insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Raeya, Fulminar'ın yankılanan sesiyle birlikte yavaş adımlarla mana kristaline yaklaştı. Küçük ellerini usulca kristalin yüzeyine koyduğu anda kristalin mavi ışığı bir anda şiddetlenmeye başladı. Kristalin derinliklerinde dönen saf yıldırım manası, bir nehir gibi küçük kızın bedenine doğru akıyordu.

Raeya'nın etrafını saran ışık öylesine yoğundu ki birkaç dakika boyunca küçük bedenini görmek neredeyse imkânsız hâle gelmişti. Ardından o yoğun parıltının içinden yavaş yavaş yeni bir siluet belirmeye başladı.

İlk değişen kıyafetleri oldu.

Üzerindeki eski giysiler, saf mananın içinde dönüşerek dağıldı. Yerlerini ise Fırtına Ejderi'nin kudretini simgeleyen bambaşka bir kıyafet aldı. Omuzlarından aşağı dökülen kısa pelerini koyu lacivert tonundaydı. Kumaşın kenarlarını çevreleyen ince gümüş işlemeler, şimşek deseni gibi kıvrılarak uzanıyor, üzerlerine işlenmiş rünler hafifçe parlıyordu.

Ancak değişim bununla da sınırlı kalmadı.

Raeya'nın başının iki yanında bulunan küçük ejder boynuzları yavaş yavaş uzamaya başlıyordu. Öncekinden biraz daha sivri ve zarif bir hâl alan boynuzların yüzeyinde ince mavi çizgiler oluştu. Arkasında sallanan kuyruğu ise eski rengini geride bırakarak lacivert ile gümüş arasında parıldayan yeni bir tona büründü.

Sonunda kristalin ışığı yavaş yavaş sönmeye başladığında Raeya gözlerini açtı.

Etrafında dolaşan mavi yıldırım kıvılcımları, sanki onu koruyan görünmez ruhlar gibi bedeninin çevresinde dönüyor, ayaklarının altındaki taş zemine dokundukları her noktada kısa süreli ışık halkaları oluşturuyordu.

Kael ile Olivia gördükleri manzayı şaşkınlıkla izliyorlardı

"Bu..."

Küçük kızın yüzündeki masumiyet hâlâ aynıydı ancak taşıdığı aura tamamen değişmişti. Artık karşılarında duran kişi yalnızca küçük bir ejder kızı değil, Fırtına'nın seçilmiş varisiydi.

Rohan hiç tereddüt etmeden sağ dizinin üzerine çöktü. Arkasında bekleyen cübbeli koruyucular da aynı anda diz çökerek başlarını eğdiler.

"Fırtına Tapınağı'nın yeni varisini saygıyla selamlıyoruz!"

"Yüce Fulminar'ın iradesiyle seçilmiş olan ... Bundan böyle bu kutsal mabedin koruyucusu sizsiniz!"

Raeya ise olan biteni tam olarak anlayamıyordu. Şaşkın gözlerle önce diz çöken insanlara, ardından kristale baktı. Sonunda bakışları Kael'i buldu.

Hiç düşünmeden kristalin önünden ayrıldı ve koşarak Kael'in yanına geldi

"Baba..."

Kael gülümsedi ancak o gülümsemenin ardında gizlemeye çalıştığı burukluk açıkça hissediliyordu. Küçük kızın elini nazikçe tuttuktan sonra onun göz hizasına kadar eğildi.

"Raeya..."

"Burada kalman gerekiyor…"

Küçük kız hemen başını iki yana salladı.

"Hayır... Ben seninle geleceğim."

Kael'in yüreği sızladı. Onu da yanında götürmek istiyordu fakat bunun mümkün olmadığını biliyordu. İnsan dünyasında peşlerini bırakmayan tehlikeler vardı. Üstelik Raeya artık sıradan bir ejder kızı değildi. Yüce Fulminar'ın bizzat seçtiği varis olarak bu tapınağın geleceğini omuzlarında taşıyacaktı. Raeya için dünyadaki hiçbir yer, Fırtına ejderin koruması altındaki bu mabetten daha güvenli olamazdı.

Kael, Raeya'nın küçük elini avuçlarının arasına aldı. Ardından işaret parmağını hafifçe kaldırarak kızın elinin üzerine bir efsun çizmeye başladı. Parmak ucundan yayılan ince altın ışık, birkaç saniye içinde birbirine geçen daireler ve sembollerden oluşan zarif bir efsun meydana getirdi.

Raeya merakla eline baktı.

"Baba bu ne?"

"Bu, Hayat Mührü." dedi Kael.

"Bu mühür iki kalbi birbirine bağlar. Eğer günün birinde başına bir şey gelirse ben anında hissedeceğim. Benim başıma bir şey gelirse de sen hissedeceksin. Nerede olursak olalım birbirimizi kaybetmeyeceğiz."

“Beni unutmazsın değil mi?"

"Seni unutmam mümkün mü?"

"Sana söz veriyorum. Yapmam gereken işleri bitirir bitirmez seni görmek için tekrar buraya geleceğim."

Raeya, Kael'e bir kez daha sımsıkı sarıldı. Küçük omuzları hıçkırıklarla titriyordu.

Olivia da gözlerindeki yaşları daha fazla saklayamadı. Sessizce yanlarına geldi, dizlerinin üzerine çökerek Raeya'yı son kez kollarının arasına aldı.

"Mutlaka seni görmeye geleceğiz Raeya…”

Raeya yavaşça başını kaldırdı. gözleri doğrudan Olivia'nın gözlerinin içine bakıyordu. Ardından küçük elleriyle Olivia'nın yanağına dokundu.

"Sen de.... Benim annem gibisin..."

Raeya'nın bu sözleri Olivia'nın yüreğine bir ok gibi saplanmıştı.

O sırada Fırtına ejderinin sesi tekrar duyuldu

"Bugünden itibaren Fırtına'nın Varisi eğitimine başlayacaktır. Onun yolu artık bu tapınağın yoludur. Burada büyüyecek, burada güçlenecek ve günü geldiğinde Fırtına Ejderi'nin iradesini bütün dünyaya taşıyacaktır."

Rohan başını saygıyla eğdi.

"Emriniz başımız üstünedir, Yüce Fulminar. Hayatım boyunca olduğu gibi bundan sonra da yeni varisimize tüm bilgimi aktaracak ve onu layık olduğu şekilde yetiştireceğim"

Kael son kez Raeya'ya baktı. İçinde buruk bir boşluk vardı ama aynı zamanda büyük bir huzur da hissediyordu. Çünkü artık emindi... Küçük kız en güvenli yerdeydi.

Ejderimsi diyarından ayrılma vakti gelmişti. Vykaris Dağları'nın girişinde onları uğurlamak için toplanmış bir grup ejderimsi sessizce bekliyordu. Tapınaktan ayrılan Kael ile Olivia son kez arkalarına baktılar. Birkaç saat önce yaşanan olaylar hâlâ ikisinin de zihninde tazeliğini koruyordu.

Olivia sessizliği bozarak Kael'e döndü.

"Grosolun seninle konuşuyor mu?"

"Hayır. Bir süre dışarı çıkmayacağını söyledi iblis ile olan savaş onu da tüketmiş olsa gerek."

"Açıkçası onun hakkında bilmediğimiz çok fazla şey var. Sürekli ona neden Yıkım Ejderi dediklerini ya da neden bu zamana kadar mühürlü tutulduğunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Ejderimsiler onu gördüklerinde gözlerinin içine bile bakmaya cesaret edemiyorlar."

Kael kısa süre sessiz kaldı. Grosolun'un geçmişi hâlâ sırlarla doluydu ancak bildiği tek bir gerçek vardı.

"Evet..."

"Ama Grosolun olmasaydı buraya kadar gelemezdik. Belki de şu an hayatta bile olamayabilirdik. Her ne kadar geçmişi bilinmezliklerle dolu olsa da bizim için yaptıklarını görmezden gelemeyiz."

"Haklısın."

"Biz ona çok şey borçluyuz."

Kael ve Olivia dağın girişinde kendilerini bekleyen Rivashes'in yanına geldiler. Ejderimsi lideri onları görünce ağır adımlarla öne çıktı.

"Hazırlıklarınızı tamamladınız mı?"

"Evet, Lider Rivashes. Gitmeye hazırız."

"Sizleri uğurlamadan önce söylemek istediğim birkaç şey var."

"Öncelikle, bütün ejderimsi halkı adına sizlere en içten minnettarlığımı sunuyorum."

Rviashes başını saygıyla eğdi.

Kael böyle bir manzara beklemiyordu. Hemen öne çıkarak liderin omuzlarından tuttu ve nazikçe doğrulmasını sağladı.

"Lider Rivashes... Lütfen böyle yapmayın."

"Hayır evlat. Mütevazı olmana gerek yok. Sen yalnızca halkımızı kurtarmadın. Aynı zamanda bedeninde Yüce Ejder Grosolun'un ve Yedi Büyük Ejder'den biri olan Fulminar'ın manasını taşıyorsun. Yüce ejderlerin biz ejderimsiler için ne ifade ettiğini belki tam olarak anlayamıyorsundur."

"Eğer bir gün yollarımız tekrar kesişirse..." diye devam etti Kael,

"...sizlere yeniden yardım edebilmek beni mutlu eder."

Rivashes karşısındaki gence uzun süre baktı. Henüz on altı yaşında bir çocuğun böylesine olgun tavırları ona hâlâ garip geliyordu. Bir anda içten bir kahkaha attı.

"Ha ha ha... Aynı şekilde evlat. Ne zaman yardıma ihtiyacın olursa, ben ve bütün ejderimsi halkı her zaman arkanda olacağız. Ayrıca minik raeya için endişelendiğini biliyorum gözün arkada kalmasın Fırtına ejderinin yanında olduğu sürece ona kimse dokunamaz."

Kael ile Olivia. Güçlü bir kanat çırpışıyla yerden yükselirken aşağıdaki ejderimsiler onları sessizce izliyor, gözden kayboluncaya kadar arkalarından bakmaya devam ediyorlardı.

Gökyüzünde bir süre sessizce ilerlediler. Altlarında uzanan dağ yavaş yavaş geride kalırken Olivia bakışlarını Kael'e çevirdi.

"Kael, Raeya’ya verdiğimiz sözü tutacağız, değil mi?"

"Elbette tutacağız. Ona bir söz verdim. Ne kadar sürerse sürsün, mutlaka geri dönüp onu göreceğim."

Havada uçarken olivia!nın gözleri ufukta beliren iblis diyarının sınırına takıldı

kael bir anda havada duran Olivia'yı gördüğünde şaşırdı

“Olivia neden durdun?”

“kael baksana iblis diyarının sınırını buradan görebiliyorum”

Ufkun ötesinde gökyüzüne kadar yükselen siyah kuleler uzakta olsa kendilerini belli ediyorlardı. Devasa surlar, karanlık bulutların arasına kadar uzanıyor, görünmez bir sınır bütün o bölgeyi insan dünyasından ayırıyordu.

" Haklısın Olivia. Gerçekten de İblis Diyarı'nın sınırı buradan bile görülebiliyor."

"Büyükbabam bizi gitmeden uyarmıştı bu dağlar iblis krallığının sınırlarına çok yakın, ayrıca arada kilometrelerce mesafe bile olsa oradan gelen yoğun manayı hissedebiliyorum"

Kael gözlerini kapattı ve mana algılama alanını uzaktaki iblis diyarına kadar gönderdi. Kael'in mana algılama alanı oldukça geniş bir alanı tarayabiliyordu Kael in manası iblis diyarının sınırlarının içine kadar girdiğinde Kael sanki bir darbe yermişçesine geriye doğru sarsıldı Olivia, terler içinde kalan Kael'i gördüğünde endişelenip yanına doğru uçtu.

"Kael! Sen iyimisin?"

"Ben... ben iyiyim..."

"Az önce ne oldu öyle?"

"Ben...İblis diyarına kendi manamı gönderdim. Orada yaşayanların manasının ne türden büyüler barındırdığını merak ediyordum. Mana algılama alanım sınırdan içeriye doğru girdiğinde sanki birisi göğsüme kılıç saplamış gibi hissettim. Onca kötü insan ile karşılaştım ama... Daha önce hiç böyle bir öldürme arzusu hissetmemiştim."

"Bu kadar uzaktan senin mananı birileri hissedip karşılık verebilir mi ki?

"Bilemiyorum başımızı belaya sokmasak iyi ederiz buradan olabildiğince hızla uzaklaşalım"

Olivia konuyu daha fazla üstelemedi, tekrardan doğu krallığına doğru uçmaya devam ettiler.

"Merak ediyorum da..."

"Acaba orası da diğer krallıklar gibi midir?"

"Büyükbabamın anlattıklarına göre İblis Diyarında hiç insan yaşamıyor. Orada yalnızca iblis soyundan gelenler bulunuyormuş."

Kael'in bakışları hâlâ o uzak diyara kilitlenmişti. Karanlık surların ardında, hayatı boyunca hiç görmediği ama kan bağıyla bağlı olduğu insanlar yaşıyordu.

Olivia bunu fark edince hafifçe gülümsedi.

"Anlaşılan sen de benim kadar merak ediyorsun."

"Babam... Abaddon..."

"Ve büyükbabam Mezrathus..."

"Şu anda oradalar."

“Şimdilik oraya gidemeyeceğimizi biliyorum. Yine de ben… Bir gün mutlaka iblis diyarına gideceğim."

Olivia sessizce Kael’i dinledi.

"Olur da bir gün İblis Diyarı'na gitmeye karar verirsen..."

"Benim de sana eşlik etmeme izin verir misin?"

"Bunu sormana bile gerek yok."

"O gün geldiğinde yanımda olmanı isterim."

İkili kanatlarını çırparak gökyüzünde ilerlemeye devam ettiler. Önlerinde uzun bir yol ve cevaplanmayı bekleyen sayısız sorular vardı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı