Rota, yatağına uzanmış, elinde tuttuğu Büyü Halkaları ve Teorik Temeller kitabını bezgin bir ifadeyle okuyordu. Sayfayı çevirirken derin bir of çekti.
"Pfff... Sınavlar haftaya başlayacak Kael! Sen nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?"
Kael, yatağında dik oturmuş, ustası Pyros'tan ona miras kalan kılıcını büyük bir titizlikle temizliyordu. Gözünü kılıcın keskin ağzından ayırmadan cevap verdi:
"Büyü halkaları ile bir sorunum yok Rota. Temelini bir kez anladığında, gerisi ip söküğü gibi geliyor."
Rota kitabını yüzüne kapattı. "Temel derken? Kastettiğin şeyi tam anlamadım…”
Akademiye gelmeden önce annesi ve Ustası Pyros'tan aldığı yoğun eğitim sayesinde, Kael’e akademinin teorik dersleri çocuk oyuncağı gibi geliyordu.
Rota doğruldu ve elini havaya kaldırdı. "Sentinel, dışarı çık!"
Odanın ortasında küçük bir ışık hüzmesi oluştu ve Rota’nın antlaşma yaptığı ışık ruhu hüzmeden çıkıp belirdi. Kael kılıcını kenara bırakıp merakla baktı.
"Bu senin antlaşma yaptığın ruh değil mi? Adını Sentinel mi koydun?"
"Ah evet," dedi Rota gururla. "Çok ilginç bir varlık. Tam olarak ne işe yaradığını hala çözemedim ama karizmatik duruyor öyle değilmi."
Sentinel, havada süzülerek Kael’e yaklaştı. Merkezindeki büyük, kristalize tek gözüyle Kael’i yukarıdan aşağıya süzmeye başladı. Işık ruhu olduğu için, Kael’in içindeki enerji akışını ve saklı kalan şeyleri hissediyor gibiydi.
Rota heyecanla, "Hah! Seni sevdi gibi," dedi.
Kael gergin bir gülüşle elini uzattı. "M-merhaba..." Parmak uçları ışık ruhunun yüzeyine değer değmez, Sentinel titredi ve bir anda toz bulutu gibi dağılarak ortadan kayboldu.
Rota şaşkınlıkla ayağa fırladı. "Ha? Ne oldu şimdi? Neden kaçtı bu?"
Kael şaşkınlığını gizlemeye çalışarak,
"Belki de... bizim dünyamızda uzun süreli kalamıyorlardır," dedi.
İçinden ise 'Yoksa içimdeki o karanlığı mı hissetti?' diye geçirdi.
Rota çenesini sıvazladı. "Hmm, mantıklı. Enerjisi bitmiştir belki."
Ertesi sabah Kael, rutin sabah koşusundan dönmüş, terini silerek odasına doğru yürüyordu. Koridorun sonunda, odasının kapısında bekleyen tanıdık bir silüet gördü. Zephyros, resmi kıyafetleri içinde her zamankinden daha ciddi duruyordu.
Kael şaşırarak duraksadı. "Bay Zephyros, siz... burada ne yapıyorsunuz?"
Zephyros kaşlarını kaldırdı. "Ne zamandan beri bu kadar resmi olduk ha?"
"Akademi içinde hitap şeklimi değiştirme mi, mesafeli durmamı söylemiştiniz."
Zephyros hafifçe öksürdü. "E-evet, haklısın. Neyse, vaktimiz dar. Hazırlan, dışarı çıkıyoruz."
Kael olan bitene anlam veremiyordu. "Dışarı derken? Akademinin dışına mı çıkacağız? Dersler ne olacak?"
"Çok soru soruyorsun Kael. Hazırlan, dışarıda seni bekliyor—"
Tam o sırada odanın kapısı aniden açıldı. Rota, üstünde pijamalarıyla kafasını dışarı uzattı. "Kael sen miydin? Ben de dışarıdaki bu gürültü ne diyors—"
Rota lafını bitiremeden karşısında dikilen efsanevi büyücüyü görünce dili tutuldu. Gözleri neredeyse yuvalarından çıkacatı.
"U-usta Zephyros! Gerçekten sizsiniz... Efendim, sizi burada görmek ne büyük şeref!" Rota bir anda askeri bir disiplinle dikleşti.
Zephyros hafifçe gülümsedi. "Merhaba, Rota’ydı değil mi? Babana selamımı söyle."
Rota tam anlamıyla şoktaydı. "S-siz... Benim ismimi mi biliyorsunuz?"
"Kilise’ye bağlı büyücülerin çoğunu tanırım," dedi Zephyros sakin bir sesle. "Özellikle baban... Kendisi benim eski sınıf arkadaşımdı."
Rota hayranlık dolu gözlerle bakıyordu. Zephyros, Doğu Krallığı’nda 'Kraliyet Büyücüsü' unvanını bileğinin hakkıyla almış, başarıları dilden dile dolaşan bir efsaneydi. Rota hemen Kael’e döndü. "Kael! Galiba önemli bir işiniz var. Ben sizi daha fazla meşgul etmeyeyim efendim, iyi günler!" diyerek odaya kaçtı.
Kael akademinin kapısından çıktığında, görkemli bir at arabasının başında bekleyen Zephyros’u gördü. Arabaya bindiklerinde Kael daha fazla dayanamadı.
"Tam olarak nereye gidiyoruz? Okuldan çıktığımızdan beri tek kelime etmedin."
"Echidmer olayını hatırlıyorsun, değil mi?"
"Evet, krallığın merkezine saldıran yaratıktı."
"Doğru. Kral, halkını o canavardan koruduğun için seni bizzat ödüllendirmek istiyor."
Kael şaşkınlıkla. "Ö-ödül mü? Altı üstü bir yaratığı öldürdüm. Kral neden böyle bir şey için koca bir tören düzenlesin ki?"
Zephyros derin bir iç çekerek elini alnına koydu.
"Ah Kael... Ne ara bu kadar vurdumduymaz bir çocuk oldun sen? 'Altı üstü bir yaratık' dediğin şey D Sınıfı bir Kimera türüydü. Maceracılar Loncası, 4 Halkalı bir yaratıkla baş etmek için genellikle D rütbeli profesyonellerden oluşan koca bir parti kurar. Nerede görülmüş 15 yaşında bir çocuğun bir Echidmer’i tek başına, öldürdüğü?"
Kael, Zephyros’un neden bu kadar gergin olduğunu hala tam kavrayamamıştı. İçinden,
"Gerçekten o kadar güçlü müydü? Sadece bir kez vurdum..." diye düşündü.
"Önce sana yeni kıyafetler alalım," dedi Zephyros. "Kralın huzuruna bir soyluya yakışır şekilde çıkman en iyisi olur."
Hazırlıklar bittiğinde Doğu Krallığı’nın kalesine vardılar. Kael arabadan indiğinde nefesi kesildi. Kale, gökyüzüne uzanan devasa kuleleri ve güneş altında parlayan taşlarıyla büyüleyiciydi. Surun her yanında, üzerlerinde ağır zırhları olan şövalyeler nöbet tutuyordu.
Girişte onları Krallığın Baş Şövalyesi karşıladı. Adamın heybetli bir duruşu ve sert bakışları vardı.
"Hoş geldiniz Usta Zephyros. Nişan töreni hazırlıkları tamamlandı, Kral içeride sizi bekliyor."
Kalenin içinde yürürken koridorlardaki altın varaklı işlemeler ve devasa heykeller Kael’in gerginliğini artırıyordu.
Baş Şövalye yürürken bir yandan da göz ucuyla Kael’i kesiyordu. İçinden,
"Herkesin konuştuğu o çocuk bu mu? İlginç... Kendisinden güçlü bir aura sezemiyorum. Sıradan bir çocuk gibi duruyor. Nasıl yaptı?" diye düşündü
Devasa kapılar gıcırdayarak açıldığında, Kael içerideki kalabalığı gördü. Yüzlerce soylu ve yüksek rütbeli yetkili oradaydı. Kael içeri adımını attığı an, üzerine dikilen yüzlerce keskin gözü hissetti.
Soylular aralarında fısıldaşıyordu:
"Yaratığı öldüren çocuk bu mu?"
"Çok genç... Bizimle dalga mı geçiyorlar?"
"Krowel hanesinden miymiş? Hiç görmemiştim."
Kael, tahtın önünde diz çöktü. Kral, tahtından kalkıp Kael’e doğru birkaç adım attı. Bakışları derin ve inceleyiciydi.
"Hmm, ne kadar genç... Eminim ileride krallık adına büyük işler başaracaktır. Onu kendi tarafımızda tutmak için ne gerekiyorsa yapmalıyız," diye düşündü
Tören kurallara uygun şekilde başladı. Kraliyet danışmanı uzun bir konuşma yaparak Kael’in kahramanlığını övdü. Ardından Kral, bizzat Kael’in göğsüne gümüş ve safir işlemeli nişanı taktı.
"Başarıların daim olsun genç Krowel," dedi Kral gür bir sesle.
Haberlerin yayılması uzun sürmedi. Haberi ilk alanlardan biri, krallığın en karanlık köşelerine hükmeden yeraltı organizasyonu Ashen-Legion oldu. Örgütün lideri Grace, elinde krallık tarafından dağıtılan fermanı tutuyordu.
"Kael Krowel... Hmm, Krowel ailesinde böyle bir ismi ilk defa duyuyorum," dedi Grace
O sırada odanın köşesinde sinirden köpüren Rete bağırdı:
"Lanet olası çocuk! Onu orada, ormanda öldürmeliydim!"
Grace şaşkınlıkla Rete’ye döndü.
"Sen bu çocuğu tanıyor musun?"
"Evet! Benim güzel yaratıkları mı öldüren o velet bu! Bir Kimera'yı zapt etmenin ne kadar zor olduğundan haberi var mı o küstahın?"
Grace bir kahkaha patlattı. "Ha ha ha! Şuna bak... 15 yaşındaki bir çocuğa kaybetmişsin. Ne kadar acınacak haldesin Rete!"
Rete’nin gözleri delilikle parladı. "O çocuk sıradan biri değil Grace!"
"Anlamadım? Ne demek istiyorsun?"
"Çok iyi hatırlıyorum... Köye sızdığımda onunla ormanda karşılaşmıştım. Avcumun içindeydi. 15 yaşındaki birinin benim kimeramı yenmesine imkan yoktu. Tam yaratığım onu parçalara ayıracakken... ortam bir anda değişti. Havadaki o ağırlık... Evet! Gözleri ve kanatları... O çocuk bir iblis, Grace!"
Grace’in gülüşü bir anda kesildi.
"Ne anlatıyorsun be kaçık adam? Ne iblisi? Krowel hanesinden biri nasıl iblis olabilir? Saçmalamayı kes."
"Mantıklı düşün Grace! Bu zamana kadar adını bile duymadığını söyledin.
Bir çocuk birden ortaya çıkıyor ve bir Echidmer’i tek hamlede deviriyor. Belliki Krowel ailesi krallıktan çok büyük bir şeyler gizliyor!"
Grace’in kafasında soru işaretleri belirdi. Rete biraz kafadan kontak olsa da, anlattıkları içindeki merakı körüklemişti.
"Lurker!" diye seslendi Grace karanlığa.
Gölgenin içinden bir silüet belirdi.
"Dinliyorum, Efendi Grace."
"Krowel ailesini ve şu Kael denen çocuğu araştır. Tüm krallık onu konuşuyor ama geçmişi bomboş. Kimdir, neyin nesidir öğrenip bana en kısa sürede rapor ver."
"Emredersiniz!" dedi Lurker ve sessizce gözden kayboldu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı