insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Bölüm Resmi

Mezrathus, malikanenin kapısından çıkmadan hemen önce duraksadı. Heybetli gövdesini Kael’e doğru çevirdiğinde, üzerindeki o baskıcı iblis aurası tamamen kaybolmuş, yerini bir büyükbabanın korumacı bilgeliğine bırakmıştı. Genç adamın omuzlarını, devasa elleriyle sıkıca kavradı.

"Kael, dinle beni evlat,"

"Melez kanın sana muazzam bir yıkım gücü veriyor,ancak bu güç aynı zamanda seni bir hedef haline de getiriyor. Özellikle Merkez Krallık'taki o herifler, senin gibi bir potansiyelin filizlenmesini izlemekle yetinmeyeceklerdir. Sana son nasihatim şudur: Gücünü sadece öfkelendiğinde değil, zihnin en berrak olduğu anlarda kullanmayı öğren. Kendini tamamen hazır hissetmeden sakın hamle yapma. Unutma, arkanda sadece Krowel Ailesi yok; ben ve baban'da var."

Yaşlı baş iblis, Kael’in gözlerindeki kararlılığı gördükten sonra hafifçe gülümsedi ve karanlığın içinde adeta bir gölge gibi gözden kayboldu. Kael, onun bıraktığı bu ağır sözlerle birlikte içindeki gücü bileyerek yeni döneme hazırlanmak zorundaydı.

Doğu Akademisi’nde ikinci yıl nihayet başlamıştı. Yaz boyunca yaşanan onca çalkantı, bariyer operasyonları ve yeraltı sığınağındaki kanlı baskının ardından akademinin bahçesi yeniden öğrencilerin sesleriyle dolmuştu.

Kael, bahçedeki o tanıdık çınar ağacının altında arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde, Rota ve Lyra’nın yüzlerindeki bitkinlik gözünden kaçmadı. İzin günü boyunca krallıktaki olağanüstü hal yüzünden ikisi de adeta pestili çıkmış gibi görünüyordu. Rota, babasının bariyer onarımı sırasındaki sıkı tembihlerinden dolayı oldukça gergindi. Lyra’nın yanında o korkunç kara ejderha olayını açıp ortamı daha da germek istemiyordu, sürekli konuyu değiştirecek boş laflar ediyordu. Ancak Lyra daha fazla dayanamayarak doğrudan konuya girdi.

"Sonunda yan yana gelebildik,"

"Doğu Krallığı’na saldıran o kara ejderha haberini aldığımda Kuzey Malikanesi'nde resmen nefesim kesildi. Sizin için ve buradaki herkes için o kadar çok endişelendim ki... Kael,Rota.. Siz o sırada güvendeydiniz değil mi?"

Rota hemen gözlerini kaçırdı, Kael ise boğazını temizleyerek konuyu geçiştirme moduna girdi.

"Ah, evet Lyra... Biz o sırada sarayın iç kısımlarındaydık. Yani, bariyerler o kadar güçlüydü ki bize hiçbir şey olmadı, tamamen güvendeydik. Endişelenmene gerek yok."

Rota da hemen konuya atıldı:

"A-aynen öyle! Hem krallık büyücüleri olayı hemen çözdü, bariyer saniyeler içinde onarıldı işte. Boş verelim şimdi ejderhayı falan, baksana etrafa, akademi sanki her zamankinden daha kalabalık gibi."

Bahçede gerçekten de büyük bir hareketlilik vardı; çünkü bu yıl akademiye yeni birinci sınıflar da katılmıştı. Çevre krallıklardan ve asil ailelerden gelen çömezler, heyecanla etrafı inceliyorlardı.

Bizim üçlü Sınıftaki yerlerini aldıklarında, kapı açıldı ve yeni sınıf öğretmenleri Bayan Martha içeri girdi. Sert ama disiplinli duruşuyla bilinen kadın, kürsüye geçip belgelerini masaya bıraktıktan sonra doğrudan sınıfa döndü.

"Hepinize iyi bir ikinci yıl dilerim öğrenciler," dedi Bayan Martha, gözlüklerini düzelterek.

"Müfredata geçmeden önce, bu yılki en büyük sürprizimizi açıklamak istiyorum. Normalde akademimize ara dönemde veya doğrudan ikinci sınıftan nakil öğrenci kabul edilmez. Ancak bu yıl, yönetim kurulunun özel izniyle doğrudan ikinci sınıfa katılan yeni bir nakil öğrencimiz var."

Sınıftaki öğrenciler bir anda fısırdaşmaya başladılar. Herkes çok heyecanlıydı, çünkü akademinin katı kuralları gereği daha önce doğrudan ikinci sınıftan başlayan bir nakil öğrenciye bu zamana kadar hiç rastlanmamıştı. Rota, Kael’in omzunu dürterek, "Kim acaba? Kesin büyük bir Ailenin dâhi çocuğudur," diye söylenmeye başladı

Bayan Martha tahtaya dönüp tebeşirle kendi ismini yazarken konuşmaya devam etti:

"Kendisi çok uzak topraklardan geliyor. Umarım ona hemen alışır ve iyi davranırsınız.”

“OLİVİA! gelebilirsin."

Kael, "Olivia" adını duyduğu an oturduğu sırada adeta donup kaldı.

“Olivia mı?”

Kapı yavaşça açıldı ve içeriye Olivia girdi. O an sınıftaki tüm zaman akışı sanki durmuş gibiydi. Olivia, orta uzunlukta, sarı saçları, pürüzsüz teni ve o her zamanki asil ve büyüleyici duruşuyla sınıfın ortasına doğru yürürken adeta etrafa ışık saçıyordu. Üzerindeki akademi üniforması ona inanılmaz yakışmıştı.

Sınıftaki erkek öğrencilerden bir anda senkronize bir ses yükseldi.

"B-bu kız da ne böyle?

“Tanrıça falan mı?"

Rota’nın ise gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olmuştu.

"Kael... Kael!"

“Rota omzumu koparacaksın sakin ol lütfen”

Yan sırada oturan Lyra ise kollarını göğsünde kavuşturup hafifçe somurttu.

"Klasik erkekler... Güzel bir kız görünce hemen salyalarınız akıyor.," diyerek çocuklara gözlerini devirdi.

Olivia sınıfın tam ortasında durdu, hafifçe eğilerek kendini tanıttı:

"Merhaba. Benim adım Olivia. Bazı özel sebeplerden dolayı eğitimime Doğu Akademisi’nde devam etme kararı aldım. Umarım bu yıl hepimiz için güzel geçer, şimdiden tanıştığımıza memnun oldum."

Konuşması bittiği an, Olivia’nın mavi gözleri sınıfın orta sıralarında şok içinde oturan Kael’e takıldı ve Yüzünde son derece samimi bir gülümseme belirdi. Herkesin şaşkın bakışları arasında elini neşeyle havaya kaldırarak seslendi:

"Hey, Kael! Merhaba!"

Sınıftaki tüm öğrenciler aynı anda kafalarını çevirerek gözlerini Kael’e diktiler. Kael, sınıftaki tüm erkek öğrencilerin ölümcül ve kıskançlık dolu bakışlarını sırtında hissetmişti. Alnından bir damla ter süzülürken sadece hafifçe elini kaldırıp

"M-merhaba Olivia..." diyebildi.

Bayan Martha, bozulan sınıf düzenini hemen toparlayarak, "Pekala Olivia, pencere kenarındaki sıraya geçebilirsin. Ders başlıyor," dedi. Olivia sakince sırasına yerleştikten sonra öğretmen dersi anlatmaya başladı.

Ancak Kael için ders çoktan bitmişti; çünkü Rota ve Lyra anında onun sırasına doğru eğilerek fısırdaşmaya başlamışlardı bile. Rota, adeta Kael'in dibine girmiş, burnunun ucuna kadar yaklaşmıştı.

"Kael..." dedi Rota, sesini olabildiğince kısık ama tehditkar tutmaya çalışarak.

"Bize söylemek istediğin bir şeyler var mı dostum?"

"N-ne gibi mesela Rota?"

"Mesela şu sınıfa giren... krallık prenseslerini bile gölgede bırakacak güzellikteki kız! Seni nereden tanıyor acaba??”

“Bize hiç böyle birinden bahsetmedin!"

"Abartıyorsun. Sadece yakın bir arkadaşım o kadar... “

“Bu arada Rota, bana fazla yakınsın dostum, biraz çekilir misin?"

Rota somuratarak Kael’in dibinden çekildi.

"Bu konuyu seninle daha sonra, çok ayrıntılı konuşacağız Kael…”

“Benden Kaçamazsın…"

Kael yutkundu. "Rota... Beni korkutuyorsun..."

Bayan Martha’nın dersi bittiğinde sınıfta, adeta bir izdiham yaşandı. Sınıftaki öğrencilerin neredeyse yarısı bir anda Olivia’nın sırasının başına üşüşüp kızı soru yağmuruna tuttular.

"Olivia, nerelisin?"

"Doğu Krallığı’ndan mısın yoksa Merkezden mi geldin?"

"Mana türün ne? Nasıl doğrudan ikinci sınıftan başlayabildin?"

Olivia, etrafındaki bu yoğun kalabalığa kibar ama mesafeli gülümsemelerle cevaplar verirken, gözleriyle Kael’in sınıftan çıktığını gördü. Kalabalığı zar zor aşarak arkalarından koridora çıktı ve Kael’e seslendi:

"Kael! Beklesene!"

Kael, Rota ve Lyra duraksadı. Olivia yanlarına geldiğinde, Rota hemen araya girip boğazını temizledi.

"Ahem... Olivia, merhaba. Ben Rota, bu da Lyra. Kael ile bayağı yakın gibisiniz…”

“Bu arada Kael, bize senden daha önce hiç bahsetmedi. Nereden tanışıyorsunuz tam olarak?"

Olivia, mühürlü boyuttan elbette bahsedemezdi. Hemen önceden hazırladığı o yalanı devreye soktu:

"Ah, biz Kael ile yıllar önce tanışmıştık. Ben daha önce çok farklı, uzak bir krallıkta yaşıyordum. Ancak ailevi bazı sebeplerden dolayı yakın zamanda Doğu Krallığı’na yerleşme kararı aldım. Kael'i görünce o yüzden çok sevindim."

Lyra merakla sordu:

"O zaman akademinin kız yurdunda kalıyor olmalısın? Ama yurtta seni hiç görmedim."

"Ah, hayır, henüz yurtta kalmıyorum,"

"Şu an için Kael’in evinde kalıyorum..."

.

.

.

Olivia bunu dediği an, Rota’nın gözleri bir anda mana ışığıyla parlamaya başladı…

"Dostum... Mana taşırıyorsun... Sakin ol."

"Dostum mu ?.."

Rota bir anda Kael’in yakasına yapıştı,

"Seni hain herif! Bu da ne demek oluyor?! Dışarıdan bakınca her zaman 'Ben dersime çalışırım, ben inek bir öğrenciyim' havası verip arkamdan ne işler çeviriyorsun sen!"

Rota elini dramatik bir şekilde başına götürdü, sanki kalbi kırılmış gibi arkasını döndü.

"Ah... Şimdi anlıyorum. Ben üzülmeyeyim, diye kız arkadaş konusunu benden sakladın, öyle değil mi...?"

“Özür dilerim Kael sen en iyi arkadaşımsın”

"Rota, Seni gerçekten anlamıyorum dostum?"

"Kız arkadaşından bahsediyorum Kael! Birlikte yaşıyorsunuz resmen!" diye bağırdı Rota.

O sırada Lyra da araya girerek, yüzünde hafif yapay bir gülümsemeyle Kael’e baktı.

"Kael... Gerçekten bizden saklamana hiç gerek yoktu. Sonuçta arkadaşız, değil mi?"

"Bir dakika, bir dakika! Siz ikiniz tam olarak ne saçmalıyorsunuz?! Olay öyle değil!"

Kael’in o panik hali, Rota’nın abartılı kıskançlık dramaları ve Lyra’nın imalı bakışları karşısında Olivia daha fazla dayanamadı. Elini ağzına kapatarak bir kahkaha attı ve Kael’in omzuna hafifçe vurdu.

"Ha ha ha! Kael, arkadaşların gerçekten çok komik!"

Olivia hemen durumu toparlamak için ciddileşti.

"Çocuklar, yanlış anladınız. Ben Kael’in evinde sadece geçici bir misafirim, aramızda arkadaşlıktan başka hiçbir şey yok. Yurt işlemleri için evraklarım eksik olduğundan birkaç gün daha Krowel malikanesinde misafir ediliyorum o kadar. Evraklar tamamlandığı an akademinin kız yurduna yerleşecektim zaten."

Rota bunu duyduğu an duraksadı. Üstünü başını düzelterek pişkin, bir sırıtışla elini Kael’in omzuna koydu.

"T-tabi canım! sadece arkadaş olduğunuzu en başta anlamıştım zaten Kael benim öz kardeşim gibidir, aramızda şakalaşıyoruz.”

“Öyle, değil mi Kael?"

Lyra, Rota’nın bu ani kıvırması karşısında gözlerini devirdi.

"Az önce çocuğun yakasına yapışan bendim zaten değil mi Rota? Gerçekten tam bir zavallısın."

Olivia gülmeye devam ederken, koridordaki bu neşeli hava akademinin dışındaki o karanlık gerçekleri unutturmuş gibiydi.

Aynı dakikalarda, Doğu Krallığı’nın koruyucu bariyerinin hemen dışında, gözlerden uzak kayalık bir bölgede iki heybetli figür yan yana duruyordu. Bunlar, İblis Diyarı'nın güçlü isimlerinden olan Abaddon ve babası Mezrathus’du.

"Nerya ile görüştün mü?"

"Evet, görüştüm baba..."

"Bu arada şu bahsettiğin bitki... “Astra-Lumina.” O bitki sadece Kuzey Krallığı’nın harabelerinde bulunuyor. On yılda sadece bir kez açtığını söylüyorlar. Nerya'nın bedenindeki laneti tamamen iyileştirebilecek tek şey o bitkinin özü.”

“Abaddon... Aklından neler geçiyor bilmiyorum ama düşünmeden tek bir hamle bile yapma sakın!"

"Biliyorum baba. İçin rahat olsun,”

"Peki... oğlun Kael ile görüşmeyecek misin?”

“Nerya’nın durumundan dolayı o kargaşada Kael’in yanına gidip kendimi gösteremedim…”

“Çocuk, seni görmeyi çok istiyor, Abaddon…"

“Baba ben…”

"Baba oğul arasına girmeyeceğim Abaddon, o senin bileceğin iş. Ancak şunu bil, Kael’in üstüne gizli bir koruma mührü yerleştirdim. Olurda tekrardan başı böyle büyük bir derde girerse anında haberimiz olacak. Mühür, Kael’in bedeninde anormal bir mana dalgalanması hissettiği an bize doğrudan sinyal gönderecektir"

“İyi düşünmüşsün baba, teşekkür ederim.”

“Bu arada, neredeyse sana söylemeyi unutuyordum... Yeraltı sığınağındaki o baskında, Ashen-Legion'ın elebaşlarından birini canlı ele geçirdim ve onu mühürlü bir boyuta hapsettim. İblis diyarına döndüğünde o adamın sorgulama, işini halledebilir misin?"

"Aferin Abaddon. O adamı hayatta bırakarak en doğrusunu yapmışsın. İplerin ucu kime dokunuyor göreceğiz.”

“Ben biraz daha buralarda kalacağım, sınır hatlarını incelemem gerek. İblis diyarına kısa sürede dönerim."

"Abaddon, sorumlu olduğun bölgeyi uzun süre boş bırakamazsın, biliyorsun. Elini çabuk tut,"

Mezrathus, devasa manasını serbest bırakarak gökyüzüne doğru uçtu ve hızla Doğu Krallığı sınırlarından ayrıldı. Abaddon ise bir süre daha krallığın sınırında, Kael ve Nerya’nın olduğu o şehre doğru sessizce bakmaya devam etti.

Kael, öğle arasında Rota ve Lyra’nın sorularından kaçmak için eline aldığı çöreğiyle birlikte akademinin arka bahçesindeki sakin yeşilliklerin arasında tek başına geziyordu.

Çöreğinden büyük bir ısırık almış çiğnerken, arkasından aniden üç tane öğrencinin heyecanlı sesi yükseldi.

"Şey... Afedersiniz! Kael Krowel sizsiniz, değil mi?!"

Kael arkasını döndüğünde, ona adeta hayranlıkla, gözleri parıldayarak bakan üç tane öğrenci gördü. Kael, çocukların yakalarındaki armalara baktığında onların bu yıl akademiye yeni katılan birinci sınıflar olduğunu anlamıştı.

"Evet, benim Siz…. Bir yerimi arıyordunuz, kayıp mı oldunuz yoksa?"

Öğrenciler heyecanla birbirlerine bakıp öne atıldılar.

"Ah, hayır, hayır! Kaybolmadık. Biz sadece sizinle tanışmayı çok istiyorduk!"

Kael şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

"Benimle tanışmak mı? bir başkasıyla karıştırıyor olabilir misiniz?"

"Hayır, kesinlikle o sizsiniz!" dedi ortadaki çocuk, adeta nefesi kesilmiş gibiydi.

"Doğu şehrine saldıran o yaratığı tek hamlede ortadan ikiye bölen ve bizzat kraldan onur nişanı alan o dâhi büyücü sizsiniz!

“Dahi büyücü?”

“Tüm birinci sınıflar sizin ne kadar güçlü olduğunuzu konuşuyor!"

Kael o an kelimenin tam anlamıyla şok olmuştu. Yaz boyunca o kadar çok şeyle uğraşmıştı ki, kazandığı o onur nişanının ve halk arasında yayılan dedikoduların onu bir efsaneye dönüştürdüğünden tamamen habersizdi. Bu kadar tanındığını asla tahmin etmiyordu.

"Anladım..." dedi Kael, hafifçe kızararak ensesini kaşıdı.

"Peki... benden ne istiyorsunuz?"

Öğrenciler hemen çantalarından yepyeni sihir defterlerini ve tüy kalemlerini uzatarak heyecanla bağırdılar:

"Lütfen bize bir imza verebilir misiniz?!"

Kael, hayatı boyunca hiç imza atmamıştı. Elindeki çöreği ağzına kıstırdı, ve tüy kalemi eline aldı.

Bir an duraksadıktan sonra, muhtemelen hayatı boyunca kullanacağı o imzayı, kendisine hayranlıkla bakan öğrencilerin defterlerine tek tek attı.

Öğrenciler defterleri kapıp göğüslerine bastırarak sevinç çığlıkları attılar.

"Çok teşekkür ederiz!"

"İmzasını aldık inanabiliyor musun?! Sınıftakilere gösterince herkes çıldıracak!" diyerek öğrenciler neşeyle bahçeden koşarak uzaklaştılar.

Kael, ağzında yarım kalmış çöreğiyle, okul bahçenin ortasında öylece şaşkınlık içinde donakalmıştı.

"Bu... da neydi şimdi böyle?.."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı