Büyük gün sonunda gelmişti. Merkez Krallığı'na doğru yola çıkacak at arabası, sabahın erken saatlerinde Vaelmon'un malikanesinin önünde hazır bekliyordu.
Diğer yandan Zephyros, yolculuk boyunca Hâlâ Kael'in Vaelmon'u nasıl ikna ettiğini anlamaya çalışıyordu.
Baş Büyücü'nün normal şartlarda böyle bir konuda geri adım atmayacağını bildiği için, Kael'in hangi sözleri söylediğini birkaç kez sormasına rağmen ikisinden de doğru düzgün bir cevap alamamıştı.
Yaklaşık iki gün süren yolculuğun ardından sonunda Merkez Krallığı'nın sınırlarına ulaştılar.
Kael, şehrin görkemli surlarını gördüğünde içini tanıdık bir his kapladı
Buraya en son okullar arası turnuva için gelmişti.
Ancak bu kez durum tamamen farklıydı.
Kael, Turnuvanın yapıldığı arenaya değil, kıtanın en güçlü yöneticilerinin bir araya geleceği Merkez Krallığı Sarayı'na davetliydi.
At arabası sarayın geniş avlusuna girdiğinde Kael'in dikkatini ilk çeken şey, çevrede sıralanmış onlarca farklı at arabaları oldu.
Her birinin üzerinde bağlı oldukları krallığı temsil eden armalar bulunuyordu; bazıları gösterişli altın işlemelerle süslenmişken bazıları daha sade ve askerî bir tasarıma sahipti.
Avlunun iki yanında ağır zırhlar kuşanmış saray muhafızları nöbet tutuyor, aralarında beyaz ve altın renkli cübbeler giymiş kilise görevlileri ile farklı krallıklardan gelen soylular ve üst düzey yöneticiler dikkat çekiyordu.
Kael arabadan indiğinde tam karşısında Kuzey Krallığı'na ait at arabasının kapısı açıldı. İçeriden önce Galm'ın eşi, ardından Lyra çıktı. Lyra birkaç adım attıktan sonra karşısında Kael'i gördü ve olduğu yerde durdu. Gözleri şaşkınlıkla açılırken yüzünde bir sevinç belirdi. Kael'in toplantıya geleceğini hiç tahmin etmiyordu.
“Kael?”
Kael de onu gördüğünde gülümsedi.
“Merhaba Lyra. Seni burada göreceğimi tahmin ediyordum.”
“Sen... Gerçekten geldin. Ama nasıl? Bana geleceğinden hiç bahsetmedin.”
“Ben de son anda karar verdim.”
“Buna sevindim. Açıkçası burada tanıdığım kimse olmayacağını düşünüp biraz gerilmiştim.”
Galm arabadan indiğinde önce sarayın avlusunda toplanan krallıkların temsilcilerine göz gezdirdi. birkaç adım sonra ise bakışları Vaelmon'un yanında duran Kael'e takıldı. Genç büyücüyü gördüğü anda yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi. Kael'in bu toplantıya geleceğini bilmiyordu. Ardından şaşkınlığının yerini samimi bir tebessüm aldı.
“Kael? Senin de burada olacağını beklemiyordum.”
Kael başını hafifçe eğerek gülümsedi.
“Ben de Sizi gördüğüme sevindim efendim.”
Galm birkaç adım daha yaklaşarak Kael'i baştan aşağı süzdü.
“Son gördüğümden beri epey değişmişsin. Kuzey Krallığı'ndan ayrıldığın zamanki hâlinden çok daha farklı görünüyorsun.”
“Umarım bu iyi bir değişikliktir.”
“Buna şüphe yok. Hatta seni ilk gördüğümdeki hâlini hatırlayınca zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim.”
Daha sonra Galm’ın gözleri Kael’in arkasında duran Vaelmon’a kaydı
“Vaelmon!”
“Hâlâ ayakta olduğunu görmek güzel. Açıkçası bu toplantıya gelmeden önce seni çoktan emekli etmişlerdir diye düşünmüştüm.”
Vaelmon alaycı bir ifadeyle karşılık verdi
“Sen önce kendine bak Galm. Benim emekli olmamdan önce senin yaşlandığını kabul etmen gerekiyor.”
Galm kahkaha attı.
“Hâlâ aynı adamsın. Yıllar geçiyor ama şu huysuzluğundan hiçbir şey kaybetmiyorsun.”
“Hah. Kızın bile senden daha olgun duruyor.”
“Sen! ne?”
Lyra babasına bakıp gülümserken Galm başını iki yana salladı.
“Gördün mü? Daha gelir gelmez Kızımı bana karşı doldurmaya başladın.”
“Ben hiçbir şey yapmadım. Kızın zaten gerçeği görebilecek yaşta.”
İki Baş Büyücünün arasındaki samimi sohbet çevredeki bazı soyluların dikkatini çekerken Kael istemsizce gülümsedi. Ancak o sırada bakışları avlunun diğer tarafına kaymıştı Kael’in yüzündeki ifade yavaşça değişti.
Simsiyah bir at arabası, üzerinde İblis Diyarı'nın sembolüyle avluya girmişti.
Arabanın kapısı açıldığında önce Mezrathus dışarı çıktı. Ardından Abaddon arabadan indi. İki adamın etrafa yayılan karanlık mana o kadar yoğundu ki çevrede bulunan Baş Büyücüler aynı anda başlarını onlara doğru çevirdiler. Havadaki mana baskısı, sıradan bir büyücünün bile hissedebileceği kadar belirgindi.
Batı Krallığı'nın temsilcilerinden biri sesini alçaltarak, “İblis Diyarı gerçekten kendi başına gelmiş...” diye fısıldadı.
“Sesini alçalt… Bizi duyabilirler.”
“Demek Merkez Krallığı onları gerçekten masaya oturtmayı başarmış. Bu toplantı düşündüğümüzden çok daha olaylı geçecek gibi.”
Kael ise büyükbabasının uyarısını hatırlayarak gözlerini Abaddon'dan mümkün olduğunca uzak tuttu. Yine de babasını bu kadar yakından görmek, ne kadar hazırlıklı olursa olsun beklediğinden çok daha ağır geliyordu.
Abaddon bakışlarını bir anlığına Kael'e çevrirdi. onu gördüğünde ise Yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi; ardından hiçbir şey olmamış gibi ilerlemeye devam etti.
Kael de başını hafifçe eğip bakışlarını başka yöne çevirdi. Vaelmon'un söylediklerini unutmaması gerekiyordu.
Kısa süre sonra bütün temsilciler sarayın içindeki toplantı salonuna doğru ilerlemeye başladılar.
Salonda yüksek sütunların arasında devasa bayraklar asılıydı ve her bayrağın altında ilgili krallığın temsilcileri için hazırlanmış oturma alanları bulunuyordu. Salonun çevresinde ağır zırhlı muhafızlar nöbet tutarken kilisenin ışık büyücüleri de farklı noktalarda sessizce bekliyordu. Soylular ve üst düzey yöneticiler kendi aralarında alçak sesle konuşuyor, ancak salondaki genel gerginlik nedeniyle kimse sesini fazla yükseltmeye cesaret edemiyordu.
Salonun en önünde Merkez Krallığı'nın temsilcileri için ayrılmış yüksek bir kürsü bulunuyordu. Kürsünün arkasında ise devasa bir kraliyet arması yer alıyordu. Herkes yerini aldığında salon yavaş yavaş sessizliğe büründü.
Toplantının başlamasının ardından Merkez Krallığı'nın baş temsilcisi ayağa kalktı.
“Öncelikle, bu çağrımıza cevap vererek Merkez Krallığı'na gelen bütün krallıkların temsilcilerine teşekkür ediyorum. Bugün burada yalnızca beş krallığın değil, kıtamızda yaşayan bütün halkların geleceğini ilgilendiren bir konu hakkında konuşmak için toplandık. Bu nedenle aramızdaki eski anlaşmazlıkları ve siyasi farklılıkları bir süreliğine kenara bırakmanızı rica ediyorum.”
“Kadim Harabeler'in çevresinde bulunan bariyerin son aylarda daha önce hiç görülmemiş mana dalgalanmaları üretmeye başladığını hepiniz biliyorsunuz. Merkez Krallığı olarak yıllardır harabelerin çevresindeki bariyeri koruyor, her gün yüzlerce büyücünün manasını bu yapıya aktarmasını sağlıyoruz.
Kadim harabelerin içerisinde ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz. Oraya giren araştırma ekiplerinden bugüne kadar geri dönen kimse olmadı ayrıca bu meselenin yalnızca Merkez Krallığı'nın sorunu olmadığı konusunda da hemfikiriz.”
“Bu nedenle bugün burada yalnızca sorunun boyutunu tartışmak için değil, Kadim Harabeler'in geleceği hakkında ortak bir karar vermek için de bulunuyoruz.”
İlk olarak Doğu Krallığı adına Vaelmon ayağa kalktı.
“Doğu Krallığı olarak Merkez Krallığı'nın endişelerini ciddiye alıyoruz. Kadim Harabeler'in yıllardır mühürlü kalmasının bir sebebi var. İçeride ne olduğunu bilmediğimiz bir bölgeye kontrolsüz biçimde girmek, yalnızca oradaki yaratıkları serbest bırakma riskini değil, kıtanın mana dengesini bozma ihtimalini de beraberinde getirir. Bu nedenle harabelere doğrudan bir saldırı düzenlemek yerine önce bariyerdeki dalgalanmaların kaynağını belirlememiz gerektiğini düşünüyorum.”
Vaelmon'un ardından Batı Krallığı'nın temsilcisi söz aldı.
“Doğu Krallığı'nın temkinli yaklaşımına katılıyorum ancak yalnızca bekleyerek daha fazla zaman kaybetmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Eğer içerideki bir şey bariyeri zorlayacak kadar güçleniyorsa, hazırlıksız yakalanmadan önce harekete geçmemiz gerekir. Ayrıca batı Krallığı olarak keşif ekipleri göndermeye her zaman hazırız.”
Kuzey Krallığı adına ayağa kalkan Galm, ellerini cübbesinin içinde birleştirerek sakin bir ifadeyle konuşmaya başladı.
“İki tarafın da haklı olduğu noktalar var. Ancak hepimizin cevaplaması gereken daha önemli bir soru bulunuyor. Bariyer neden şimdi zayıflamaya başladı? Yüzyıllardır herhangi bir sorun yaşanmamışken son birkaç ay içerisinde mana dalgalanmalarının artmasının bir tesadüf olduğuna inanmıyorum. Eğer içerideki bir güç uyanmaya başlıyorsa, ne kadar güçlü olduğunu bilmeden oraya bir ordu göndermek büyük bir hata olur. Kuzey Krallığı olarak önce bilgi toplamaktan yanayız.”
Galm'ın ardından Güney Krallığı'nın temsilcisi söz aldı. Yüzündeki ifade diğerlerinden daha sertti.
“Bilgi toplamaktan bahsediyoruz ama bunu nasıl yapacağımız konusunda hiçbirimizin bir cevabı yok. Harabelere gönderdiğimiz insanların hiçbiri geri dönmedi. Eğer içeride gerçekten büyük bir tehdit varsa, bekledikçe güçlenmesine izin veriyoruz demektir. Güney Krallığı, gerektiğinde askeri güç kullanılması konusunda çekimser kalmayacaktır.”
Bu kez salondaki bakışların önemli bir bölümü İblis Diyarı'nın temsilcilerine çevrildi. Mezrathus bir süre sessiz kaldıktan sonra ayağa kalktı.
“İblis Diyarı'nın bu konuda size verebileceği bilgi sınırlı. Ancak harabelerin içinden yükselen mana dalgalanmalarının sıradan bir yaratığın uyanışına benzediğini düşünmüyorum. Orada bulunan şey gerçekten harekete geçtiyse, bu toplantının sonunda vereceğiniz karar yalnızca kendi krallıklarınızı değil, bizim topraklarımızı da etkileyecekdir.”
“Bu yüzden İblis Diyarı da bu tehdidi görmezden gelmeyecektir.”
Toplantının ilk bölümü sona erdiğinde herkes yerlerine geri oturdu. O sırada salonun yan kapılarından beyaz ve altın renkli cübbeler giymiş bir ışık büyücüsü içeri girdi. Doğrudan Vaelmon'un bulunduğu bölgeye ilerleyen adam, yaşlı Baş Büyücünün önünde durdu.
“Baş Büyücü Vaelmon?”
Vaelmon başını kaldırdı.
“Evet?”
“Ben Merkez Krallığı Kilisesi adına görev yapan Işık Büyücüsü Elyan. Sizinle tanışmayı uzun zamandır istiyordum.”
“Memnun oldum Elyan. Kilisenin son araştırmaları hakkında çok şey duydum.”
Elyan gülümseyerek elini uzattı.
“Umarım duyduklarınızın çoğu olumludur.”
Vaelmon onun elini sıkarken hafifçe gülümsedi.
“Bir Baş Büyücünün duyduğu şeylerin çoğuna inanmasını beklemeyin.”
Elyan kısa bir kahkaha attı. Ardından bakışları Vaelmon'un yanında sessizce duran Kael'e kaydı.
“Bu torununuz Kael olmalı?”
“Genç yaşına rağmen oldukça dikkat çekici işler başardığını duydum.”
Elyan elini Kael'e doğru uzattı.
“Tanıştığımıza memnun oldum, Kael.”
Kael istemsizce elini uzatıp onun elini sıktı.
“Ben de memnun oldum.”
Ancak Elyan'ın eli Kael'in eline değdiği anda yüzündeki sıcak ifade çok kısa bir anlığına değişti. Sanki parmaklarının ucunda hissettiği bir şeyi anlamaya çalışıyormuş gibi gözleri hafifçe daraldı. Kael ise bunu fark etmemişti; fakat Vaelmon, ışık büyücüsünün yüzündeki o küçücük değişimi gözden kaçırmamıştı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı