insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Bölüm Resmi

Kael, taş merdivenlerin ilk basamağına adım atmadan önce birkaç saniye boyunca olduğu yerde bekledi. Aşağıdan yükselen serin hava, yalnızca rutubet kokusu taşımıyordu. Yanık mumların, eski taşların ve uzun süre kapalı kalmış yeraltı odalarının kendine has ağır kokusu birbirine karışmıştı. Bu tünelin yıllardır kullanılmadığına inanmak mümkün değildi. Aksine, içeride düzenli bir hareketlilik olduğu her ayrıntısından belli oluyordu.

Olivia sessizce Kael'in yanına yaklaştı.

"Bu kadar büyük bir geçidin bugüne kadar kimse tarafından fark edilmemesi inanılmaz. Böyle bir örgütü tek bir baskınla tamamen ortadan kaldırabileceğimizi sanmıyorum. Bu yüzden içeride ne görürsek görelim, önce anlamaya çalışalım. Gereksiz bir çatışmaya girmeyelim”

Kael ve Olivia Her basamağa mümkün olduğunca yavaş basıyor, çıkabilecek en küçük sesi bile engellemeye çalışıyorlardı. Yaklaşık elli basamak indikten sonra dar tünel genişlemeye başladı. Taş duvarlara belirli aralıklarla yerleştirilen mana kristalleri loş mavi bir ışık yayıyor, bu sayede içeride meşale kullanılmasına gerek kalmıyordu.

Kael elini kaldırarak Olivia'nın durmasını işaret etti.

İkisi de aynı anda duvara yaslandı.

Tünelin ilerisinden konuşma sesleri geliyordu.

İnsanlar tartışıyordu.

Sesler hâlâ seçilemeyecek kadar uzaktı ama içeride en az birkaç kişinin bulunduğu artık kesindi.

Olivia dikkatle dinledikten sonra Kael'e döndü.

"En az dört farklı ses duyabiliyorum. Eğer tahminim doğruysa toplantı hâlâ bitmemiş."

Kael gözlerini tünelin sonuna dikmişti.

"Bilge Eldrin'in manasını hissedebiliyorum. Fakat onun yanında bulunan kişiler..."

"Hayatımda ilk defa böyle bir mana hissediyorum. Ne insanlara benziyor ne de şimdiye kadar karşılaştığımız herhangi bir ırka. Son derece ağır, bastırılmış ve tuhaf bir enerji yayıyor. Sanki manası özel olarak gizlenmiş."

"Yani Orton'un anlattıklarından daha büyük bir şeyle karşı karşıyayız."

Kael bu kez cevap vermedi.

Sessizce tünelin sonundaki kemere kadar ilerledi.

Karşılarında devasa bir yeraltı salonu uzanıyordu.

Salonun ortasında yuvarlak siyah taştan yapılma büyük bir masa bulunuyordu. Masanın etrafında siyah cüppeler giymiş beş kişi oturuyor, baş tarafta ise bastonunu iki eliyle tutan Bilge Eldrin ağır ağır konuşuyordu. Onun tam karşısında oturan son kişi ise diğerlerinden tamamen farklıydı.

Siyah zırhının üzerine uzun koyu renk bir pelerin giymişti.

Yüzü, gümüş işlemeli bir maskenin arkasında tamamen gizlenmişti.

Fakat dikkat çeken asıl şey...

Hiç konuşmamasına rağmen salondaki herkesin bakışlarının zaman zaman ona çevrilmesiydi.

Bilge Eldrin burada olmasına rağmen... masadaki gerçek otorite o değildi.

Kael, salonun girişini örten kalın taş sütunun arkasında hiç kıpırdamadan bekledi. Gözleri masanın etrafında oturan herkesi tek tek inceliyor, zihni gördüğü en küçük ayrıntıyı bile kaydediyordu. Bilge Eldrin, toplantıya liderlik ediyor gibi görünüyordu; konuşan oydu, diğer yaşlılar onu dinliyordu. Fakat Kael'in dikkatini çeken şey, salondaki herkesin farkında olmadan aynı kişiye yönelmesiydi. Ne zaman önemli bir karar konuşulsa, ne zaman yeni bir konu açılsa, masadakilerin gözleri istemsizce siyah zırhlı maskeli adama kayıyordu. O ise başından beri tek kelime etmiyor, yalnızca önündeki taş masaya parmak uçlarıyla yavaşça vuruyordu.

"İlk başta bu toplantının merkezinde Bilge Eldrin'in olduğunu düşünüyordum. Orton'un anlattıkları da bunu destekliyordu. Fakat birkaç dakikadır yalnızca onları izliyorum ve fark ettiğim küçük ayrıntılar beni bambaşka bir sonuca götürdü. Eldrin konuşuyor olabilir ama karar veren o değil. Masadaki herkes, farkında olmadan o maskeli adamın tepkisini bekliyor. Yaşlı bilge her cümlesini kurmadan önce bile birkaç kez ona baktı. Böyle davranan biri lider olmaz; emir alan biri olur."

Olivia yeniden salona baktı. İlk bakışta sıradan görünen hareketler, Kael söyledikten sonra anlam kazanmaya başlamıştı. Gerçekten de Bilge Eldrin her cümlenin öncesinde kısa bir an duruyor, maskeli adamın tepkisini kontrol ediyordu.

"Demek Orton yalnızca gördüğü kişiyi suçladı."

"Çünkü emirleri ona Eldrin verdi. Ama Eldrin'in de emir aldığı biri olduğunu bilmiyordu. Eğer haklıysan, bütün bu komplonun başındaki kişi karşımızda oturuyor olabilir."

"Tam o sırada salondaki sessizlik Bilge Eldrin'in sesiyle bozuldu.

"Orton'dan hâlâ haber gelmedi. Aradan beklediğimden daha fazla zaman geçti. Eğer görevini başarıyla tamamlamış olsaydı şimdiye kadar bizimle bağlantı kurmuş olması gerekirdi. Bu sessizlik hoşuma gitmiyor. İçimde, planın bir yerinde istemediğimiz bir gelişme yaşandığına dair kötü bir his var."

Masanın etrafındaki yaşlılardan biri endişeyle öne eğildi.

"Lider Rivashes'in şüphelenmiş olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Eğer gerçekten öyleyse bu dağın içinde attığımız bütün adımları takip ediyor olabilir"

"Endişelenmeyin."

"Orton başarılı olsa da olmasa da artık geri dönüş yok. Tohum çoktan toprağa ekildi. Bundan sonra olacaklar, tek bir muhafızın başarısına bağlı değil. Fırtına Soyu kendi içinden çürümeye başladı ve çürüyen bir ağacı dışarıdan kesmenize gerek kalmaz. Zamanı geldiğinde kendi ağırlığı altında yıkılır."

Bu sözlerin ardından salonda derin bir sessizlik oluştu.

Kael'in kalbi ilk kez biraz daha hızlı atmaya başlamıştı.

O sesi daha önce hiç duymamıştı.

Maskeli adam başını yavaşça girişteki taş sütunlara çevirdi. Yüzü tamamen maskenin arkasında saklı olmasına rağmen bakışlarının tam olarak saklandıkları noktaya yöneldiği hissediliyordu. Salondaki herkes onun baktığı yöne dönerken, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Uzun zamandır orada sessizce bizi izliyorsunuz." dedi maskeli adam sakinliğini hiç bozmadan.

"Doğrusu buraya kadar gelmeyi başarabilmeniz beni şaşırttı. Fakat…”

Bir insan ne kadar dikkatli olursa olsun, çevresindeki her şeyi kusursuz biçimde kontrol edemez. Siz bunu oldukça iyi başardınız ama artık saklanmanızın bir anlamı kalmadı. Madem bu kadar yolu geldiniz, gölgelerin arkasında kalmak yerine çıkın ve yüz yüze konuşalım."

Olivia yumruğunu sıkarken gözlerini Kael'den ayırmadı.

"Bu mümkün değil..."

"Ne ses çıkardık ne de mana kullandık. Buraya kadar gelirken tek bir iz bile bırakmadığımızdan emindim. Bizi nasıl fark etmiş olabilir?"

Kael birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Gözleri maskeli adamın üzerindeydi. Sakin görünmeye çalışıyordu ama zihni çoktan olası ihtimalleri hesaplamaya başlamıştı.

"O halde..." dedi Kael belindeki kılıcını yavaşça çekerek.

"Bu oyunun gizlice oynanan kısmı burada sona eriyor."

Kael, bulunduğu yerden ayrılmadan önce son kez çevresini değerlendirdi. Salonun girişi tek çıkış değildi. Sağ tarafta dar bir koridor, sol tarafta ise büyük olasılıkla yeraltı tünellerine bağlanan ikinci bir geçit bulunuyordu. İçerideki herkesin duruşunu, birbirlerine olan mesafelerini ve olası kaçış yollarını zihnine kazıdı. Ancak maskeli adamın bakışları ilk andan beri tek bir an olsun bulunduğu noktadan ayrılmıyordu.

Maskeli adam, Kael'i baştan aşağı dikkatlice süzdü. Bu bakışta küçümseme yoktu; Bir rakibi ilk kez görmüş bir avcının merakı vardı.

"Doğrusu beklentimin üzerinde çıktın."

"Sarayın en korunaklı bölgelerinden birini fark edilmeden geçmek, buraya kadar tek bir iz bırakmadan ulaşmak ve bütün bu süre boyunca sabrını koruyabilmek sıradan bir büyücünün başarabileceği işler değil.”

"Genç yaşına rağmen özgüvenin oldukça yüksek. Bu hoşuma gitti. Fakat hâlâ küçük bir yanılgının içindesin. Buraya beni yakalamaya geldiğini sanıyorsun, oysa ben seni buraya bilerek getirdim. Eski arşiv binasını bulman, gizli geçidi keşfetmen ve bu salona kadar ulaşman tesadüf değildi. Eğer istemeseydim, daha ilk koridorda yönünü kaybeder ya da hiç var olmayan tünellerin peşinden saatlerce dolaşırdın."

"Demek bütün bunlar bir tuzaktı. O halde neden hâlâ konuşuyorsun? Eğer bizi öldürmek isteseydin, bunu çoktan yapmış olman gerekmez miydi? Yoksa bütün bu hazırlığa rağmen iki kişiden çekinecek kadar temkinli misin?"

Salondaki yaşlılardan bazıları öfkeyle yerlerinden doğrulacak gibi olduysa da maskeli adam yalnızca elini hafifçe kaldırdı. Tek bir hareketi, hepsini yeniden susturmaya yetmişti.

"Cesur bir kadınsın." dedi maskeli adam Olivia'ya bakarak.

"Ama cesaret ile sabırsızlık arasındaki çizgi sandığından çok daha incedir. Sizi öldürmek isteseydim gerçekten de bunu içeri girdiğiniz ilk anda yapardım. Fakat bazen bir düşmanı öldürmekten daha değerli olan şey, onun sınırlarını kendi gözlerinle görmektir. Ben de bugün tam olarak bunu yapmak istiyorum. Rivashes'in umut bağladığı insanların gerçekten güçlü olup olmadığını bizzat görmek..."

Kael artık konuşmanın uzamasına izin vermedi. Sağ eli yavaşça kılıcının kabzasını kavrarken gözleri salondaki diğer kişileri de takip ediyordu.

"Sanırım birbirimizi yeterince tarttık."

Maskeli adam sağ elini yavaşça havaya kaldırdığı anda sekiz siyah zırhlı muhafız aynı anda harekete geçti. Hiçbiri tek kelime etmiyor, yalnızca ağır adımlarla Kael ile Olivia'nın etrafını daralan bir çember hâlinde kuşatıyordu. Kılıçlarından yükselen mana, yeraltı salonunun taş duvarlarını bile titretecek kadar yoğundu. Birkaç saniye içinde Kael ve Olivia’nın geri çekilebilecekleri bütün yollar kapanmıştı.

Kael ile Olivia hiç konuşmadan sırt sırta verdiler. Kael'in bakışları etrafındaki sekiz muhafızı tek tek incelerken Olivia yumruklarını sıktı. İkisi de ilk hamleyi yapmaya niyetli değildi. İçgüdüleri, yaklaşan tehlikenin bu sekiz muhafızdan çok daha büyük olduğunu söylüyordu.

Tam muhafızlar saldırıya geçeceği sırada...

Yeraltı salonunun tamamını titreten, bir ses yankılandı.

"Böcekler..."

Tek bir kelime...

Fakat o tek kelimeyle birlikte salonun içindeki bütün mana akışı altüst olmuştu.

Muhafızların ayakları oldukları yere çakıldı. Kılıçlarını kaldırmış olmalarına rağmen tek bir adım daha atamıyorlardı. Masanın etrafındaki yaşlı bilgelerin yüzündeki bütün renk çekilmişti. Kimisinin bastonu elinden düşmüş, kimisi ise görünmez bir dağın altında eziliyormuş gibi nefes almakta zorlanmaya başlamıştı.

Bilge Eldrin'in gözleri dehşet içinde büyüdü.

Kael derin bir nefes verdi. içinde hissettiği sessizliği nihayet bozacak kişinin ortaya çıktığını anlamıştı.

"Demek sonunda uyanmaya karar verdin..."

"Hainin kim olduğunu öğrenmek istiyordun çocuk. Bu yüzden buraya gelene kadar sessiz kaldım. Kendi gözlerinle gerçeği görmeden müdahale etseydim, bütün bu oyunun perde arkasındaki kişileri hiçbir zaman tanıyamayacaktın. Buraya kadar sabrını korudun ve beklediğimden çok daha iyi iş çıkardın."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı