insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Bölüm Resmi

Doğu Krallığı’nın dış kısmında yer alan Liman Bölgesi, geceleri üzerine çöken sisiyle bilinirdi. İşte bu sisin en yoğun olduğu noktada, terk edilmiş gibi görünen ancak etrafı gizli muhafızlar ile çevrili devasa bir Depo vardı. Bu gece, o paslı kapıların arkasında Doğu Krallığı’nın en karanlık ve en lüks Mezatı açılacaktı.

Kael, yüzüne maskesini geçirip deponun uzağındaki bir ağacın en üst dalına çıkmıştı. gözleriyle limandaki hareketliliği, inceliyordu. O sırada, kulağındaki gümüş küpe de İvor’un sesi yankılandı:

"Rosvil, sesimi alıyor musun? Durum nedir?"

"Evet, Bay İvor,"

"Sesiniz net ve anlaşılır. Şu an limandaki ana depoyu izliyorum. Girişler yavaştan başladı gibi. Ancak bir sorun var; kapıdaki muhafızlar içeri giren soyluların hepsinden bir şey istiyor. Herkesin elinde mühürlü, koyu kırmızı bir mektup var."

"Mektup mu dedin?"

"Demek mezat tamamen özel davet üzerine kurulmuş. İçeriye davet mektubu olmadan sızman imkansız, Rosvil."

Kael, gözlerini limanın diğer ucuna, mal taşıyan arabaların olduğu bölgeye çevirdi.

"Bay İvor, at arabalarıyla gelen bazı tüccarlar var. Galiba mezata nadir parçalar ve egzotik eşyalar getiriyorlar. Onların elinde herhangi bir mektup göremiyorum, sadece yük belgeleri var."

"İşte bu, Rosvil!" dedi İvor heyecanla.

"O arabalardan birinin altına ya da arkasındaki kasaya sızabilir misin?"

"Aslında aklımda çok daha iyi bir fikir var, Bay İvor."

“İyi bir fikir mi?”

"Seni dinliyorum evlat, nedir planın?"

"Kapıdaki muhafızların karşısına direkt çıkacağım ve kendimi bağımsız bir tüccar olarak tanıtacağım."

"Rosvil, saçmalama!"

"Elinde satacak kadar değerli, bir eşyan yoksa içeri öyle 'tüccarım' diyerek giremezsin!"

"Merak etmeyin, Bay İvor. Elimde değerli bir parça var. Bana güvenin."

"Pekala..." dedi İvor, iç çekerek.

"Sana güveniyoruz evlat. Dikkatli ol."

Kael, ağaçtan sessizce süzülüp gölgelerin arasından çıktı ve Mezatın kapısına doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Maskeli genci gören muhafızların keskin bakışları anında Kael'in üzerinde toplandı. Sıra tam ona geldiğinde, devasa bir balta taşıyan, ağır zırhlı bir muhafız elini öne uzatarak Kael’i durdurdu.

"Dur bakalım orada!"

"Seni daha önce hiç görmedim! Davet mektubun nerede!?"

Kael hiç istifini bozmadan cevap verdi:

"Ah, ben bir davetli değilim bayım. Ben bağımsız bir gezgin tüccarım. Buraya, bu geceki mezatın şanına yakışır, son derece nadide bir eseri satmaya geldim."

Muhafız alaycı bir şekilde güldü, elindeki baltayı hafifçe yere vurdu.

"Ha ha Tüccar mısın? Her önüne gelen eline bir parça taş alıp buraya tüccarım diye damlıyor zaten. Eğer bizi oyalayarak içeri sızmaya çalışan bir fareden başka bir şey değilsen, kelleni uçurmak sadece bir saniyemi alır!"

Ortamdaki gerilim bir anda zirveye tırmanmıştı. Diğer iki muhafız da ellerini kılıçlarının kabzasına götürdü. Kael ise soğukkanlılığını bozmadan devam etti.

"Beni dışarıdaki o basit tüccarlarla karıştırmayın. Eserimi doğrudan mezat başkanına göstermek istiyorum. Eğer beğenmezse, beni kendi ellerinizle denize atabilirsiniz."

Baş muhafız, Kael’in bu sözlerine karşılık Yanındaki arkadaşına işaret verdi.

"Peki... Şunun üstünü iyice arayın ve Mezat Başkanı Garyon’un yanına götürün. Eğer yalan söylüyorsa, cesedini limanın sularına bırakırsınız."

Kael, muhafızların eşliğinde deponun altındaki perdelerle kaplı gizli bir odaya getirildi. Odadaki lüks çalışma masasının arkasında, elindeki şarap kadehini hafifçe sallayan, kır saçlı ve kilolu ama gözlerinden adeta tehlike ve kurnazlık akan Mezat Başkanı Garyon oturuyordu.

Muhafız saygıyla eğildi.

"Bay Garyon... Bu genç kapıya geldi. Kendisinin bir davet mektubu yok."

"O zaman ne diye onu buraya getirip benim değerli vaktimi çalıyorsunuz?!" diye bağırdı Garyon, kadehini masaya sertçe bırakarak. Muhafıza öyle bir çıkıştı ki, adam korkudan bir adım geri attı.

"Her önüne geleni içeriye almayın demedim mi ben size?!"

"E-efendim, maskeli genç yanında mezatta satılmak üzere, krallık hazinesine bedel değerli bir eser getirdiğini iddia ediyor."

"Değerli bir eser mi?" Garyon’un bakışları anında Kael’in üzerine döndü. Ağır adımlarla masanın arkasından çıkıp Kael’e doğru yürümeye başladı. Kael, bu adamın sadece bir mezat başkanı olmadığını, arkasında çok ciddi bir büyü gücü ve tehlike barındırdığını melez içgüdüleriyle anında fark etmişti.

O sırada Garyon’un üzerindeki lüks kıyafetin göğüs kısmındaki altın işlemeli arma Kael’in dikkatini çekti. Kulağındaki küpe vasıtasıyla loncadaki İvor’a fısıldadı:

"Bay İvor, mezat başkanının yanındayım. Kıyafetinde bir hane arması var."

"Rosvi, mezat ustasının kıyafetindeki o simgeyi ya da sembolü bize tarif edebilirisin neye benziyor?"

Kael, Kıyafetin üstündeki sembolu süzdü.

"Bu bir... oğlak simgesi."

Garyon, Kael’in kıyafetine baktığını fark ettiğinde duraksadı ve kaşlarını çattı.

"Oğlak mı? Kendi kendine ne fısıldıyorsun sen orada? Kiminle konuşuyorsun?"

"Ah, kusura bakmayın efendim," dedi Kael, hemen toparlayarak.

"Sadece kıyafetinizdeki oğlak simgesi dikkatimi çekti. Oldukça asil ve nadir bir işçilik."

Garyon, Kael’in bu tavrından ve kendi kendine fısıldamasından daha da şüphelenmişti. Gözlerini Kael’in yüzündeki maskeye dikti. Bu sırada arka planda İvor ve loncadaki araştırmacılar, Doğu Krallığı’ndaki "Oğlak" simgesine sahip soylu hanelerini bulmak için parşömenleri çılgınlar gibi karıştırmaya başlamışlardı.

"Peki, kıyafetimi bir kenara bırakalım,"

"Yüzünde neden bir maske var? Bizden bir şey mi gizliyorsun? Yoksa krallığın adamı falan mısın?"

Kael, bu sorunun geleceğini çok iyi biliyordu.

"Yüzüm, yıllar önce yaşadığım talihsiz bir büyü kazasında tamamen yandı efendim. İnsanların içinde çok fazla dikkat çektiğinden maskeyle örtme gereği duyuyorum."

"Hmmm... Şu yanık yüzünü bir de biz görelim o zaman. Çıkar bakalım maskeni."

Kael elini maskesine götürdü ve yavaşça aşağıya doğru indirdi. Garyon ve kapıdaki muhafızlar pür dikkat onun yüzüne baktı. Kael’in yüzünün neredeyse tamamı; deriyi büzüştürmüş, korkunç görünümlü yapay bir büyü yanığı tabakasıyla kaplıydı. Kael, loncaya gelmeden önce simya ve yanılsama büyüsüyle yüzüne bu sahte lekeyi kusursuzca yerleştirmişti.

Garyon, Kael’in yüzündeki yanıkları görünce yüzünü buruşturdu ve iğrenircesine bir bakış atarak kafasını çevirdi.

"Maskeni geri tak hemen! İğrenç!"

Kael maskesini tekrar yüzüne çekerken içinden rahat bir nefes aldı; planı kusursuz işlemişti.

"Anlayışınız için teşekkür ederim. Peki... Yanımda getirdiğim eseri görmek ister misiniz?"

Kael, parmağındaki boyutsal yüzüğe dokundu ve masanın üzerine ince altın işlemeli kraliyet arması bulunan, koyu mavi kadife kaplı tahta bir kutu çıkarttı. Kutunun kapağını yavaşça açtığında, odanın içi bir anda mavi, beyaz bir parıltıyla aydınlandı.

Kutunun içinde, gök kristalinden dövülmüş, baş kısmında ise devasa boyutta, saf enerjiyi içinde barındıran bir mana taşı olan büyücü asası duruyordu.

Garyon, bu nadide parçayı gördüğü an gözleri adeta yuvalarından fırlayacak gibi kocaman açıldı. Bu asa, zamanında Kael’e büyükbabası Vaelmon tarafından hediye olarak verilmişti.

Garyon, kristal asayı yavaşça eline alıp incelemeye başladı.

"Bu... Bu! asa kraliyet hazinesi denebilecek kadar, hatta ondan bile değerli bir parça! Üstelik kutunun üzerindeki bu arma doğrudan kraliyet hanedanına ait! Bunu nereden buldun sen?!"

Kael maskesinin altından hafifçe sırıttı.

"Bir tüccar olarak benim de kendime göre sırrım ve özel kaynaklarım var. Bay Garyon. Ne düşünüyorsunuz? Bu parça bu geceki mezata girmeme izin vermeniz için yeterli mi?"

Garyon, asayı yavaşça kutusuna geri koydu.

"Tabii ki! Böyle nadide, paha biçilemez bir parça bu akşamki mezatın kesinlikle göz bebeği olacaktır!"

Garyon yanındaki muhafıza döndü:

"Bu gence en ön sıradan bir loca koltuğu ayarlayın. Derhal!"

Kael, muhafızların eşliğinde devasa, amfitiyatro şeklindeki ana mezat salonuna adım attı. Salon; Üzerlerinde lüks ipek kıyafetler olan Doğu Krallığı’nın en tepe soylularından oluşan yüzlerce kişiyle doluydu. Kael, kendisine ayrılan en ön sıradaki lüks koltuğa oturduğunda gözlerini salonda gezdirdi ve kulağındaki küpeye fısıldadı:

"Bay İvor, mezatın ana salonundayım şuan. İçerisi resmen üst düzey soylu ve tüccar kaynıyor."

"İyi iş, Rosvil!"

"Etrafı ve soyluları incelemeye devam et. Şüpheli her hareketi, her detayı bize aktarmanı istiyorum."

"Anlaşıldı, Bay İvor,"

-

-

-

-

“Çocuk!...”

“Grosolun? Ne oldu dostum, neden aniden seslendin?”

“Burada... Bu salonda, sahnenin arkasındaki depolarda son derece tanıdık bir şeyler hissediyorum…”

“Mezatta satılan eserler arasında ilginç şeyler görebiliriz. Tetikte ol.”

Kael şaşırmıştı “grosolun bile böyle bir tepki veriyorsa bay ivor gizli eser konusunda haklı olabilir " diye düşündü

Kısa süre sonra sahnede ışıklar merkeze toplandı ve mezat görevlisi elindeki tahta çekiçle kürsüye vurdu:

"Doğu Krallığı'nın saygıdeğer konukları, asil dükler ve sınır tanımayan büyük tüccarlar... Bu gece, Doğu Krallığı’nın surlarının ardında, sadece burada, bu salonda gerçeğe dönüşecek olan efsanelerin gecesine hoş geldiniz."

"çok iyi biliyorsunuz ki, bu gece burada. paranın satın alamayacağı hiçbir şeyin olmadığını kanıtlamak için, Doğu Krallığı’nın en görkemli mezatını resmen başlatıyorum!"

Mezat resmen başlamıştı. İlk olarak sahneye antik dönemden kalma, büyü direnci yüksek zırhlar, ardından nadir canavar çekirdekleri getirildi. Salondaki fiyatlar havada uçuşuyordu.

"Kadim Elf Zırhı! Başlangıç fiyatı 1 Milyon Aureon!"

"2 Milyon!"

"3 Milyon Aureon soylu Lordumuza gidiyor! Satıldı!"

Para birimi olan Aureon salonda adeta havada uçuşan basit kağıt parçaları gibi harcanıyordu. Mezatın ortalarına gelindiğinde, sahneye Kael’in bizzat getirdiği kristal asa çıkarıldı. Görevli asayı tanıttığı an salondaki tüm soylular ayağa kalktı. Gök kristalinin yaydığı o saf aura herkesi büyülemişti.

"Evet! saf gök kristalinden dövülmüş bir asa! Başlangıç fiyatı 10 Milyon Aureon!"

Salonda adeta kristal asa için bir savaş başlamıştı. Soylular birbirlerinin üzerine teklif yağdırıyordu.

"20 Milyon!"

"35 Milyon!"

"50 Milyon Aureon!" En sonunda asa, arka sıralarda oturan yaşlı bir düke, tam 75 Milyon Aureon gibi uçuk bir fiyata satıldı. Kael, kendi asasının bu kadar büyük bir çekişmeyle satılmasını şaşkınlıkla izliyordu. Bu paranın büyük bir komisyonu Garyon tarafından onun hesabına aktarılacaktı.

Ancak mezatın yavaş yavaş sonlarına doğru gelindiğinde, salondaki hava bir anda buz kesti. Kürsüdeki görevli arkadaki görevlilere işaret verdi. Sahneye, üzeri kara bir kadife örtüyle kaplı, oval bir cisim getirildi. İçerideki çoğu soylunun bu gece buraya gelmesinin asıl sebebi, bu son üründü.

"Ve işte... Herkesin sabırsızlıkla beklediği o an geldi,"

Görevli elini uzattı ve kara örtüyü tek bir hamlede aşağıya doğru çekti!

Örtünün altından; üzerinde mavi ve gümüş renkli şimşek desenlerinin doğal olarak oluştuğu, etrafına gözle görülebilir düzeyde statik elektrik yayan, devasa boyutlarda parlak bir yumurta ortaya çıktı!

"Karşınızda duran bu efsanevi parça..." diye bağırdı görevli.

"Ulaşılması imkansız olan Vykaris bölgesinden binbir zorlukla getirilen, gerçek bir Ejderha Yumurtası! Başlangıç fiyatı tam 50 Milyon Aureon!"

Salondaki herkes şok içinde hayranlıkla yumurtaya bakarken, Kael’in içindeki Grosolun’un manası bir anda çılgınlar gibi dalgalanmaya başladı. Kael, göğsünde hissettiği o muazzam baskıyla nefes almakta zorlanıyordu.

“Bu... Bu imkansız!...” diye haykırdı Grosolun zihninde.

“Bu aşağılık insanlar bir ejderha yumurtasını nasıl ele geçirmiş olabilirler?!

“Grosolun neler oluyor ?”

“Çocuk, Vykaris bölgesine hiçbir insan evladı adımını bile atamaz! Orası tamamen Ejderimsilerin hakimiyetinde olan kutsal ve dokunulmaz bir bölgedir!”

Kael şaşkınlıkla sordu:

“Ejderimsiler mi? Onlar da nedir? Hayatımda daha önce hiç böyle bir tür duymadım.”

“Ejderimsiler; yarı ejder, yarı insan olan kadim bir türdür çocuk!”

“Asla bir insanla ya da başka bir türle kıyaslanamazlar! İblislerden bile daha farklı, insan aklının alamayacağı kadar yıkıcı bir güce sahiptirler.”

“Vykaris dediğin o bölge peki tam olarak nerede kalıyor?”

“Vykaris, güneybatının en uç noktasında, bulutların bile üzerine çıkan o devasa yüksek dağların içine kurulmuş gizli bir yerleşim yeridir. İnsanların oraya girememesinin en büyük sebebi, ejderimsilerin evlerini o yüksek, dağların içine oyarak inşa etmeleridir. Kanatları olmayan basit bir varlık için o bölgeye ulaşmak imkansızdır!”

“Ama bu yumurta... İçindeki o zavallı yavru ejderhanın zayıflamış, can çekişen manasını hissedebiliyorum. Bu, Fırtına Ejderi’nin soyundan gelen çok nadir bir yavru...”

O sırada Kael kulağındaki küpeden İvor’un panik dolu sesini duydu:

"Rosvil! Az önce oradaki görevli bir ejderha yumurtasından mı bahsetti?! Doğru mu duyduk?!"

"Evet, Bay İvor,"

"Şu an salondaki soylular çıtayı aşmış durumda. Yumurta için teklif edilen fiyat çoktan 90 Milyon Aureon’u geçti bile!"

"90 Milyon mu?!"

"Bu soylular kafayı yemiş, resmen!”

“Tamam Rosvil, bu kadar bilgi bizim için fazlasıyla yeterli. Ayrıca o oğlak simgesinin Doğu Krallığı’ndaki hangi gizli soylu aileye ait olduğunu da bulduk. Görevin tamamlandı. İşler daha fazla büyümeden, oradan hızlıca uzaklaş evlat!"

"Anlaşıldı, Bay İvor," dedi Kael ve elini kulağına götürerek iletişim küpesini yavaşça çıkarıp cebine koydu. Tam koltuğundan kalkıp arkaya doğru sızacaktı ki, Grosolun’un sesi zihninde tekrar yankılandı:

“Çocuk! Dur! Ejderha yumurtasını soyluların eline bırakamazsın!”

“Grosolun, neredeyse 100 Milyon Aureon teklif edildi. Benim o kadar parayı toplamam, imkansız! Buradan hemen çıkmam lazım.”

“Anlamıyorsun çocuk!”

“Ejderimsiler çok gururlu ve intikamcı bir türdür. Eğer kutsal fırtına soyundan gelen bu yumurtanın ortada olmadığını ve insanlar tarafından çalınıp bir mezatta satıldığını fark ederlerse... Doğu Krallığı’nı yeryüzünden silerler! Hiç kimse, o övündüğünüz yüksek halka büyücüler bile krallığı onların gazabından kurtaramaz! Bir şeyler düşün çocuk, o yumurtayı almak zorundasın!”

“Ne?! Grosolun? Ben ne yapabilirim ki?!”

“Grosolun, cevap ver!”

“Ah Ciddi olamazsın...”

Sahnede görevli elindeki tahta çekici havaya kaldırdı. Salonda 95 Milyon Aureon teklif eden bir soylu zafer gülümsemesiyle yumurtaya bakıyordu.

"95 Milyon Aureon için ilk çağrı!..." diye bağırdı görevli.

"95 Milyon Aureon için ikinci çağrı!..."

Görevli çekici tam masaya vurmak üzereydi ki...

Kael ayağa kalktı. Sesi tüm salonda yankılandı:

"150 Milyon Aureon!"

Salondaki tüm soylular bir anda maskeli gence doğru döndüler. 150 Milyon Aureon... Bir krallığın yıllık ordusunun masrafına bedel bir rakamdı!

"Bu çocuk da kim böyle?!" diye fısıldaşmalar başladı arka sıralarda.

"Tek seferde 150 Milyon mu dedi o?”

“Hangi soylu hanesinden bu çocuk?”

“Bilmiyorum onu daha önce saray davetlerinde hiç görmedim!"

Kürsüdeki görevlinin elindeki çekiç neredeyse elinden düşecekti, gözleri kocaman açılmış şekilde, kekeleyerek konuştu:

"150 Milyon Aureon! Başka... başka teklif veren var mı?

“150 Milyon Aureon için ilk.”

“ikinci ve... “

“ÜÇÜNCÜ ÇAĞRI!!”

"Satıldı! Ejder Yumurtası, en ön sıradaki maskeli genç beyefendiye gitti!"

Salondaki herkes Kael’i inceliyor, arkasındaki gizemli gücü anlamaya çalışıyordu. Kael ise yavaşça koltuğuna geri oturdu, elini yüzündeki maskeye götürerek, çaresiz bir iç çekti. Kendi asasından kazandığı para ve boyutsal yüzüğündeki tüm birikimi toplasa bile bu parayı nasıl ödeyeceğini ve salondan bu yumurtayla nasıl canlı çıkacağını henüz bilmiyordu.

"Grosolun..."

"Beni nasıl bir belanın içine soktun böyle..."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı