Altı kanatlı iblis, gökyüzünde donup kalmıştı.
Birkaç saniye boyunca ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. Gözleri, birkaç dakika önce kendi ordusunun bulunduğu boşluğa kilitlenmişti. Yüzlerce seçkin iblis, Yedinci Kapı ve yıllar boyunca büyük bir titizlikle oluşturduğu ordudan geriye tek bir iz bile kalmamıştı. Parmakları istemsizce titrerken yüzündeki şaşkınlık yerini giderek öfkeye bırakmaya başlamıştı.
"Benim ordum..."
"Yıllar boyunca topladığım, uğruna sayısız savaş verdiğim ordum... Sen... Sen ne yaptın!? Yüzlerce seçkin iblis yaratığı birkaç saniye içinde nasıl yok olabilir? Böyle bir gücün bu dünyada var olması mümkün değil!"
Grosolun, iblisin öfke dolu haykırışlarını en ufak bir ilgi göstermeden dinledi.
"Ordun mu?"
"Çağırdığın o böcek sürüsüne gerçekten ordu mu diyorsun? birkaç yüz iblis yaratığını önümde dizip bununla övünüyorsun. Gücünün sınırını bilmeyenler, daima aynı hatayı yapmaya mahkumdurlar; yenilgiyi kabul etmek yerine ise gördüklerinin imkânsız olduğuna inanmaya çalışırlar."
Grosolun’un Bu sözleri iblisin kalan bütün aklını da öfkeye teslim etmesini sağlamıştı.
İblis Altı kanadı da sonuna kadar açtı.
Bedeninden yükselen kara mana artık kontrol edilemeyecek seviyeye ulaşmıştı.
Mor şimşekler bulutların arasında çılgınca dolaşırken bütün Vykaris Dağları deprem olurcasına sarsılmaya başladı. Dağ yamaçlarından dev kaya parçaları kopuyor, sarayın kuleleri çatırdıyor, ormanın içindeki yüzlerce ağaç köklerinden sökülüyordu.
Vykaris halkı çoktan evlerine çekilmişti.
Çocuklar korkudan ailelerine sarılmış, yaşlılar dua ediyor, dışarıdaki uğultunun bir an önce sona ermesi için gözyaşları içinde Ejder Tanrısı'na yakarıyorlardı. Hiçbiri gökyüzünde tam olarak neyle savaşıldığını bilmiyordu. Bildikleri tek şey, yaşadıkları dağların ilk kez böylesine korkuyla titrediğiydi.
Sarayın avlusunda ayakta durmak bile güçleşmişti.
Olivia, dengesini kaybetmemek için Kael'in koluna tutundu. Sert mana dalgaları nefes almayı bile zorlaştırıyor, her geçen saniye üzerlerine çöken baskı biraz daha ağırlaşıyordu.
"Kael..." dedi Olivia güçlükle ayakta durmaya çalışırken.
"Bu savaş böyle devam ederse bütün Vykaris Dağları yok olacak!"
Kael gözlerini gökyüzünden ayırmadan cevap verdi.
"Biliyorum. Ben de aynı şeyi hissediyorum. Fakat orada savaşan iki varlığın seviyesi bizim çok ötemizde. Bu çatışmaya dahil olursak yalnızca iblise aradığı fırsatı veririz. Yapabileceğimiz tek şey sakin kalıp doğru anı beklemek."
Gökyüzünde öfkeden deliye dönen iblis, Grosolun'un bakışlarının bir anlığına aşağıdaki Kael'e kaydığını fark etti.
Yüzünde yavaş yavaş sinsi bir gülümseme oluştu.
"Anlıyorum..." dedi alçak ama sinsice bir sesle.
İblis gökyüzünden bir anda kaybolduğunda Grosolun, İblisin önce kaçmaya çalıştığını zannetti ama İblis göz açıp kapayıncaya kadar Olivia’nın dibinde belirmişti Kael Olivia’nın arkasında bir anda beliren iblisi farkettiğinde Olivia’nın kolunu tuttu ve onu tüm gücü ile kendine doğru çekti. İblis kılıcını savurduğunda kael önüne büyüden bir bariyer oluşturdu ama 6 kanatlı iblisin kılıcı büyü bariyerine değdiği gibi bariyerin parçalanması bir saniye bile sürmedi. Olivia kael e doğru savrulan kılıcı gördüğünde çaresizce haykırdı
Kael!!
Kara kılıç, bariyeri parçaladıktan sonra hızını hiç kaybetmeden Kael'in boynuna doğru ilerlemeye devam etti. Kılıcın keskin ağzıyla Kael'in boğazı arasında yalnızca birkaç milimetrelik mesafe kalmıştı. Tam o anda Grosolun inanılmaz bir hızla aşağı doğru indi ve iblisin bedenine bir darbe indirdi. Altı kanatlı iblis ölümcül darbeyi son anda fark ederek refleksle kılıcını Grosolun'un yumruğunun önüne getirebildi. muhafızların bir kısmı yalnızca oluşan basınç yüzünden metrelerce geriye savruldu.
İblis, Grosolun'un yumruğunun taşıdığı ezici kuvvete rağmen kılıcıyla darbeyi karşılamayı başarsada ayakları taş zemini metrelerce yararak geriye doğru sürüklendi yüzünde rahatsız edici bir gülümseme vardı. Başını hafifçe yana eğerek önce Kael'e, sonra Grosolun'a baktı ve uzun bir kahkaha attı.
"Demek Yüce Ejder Grosolun'un zayıf noktası, şu güçsüz melez çocukmuş. Biraz önce ordumu yok ettiğinde bu savaşın sonucunu belirlediğini sanmıştın. Artık seni nasıl yenebileceğimi biliyorum ejder!. Hatta Seni yenmeme bile gerek yok; korumaya çalıştığın herkesi tek tek gözlerinin önünde öldürmem bile yeterli. Bakalım o zaman hâlâ aynı sakin ifadeyle karşımda durabilecek misin!"
Grosolun, iblisin alaycı kahkahalarını görmezden gelerek sakinliğini korumaya devam ediyordu . Mor gözlerini Kael'e doğru çevrildi.
"Çocuk, Olivia'yı da al ve buradan olabildiğince uzaklaş. Ben onun dikkatini üzerimde tutmaya devam edeceğim. Siz burada kaldığınız sürece hareket alanım gitgide daralıyor. Ne kadar çabuk uzaklaşırsanız benim için o kadar iyi."
Kael başını salladı. Grosolun'un ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. hiç vakit kaybetmeden Hızla Olivia'nın kolundan tuttup birlikte bulundukları bölgeden uzaklaşmaya başladılar. Fakat daha birkaç adım atmışlardı ki arkalarındaki gökyüzü yeniden şiddetle sarsılmaya başladı.
Altı kanatlı iblis, Grosolun'un sözlerini duyduğu anda yüzündeki alaycı gülümsemeyi daha da büyüttü. İki elini aynı anda öne uzattığında onlarca kara büyü çemberi gökyüzünde peş peşe açıldı. Her çemberden fırlayan mızraklar, kara zincirler ve uğursuz alevler aynı anda Grosolun'un üzerine yağmaya başladı. Fakat iblis yalnızca onunla savaşmıyordu. Büyülerinin bir kısmını doğrudan Kael ile Olivia'nın kaçtığı yöne çeviriyor, Grosolun'u iki farklı cephede savaşmaya zorluyordu.
Grosolun Bir eliyle üzerine gelen kara büyüleri parçalayarak dağıtıyor, diğer eliyle Kael'e yönelen saldırıları daha onlara ulaşmadan yok ediyordu. Gökyüzünde peş peşe patlamalar meydana geliyor, her çarpışmada oluşan mana dalgaları dağların zirvelerini titretiyordu. Buna rağmen Grosolun'un bulunduğu noktadan tek bir adım bile geri çekilmemesi, altı kanatlı iblisin öfkesini her geçen saniye daha da artırıyordu.
İblis, Grosolun'un iki melezi de korumaya çalışmasını fırsata çevirmeye çalışıyordu. Yüzünde sinsi bir ifadeyle yeniden konuştu.
"Ne oldu Yüce Ejder? Biraz önce bana gerçek gücün ne olduğunu hakkında nutuklar çekiyordun. Şimdi ise bütün dikkatini bile bana veremiyorsun. Bir yandan beni durdurmaya çalışıyor, diğer yandan şu iki çocuğu koruyorsun. yoksa Yorulmaya mı başladın? Bu oyunu sabaha kadar sürdürebiliriz. Sen de biliyorsun ki o yıkıcı büyülerini burada kullanamazsın. Biraz önce gösterdiğin güçle tekrar saldırırsan yalnızca beni değil, burada yaşayan bütün ejderimsileri de yok edeceksin. Bu dağları, bu şehri ve korumaya çalıştığın herkesi kendi ellerinle küle çevirmek istemiyorsan eninde sonunda geri çekilmek zorunda kalacaksın."
Olivia birkaç adım öne geçtikten sonra yeniden Kael'e döndü.
"Kael... İyi misin? "
Kael derin bir nefes aldı. Boynuna dokunduğunda kılıcın oluşturduğu ince rüzgârın bıraktığı hafif yanmayı hissedebiliyordu.
"İyiyim Olivia. Grosolun son anda yetişmeseydi şu an konuşuyor olmazdım şimdi bunu düşünmenin sırası değil. Buradan mümkün olduğunca uzaklaşmamız gerekiyor. O iblis artık yalnızca Grosolun'la savaşmıyor gibi. Bizi onun zayıf noktası olarak görmeye başladı."
İblis, hızla kaçan Kael'i izlerken gözlerindeki öldürme arzusu daha da belirginleşti. Bir anda bütün dikkatini Grosolun'dan çekti ve elindeki kara kılıcı iki eliyle sıkıca kavradı.
"Yüce Ejder..."
"Sana küçük bir soru soracağım. Hayatında hiç... boyutları bile kesebilen bir kılıç tekniği gördün mü?"
Grosolun'un bakışları ilk kez sertleşmişti.
"Neyden bahsettiğini bilmiyorum. Fakat ucuz oyunlarınla beni oyalayamazsın. Bu savaşın sonucunu değiştirecek bir numaran kaldığını sanmıyorum."
İblis cevap vermedi.
Yalnızca elindeki kara kılıcı yavaşça gökyüzüne doğru kaldırdı.
O anda...
Çevredeki bütün kara mana tek bir noktaya toplanmaya başladı.
Kılıcın etrafında dönen uğursuz enerji giderek yoğunlaşıyor, karanlık mana kılıcın çevresindeki boşluğu bükmeye başlıyordu.
Birkaç saniye içinde inanılması güç bir manzara ortaya çıktı.
Kılıcın çevresindeki boşluk, ince bir cam yüzeyi andırır şekilde çatlamaya başlamıştı.
Simsiyah çatlaklar havanın içinde örümcek ağı gibi yayılıyor, sanki görünmeyen bir dünyanın duvarları kırılıyormuş hissi veriyordu.
Bu manzarayı gören Kael'in Adımları kendiliğinden durmuştu.
Gözleri, iblisin elindeki kılıca kilitlenmişti.
"Bu büyü... "
Olivia şaşkınlıkla Kael’e doğru baktı.
"Kael, ne oldu? Neden durdun?"
"Bu büyüyü daha önce görmedim... ama buna çok benzeyen bir şeye şahit oldum. Lyra'nın malikanesinde eğitim yaptığım gün istemeden etrafımdaki uzay zamanda çatlaklar oluşturmaya başlamıştım. O zaman Lyra'nın babası büyüyü derhâl durdurmamı söyleyerek beni uyardı. Bana, doğanın dengesini bozacak ya da ilahların koyduğu kuralları hiçe sayacak türde büyülerin yasak olduğu defalarca anlatılmıştı. Böyle bir gücü zorlamaya devam eden herkesin ilahların gazabıyla karşılaşacağı söylenmişti."
Kael'in gözleri hâlâ iblisin kılıcından ayrılmıyordu.
"Fakat bu..."
"Bu adam yanlışlıkla uzay zamanı çatlatmıyor. Bunu bilinçli olarak yapıyor..."
Grosolun, iblisin elindeki kara kılıcın etrafında giderek büyüyen uzaysal çatlakları gördüğü anda bunun sıradan bir büyü olmadığını anlamıştı. Binlerce yıldır sayısız ırkla savaşmış, tanrıların hüküm sürdüğü çağlara bile tanıklık etmiş bir ejder olarak karşısındaki iblisin tam olarak ne yapmaya çalıştığını tek bakışta kavramıştı.
"Ne oldu Yüce Ejder? Birkaç dakika öncesine kadar bana tepeden bakıyor, gücümle alay ediyordun. Şimdi ise ilk kez yüzündeki ifadeyi değiştirdin. Yoksa sonunda korkmaya mı başladın? Eğer öyleyse korkmakta geç bile kaldın."
"Aptal iblis... Sen ne yaptığın farkında bile değilsin. Bu dünyanın düzenini oluşturan kurallar yalnızca canlıların uyması gereken yasalar değildir. Uzay ve zamanı zorlayacak büyüler, ilahların bizzat koyduğu mutlak düzeni ihlal eder. Eğer o çizgiyi aşarsan. İlahi Yargı'nın gazabı seni yok edecektir. hiçbir canlı o kuralları çiğnemeye cesaret edemez. Bunun bedelinin ne kadar ağır olduğunu herkes bilir!"
"İlahlar mı? Hâlâ o eski masallara inanıyor olamazsın. Ben bu zamana kadar ne bir ilah gördüm ne de sözünü ettiğin o ilahi yargıyı. Güçlü olan kendi kaderini yazar. Eğer gerçekten böyle mutlak varlıklar olsaydı bugüne kadar karşıma çoktan çıkarlardı. Ben güce inanırım Ejder!, Peri masallarına değil!"
Grosolun, karşısındaki iblise daha fazla laf anlatmanın artık zaman kaybı olduğunu anlamıştı. Derin bir nefes aldıktan sonra iki elini aynı anda öne uzattı. Ejder dilinde fısıldadığı birkaç kadim kelimenin ardından gökyüzünde peş peşe büyü halkaları oluştu ve önünde katman katman örülmüş devasa bir büyü bariyeri yükseldi.
İblis ise bu manzarayı yalnızca alaycı bir tebessümle izledi.
"Boşuna uğraşıyorsun ejder. Önüme ister yüz, ister bin tane büyü bariyeri koy. Bu teknik sıradan bir kılıç saldırısı değil. Çünkü bu kılıç maddeyi değil... Boyutun kendisini kesiyor!"
İblis elindeki kara kılıcı yavaşça havaya doğru kaldırdı. Kılıcın etrafındaki uğursuz mana her geçen saniye biraz daha yoğunlaşıyor, çevresindeki boşluğu çatlamaya devam ediyordu.
"Son sözünü söyle Yüce Ejder."
Tam o anda Grosolun'un içini tarif edilemez bir his kapladı. İblisin bakışlarını takip ettiğinde dehşet verici gerçeği çok geç fark etmişti. Altı kanatlı iblis bütün bu hazırlığı Grosolun için yapmamıştı. Gözleri doğrudan Kael'in bulunduğu noktaya kilitlenmişti.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı