buraya saldırsın ki?" diye düşündü Rota, odasında sürekli volta atıyordu."
“Kael... Umarım başın belada değildir dostum."
Aynı esnada, Kuzey Malikanesinde de hava oldukça gergindi.
Lyra, gelen acil istihbarat mektubunu duyduğunda içini büyük bir huzursuzluk kapladı.
"Kael... Rota..." diye düşündü genç kız.
"Lütfen iyi olun... Orada neler oluyor böyle?"

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı