Doğu Akademisi’nin görkemli müdür odasında, Bayan Felan pencereden dışarıyı, yeni dönemin heyecanıyla dolup taşan bahçeyi izliyordu. Tam elindeki parşömeni masaya bırakacağı sırada yabancı ve muazzam bir mana dalgalanması hissetti.
Felan tek bir saniye bile tereddüt etmeden. hissettiği o mananın geldiği yöne doğru ışınlandı
Saniyeler içinde akademinin dışındaki bölgede belirmişti. Tam karşısında, arkası ona dönük, siyah pelerinli bir adam duruyordu. Felan elini asasına götürerek savunma duruşunu aldı ve otoriter bir sesle karşısında duran adama seslendi:
"Olduğun yerde kal! Sen de kimsin?!"
Adam, bu uyarıya rağmen hiç istifini bozmadı. Yavaşça arkasını döndü ve Felan’a doğru ağır ve baskıcı adımlarla yürümeye başladı. Felan, tedbiri elden bırakamazdı. Işınlanma büyüsünü anında kullanarak adamın tam dibinde, kör noktasında belirdi. Asasını büyük bir hızla adamın boynuna doğru savurdu!
Ancak hamlesi tamamlanamadı. Adam, inanılmaz bir refleksle Felan’ın asasını havada, yakaladı.
"Sakin ol Sana zarar vermek gibi bir niyetim yok."
Adam elini serbest bıraktığı an, Bayan Felan nefes nefese birkaç metre geriye doğru ışınlandı. Kalbi hızla çarpıyordu. İçinden,
"Bu adam da kim böyle? Benim ışınlanma hızıma ayak uyduran bir insan daha önce görmedim.., yardım çağırmam lazım!" diye düşündü.
Felan Tekrar ışınlanma büyüsünü aktifleştirip akademinin içine doğru kaçacakken, adamın etrafından yayılan kara bir enerji toprakta çatlaklar açarak yayılmaya başladı.
Yerden fırlayan kapkara, manadan dövülmüş zincirler saniyeler içinde Felan’ın ayaklarını ve kollarını sararak onu olduğu yere çiviledi. Felan’ın, büyüsü tamamen kesilmişti.
"B-bu büyü de ne böyle zincirler manamı yutuyor!... Bu karanlık sanat! Sen... Sen bir iblissin!"
Adam, pelerinini düzelterek ağır adımlarla kadına biraz daha yaklaştı.
"Bak, sana zarar vermeyeceğimi en başında söylemiştim zaten,"
"İşleri benim için daha da zorlaştırıyorsun."
Bayan Felan üzerindeki zincirlerin manasını çektiğini hissedebiliyordu bu şekilde ışınlanma büyüsünü kullanamazdı, bu adamı tek başına alt etmesi imkansızdı.
"Benden ne istiyorsun peki!?"
"Oğlum..."
"O bu akademide okuyor. Onu görmek istiyorum sadece…"
"Oğlun mu?"
O an Fela’nın aklına akademideki tek melez çocuk olan Kael gelmişti karşısındaki adam bir iblisse bu adam Kael’in babası Abaddon olmalı diye düşündü
"Bir dakika... Yoksa sen... Abaddon musun?!"
Abaddon, ismini duyduğunda hafifçe kaşlarını kaldırdı. Elini hafifçe sallayarak Felan’ın üstündeki karanlık zincirleri serbest bıraktı.
"Beni tanıyor gibisiniz."
Felan derin bir nefes alıp üstünü başını düzeltti.
"Evet, seni tanıyorum. Zephyros senin hakkında birkaç şey söylemişti..."
“Senin burada olman sorun değil mi?"
"Evet, Fazla vaktim yok o yüzden."
"Kael'i görüp ona birkaç şey söylemem gerekiyor,"
"Siz okulun müdürüsünüz değil mi? Bir şeyler yapabilirsiniz..."
Felan iç çekerek karşısındaki iblise baktı. Onun, ailesi için neler feda ettiğini Zephyros’dan parça parça duymuştu. Sonunda kalbine yenik düşerek yardım etmeyi kabul etti.
"Peki... Seni şimdi göndereceğim yerde bekle. Kael’i de yanına göndereceğim ama hızlı ol. Akademiden veya dışarıdan birisi seni fark ederse büyük bir kargaşaya neden olabilirsin. Kael’in üstüne de bir zamanlayıcı büyü koyacağım. Zamanı dolduğunda kendisi yanıma geri ışınlanacak."
Felan her ne kadar Abaddonun kötü bir insan olmadığını bilse de ona emanet edilen öğrenciyi sağlama almadan bir yere gönderemezdi.
"Bu iyiliğini unutmayacağım, teşekkürler..."
Bayan Felan adımını attı ve elini Abaddon’un omzuna koydu.
Abaddon’u akademinin birkaç kilometre uzağında, insanların çok sık ayak basmadığı bir araziye gönderdi.
Aynı dakikalarda, Kael. Müdürün onu acilen odasına çağırdığı mesajını almıştı
Yanında duran Rota merakla ona döndü.
"Kael, Bayan Felan neden sürekli seni yanına çağırıyor dostum? Yine ne işler açtın başına?"
"Ben... Bilmiyorum Rota. Gitsem iyi olacak,"
Kael Müdürlük odasının kapısını açıp içeri girdiğinde, Bayan Felan arkası dönük şekilde duruyordu. Kael’in geldiğini hissettiği an ona doğru döndü.
"Gel Kael. Seni görmek isteyen birisi var."
"Beni görmek isteyen mi? Kim, Bayan Felan?"
Felan cevap vermek yerine elini havaya kaldırdı, parmaklarının ucunda ışınlanma büyüsü dönmeye başladı.
"Üstüne bir zamanlayıcı yerleştireceğim. Zaman dolduğunda otomatik olarak yanıma geri ışınlanacaksın. Konuşman bittiğinde olduğun yerde beklemen yeterli."
Kael’in içini bir panik kaplamıştı.
"B-bir dakika Bayan Felan, beni nereye gönde—"
Kael sözünü bitiremeden, Oda bir anda parıldayan mor ışıklarla kaplandı
gözlerini açtığında anda ise Kael kendini başka bir yerde buldu.
Akademinin dışındaki araziye ışınlandığında dengesini kaybedip dizlerinin üstüne düştü. Midesi feci şekilde bulanıyordu.
"Müdür Felan’ın ışınlanma büyüsüne hiçbir zaman alışamayacağım..."
Kael, Yerden kalktığı an, Tam karşısında, birkaç metre ötede, siyah pelerini rüzgarda savrulan ve etrafında karanlık enerji yayan bir adam duruyordu.
Kael’in melez içgüdüleri anında alarm vermişti. Karşısındaki adamın bir iblis manasına sahip olduğunu ilk bakışta fark etmişti! Bedeni anında savunma pozisyonuna geçti.
"Müdür Felan’ın aklından neler geçiyor bilmiyorum ama bu adam hiç tekin durmuyor!"
Abaddon, oğlunun bu temkinli duruşunu gördüğünde yüzünde hafif, bir sırıtış belirdi. Kael'i denemek, onun güçlerini kendi gözleriyle görmek istiyordu. Sadece sağ elinin baş parmağını öne doğru uzattı.
"Boşluk Ateşi: 1. Form."
Abaddon’un baş parmağının ucunda, küçücük, masum görünen siyah bir alev parçası oluştu ve Kael’e doğru fırladı. Kael, o minik siyah alevi gördüğü an şaşırmıştı
"Siyah alevler mi?! Bu adam da kim?! Benim özel ateş büyümü nasıl kullanabiliyor?!"
Kael, alev topunun küçüklüğüne aldanıp, gücüne de güvenerek onu çıplak eliyle durdurabileceğini sandı. Elini öne uzatıp manasını avcuna topladı. Ancak alev topu Kael’in eline çarptığı an, küçük bir kıvılcım değil, büyük bir patlama yaşandı!
Muazzam bir şok dalgasıyla birlikte Kael metrelerce geriye doğru savruldu.
"B-bu güç de ne böyle..." diyerek zorlukla yerden kalktı ve önünde duran adama tekrar baktı ama... Adam orada değildi!
"Nereye gitti?!"
Tam o anda, tepesinden gelen devasa bir rüzgar baskısıyla Kael kafasını yukarı kaldırdı. Gökyüzünde, güneşin ışığını kapatacak büyüklükte, simsiyah, ihtişamlı 6 kanat dalgalanıyordu. Abaddon, altı kanadını da açmış, oğluna yukarıdan bakıyordu.
"Altı kanat mı!...”
Kael 6 kanatlı iblislerin ne kadar güçlü olduğunu biliyordu aklına gelen ilk şey o bölgeden olabildiğince hızlı uzaklaşmaktı.
“buradan hemen uzaklaşmam lazım!"
Kael, yaşamak için başka şansı olmadığını biliyordu. Gizlilik kuralını falan umursamadan anında içindeki iblis güçlerine sarıldı. Sırtından büyük bir hızla fırlayan 4 kanadını sertçe vurarak, olabildiğince hızlı bir şekilde havaya sıçradı ve aksi yöne doğru son sürat uçmaya başladı.
Ancak havada daha on metre bile gidememişken, adam bir anda Kael’in tam önünde belirdiğinde Kael şok içinde havada asılı kaldı.
"Ne zaman?! Nasıl bu kadar hızlı olabilir?!"
Kael Hemen kanatlarının yönünü değiştirip diğer tarafa doğru hızla uçmaya devam etti.
"İblis Sanatı: Demir Kafes."
Kael’in etrafında, topraktan gökyüzüne doğru fırlayan, karanlık manadan dövülmüş yüzlerce parmaklık belirdi. Dev bir kafes saniyeler içinde etrafını sarıyordu. Kafesin üstü tamamen kapanmadan önce Kael tüm gücüyle yukarıya doğru kanat çırptı, tam çıkış boşluğuna ulaşmıştı ki...
Abaddon bir anda tepesinde belirdi. Kael’in sol bacağını eliyle yakaladığı gibi, onu yere doğru fırlattı!
Kael havada kanatlarını sertçe vurarak düşüşünü son anda yavaşlattı ve ayaklarının üstüne yere indi.
"Lanet olsun, tuzağına düştüm!"
Kael Siyah alevlerini avcunda toplayıp yoğunlaştırdı ve kafesin parmaklıklarına doğru ateşledi:
Alev büyüsü parmaklıklara çarptı ama kafeste tek bir çizik bile yoktu.
"N-nasıl olur? Benim siyah alevlerim en sağlam yapıları, bile un ufak edecek kadar güçlüdür... Bu adamın nasıl bir manası var böyle?!"
Altı kanatlı iblis, gökyüzünden yavaşça yere indi.ve Kael’e doğru yürümeye başladı. Kael sırtını kafesin köşesine verdi.
"Ben... Ben burada ölemem..."
“Grosolun yardım et!”
"Sakin ol çocuk... Ölmeyeceksin"
Kael şaşkınlıkla iç sesine döndü.
"Grosolun? Sen ne saçmalıyorsun?! Buradan kurtulmamız lazım hemen, saf manadan oluşmuş bu kafesi geçemiyorum!"
"Karşındaki adama dikkatli bak çocuk!"
Kael, Grosolun’un neden böyle dediğine hiçbir anlam veremiyordu.
Altı kanatlı iblis ile Aralarındaki mesafe kapandığında, adamın mor renkte parlayan, gözleri Kael’in gözleriyle buluştu.
Kael yutkundu. Kaçacak yeri yoktu. Adam elini Kael’in yüzüne doğru uzattığında, Kael çaresizce gözlerini kapattı. İçinden, "Her şey buraya kadarmış demek..." diye geçirdi. Ölümü bekliyordu.
Ancak beklediği darbe gelmedi. Aksine, o el Kael’in yanağına dokunduğu an, vücuduna, şifalı bir mana akmaya başladı. Kael şaşkınlıkla gözlerini açtı. Vücudundaki tüm ağrılar hafifliyor, patlamadan dolayı elinde ve sırtında oluşan yaralar hızla kapanıyordu.
Abaddon, oğlunun yüzünü şefkatle süzerek, buruk bir sesle konuştu:
"Dört kanat demek... Zaman ne kadar hızlı geçiyor... Sen daha çok küçük bir bebekken, melez bedeninden dolayı içindeki iblis manası sana ağır gelmişti. Küçük bedenini korumak için bir artefakt lazımdı…”
Kael duyduğu bu sözlerle sarsıldı. Bu hikayeyi...annesi Nerya ona anlatmıştı. Karşısında duran, altı kanatlı, yüz hatları tıpkı kendisininkine benzeyen adama daha dikkatli baktığı. O an, zaman Kael için tamamen durmuş gibiydi.
Zihnindeki eski anılar bir bir canlanmaya başladı tüm küçüklük anıları babasının sesi. Annesinin ona anlattığı o kahraman masalları ailecek geçirdikleri o mutlu ve huzurlu zamanlar. kael sanki bir Flashback yaşıyordu.
"Ben... Ben bu yüzü hatırlıyorum..." Kael’in sesi titriyordu.
"Kael..," dedi Abaddon, sesi bunca yılın özlemiyle doluydu.“
"Anneni... Nerya’yı bunca yıl koruduğun için sana teşekkür ederim oğlum.”
“Sen büyürken, en çok ihtiyacın olduğu anlarda yanında olamadığım, için beni affet lüt-…"
Kael, babasının sözlerini bitirmesini beklemeden. bir anda öne atıldı ve kollarını Abaddon’un gövdesine dolayıp babasına sıkıca sarıldı!
Annesi ona hep babasının ne kadar büyük fedakarlıklar yaptığını, onları korumak için nasıl bir yükün altına girdiğini anlatmıştı. babasının kanatlarına baktığında geçmişten kalma yara izleri belli oluyordu. Şimdi Kael’in elleri, tam da annesinin anlattığı o yara izlerine dokunuyordu... Annesinin ona Anlattığı her şey tamamen aynıydı…
Abaddon, oğlunun bu ani sarılışı karşısında adeta şok içinde kalmıştı. Yavaşça o da kollarını Kael’e doladı
O anda, Abaddon’un içindeki duygu patlaması yüzünden, etraflarını saran saf manadan yapılmış demir kafes büyüsü, sanki rüzgarda savrulan basit bir toz bulutuymuş gibi yavaş yavaş dağılmaya ve havaya karışmaya başladı.
Abaddon hafifçe geri çekilip oğlunun yüzüne baktı.
"Başta seni denemeye çalıştığımda canını çok yakmadım değil mi evlat?"
"Oğlumun ne kadar güçlendiğini, kendi gözlerimle görmek istedim."
Kael gözlerindeki yaşları silip gülümsedi.
"Baba, o minik alev topuyla beni neredeyse haritadan siliyordun! “
Abaddon neşeyle güldü, oğlunun bu tavrı hoşuna gitmişti. Ancak havadaki mana aniden değiştiğinde . Kael’in bedeninin etrafında, Bayan Felan’ın büyüsü tekrar parıldamaya, başladı.
Ayrılık vakti gelmişti. Abaddon Kael’in sağ elini kavradı ve avcunun içine çok karmaşık, bir iblis rünü çizmeye başladı. Çizerken, kendi saf manasından devasa, bir miktarı Kael’in avcuna aktardı. Kael, elinin altından geçen o yoğun güç dalgasıyla irkilmişti.
"Bu bir iblis mührü, Kael," dedi Abaddon, oğlunun gözlerine bakarak.
"İçine 9. halkaya denk gelebilecek güçte, tek kullanımlık özel bir iblis büyüsü yerleştirdim. 9. halkalı büyücü Luminos’tan haberim var. Arkasındaki güçlerle birlikte tekrar karşına çıkarsa, ya da başın gerçekten içinden çıkılamaz bir derde girerse, bu mührü serbest bırakmaktan sakın çekinme."
Abaddon, Kael’in omuzlarını sıkıca tuttu.
"Bunca yıl seni babasız büyüttüğüm için kendimi size her zaman borçlu hissettim. Ama şunu bil... Nerede olursan ol, başın ne zaman sıkışırsa sıkışsın, ben ve büyükbaban her zaman seni ve anneni korumak için arkanızda olacağız. Buna canım üzerine yemin ederim!"
Kael, babasının gözlerindeki o suçluluk duygusunu gördüğünde elini babasının elinin üstüne koyarak ona en büyük teselliyi verdi:
"Baba... Bizim için nelerden vazgeçtiğini, çok iyi biliyorum. Ben... Böyle bir babaya sahip olduğum için her zaman gurur duyacağım."
Abaddon, hayatı boyunca alabileceği en büyük ödülü almış gibi hissetti. Kalbindeki tüm o yılların yükü, oğlunun bu anlayışlı sözleriyle bir anda hafiflemişti. Kendini dünyanın en şanslı babası gibi hissediyordu.
Felan’ın büyüsü Kael’in bedenini tamamen kaplamaya başladığında, ikisi de zamanın tamamen dolduğunu anlamıştı.
Abaddon, son bir veda sözü için elini Kael’in omzuna koydu,
"Kendine iyi bak oğlum. Gücünü bileyene kadar sırrını koru için rahat olsun Çok yakında... Tamamen bir araya geleceğiz."
Kael tam " baba!" diyecekken, bir anda Bayan Felan’ın yanına geri ışınlandı. avucunun içinde, babasının ona aktardığı büyüye bakıyordu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı