Vaelmon büyüsünü serbest bıraktığında, kimeranın tepesinde yukarıdan aşağıya sekiz büyü halkası belirdi.tüm halkalar bir anda merkezde yoğunlaştığında herkesin gözünü alan bir ışıldama meydana geldi büyü sanki bir bombanın patlaması gibi şiddetli bir şok dalgası yaratmıştı.
Büyücüler, ellerindeki tüm manayı bariyere yoğunlaştırsalar da, yayılan şok dalgası bariyerde derin çatlaklar açtı. İçerideki şövalyeler, toz ve dumanın ortasında görüşlerini tamamen kaybetmişlerdi; bastıkları zemin, büyünün sarsıcı etkisiyle bir deprem gibi sallanıyordu.
"U-Usta Vaelmon! İyi misiniz efendim?"
Toz bulutu yavaşça dağılıp çöktüğünde, geriye kimeradan bir toz tanesi dahi kalmamıştı. Vaelmon'un büyüsü, tesisin merkezinde devasa bir krater açmıştı.
Baş Büyücü, açılan o derin çukurun kıyısında, asasını elinde tutarak sakin bir şekilde bekliyordu. Şövalyeler ve büyücüler, karşılarındaki yıkımın ölçeği karşısında dehşete düşmüştü; bu, sadece bir büyü değil, büyünün sınırlarını zorlayan bir güç gösterisiydi.
Normalde askeri sınıf büyüleri büyünün şiddetinden ötürü sadece krallığa bağlı büyücüler kullanabilirdi çok halkalı büyüleri bazen de birden fazla büyücü toplanıp büyülerini birleştirip yapabiliyorlardı yıkım seviyesinde ki büyüler ise sadece kralın onayı doğrultusunda kullanılabiliyordu
Vaelmon arkasını dönüp,Alaric'e seslendi
"Alaric, ışınlanma parşömenini hazırla. Yaralılarımızı alıp krallığa dönüyoruz,"
Bir grup büyücüyü tesisin geri kalanını araştırmaları için geride bıraktıktan sonra, kalanlarla birlikte başkente doğru ışınlandılar.
Vaelmon, vakit kaybetmeden Kral Thalaron'un huzuruna çıktı.
"Majesteleri, örgütün bir kaç üyesini elimizden kaçırdık. elimizde sadece yapılan deneyler ve araştırmalar ile ilgili notlar var"
Kral Thalaron, Vaelmon'un yorgun ve öfkeli haline baktı.
"Sorun değil Vaelmon. Bu operasyonda zaten çok fazla kayıp verdik. Lütfen, böylesi riskli görevleri krallık şövalyelerine bırak. Sen krallığın Baş Büyücüsünün; sana bir şey olsaydı, bu krallık derinden sarsılırdı."
"Anladım Majesteleri, izninizle," diyerek kralın huzurundan ayrıldı.
Operasyonda ölenler için düzenlenen törenin ardından Vaelmon, her bir ailenin kapısını tek tek çalarak hem maddi hem de manevi desteği kendisi bizzat sağlamıştı..
Eve döndüğünde ise eşi Elowen onu endişeli gözlerle karşıladı. Elowen, kocasının üzerindeki tozu ve yorgunluğu gördüğünde bir an duraksadı, ardından eşine sıkıca sarıldı.
Vaelmon, elowenin sarılmasıyla o an ilk kez üzerindeki zırhın ve sorumluluğun ağırlığını yere bıraktı. Ardından Nerya yanlarına geldi.
Vaelmon'un üzerindeki zırhın bazı yerleri kararmış, pelerininde ise toz ve yanık izleri vardı Nerya, babasını o halde görünce nefesini tuttu
"Baba!"
Nerya, babasının koluna girip onu oturma odasındaki koltuğa yönlendirdi.
"Yüzündeki o solgunluk... Neler yaşadın orada?"
Vaelmon, kızının titreyen ellerini tuttu."Sakin ol Nerya. Yaşlı bir adam için biraz fazla gürültülü bir gündü, hepsi bu."
Nerya, babasının yüzünü avuçlarının arasına aldı.
Vaelmon, kızının gözlerindeki endişeyi gördüğünde acı bir tebessümle başını salladı.
"Seni korkutmak istemedim. Ama o örgüt, torunumu hedef aldığını açıkça söyledi. büyük babası olarak, oturduğum yerden onların hamle yapmasını bekleyemezdim."
Nerya ise huzurla gülümsedi. "Sorun değil baba. Sağ salim yanımızda olman, benim için en önemlisi"
Aradan geçen haftalarla Kael nihayet toparlanmıştı. Sabahları düzenli antrenmanlarına dönmüş, kılıç talimlerini aksatmamıştı. Ancak antrenman sırasında kendini yetersiz hissediyordu; sürekli yerinde saydığını fark ediyordu. Dördüncü halkayı bir an önce aşmalıydı. Usta Grimm'in öğrettiği beş formdan ilk üçünü rahat kullanabiliyordu ama dördüncü ve beşinci formlar onu tüketiyordu. Büyüde ise kontrolünü geliştirmek için sadece ateş mermisine odaklanmıştı.içinden:
"Lyra'nın ailesi ünlü bir ateş büyücüsü soyundan geliyor," diye düşündü Kael. "Belki bu konuda bana yardımcı olabilir."
Kael sınıfına gitmek için Akademinin koridorunda yürürken, ensesinde tüylerini diken diken eden bir ağırlık hissetti. Arkasını döndüğünde, kapı boşluğunu neredeyse tamamen kapatan devasa bir adamla karşılaştı. Pelerinindeki buz hanesi arması, kimliğini belli ediyordu.
"Sen evlat! Müdür Felan'ın bahsettiği Kael olmalısın. Kahverengi saçlar, kahverengi gözler ve belinde bir ruh kılıcı..."
Kael hafifçe başını kaldırdı; adam bir kule gibi kaelin üzerinde yükseliyordu.
"E-evet efendim. Beni neden aradığınızı sorabilir miyim?"
"Ben Cave Hanesinin Reisi, Falcon Cave. Kızım Revia, senin sayende hayatta kaldığını anlattı. Yaptığın şeyi duydum genç adam."
Falcon elini Kael'in omzuna koyduğunda, Kael kendini yere çivilenmiş gibi hissetti. Falcon'un sesi soğuk ama güven vericiydi:
"Kızım benim için çok değerli bir baba olarak borcumu bilirim. Teşekkür ederim."
Tam o sırada Revia koridorda belirdi. Babasını gördüğünde paniğe kapıldı. "Baba!"
Falcon'un sert yüzü, kızını görünce bir anda yumuşadı.
"R-Revia! Bende tam Kael'e teşekkür ediyordum."
Revia hızlı adımlarla Kael'in yanına geldi. Bakışlarını bir babasının yüzünde, bir de Kael'in şaşkın yüzünde gezdirdi.
"Ne yapıyorsun sen burada? Kael ile... ne hakkında konuşuyordun?"
Falcon, sanki suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi hafifçe boğazını temizledi.
"Sadece teşekkür ediyordum, Revia. Kael'in senin hayatını kurtardığını duyunca, bir baba olarak minnetimi sunmak istedim. Bunda yanlış bir şey yok, değil mi?"
Revia'nın yanakları hafifçe kızardı; babasının Kael'e bu kadar açık davranması onu biraz utandırmıştı. Kael'e dönüp,
"Babam biraz fazla fevridir, seni rahatsız ettiyse kusura bakma "
Kael gergin bir yüz ifadesiyle:
"S-sorun değil efendim bende sizinle tanıştığıma memnun oldum"
Kael izin isteyip sınıfına yönelecekken Falcon onu durdurdu.
"Bekle evlat!"
Falcon, cebinden Cave Hanesinin armasıyla işlenmiş ufak, zarif bir kutu çıkardı.kutunun içinde bir arma vardı
"Bu bizim hanemizin nişanıdır. Gineth bölgesinde bu arma ile istediğin gibi dolaşabilirsin. Muhafızlara göstermen yeterli; sana bir Cave ailesi üyesiymişsin gibi davranacaklardır. Bir ara malikanemize uğra, seni ağırlamak isterim."
"Gineth" Falcon cave in yönetiminde olan doğu krallığının batısında kalan bir bölgeydi
Revia babasının koluna girip onu hafifçe çekiştirdi.
"Baba, burada fazla dikkat çekiyorsun hadi gidelim"
Kael şaşkınlıkla armayı aldı. "Çok teşekkür ederim efendim, mutlaka uğrayacağım."
Aynı saatlerde Vaelmon, Zephyros ile durumu değerlendiriyordu.
Vaelmon: "Grace, Brian ve Rete duyduğum isimler bunlardı birde yanlarında özel sınıf bir gölge büyücüleri vardı yüzünü tam göremedim elebaşlarının kolunu kestiğimde gölgelerin içinde kayboldular"
"Askeri sınıf bir büyü kullandığını söyledin baba sen 8 halka bir büyücüsün kimeralar o kadar güçlü müydü gerçekten ?"
"kimeralar güçlü değildi bir tanesi hariç tamamen laboratuvar deneyinden oluşan bir tane vardı daha önce böyle bir yaratık ne gördüm nede duydum mana aşımı kullandığım halde büyümü derisine geçiremedim"
Zephyros duydukları karşısında gerilmişti babasının ne kadar korkutucu bir güce sahip olduğunu biliyordu onun büyüsünden kurtulabilecek bir yaratık yeraltı örgütünün sığınağı bulunmadan krallığa salınsaydı oluşacak zayiat ve yaşanacak kayıp tarif edilemez olurdu
Vaelmon devam etti Grace denilen adam anulu Kaelin öldürdüğünü söyledi Kael c sınıfı bir yaratığı 4 halka ateş büyüsü yada kılıç teknikleri ile öldüremez yüzüğünü çıkarmış olabilir mi?
"Kaelle konuştum olanları tam hatırlamıyor gibiydi ayrıca bayan Felan yaratığın bir insan tarafından öldürülmediğini bölgede ise anul dışında başka c sınıfı bir yaratık olmadığını söylediler "
Vaelmon asasını tuttu gözlerinde derin bir düşünce vardı.
"Çok ilginç..."


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı