insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael ve Olivia Bulutların üzerinde, Doğu Krallığı’nın sınırlarını çoktan aşmış bir şekilde sakince süzülüyorlardı. Rüzgar saçlarını geriye doğru savururken Kael, gözlerini uzaklardaki ufuk çizgisine dikmişti. Ancak tam o sırada, yırtıcı çığlıklarla ormanın derinliklerinden gökyüzüne doğru yükselen sesleri fark etti.

Dört güçlü bacak, aslan gövdesi ve devasa kartal kanatlarıyla onlara doğru hızla yaklaşan bir sürü vardı.

"Bunlar... Fırtına Grifinleri!"

Yaratıklar Kael ve Olivia’nın etraflarını hızla sarmaya başlamıştı. Kael’in kucağında sıkıca tuttuğu Raeya varken havada dövüşmesi neredeyse imkansızdı. Havada kanat çırparak Kael’in hemen yanında pozisyon alan Olivia, durumu anında kavrayıp öne fırladı.

"Kael! Sen Raeya’yı koru, grifinleri bana bırak!"

Olivia, havada hızla dönerek ilk yaklaşan grifine doğru muazzam bir hızla atıldı. Manayla kaplanmış sağ yumruğunu, yaratığın sert gagasına tam ortadan indirdi! D sınıfı olan bu yaratıklar, çelik gibi sert ve ölümcül pençeleriyle bilinirdi. Olivia’nın saf fiziksel gücü karşısında ilk grifin acı bir şekilde yere doğru çakılmıştı.

Ancak sürü çok kalabalıktı. Olivia havada taklalar atarak, tekmeler ve yumruklar savurarak amansız bir savaş veriyordu. Bir grifinin pençesinden sıyrılıp diğerinin kanadına sert bir tekme indiriyor, gökyüzünü bir boks ringine çeviriyordu. Ne var ki, havada manayı sürekli bedende tutarak dövüşmek inanılmaz bir kondisyon gerektiriyordu. Bir süre sonra Olivia’nın nefes alışverişleri sıklaştı ve omuzları çökmeye başladı. Grifin sürüsü ise hala gelmeye devam ediyordu.

Kael’in kucağında olan biteni izleyen minik Raeya, Olivia’nın zorlandığını ve yorulduğunu gördüğünde o sevimli, masum yüzü aniden ciddileşti. Minik elini ileriye doğru, grifin sürüsünün tam ortasına uzattı.

Tam o saniyede gökyüzü adeta ortadan ikiye yarıldı. Muazzam bir gürlemeyle birlikte gökten yere doğru inen devasa bir yıldırım, grifin sürüsünün tam ortasında patladığında, grifinler toplu halde felç olmuş bir şekilde gökyüzünden aşağı doğru yere yıkıldılar.

Olivia havada asılı kalmış halde gözleri kocaman açılmıştı. Kael de şaşkınlıktan donakalmıştı. Kucağındaki küçük ejderha kız hiçbir şey olmamış gibi neşeyle ellerini birbirine vuruyordu:

"Booom yaptım! He he!"

Kael, şoku üzerinden atlatıp Raeya’nın saçlarını okşadı.

"Aferin sana Raeya... Çak bakalım!" diyerek elini uzattı. Raeya minik avucuyla Kael’in eline vurduğunda parmaklarının ucundan tatlı bir çıtırtı geçti.

Hava kararmaya başladığında Kael ve Olivia tehlikeli gökyüzünden inip dağ eteklerindeki korunaklı bir kayalığın kuytusuna kamp kurmuşlardı. Kael’in yaktığı sıcak kamp ateşinin başında, yolculuğun yorgunluğu iyice kendini hissettiriyordu. Minik Raeya, karnını doyurduktan sonra Olivia’nın dizlerinin üstüne başını koymuş, kuyruğunu bacağına dolayarak uykuya dalmıştı.

Olivia, kızın saçlarını yavaşça okşarken ateşin kızıl ışığı yüzüne vuruyordu.

"Kael zaman ne çabuk geçiyor... Şimdi krallık sınırlarının dışındayız ve kucağımızda bir ejderha yavrusu var"

"Mühürlü boyutta ilk karşılaştığımız zamanı hatırlıyor musun? "

"Ben o boyutta sıkıntıdan patlarken birden sen, çıkıp gelmiştin. İlk başta birbirimize nasıl yabancıydık."

"Nasıl unutabilirim ki? Sonra Büyükbaban beni yanına aldı ve tam iki yıl boyunca o mühürlü boyutta adeta cehennem gibi bir eğitim verdi."

“Manamızı tüketene kadar bizi zorladığı o acımasız eğitim günlerini dün gibi hatırlıyorum."

"Ha ha evet en çok da senin Sismo ile olan tanışma anın aklımdan hiç çıkmıyor"

“Ah hatırlatma lütfen Olivia ama bir de iyi yanından bak günün sonunda o boğa ile arkadaş olmuştum”

"Bugün Raeya’ya bir teşekkür borçluyuz bence. O olmasa havada grifin sürüsüne karşı fiziksel büyü gücümle tek başıma duramazdım."

"Bu arada Kael düşünüyorum da Bay Vaelmon bir noktada haklıydı. Senin gerçekten arkanı toplayacak ve seni sakinleştirecek birine ihtiyacın var. Vykaris Dağları’na ulaştığımızda ne olursa olsun, seninle yan yana dövüşmeye devam edeceğim."

"Teşekkür ederim, Olivia.Yanımda olduğunda gerçekten kendimi daha rahat hissediyorum"

Gece, ateşin çıtırtıları ve iki dostun maziyi yad eden sohbetiyle uzun ve huzurlu bir şekilde devam etmişti.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Kael ve Olivia gökyüzünde yeniden kanatlandılar. Saatler süren uçuşun ardından, bulutların arasından sıyrıldıklarında nihayet o muazzam manzara gözlerinin önüne serildi.

“Vykaris Sıra Dağları.”

Burası adeta yeryüzünün göğe kafa tuttuğu bir yerdi. Dağların dorukları normal kayalardan değil, saf kristalize olmuş mana taşlarından oluşuyor, güneş ışığı vurdukça etrafa mor ve altın sarısı parıltılar saçıyordu. Dağların arasındaki geniş platolar, şelaleler ve devasa mağara ağızları buranın Ejderimsilerin hüküm sürdüğü kutsal topraklar olduğunu kanıtlıyordu. Havada esen rüzgar bile saf bir ejderha aurası taşıyordu.

Kael, geniş ve taşlık bir düzlük görerek yavaşça yere indi ve kanatlarını kapattı. Hemen arkasından Olivia da yere bastı. Tam o anda, karşılarındaki kayalıkların arkasından ağır adımlarla yürüyen bir grup belirdi.

En öndeki adam, insan formundaydı ama başının yanlarından geriye doğru uzanan kalın, koyu gri boynuzları ve parıldayan pullu bir derisi vardı. Üzerinde savaşçı zırhını andıran kıyafetler mevcuttu. Bu bir yetişkin Ejderimsiydi.

Olivia aniden Kael’in kolunu tuttu

"Kael... Dikkatli ol. Bu adam..."

Kael de hissettiği baskıyla yutkundu. Karşıdan gelen ejderimsi adam, etrafına o kadar yoğun, o kadar anormal bir aura yayıyordu. Anlatılanlar kesinlikle doğruydu; ejderimsiler anormal derecede güçlü varlıklardı. Bu adam, yetişkin bir iblisten bile daha tehlikeli duruyordu.

Ejderimsi adam, arkasındaki muhafızlarla birlikte Kael ve Olivia’nın tam önünde durdu. Keskin gözlerini önce Kael’e, sonra Olivia’ya dikti.

"İlginç. Sizler iblis mi? yoksa bir insan mısınız? yoksa bir melez mi?"

Kael ve Olivia içten içe büyük bir şaşkınlık yaşadı. Bu adam bizim melez olduğumuzu ilk bakışta nasıl anlayabildi? diye düşündüler, ama Ejderimsiler, insanların etrafındaki manayı diğer tüm ırklara oranla katbekat daha iyi hisseder ve analiz ederlerdi;

O sırada minik Raeya, adamın o korkunç bakışlarından ürkerek hızla Kael’in arkasına saklandı ve pelerinine sıkıca tutundu.

Ejderimsi adamın gözleri Raeya’yı gördüğünde aniden kısıldı.

"Bu dağlara çok sık misafir gelmez... Ayrıca, arkandaki o küçük kız bizim türümüzden!... Sizin gibi melezlerin yanında ne işi var onun?!"

Kael, sakin kalmaya çalışarak öne doğru bir adım attı ve ellerini dostane bir şekilde gösterdi.

"Biz buraya savaşmaya gelmedik. Bu küçük kızı, Doğu Krallığı’nın yasa dışı bir mezatından, onu satmak isteyen insanların elinden aldık. Adı Raeya. Onu ait olduğu yere, kendi soyunun yanına getirmek için kilometrelerce yol kat ettik."

Kael’in Sözlerini duyan ejderimsi adamın yüzündeki o sert ifade yavaşça değişmişti. Aurasını hafifçe bastırarak başını saygıyla eğdi.

"Anlıyorum... Bizim türümüzden, üstelik böylesine saf bir soyu o insanların elinden kurtardığın için sana saygılarımı sunuyorum, çocuk. Benim ismim Orton."

Kael ve Olivia derin bir nefes alarak rahatladılar.

"Teşekkür ederiz, Orton. Ben Kael, arkadaşım ise Olivia. Küçük ejderin adı ise bahsettiğim gibi, Raeya."

"Raeya…"

"Bu ismi ona sen mi verdin?"

Kael bir an tedirgin oldu. Acaba onların geleneklerine veya ırksal isimlerine aykırı, bir isim mi koydum? diye düşünerek gergince bekledi.

Ancak Orton’un tepkisi Kael’in beklediğinin dışındaydı.

"Ne güzel bir isim... Fırtına ejderi soyundan geldiğini belli ediyor resmen."

Kael’in içi tamamen rahatlamıştı. Orton arkasını dönerek işaret etti:

"Beni takip edin. Sizleri buranın büyüklerinin, liderlerimizin yanına götüreyim."

Orton, Kael ve ekibini dağın kalbine oyulmuş, devasa kristal sütunlarla desteklenen tapınak benzeri muazzam bir saraya getirdi. Kapıda dikilen, ellerinde ejderha pullarından dövülmüş mızraklar tutan ejderimsi muhafızlar, Orton’un işaretini gördüklerinde mızraklarını geriye doğru çektiler

Kael, henüz salonun sonundaki lideri görmeden bile, içeriden yayılan manayı hissetmişti.

“İleride nasıl birisi bizi bekliyor acaba? Bu baskı... Nefes almamı zorlaştırıyor resmen”

Raeya, ürkek adımlarla Kael’in pelerinine daha da sıkı tutunarak adeta onun gölgesi gibi yürümeye çalışıyordu. Olivia, Kael’e doğru eğilerek fısıldadı:

"Kael... Raeya buraya geldiğimizden beri bir garip davranıyor. Kendi evinde gibi hissetmesi gerekirken sanki daha çok korkuyor... Onun bu ürkek hali içimi parçalıyor resmen."

Kael, göz ucuyla arkasındaki küçük kıza baktı.

"Kendi türünü ilk defa görüyor olsa gerek Olivia. Merak etme, onu güvende tutacağım"

Büyük salonun sonuna geldiklerinde, devasa bir kristal tahtın önünde durdular. Orton, dizlerinin üzerine çökerek saygıyla başını eğdi.

"Efendi Rivashes... Sınırımıza gelen misafirleri ve kurtarılan Ejder yavrusunu huzurunuza getirdim."

Kael ve Olivia, karşılarında duran figürü gördüklerinde adeta nefes almayı unuttular.

Kristal tahtın üzerinde oturan adam, Vykaris Dağları’nın üç büyük liderinden biri olan Rivashes’ti. Adamın gümüş pullarla kaplı devasa bir bedeni, gözlerinde ise saf altın sarısı bir renk vardı.etrafındaki o görünmez aura o kadar güçlü, o kadar dehşet vericiydi ki, sanki adam hafifçe üflese Kael ve Olivia’yı bu dağdan aşağı uçuracakmış gibi bir his yaratıyordu. Salonun havası Rivashes’in varlığıyla resmen ağırlaşmış gibiydi.

Rivashes, o korkunç ve ilahi gözlerini Kael’in ve onun arkasına saklanan minik Raeya’nın üzerine dikti.

"Fırtına ejderi soyundan gelen bir çocuk..."

"Ve onu buraya getiren... İki melez!"

Orton başını kaldırmadan konuşmasına devam etti:

"Efendi Rivashes, bu iki genç, Doğu Krallığı’nın yasa dışı köle mezatından bu yavruyu kurtarmak için hayatlarını riske attılar. Ejder çocuğunu bize, ait olduğu topraklara sağ salim teslim etmek için buradalar."

Kael ve Olivia, bir kralla konuşur gibi saygıyla diz çöktüler, başlarını eğerek resmiyetlerini bozmadan kendilerini tanıttılar.

"Doğu Krallığı’ndan Kael Krowel, Efendi Rivashes,"

"Arkadaşım Olivia ile birlikte, bu küçük kızın özgürlüğünü bulması için buradayız. Huzurunuzda olmaktan onur duyarız."

Olivia da hemen ardından ekledi:

"Amacımız sadece soyunuzdan olan bu masum çocuğu evine ulaştırmak."

Rivashes, tahtından yavaşça ayağa kalktı. O ayağa kalktığı an salondaki baskı iki katına çıkmıştı. Ağır adımlarla Kael ve arkasında duran Raeya’ya doğru yürümeye başladı. Gençlerin kaderi, bu güçlü liderin iki dudağının arasından çıkacak sözlere bağlıydı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı