insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Grosolun’un insan formu konseyin tam ortasında belirdiği an, zaman ve mekan kavramı salondaki herkes için anlamını yitirmişti. Yüzüstü yere kapaklanmış olan üç büyük liderin zihinleri, dehşet ve şaşkınlık içerisindeydi

“Yüce Yıkım Ejderi... Efendi Grosolun... Yüzyıllardır ortada yoktu, Neden şimdi? Ve daha da önemlisi... Neden bu melez çocuğun içinden çıktı? Bu çocukta ta neyin nesi böyle?!”

İkinci lider Martas ise korkudan nefesi kesilmiş bir halde kendi iç sesine gömülmüştü:

“Büyük Yıkım Ejderi’nin burada, Vykaris Dağları’nda ne işi olabilir? Bu melez veledin arkasındaki varlık oysa, biz az önce nasıl bir felaketin eşiğinden döndük?”

"Kutsal fırtına soyundan gelen yavru, Vykaris dağındaki hain ortaya çıkana kadar Ejderimsi çocuk, Kael’in yanında kalacak! Ve size... son bir şans tanıyorum! Haini bulup getireceksiniz. Kendi pisliğinizi kendiniz temizleyeceksiniz!"

Bu emir üzerine, az önce muhafızlara Raeya’yı zorla almalarını söyleyen kara ejderimsi soyundan üçüncü lider Wasvan, hafifçe kafasını kaldırdı.

"Efendi Grosolun... Ama..."

Wasvan sözünü tamamlayamadan, Grosolun’un yaydığı o muazzam baskı doğrudan wasvan’ın üzerine çöktü. Wasvan’ın diz çöktüğü yerdeki taş zemin, Grosolun’un baskısı yüzünden çatlamaya başlamıştı Wasvan, acı içinde inleyerek zemine daha da sert şekilde yapışmıştı.

"BENİM KARARIMA KARŞI MI ÇIKIYORSUN, WASVAN?!"

"Seni şuracıkta öldürmeme sebebim, sadece benimle aynı soydan geliyor olman!"

"E-Emredersiniz efendim... Bağışlayın..."

Grosolun, Wasvan’ın bu aciz halinin ardından bakışlarını tekrar tüm salona çevirdi.

"Buradaki herkes kulağını dört açsın!”

Ben sizin için neysem, Kael Krowel’de sizin için odur!"

Bu cümle salonda yankılandığı an, üç büyük lider dahil tüm konsey üyelerinin adeta beti benzi atmıştı. Yüce Ejder Grosolun, nasıl olur da sıradan bir melez ile böylesine yüksek, adeta kendi iradesini ona teslim ettiği bir ruh anlaşması yapabilirdi? Bu, Kael’e yapılacak en ufak bir saygısızlığın doğrudan Grosolun’a yapılmış anlamına geldiği gerçeğiydi.

Grosolun, Kael’e bir bakış attıktan sonra pelerininin altındaki gölgelere karışarak kendi boyutuna geri döndü. Salonun üzerindeki o baskı kalkmıştı ama liderlerin ve bilgelerin ruhuna çöken o korku etkisini hala sürdürüyordu

Birkaç dakika sonra, Rivashes titreyen dizlerinin üzerinde doğruldu. Ağır ve sarsak adımlarla Kael’e doğru yaklaştı. Az önceki o gururlu, heybetli lider gitmiş; yerine sıradan çaresiz bir adam gelmişti. Kael’in önünde durduğunda, başını saygıyla öne eğdi.

"E-Efendi Kael…”

Kael, koskoca bir ırkın liderinin kendi önünde bu şekilde eğilmesinden fena halde rahatsız olmuştu. Eliyle Rivashes’in omzunu kavrayıp başını yavaşça kaldırdı.

"Lütfen böyle yapmayın, efendi Rivashes"

"Ben sizin efendiniz değilim..."

"Ama... Yüce Ejder Grosolun'un söyledği şey.. Bu... Bu biz ejderimsiler için mutlak bir emirdir."

Kael, salondaki diğer iki lider Martas ve Wasvan’ın da kulağını kabarttığını fark ederek açıklamasını yaptı:

"Grosolun ile aramızda bir ruh antlaşması olduğu doğru. Benim iradem, onun gücüyle mühürlü. Ancak bu, benim sizin üzerinizde bir tiran olacağım anlamına gelmez. Onun bu sözleri, bu dağlardaki haini bulmamız için bize açtığı bir şans sadece. Sizden tek isteğim, bana 'efendi' diyerek eğilmeniz değil; aranızdaki o haini bulmam için bana yardım etmeniz"

Rivashes, Kael’in bu olgun ve kibirden uzak tavrı karşısında derin bir saygıyla Başını eğerek onayladı. Rivashes’in işaretiyle konsey üyeleri yavaşça dağılmaya başlamıştı.

Odaya geri döndüklerinde Olivia hala şok içerisindeydi. Dudakları aralanıyor ama kelimeler dökülmüyordu. Kael’in içinden çıkan o, boynuzlu ve kapkara pelerinli adam da kimdi? Kael’in daha önce seyahatleri sırasında "Grosolun" diye bahsettiği o devasa ejderha, aslında bu dehşet verici insan formundaki varlık mıydı?

Olivia’nın kafası allak bullak olmuştu ama Kael’e olan güveninden dolayı, adamın kim olduğunu sormadı. Şu an odaklanmaları gereken çok daha hayati bir mesele vardı.

Raeya odadaki yatağa uzanmış, salondaki o gerginlikten sersemlemiş bir halde uykulu gözlerle etrafa bakıyordu. Olivia, odanın kapısını kapattıktan sonra hızla Kael’in yanına geldi. Gözlerinde aniden parlayan bir planın ışığı vardı.

"Kael, dinle beni…"

"Grosolun’un o gövde gösterisinden sonra hain şu an kelimenin tam anlamıyla kapana kısıldı. Panik halinde ve hata yapmaya çok müsait. Onu saklandığı delikten çıkarmak için bir yem kullanmalıyız."

"Yem mi? Nasıl yani?"

"Raeya’yı bu akşam odada tek başına bırakacağız,"

"Hain, Grosolun’un o sözlerinden sonra buradaki varlığının tehlikede olduğunu biliyor. Fırtına soyundan gelen Raeta’yı tamamen ortadan kaldırmak ya da buradaki kargaşayı büyütmek için bu gece onun odasına sızmaya çalışacaktır. Biz odadan çıkıp sarayın bahçesine ya da başka bir bölgeye geçmiş gibi yaparsak, avının savunmasız kaldığını düşünüp doğrudan buraya gelecektir."

Kael bu fikre çekinceyle yaklaştı,

"Bu çok tehlikeli Olivia. Hainin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyoruz. Ya biz müdahale edemeden Raeya’ya bir zarar verirse?"

"Unuttun mu Kael? Senin muazzam mana algılama alanın var. Sen bu sarayın neresinde olursan ol, kapıdan içeri yabancı biri girdiği an mana alanında hissedilecektir"

Kael, Olivia’nın bu mantıklı hamlesiyle duraksadı. Gerçekten de mana alanı, Raeya’nın yanında olmasa bile odayı 24 saat gözetlemesini mümkün kılıyordu.

"Pekala."

"Ben gidip Lider Rivashes’e planı anlatacağım. Burada güvenebileceğimiz tek kişi o. En azından arkamızı kollar. Sen Raeya’nın yanında kal”

"Tamam Kael, dikkatli ol."

Kael odadan çıkıp koridorun sakin bir köşesine doğru ilerlediğinde, etrafta hiçbir ejderimsi muhafızın olmadığını teyit etti. ve içindeki ejdere doğru seslendi:

"Grosolun? Burada mısın?"

"Buradayım çocuk.”

"Grosolun... Az önce salondaki o formun... Sen bir Ejderimsiye dönüştün. Ayrıca o ejderimsiler seni sanki yüzyıllardır tanıyormuş gibi tepki verdiler. Burada tam olarak Neler dönüyor?"

"Ejderimsi formu mu? Hayır Kael, o sadece benim gücümün sizin o algı sınırlarınıza sığdırılmış bir yansımasıydı. Gerçek formumu o salonda serbest bıraksaydım, bastığın o dağ saniyeler içinde haritadan silinirdi. Ejderimsilerin beni tanımasına gelirsek... Onlar kadim ejderhaların kanını taşıyan bir nevi melez türler.“

“Ben ise o kanın, saf kaynaklarından birisiyim. “

Kael, aldığı cevapla durumun ciddiyetini daha iyi kavramıştı.

"Peki ya o son söylediğin şey? 'Ben sizin için neysem, Kael de odur' dedin. Neden tüm gücünü ve otoriteni benim üzerimden onların önüne serdin? Bu aramızdaki anlaşmayı aşan bir durum değil mi?"

"Aramızdaki ruh antlaşması sıradan bir ortaklık değil Kael. Sen benim gücümü taşıyorsun. Eğer o salondaki sürüngenler senin bir melez olduğunu düşünüp sana yukarıdan bakmaya devam etselerdi, haini ararken arkandan iş çevirip, seni köşeye sıkıştırabilirlerdi. Sana o otoriteyi verdim ki, bu dağlarda bir yabancı gibi değil, bir yargıç gibi yürüyebilesin.

"Beni iyi dinle çocuk,"

"Yüzyıllar önce, senin o üzerinde yürüdüğün kıtalar henüz şekillenmemişken, bu dağlarda ve gökyüzünde sadece yüce ejderhalar yaşardı. Varlıkları o kadar yıkıcıydı ki, kullandıkları büyüler bile iklimleri değiştirmeye yeterdi. Bunlar Gökyüzüne ve yeryüzüne hükmeden ve dünyayı aralarında bölen Yedi Büyük Ejderha..."

"Fırtınayı ve gök gürültüsünü doğuran, rüzgar ejderi Fulminar;”

“nefesiyle okyanusları donduran, buz ejderi Norvethis;”

“dağları yerinden oynatan, toprak ejderi Kharunor;”

“öfkesiyle krallıkları küle çeviren, ateş ejderi Kharion;”

“göklerin saf kutsallığını taşıyan, ışık ejderi Serathiel…”

“Ve sonuncusu, gecenin hakimi olan karanlık ejder, Zolvahan."

"Yedi dedin Grosolun. Ama sadece altı isim saydın. Yedinci kim?"

"Elementlerin sadece maddeden ibaret olmadığını kanıtlayan, saf enerjinin efendisi... Canlıların ruhunu, mananın özünü ve iradeyi kontrol eden ruh ve irade ejderi, Aethelgard."

"Ben ve Wasvan... İkimiz de aynı kökten, karanlık ejder Zolvahan’ın soyundan geliyoruz."

"İkiniz de aynı ejderhanın, Zolvahan’ın soyundan geliyorsanız, Wasvan neden senden bu kadar korkmuş duruyordu? Aynı kandan gelen iki lider değil misiniz?"

"Aynı kan, ama aynı makam değil çocuk,"

"Ben karanlık ejder Zolvahan’ın doğrudan doğan, onun saf manasını taşıyan ilk çocuklarından biriyim. Wasvan ise yüce ejderin çocuklarının kanını taşıyan, yedinci nesilden bir ejderimsi."

"Ejderimsi dediğin varlıklar, aslında bizlerin kanını taşıyan, melezlerdir."

Kael, ejderimsilerin neden insan formuna bu kadar yakın olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu.

"Ejderimsiler ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler, asla bizler gibi gerçek bir ejderha formuna bürünemezler,".

"Sadece melez element büyüleri kullanabilirler. Ancak insanlara kıyasla çok büyük bir avantaja sahipler: Zaman onlara karşı çok daha yavaş akar. İnsan ömrü bir göz kırpması kadarken, ejderimsiler yüzlerce yıl yaşayabilirler. O salonda gördüğün, bilge yaşlı dedikleri kişiler... Yaklaşık 400 küsur yaşlarındalar. Hayatları boyunca yüzlerce insanın doğup öldüğünü gördüler, bu yüzden kendilerini birer ilah sanıyorlar."

"Ama unuttukları bir şey var çocuk. Kanlarındaki o ufak ejderha kırıntısı onlara uzun bir ömür verebilir; fakat karşılarında o kanın saf kaynağını gördüklerinde, iradeleri ne kadar güçlü olursa olsun kendilerinin farkına varacaklardır. Ejderimsilerin diz çökmesi bir korku eylemi değil, köklerine olan kaçınılmaz saygısıydı.”

“Bunları sana anlatma sebebim karşında gördüğün ve yenilmesi imkansız olduğunu düşündüğün kişilerin bile üstünde onlardan katbekat daha güçlü varlıkların olduğunun farkına varmanı sağlamak çocuk”

“Dünya düşündüğünden daha büyük…”

Grosolun’un sesi yavaşça kaybolduğunda Kael derin bir nefes aldı. Vykaris Dağları’nın görkemli tarihinin ardındaki bu melezlik ve soy hiyerarşisi, Kael’in zihnini kurcalıyordu.

Kael, Lider Rivashes’in kapısının önüne geldiğinde ise yüzünde düşünceli bir ifade vardı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı