Yarışmanın yapılacağı alan gün doğmadan hazırlanmış, akademinin hemen arkasında uzanan devasa ormanın girişinde ise yüzlerce öğrenci çoktan toplanmıştı
Öğretmenler son hazırlıkları kontrol ediyordu. Ağaçların arasına yerleştirilen büyülü işaret taşları, güvenlik bariyerleri ve gözlem kuleleri yaklaşan yarışmanın sıradan bir eğitimden çok daha büyük olacağını gösteriyordu. Birinci ve ikinci sınıf öğrencileri kendi gruplarına ayrılmış, herkes takım arkadaşlarını tanımaya çalışıyordu.
Her ikinci sınıf öğrencisine iki birinci sınıf öğrencisi eşlik edecekti. Kael'in grubuna ise aynı sınıftan iki öğrenci düşmüştü.
"Lina..."
Daha önce Kael'den imza isteyen üç kızdan biriydi. Rüzgâr elementini kullanıyordu ve heyecanını gizleyemeyecek kadar dışa dönük bir karaktere sahipti.
Diğer öğrenci ise Rudi'ydi. Birinci sınıfların en başarılı öğrencileri arasında gösteriliyor, zekâsıyla öğretmenlerin dikkatini çekiyordu. Karakteri ise ; sakin ve mesafeli biriydi. Ayrıca ateş elementini kullanıyordu
"Lina, biraz sakin olur musun?" dedi Rudi iç çekerek.
"Altı üstü bir yarışma."
"Altı üstü bir yarışma mı? Üst sınıflardan Kael bize eşlik edecek! Bunun ne anlama geldiğini gerçekten anlamıyor musun?"
"Abartıyorsun, sonuçta o da bizim gibi bir öğrenci değil mi?"
"Sen hayatında kaç öğrencinin kraliyet nişanı aldığını gördün?"
Rudi tam cevap verecekken Lina'nın gözleri bir anda arkalarına kaydı.
"Bak... geliyor!"
İkisi de aynı anda başlarını çevirdi.
Kael ağır adımlarla yanlarına yaklaşırken yüzünde her zamanki sakin gülümsemesi vardı.
"Sanırım aynı takımdayız." dedi samimi bir ses tonuyla.
"Ben Kael Krowel.Tanıştığımıza memnun oldum."
Lina heyecandan yerinde duramıyordu.
"B-ben Lina! Rüzgâr elementi kullanıyorum. Sizinle aynı takımda olacağımı duyunca bütün gece uyuyamadım!"
Kael gülümseyerek başını eğdi.
"Memnun oldum Lina. Bugün hepimiz aynı takımın parçasıyız."
Ardından bakışlarını sessizce duran Rudi'ye çevirdi.
"Sen de… Rudi olmalısın."
Genç çocuk kısa bir baş selamı verdi.
"Memnun oldum…"
Dışarıdan sakin görünmeye çalışıyordu ama aklından geçenler bambaşkaydı.
"Demek herkesin konuştuğu Kael bu... Beklediğimden çok daha sıradan görünüyor. Ne kibirli ne de ulaşılmaz biri gibi... Gerçekten anlatıldığı kadar güçlü mü?"
Kael, ikisinin de üzerindeki gerginliği fark etmiş gibiydi.
"İkinizin de biraz gergin olduğunu görebiliyorum. Ama endişelenmenize gerek yok. Siz bana güvenin, ben de size... Şimdilik ihtiyacımız olan tek şey bu."
Lina merakla sordu.
"Peki planımız ne olacak?"
"Önce birbirimizin güçlü yönlerini öğreneceğiz."
"Lina, sen rüzgar büyün ile uzaktan destek sağlayabiliyorsun. “
“Rudi, ateş elementi yakın çatışmada daha etkili. Ben ise gerektiğinde ön safta savaşırım.”
“birbirimizin eksiklerini kapatırsak öğretmenlere sandıklarından daha zor anlar yaşatabiliriz."
Lina'nın gözleri parladı.
"Yani... gerçekten öğretmenlere karşı kazanabileceğimizi düşünüyor musun?"
"Denemeden bunu öğrenemeyiz."
"Merak etmeyin Kıdemli Kael, elimden geleni yapacağım."
Tam o sırada birkaç metre ileride bulunan başka bir grubun önünde oldukça farklı bir atmosfer hâkimdi. Revia'nın takımına düşen iki birinci sınıf öğrencisi, genç kızın karşısında dimdik durmuş tek kelime bile etmeye cesaret edemiyorlardı. Revia ise her zamanki gibi ifadesiz yüzüyle sessizce önündeki ormana bakıyor, sanki yanında kimse yokmuş gibi davranıyordu.
İki öğrenci kendi aralarında fısıldaşmaya başladı.
"Gerçekten onun grubuna düştüğümüze inanamıyorum."
"Sesini biraz alçalt."
"Neden?"
"Buz Kraliçesi dedikleri kadar varmış. Bir bakış attı, kalbim resmen duracak sandım."
"Şşşt... Duyacak şimdi."
"Eğer konuşmayı bitirdiyseniz yarışma başlamadan önce çevreyi inceleyebilirsiniz."
İki öğrenci aynı anda irkilerek doğruldu.
"Ö-özür dileriz!"
Biraz ileride ise tam tersi bir manzara vardı. Olivia çoktan takım arkadaşlarıyla kaynaşmıştı. Daha yarışma başlamadan isimlerini öğrenmiş, hangi elementleri kullandıklarını sormuş, kısa sürede aralarındaki mesafeyi tamamen kaldırmıştı.
"Yani sen toprak elementi kullanıyorsun, öyle mi?" dedi Olivia merakla.
Kahverengi saçlı genç çocuk başını salladı.
"Evet. Savunma büyülerinde fena değilim ama saldırı konusunda hâlâ eksiğim var."
"O zaman bu harika. Ben ön safta savaşırım, sen arkamızı korursun. Peki ya sen?"
Diğer öğrenci heyecanla elini kaldırdı.
"Ben su elementi kullanıyorum."
"Süper!" dedi Olivia
"Toprak ve su birlikte oldukça iyi iş çıkarabilir. Sanırım düşündüğümden daha dengeli bir takım olduk."
İki birinci sınıf öğrencisi şaşkınlıkla birbirine baktı. Olivia'nın sıcak tavırları sayesinde üzerlerindeki bütün gerginlik birkaç dakika içinde kaybolmuştu.
Ormanın girişine yakın tarafta ise bambaşka bir manzara yaşanıyordu.
Thalendir, iki elini arkasında bağlamış, çenesini hafifçe yukarı kaldırmış ve rüzgârın pelerinini savurmasına izin vererek kıpırdamadan ayakta duruyordu.
Takımındaki iki öğrenci şaşkın gözlerle onu izliyordu.
"Sence..."
"Ne?"
“O ne yapıyor?”
"Poz mu veriyor?"
Tam o sırada Thalendir gözlerini kapatıp konuşmaya başladı.
"Gerçek bir savaşçı..." dedi son derece ciddi bir ifadeyle,
"...daha savaş başlamadan bile karizmasını korumalıdır."
İki öğrenci sessizce birbirine bakmaya devam etti.
"...Kesin poz veriyor."
Bu sırada Lyra ile Rota, Kael'in bulunduğu grubun yanına geldiler.
"Sanırım bu kez rakip olacağız."
"...bol şans Kael."
"Sana da bol şans Lyra."
Rota kollarını göğsünde birleştirip kendinden emin bir ifadeyle gülümsedi.
"İyi olan kazansın."
Lyra gülerek Rota'ya döndü.
"Sen gerçekten öğretmenlere karşı bir şansımız olduğunu mu düşünüyorsun?"
Rota sanki cevabı günler öncesinden hazırlamış gibi hiç düşünmeden konuştu.
"Düşünmekle kalmıyorum."
“Bu yarışmayı alt sınıf arkadaşlarıma hediye etmeyi planlıyorum."
Lyra alaycı bir tavırla karşılık verdi
"Seni tanımasam ne kadar cömert biri olduğunu düşünürdüm."
"Zaten öyleyim?"
"Tabii..."
"Kael Öyle değimliyim?"
"Ben de artık yerime geçsem iyi olacak." dedi Kael.
"Bol şans Rota."
"Size de."
Ormanın girişindeki geniş açıklık her geçen dakika daha da hareketleniyordu. Birinci sınıf öğrencileri ilk defa bir akademi etkinliğine katılmanın heyecanını yaşarken, ikinci sınıflar takım arkadaşlarına son tavsiyelerini veriyor, öğretmenlerin nasıl bir strateji izleyeceğini tahmin etmeye çalışıyordu. Kimi öğrenciler haritayı inceleyerek en güvenli rotayı tartışıyor, kimileri ise öğretmenlerden birinin madalyonunu gerçekten ele geçirmenin mümkün olup olmadığını tartışıyordu.
Tam o sırada Ormanın ortasında güçlü bir mana dalgası hissedildi.
Öğrencilerin tamamı istemsizce başlarını merkeze doğru çevirdiler.
Müdür Felan ağır adımlarla kalabalığın önüne doğru ilerliyor, her zamanki sakin duruşuyla etrafındaki yüzlerce öğrenciyi tek tek süzüyordu. Yaşlı büyücünün konuşmasına gerek bile kalmamıştı; yalnızca orada durması bile herkesi sessizleştirmeye yetmişti.
"Doğu Akademisi'nin öğrencileri..."
“Çoğunuz gerçek bir görev ortamına ilk kez adım atacaksınız. Şu ana kadar öğrendiğiniz her şey sınıflarda, eğitim alanlarında ve kontrollü düellolarda geçti. Bugün ise aldığınız eğitimleri test etme fırsatına sahip olacaksınız."
Konuşmanın ardından Felan, gözlerini ikinci sınıflara çevirdi.
"İkinci sınıflar... Sizler de bu akademiye geldiğiniz ilk günü hatırlayın. Bugün yalnızca kendi başarınızdan değil, takımınızdaki iki öğrenciden de sorumlusunuz. Sadece güçlü olmak sizi lider yapmaz. Takımınızı güvenli bir şekilde hedefe ulaştırabiliyorsanız gerçek bir büyücü olma yolunda ilerliyorsunuz demektir."
Müdür Felan sağ elini hafifçe kaldırdı. Gökyüzünde gümüş renkli madalyonlar büyüyle havalanarak öğrencilerin görebileceği şekilde sıralandı.
"Kurallar oldukça basit."
“Her takımın elinde bir gümüş madalyon bulunacak. Yarışma başladığı andan itibaren tek amacınız bu madalyonu koruyarak merkez binaya ulaşmak olacak. Elinizdeki madalyonla birlikte merkez binanın kapısından içeri adım attığınız anda takımınız görevini başarıyla tamamlamış sayılır."
Madalyonlar yavaşça öğretmenlerin bulunduğu tarafa doğru süzüldü.
"Fakat yalnızca savunmada kalmanız gerekmiyor. Öğretmenlerimizin her birinin üzerinde de bir gümüş madalyon bulunacak. Bir öğretmeni etkisiz hâle getirip madalyonunu ele geçirmeyi başarırsanız takımınıza ek puan kazandırırsınız."
Öğrencilerin gözleri bu kez Felan'ın avucunda beliren altın renkli madalyona çevrildi.
"Benim üzerimde ise yalnızca bir tane bulunan altın madalyon olacak."
"Kurallar gereği bu madalyonu benden almayı başarabilen takım, yarışmanın geri kalan sonuçlarına bakılmaksızın doğrudan birinci ilan edilecek."
Kalabalığın arasında hafif bir uğultu yayıldı. Hiç kimse bunun gerçekten mümkün olduğuna inanmıyordu.
"sizden beklediğim şey öğretmenleri yenmeniz değil; doğru karar vermeniz, takım arkadaşlarınıza güvenmeniz ve baskı altında hareket edebilmenizdir."
"Unutmayın...Üzerinizdeki koruyucu rünler sadece ölümcül yaralanmaları engelleyecek olsa da alacağınız darbeleri hissedeceksiniz. Hiçbir öğretmen elini korkak alıştırmayacak. Bu yüzden ben de sizden aynı ciddiyetle mücadele etmenizi bekliyorum."
Felan Sözlerini bitirdikten sonra öğretmenlere doğru döndü.
Öğretmen Kadrosu Şu şekildeydi:
Marlon: Karanlık sanatlar bilimi
Vanil: savaş büyücüsü
Celia: Çağrı büyüsü ve ruh yaratığı eğitmeni
Roven: temel büyü ve kontrol
Bastian: Büyü halkaları ve element büyüleri
Alfons: Fiziki büyü eğitmeni eski ordu büyücüsü
Tiera: Akademi araştırma birimi
Martha: Büyü Tarihi ve efsun bilimi
Ve son olarak...
Felan: Doğu Akademisi Okul Müdürü
Öğretmenler Müdür Felan’a kısa bir baş selamı vererek kendileri için belirlenen bölgelere doğru ilerlemeye başladılar. Onlar gözden kaybolurken Felan son kez öğrencilerine baktı.
"Öğretmenler yerlerini aldıktan sonra yarışma başlayacak. Hepinize başarılar diliyorum... ve umarım günün sonunda revir…. Geçen yıldan daha az misafir ağırlar."
Herkes biliyordu ki birkaç dakika sonra bu sessiz orman, onlarca büyünün aynı anda çarpıştığı gerçek bir savaş alanına dönüşecekti.
Mana küresi gökyüzüne doğru yükselip büyük bir ışık patlamasıyla dağıldığı anda Orman bir anda hareketlendi. yüzlerce öğrenci aynı anda ormana doğru koşmaya başladılar. Takımlar kısa sürede birbirinden uzaklaşırken herkes kendine en uygun rotayı seçmeye çalışıyordu.
Kael ise acele eden grupların aksine olduğu yerde kaldı.
Çevredeki kalabalık tamamen dağıldığında Kael diz çökerek toprağın üzerine ince bir dal parçasıyla basit bir harita çizmeye başladı.
"Sanırım herkes aynı şeyi düşünüyor."
Lina merakla eğildi. "Ne demek istiyorsunuz?"
"Merkez binaya ulaşmanın en kısa yolunu."
Rudi şaşkındı.
"Mantıklı olan da bu değil mi?"
"İlk bakışta öyle."
"Bu yüzden öğretmenler de önce merkez binaya çıkan en kısa yolları kontrol edecektir. Kalabalığın büyük kısmı daha yarışmanın ilk dakikalarında onlarla karşılaşacak."
"Yani... bilerek daha uzun yolu mu kullanacağız?"
Kael dal parçasıyla haritanın kuzey tarafını işaret etti.
"Uzun ama daha sakin bir rota var. Orman sık olduğu için görüş mesafesi düşük. Biraz zaman kaybederiz böylece gereksiz çatışmalardan da kaçınmış oluruz."
Lina heyecanla başını salladı.
"Bence kulağa mantıklı geliyor."
Rudi ise hâlâ haritaya bakıyordu.
"Ama diğer takımlar merkeze bizden önce ulaşabilir."
"Ulaşabilirler evet."
"Bu seni rahatsız etmiyor mu?"
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü bu yarışmanın kazananı en hızlı koşan takım olmayacak. Yolun yarısında madalyonunu kaybeden bir takımın erken başlamasının hiçbir önemi yok."
Üçlü kuzey yönüne doğru ilerlemeye başlarken yarış alanının diğer taraflarında ilk hareketlilikler çoktan başlamıştı.
Revia, grubu ile birlikte en yoğun ağaçlık bölgeye yönelmişti,
Olivia, takım arkadaşlarıyla sohbet ediyor, etrafı sürekli gözlemlemelerini ve tek bir noktaya odaklanmamalarını söylüyordu.
Thalendir ise pelerinini savurarak grubunun önünde ilerliyor, arkasındaki iki öğrencinin birbirlerine attığı şaşkın bakışlardan tamamen habersiz görünüyordu.
Ormanın derinliklerinde ise öğretmenler çoktan yerlerini almaya başlamıştı. Marlon, gövdesi yosunlarla kaplı dev bir meşenin dalına sessizce oturmuş, aşağıdaki patikaları izliyordu. Birkaç yüz metre ötede Vanil kayalıkların arasında pusu kurarken, Celia çağırdığı küçük ruh yaratıklarını dört farklı yöne göndererek öğrencilerin yerlerini tespit etmeye başlamıştı. Eski bir ordu büyücüsü olan Alfons ise iki kolunu göğsünde birleştirip hafifçe gülümsedi.
"Umarım bu yıl en azından birkaç takım beni şaşırtmayı başarır."
Aynı anlarda açıklığın merkezinde tek başına kalan Felan ise altın madalyonu avucunda çevirerek ormanın derinliklerine baktı. Bu yarışmanın asıl amacı kazananı belirlemek değildi; hangi öğrencilerin baskı altında doğru karar verebildiğini görmekti. Özellikle de son aylarda akademide dikkatleri üzerine çeken birkaç isim...
"Bakalım gerçekten düşündüğüm kadar farklı mı savaşacaksın, Kael Krowel?"
Kael, ormanın diğer gruplardan uzak kalan sessiz bir bölümüne ulaştığında önündeki iri kayanın arkasına geçti ve eliyle Rudi ile Lina'ya yaklaşmalarını işaret etti. İkisi de tek kelime etmeden Kael’in yanına çömeldiler.
Kael ise gözlerini kapatarak nefesini düzenledi. Vücudundan yayılan mana, çevreye kontrolsüzce dağılmak yerine ormanın doğal akışına karışıyor, ağaçların ve kayaların arasından sessizce ilerleyerek kilometrelerce ötedeki mana izlerini bile yokluyordu.
Rudi merakını gizleyemeyerek Lina'ya eğildi.
"Kıdemli Kael ne yapıyor?"
"Sessiz ol. Dikkatini dağıtacaksın."
Yaklaşık on saniye sonra Kael gözlerini açtı ve ikisine döndü.
"Şimdilik etrafımızda bir öğretmen yok."
"Ama yaklaşık bir kilometre ötede oldukça güçlü bir mana hissediyorum. Büyük ihtimalle o mana öğretmenlerden birine ait."
Rudi'nin gözleri şaşkınlıkla açıldı.
"Bir kilometre mi?"
“Bir insan gerçekten bu kadar uzaktaki bir büyücünün manasını hissedebilir mi?”
"Şimdilik güvende sayılırız."
"İlerlemeye devam edelim."
Aynı dakikalarda Revia çoktan kendi planını uygulamaya koymuştu.
Ağaçların boyunu geçecek kadar uzun bir buz sütunu oluşturarak ormanın üzerinden etrafı kuş bakışı izlemeye başladı. Takımındaki iki birinci sınıf öğrencisi aşağıdan hayranlıkla ona bakıyordu.
"Kıdemli Revia grubumuzun lideri olduğu için gerçekten çok şanslıyız."
"Bu yarışmayı kesinlikle biz kazanacağız."
Ormanın başka bir noktasında ise Thalendir'in grubunda bambaşka bir hava hâkimdi. Takımındaki öğrenciler dikkatli adımlarla ilerlerken içlerinden biri çekinerek konuştu.
"Kıdemli Thalendir... öğretmenlere yakalanmadan gizlice ilerlememiz gerekmiyor mu?"
Thalendir yürümeyi bile durdurmadan başını hafifçe yana çevirdi.
"Öncelikle bana 'Yüce Elf Thalendir' diye hitap et."
"İkincisi, gizlenmeye ihtiyacımız yok. Karşıma çıkan ilk öğretmenin madalyonunu alıp yoluma devam edeceğim."
Thalendir'in grubundaki birinci sınıf öğrencilerinin çaresiz bakışları gözlerinden anlaşılıyordu.
“Acaba biz…”
“İyi olacak mıyız?”
Olivia'nın bulunduğu tarafta ise gerginlik yerini güvene bırakmıştı. Genç kız yürürken bile takım arkadaşlarıyla sohbet ediyor, zaman zaman etrafı kontrol etmelerine rağmen yüzündeki gülümsemeyi hiç kaybetmiyordu.
"Merak etmeyin."
"Siz elinizden geleni yapın. ben başınıza bir şey gelmesine izin vermem. Bu yarışmadan üçümüz de madalyonla çıkacağız."
Birkaç dakika boyunca ormanın içinde yalnızca rüzgârın uğultusu ve uzaktan gelen kuş sesleri duyuldu. Ancak bu sessizlik aniden göğü titreten şiddetli bir patlamayla bozuldu. Yer sarsılırken çevredeki ağaçlardan onlarca kuş aynı anda havalandı. Lina korkuyla irkilip refleks olarak Kael'in arkasına geçti, Rudi ise dengesini kaybetmemek için dizini yere koyarak çevresine bakındı.
"K-kıdemli Kael..." dedi Lina endişeyle.
Kael patlamanın geldiği yöne kısa bir bakış attıktan sonra sakinliğini korumaya devam etti.
"Öğretmenler ilk temaslarını kurmuş olmalı."
"Merak etmeyin, bize yakın değiller. Planımız değişmedi. İlerlemeye devam ediyoruz."
Patlamanın kaynağı ise Revia'nın bulunduğu bölgeydi. Genç kızın oluşturduğu dev buz sütunu, Alfons'un tek yumruğuyla paramparça olmuştu. Buz parçaları yağmur gibi etrafa saçılırken iri yapılı öğretmen omzundaki tozları silkeleyerek hafifçe gülümsedi.
"Demek ilk karşıma sen çıktın, Revia."
"Sakın kendini tutmaya kalkma. Sana eğitim alanındaki gibi yumuşak davranmayacağım."
Revia'nın arkasındaki iki birinci sınıf öğrencisinin yüzü bir anda soldu.
"K-kıdemli Revia... iyi misiniz?"
"Ben iyiyim. Siz sadece geri çekil-"
Demeye fırsat bulamadan Alfons bir anda Revia’nın önünde belirdi.
Revia son anda refleksle önüne kalın bir buz duvarı ördü.
Buz duvarı darbenin bir kısmını emebilmişti ancak eski bir ordu büyücüsü olan Alfons'un gücü bunun çok ötesindeydi. Duvar parçalanırken oluşan şok dalgası Revia ile arkasındaki iki öğrenciyi metrelerce geriye savurdu.
Genç kız yere düşer düşmez ilk işi takım arkadaşlarına bakmak oldu.
"Çocuklar, iyi misiniz?" diye seslendi. İki öğrenci başlarını sallayarak ayağa kalkmaya çalıştı.
"B-biz iyiyiz..." dediler nefes nefese.
"Kıdemli Revia, dikkat edin!"
Uyarı tam zamanında gelmişti. Alfons, ikinci saldırısı için çoktan harekete geçmişti. Genç kız bu kez geri çekilmek yerine asasını havaya kaldırdı
"Beşinci Halka Buz Büyüsü... Kristal Kale!"
Topraktan yükselen dev buzdan kale Alfons'un önünü tamamen kapatırken öğretmenin gözlerinde kısa süreli bir hayranlık belirdi.
"Ne kadar muazzam bir mana..."
"Ama... yetersiz."
Alfons’un yumruğu kalenin tam merkezine indiği anda bütün yapı sarsıldı, kalenin ön cephesinden arkasına kadar uzanan kocaman bir çatlak oluşmuştu. Birkaç saniye sonra bütün yapı büyük bir gürültüyle çökerken yükselen buz tozu çevreyi bir sis gibi tamamen kapladı.
Alfons olduğu yerde durup sisin dağılmasını bekledi. Görüş açısı yeniden netleştiğinde karşısında kimseyi göremeyince başını kaldırdı. Gökyüzünde devasa bir buz kuşu süzülüyor, Revia ile iki birinci sınıf öğrencisi Buz kuşunun sırtında hızla bölgeden uzaklaşıyordu.
"K-kıdemli Revia"
"B-biz... uçuyoruz..."
"Fazla hareket etmeyin." dedi Revia gözünü arkadan ayırmadan.
"Dengenizi kaybederseniz sizi kurtarmaya fırsat bulamam."
“Şansıma ilk karşıma çıkan kişi öğretmen Alfons oldu. Kendisi emekli bir ordu büyücüsü... Savunma büyüleriyle onu durdurmam mümkün değil. Önce mesafeyi açmalı, sonra uygun bir plan kurmalıyım.”
Aşağıda duran Alfons ise kaçan öğrencilerine bakarken hayal kırıklığını gizlemedi.
"Demek kaçmayı seçtin..."
"Senden daha fazlasını bekliyordum, Revia."
Alfons Ayağını yere vurduğu anda toprak büyüsü devreye girdi. Zeminden yükselen kaya sütunları peş peşe oluşuyor, Alfons her birini basamak gibi kullanarak olağanüstü bir hızla Revia'nın peşinden ilerlemeye devam ediyordu.
Ormanın başka bir köşesinde bu patlamayı duyan Thalendir'in grubu ise oldukları yerde donup kalmıştı. İki birinci sınıf öğrencisi korkuyla sesin geldiği yöne bakarken içlerinden biri titrek bir sesle,
"K-kıdemli Thalendir... o ses de neydi?" diye sordu.
Thalendir'in boğazı istemsizce düğümlense de yüzündeki kendinden emin ifadeyi bozmadı.
"N-ne sesi?"
"Yok bir şey... ilerlemeye devam ediyoruz."

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı