insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Aradan geçen iki günün ardından Doğu Krallığı Akademisi’nde hayat, dışarıdan bakıldığında yeniden normale dönmüş gibi görünüyordu.

Dersler devam ediyor, öğrenciler her zamanki gibi koridorlarda dolaşıyor, eğitim alanlarından büyü sesleri yükseliyordu. Fakat akademinin duvarları arasında dolaşan söylentiler, yaşananların hiçbir şekilde unutulmadığını gösteriyordu.

Lyra, akademinin ana binasına doğru yürürken daha kapıya ulaşmadan insanların bakışlarında bir farklılık olduğunu hissetmişti. Son iki gündür zihninden Kael’i çıkaramıyordu. Salonda yaşananları, onun gerçek formunun ortaya çıktığı anı ve ardından Abaddon tarafından götürülüşünü…

Ne kadar uğraşsa da o görüntüleri zihninden silememişti.

Sınıfın kapısına ulaştığında içeriden gelen uğultu dikkatini çekti.

Kapıyı açıp içeri girdiği anda ise beklediğinden çok daha farklı bir manzarayla karşılaşmıştı.

Sınıfta herkes kendi arasında konuşuyordu. Normalde ders başlamadan önce duyulan sıradan sohbetlerden farklıydı bu. Öğrencilerin yüzlerinde merak, korku ve şaşkınlık birbirine karışmıştı. Lyra’nın sınıfa girdiğini fark eden birkaç kişi bir anda sustular, sonra fısıltılar yeniden duyulmaya başladı.

Akademi müdürü ve öğretmenler yaşananları mümkün olduğunca gizli tutmaya çalışmıştı. Fakat Kael’in kimliğinin Merkez Krallığı’ndaki o büyük olay sırasında ortaya çıkmış olması, gerçeğin öğrencilerden sonsuza kadar saklanmasını imkânsız hâle getiriyordu. Söylentiler önce akademide çalışanlar arasında yayılmış, ardından öğrencilerin kulağına kadar ulaşmıştı. Şimdi ise herkes aynı şeyi konuşuyordu.

Kael Krowel...

Bir iblis!

Ya da öğrencilerin kendi aralarında söylediği şekliyle, yıllardır aralarında dolaşan bir iblis.

Thalendir sınıfın ortasında oturmuş, çevresinde toplanan birkaç öğrenciye kendinden emin bir ifadeyle konuşuyordu. Lyra’yı fark etmesine rağmen sesini kısmaya bile gerek duymadı. Aksine, sanki bu haber onun uzun zamandır beklediği bir şeymiş gibi kibirli bir gülümsemeyle arkasına yaslandı.

“Hah! Ben zaten en başından beri biliyordum,”

“Gördünüz mü şimdi? O çocukta bir anormallik olduğu ilk günden belliydi. Sıradan bir öğrencinin böyle bir güce sahip olması mümkün müydü? Hepiniz onun ne kadar yetenekli olduğunu söyleyip duruyordunuz, ama ben bunun normal olmadığını en başından anlamıştım.”

Thalendir’in yanında duran öğrencilerden biri endişeyle başını iki yana salladı.

“Ama gerçekten bir iblis olduğunu kim düşünebilirdi? Doğu Krallığı Akademisi ne düşünüyordu? Böyle bir şeyi nasıl saklayabilirler? Eğer başından beri kim olduğunu biliyorlarsa, bizi nasıl onunla aynı sınıfa koyabildiler?”

“Belki müdür bile bilmiyordu,” diye karşılık verdi başka bir öğrenci.

“Ama yine de insan düşünmeden edemiyor. Ya bir gün kontrolünü kaybetseydi? Sonuçta hepimiz onunla aynı binada eğitim gördük.”

Sınıfın arka tarafında oturan genç bir kız sesini iyice alçaltarak arkadaşına eğildi.

“Ben Kael’i birkaç kez eğitim alanında izlemiştim. Hiç kimseye sebepsiz yere saldırdığını görmedim. Hatta diğer öğrencilerle bile fazla konuşmuyordu.”

Yanındaki öğrenci hemen karşı çıktı.

“Öyle diyorsun ama insanların korkması normal değil mi? Sonuçta iblisler ve insan krallıkları arasında yaşanan savaş o kadar eski bile değil. Kimse onun gerçekten ne yapabileceğini bilmiyor.”

Öğrencilerin bu sözleri Lyra’nın içinde biriken öfkenin biraz daha büyümesine neden olmuştu.

Sınıfa girdiği andan beri sessiz kalmaya çalışmıştı. Kael’in ardından söylenen her sözü dinlemek, insanların onu tanımadan hakkında hüküm vermesine şahit olmak istemiyordu. Fakat Thalendir’in yüzündeki o kendinden memnun ifade ve öğrencilerin Kael’i sanki yıllardır gizlice aralarında dolaşan bir tehditmiş gibi konuşmaları artık Lyra’nın dayanabileceği noktayı aşmıştı.

Lyra yumruklarını yavaşça sıktı.

“Yeter artık!”

Sesi sınıfın içinde yankılandığı anda bütün uğultu bir anda kesildi.

Herkes aynı anda ona dönmüştü.

Thalendir bile konuşmasını yarıda keserek Lyra’ya baktı.

Lyra gözlerini doğrudan Thalendir’e dikti. İçindeki öfkeyi zorla bastırmaya çalışıyordu

“Kael bir iblis olsa bile, hiç kimseye zarar vermedi! Hepiniz onunla aynı akademide eğitim gördünüz. Onun nasıl biri olduğunu az çok biliyorsunuz! Şimdi sadece kimliğini öğrendiğiniz için, sanki bütün bu zaman boyunca sizi kandırmak için fırsat kollayan bir canavarmış gibi konuşuyorsunuz!”

Sınıfta birkaç saniyelik bir sessizlik oluştu.

Fakat bu sessizlik uzun sürmedi.

İlk fısıltı sınıfın arka sıralarından yükseldi.

“Lyra neden bu kadar sinirlendi?”

“Kael onun yakın arkadaşı değil miydi?”

“Evet, hatta onu evine davet ettiğini duymuştum.”

“Demek gerçekten çok yakınlarmış...”

“Bir dakika... Lyra başından beri biliyor olabilir mi?”

Bir kişinin söylediği şey diğerlerinin zihninde de aynı soruyu oluşturmuştu. Birkaç dakika önce Kael hakkında konuşan öğrenciler şimdi Lyra’yı konuşmaya başlamıştı.

“Lyra neden bir iblisi bu kadar savunuyor?”

“Belki Kael ona gerçeği söylemiştir.”

“Eğer biliyorsa neden hiç kimseye anlatmadı?”

“Bilmiyor olması daha mantıklı değil mi?”

“Peki neden bu kadar emin bir şekilde onu savunuyor?”

Lyra etrafına şaşkın bakışlarla baktı.

Bir anda kendisini sınıfın ortasında yalnız kalmış gibi hissetti. Az önce Kael hakkında konuşan insanlar şimdi gözlerini ona çevirmişti. Kael’i savunduğu için sanki kendisi de şüpheli biri hâline gelmişti.

Daha iki gün önce onunla aynı sınıfta oturan insanlar şimdi adını fısıldayarak konuşuyordu.

Lyra yumruklarını biraz daha sıktı.

Tam yeniden bir şey söylemek üzereydi ki sırtında hafif bir el hissetti ve bir anda irkilerek arkasını döndü.

Karşısında Rota duruyordu.

“Rota...”

Rota, sınıftaki insanlara kısa bir bakış attıktan sonra yeniden Lyra’ya döndü. Yüzündeki ifade her zamankinden daha sakin gibiydi. Lyra’nın yüzüne baktığında ise genç kızın gözlerinin dolduğunu fark etti.

“Lyra… Burada kalıp söylenen her şeyi dinlemek zorunda değilsin,”

“Akademide ortalık gerçekten karışmış durumda öyle değil mi?”

Lyra dudaklarını araladı ancak söyleyecek bir şey bulamadı.

Kael’in nerede olduğunu bilmiyordu. İyi olup olmadığını da bilmiyordu.

“Ben sadece...”

“Her şeyin bu kadar hızlı değişeceğini düşünmemiştim. Daha birkaç gün önce hepimiz buradaydık. Kael de buradaydı. Sonra bir anda... ”

“Biliyorum.”

Rota elini Lyra’ya uzattı.

“Gel, istersen biraz hava alalım.”

Lyra sınıftaki insanlara son kez göz gezdirdi. Thalendir hâlâ ona bakıyordu, bu kez yüzündeki kibirli ifade eskisi kadar güçlü değildi. Lyra hiçbir şey söylemeden Rota’nın elini tuttu ve İkili sınıftan birlikte çıktı.

Koridorun kapısı arkalarından kapandığında sınıftaki uğultu yeniden başladı, fakat Lyra artık söylentileri duymak istemiyordu.

Rota onu akademinin geniş bahçesine doğru götürdü. Ana binadan uzaklaştıkça koridorlardaki sesler geride kalmaya başladı. Bahçede esen hafif rüzgâr, Lyra’nın yüzüne çarparken genç kız biraz daha rahat nefes alabildiğini hissetti.

“Rota, ben…”

Lyra konuşmaya çalıştı ancak Rota sözünü yumuşak bir tavırla yarıda kesti.

“Neler hissettiğini az çok anlayabiliyorum Lyra. Merak etme.”

Lyra şaşkınlıkla ona baktı. Rota’nın yüzünde ne korku ne de Kael’in kimliğiyle ilgili en ufak bir tedirginlik vardı. Sanki sınıfta konuşulanları hiç duymamış gibiydi.

“Rota… Sen Kael’in oda arkadaşıydın. Gerçekleri öğrendiğinde hiç korkmadın mı?”

Rota kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Korkmak mı?”

Ardından Lyra’ya bakarak gülümsedi.

“Asıl soru şu olmalı; sen Kael’den iblis olduğu için korkuyor musun?”

Lyra bir an duraksadı. Bu sorunun cevabını aslında çok iyi biliyordu. Kael’in gerçek kimliği onu sarsmıştı, gördüğü iblis formu karşısında korku da hissetmişti. Ancak bu korku Kael’e karşı duyduğu bir korku değildi. Daha çok yıllardır tanıdığı arkadaşının içinde böyle büyük bir sırrı tek başına taşımış olmasının verdiği şaşkınlıktı.

“Ben…”

“Hayır… Sadece biraz sarsılmış hissediyorum.”

Rota kısa bir kahkaha attı.

“Ha ha… Böyle hissetmen normal. Sonuçta en yakın arkadaşlarımızdan birinin iblis olduğunu öğrendik.”

Lyra yeniden Rota’ya baktı. Onun bu kadar rahat konuşması artık garip gelmeye başlamıştı.

“Bir dakika…” dedi, gözlerini kısarak.

“Rota, yoksa sen…”

“Evet. Kael’in iblis olduğunu çok önceden fark etmiştim.”

Rotanın bu cevabından sonra Lyra olduğu yerde donup kalmıştı.

“Sen ne?!”

“Ne zamandan beri biliyordun?”

“Hımm…”

“Yaklaşık bir yıldır galiba.”

Lyra’nın gözleri büyüdü.

“Bir yıl mı?! Rota, sen ciddi misin?”

“Maalesef.”

“Peki bunu nasıl anladın?”

“Benim anlaşmalı ruh yaratığımı biliyorsun, değil mi?”

Lyra başını salladı. Rota’nın ruh anlaşması yaptığı Sentinel’i daha önce birkaç kez görmüştü.

“Sentinel, dışarı çık.”

Rota’nın çevresindeki mana hafifçe dalgalanmaya başladı. Ardından yanında kısa süreliğine beliren ışık, yavaşça şekil kazanırken Sentinel ortaya çıktı. Ruh yaratığı sessizce Rota’nın yanında duruyor, çevresini dikkatle izliyordu.

“Ruh anlaşmasını ilk yaptığımız zamanı hatırlıyor musun? Kael o gün gerçekten çuvallamıştı. Sınıfın ortasında tam anlamıyla bir kaos çıkmıştı.”

Lyra istemsizce gülümsedi. O günü iyi hatırlıyordu.

Rota kısa bir kahkaha attıktan sonra devam etti.

“O günün akşamında Kael’le odada oturup konuşuyorduk. Her şey normaldi. Sonra Sentinel garip bir şekilde ortaya çıkıp Kael’e yaklaşmaya başladı. Önce onu dikkatlice izledi, sonra bir anda… titremeye başladı.”

“Titremeye mi başladı?”

“Evet. Ve birkaç saniye sonra ortadan kayboldu.”

Lyra şaşkınlıkla Sentinel’e baktı. Ruh yaratığı sessizce duruyor, sanki Rota’nın anlattıklarını dinliyordu.

Rota bu kez daha ciddi bir ifadeyle Lyra’ya sordu.

“Sana bir şey soracağım Lyra."

" Sen... Anlaşmalı ruh yaratığınla konuşabiliyor musun?”

“Hayır. Onunla bir kere bile konuşmadım.”

“Ben… Sentinel ile konuşabiliyorum. Sanırım zamanla aramızdaki ruh bağını normalden daha ileri bir seviyeye taşıdık.”

Lyra’nın yüzünde yeniden şaşkınlık belirdi.

“Yani Kael’in iblis olduğunu sana Sentinel mi söyledi?”

“Evet...”

Rota bahçedeki taşlardan birine oturdu. Lyra da karşısında duruyordu. Az önceki rahat tavrının yerini, o günü hatırlamanın getirdiği daha ciddi bir ifade almıştı.

“İlk başta ona inanmadım,”

“Sentinel’in neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım. Sonuçta bir ruh yaratığının sana ‘O düşündüğün kişi değil’ demesi kolay kabul edilecek bir şey değil.”

“Sonra ne yaptın?”

“Sonra yıldız büyücüsü olduğum aklıma geldi.”

“Ben insanların yaydığı manayı diğer büyücülerden çok daha derin hissedebiliyorum. Sentinel’in söyledikleri kafama takıldıktan sonra günlerce bu düşünceden kurtulamadım. Sonunda bir akşam, Kael uyurken… manasını kontrol ettim.”

Lyra’nın yüzü bir anda değişti.

“Sen ne yaptın!?”

Rota hemen ellerini kaldırdı.

“Bak, yaptığım şeyin yanlış olduğunu biliyorum. ama kafamı kurcalayan o düşünce yüzünden de günlerce uyuyamadım resmen. Bir yandan Sentinel’in yanılıyor olmasını istiyordum, diğer yandan da eğer söyledikleri doğruysa ne yapacağımı düşünüyordum”

Lyra kollarını göğsünde birleştirerek ona alaycı bir bakış attı.

“Rota… Gerçekten çok güvenilir bir arkadaşsın.”

“Hadi ama, Lyra, o şekilde söyleyince gerçekten kötü biriymişim gibi gözüküyorum.”

“Çünkü biraz öyle davrandın.”

“Tamam, kabul ediyorum. O konuda haklı olabilirsin.”

“Ama sonunda Kael’e hiçbir şey söylemedim, değil mi?”

“Her neyse… Sonra ne oldu?”

“Önce normal bir ateş manası hissettim. Bunu zaten biliyordum. Kael ateş büyüsü kullanıyordu ve onun manası oldukça güçlüydü. Fakat daha derine indikçe…”

“Bütün bedenimin kaskatı kesilmesine sebep olan o şeyi hissettim.”

“Bu daha önce hiç görmediğim bir manaydı. Rengi siyahtı.”

“Ama…”

“Ama o manadan en ufak bir kötücül his almadım.”

“O anda Sentinel’in gerçekten haklı olduğunu anladım. Kael’in içinde insan manasından tamamen farklı bir şey vardı. Fakat bu şey beklediğim gibi değildi. İçgüdülerimde bir tehlike hissi oluşturmuyordu. Sadece… inanılmaz derecede eski ve ağır bir mana gibi hissettiriyordu.”

Lyra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

“Sen bunu bildiğin hâlde cidden Kael’e söylemedin mi?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü Kael’in bize sırrını anlatmamasının bir sebebi olduğunu düşündüm.”

“Lyra, bugün sınıfta yaşananları gördün. Kael’in neden gerçeği saklamak zorunda kaldığını artık daha iyi anlamış olmalısın. İnsanlar onu yıllardır tanıyorlardı. Aynı sınıfta eğitim aldılar, aynı yemekhanede yemek yediler, onunla konuştular, birlikte savaştılar. Ama gerçeği öğrenir öğrenmez bütün bunları unutup sadece ‘iblis’ kelimesine odaklandılar.”

"Ben sadece... Zamanı geldiğinde Kael'in kendisinin bize söylemesini bekledim."

Lyra’nın bakışları yavaşça yere indi.

Rota haklıydı.

Sınıftaki görüntüler yeniden zihninde canlandı. Kael’i yıllardır tanıyan öğrencilerin bile bir anda onun hakkında korkuyla konuşmaya başlaması… Belki de Kael bütün bu zaman boyunca tam olarak bundan korkmuştu.

Lyra sessiz kaldı.

İçinden düşünmeden edemedi.

“Rota’nın böyle biri olduğunu gerçekten bilmiyordum. Onu hep vurdumduymaz, hiçbir şeyi fazla önemsemeyen biri olarak düşünmüştüm… Bir de bana bak… En yakın arkadaşımı, sırf gerçeği benden sakladı diye kendi içimde sorguluyorum.

Gerçekten acınacak hâldeyim…

“Lyra?”

Rota’nın sesi onu düşüncelerinden çıkardı.

“Ah… Kusura bakma, Rota. Yine düşüncelere daldım.”

Rota hafifçe gülümsedi.

“Fark ettim. Son zamanlarda bunu oldukça sık yapıyorsun.”

Lyra istemsizce dudaklarını büzdü.

“Senin gibi hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi davranabilsem belki daha az düşünürdüm.”

“Hey! ben hiçbir şeyi umursamıyorum demedim.”

“Sadece bazı şeyleri sürekli kafanda çevirip durmanın sana bir faydası olmadığını düşünüyorum.”

“Şundan eminim; Kael, insanların düşündüğü gibi birisi değil. Bir yıl boyunca bunu bilerek onunla aynı odada yaşadım. Eğer gerçekten korkulacak biri olsaydı emin ol bunu anlamam için bir yıl bile gerekmezdi...”

“Sonuçta horlarken çıkardığı seslerden daha korkutucu bir şey yaptığını görmedim.”

“Abartıyorsun.”

“Kesinlikle abartmıyorum. Bir gece tavandan bir şey düşecek sandım.”

Rota, Lyra’nın yüzündeki gerginliği biraz olsun dağıtmıştı. Lyra, son iki gündür ilk kez içten bir şekilde gülümsemişti.

Rota bunu fark edince memnun bir ifadeyle ona baktı.

“İşte böyle daha iyi. Sürekli o somurtkan yüzünle dolaşmana gerek yok.”

“Biraz daha konuşursan seni buradaki gölete atabilirim.”

Rota kahkaha attı.

“Bak, işte tanıdığım Lyra geri döndü.”

Lyra gözlerini devirse de yüzündeki hafif gülümseme kaybolmadı.

Kael’in neden sırrını sakladığını artık daha iyi anlayabiliyordu.

Diğer yandan sınıfın bir köşesinde, bütün bu karmaşadan tamamen uzakmış gibi görünen biri vardı.

Revia, her zamanki yerinde, pencerenin hemen yanında oturmuş dışarıyı izliyordu. Akademinin bahçesinde hafifçe sallanan ağaç dallarına dalmış yüz ifadesi, sınıfın içinde giderek büyüyen uğultuya rağmen bir an bile değişmemişti. Öğrenciler Kael hakkında hararetle konuşuyor, herkes duyduğu söylentilere kendi yorumunu ekliyordu. Kimi korkuyor, kimi öfkeleniyor, kimi ise Kael’in yıllardır aralarında nasıl yaşayabildiğini sorguluyordu.

Fakat Revia tek kelime bile etmemişti.

Sanki sınıfta konuşulanların hiçbiri onun ilgisini çekmiyormuş gibi sessizce dışarı bakmaya devam ediyordu.

Bu durum Thalendir’in dikkatinden kaçmadı.

Bir süre uzaktan Revia’yı izledikten sonra onun yanına doğru yürüdü. Revia’nın yüzünde ne şaşkınlık ne de korku vardı. Thalendir, onun bu tavrını görünce istemsizce meraklandı.

“Revia?”

Revia başını yavaşça çevirerek ona baktı.

“?”

“Kael’in durumu hakkında… pek şaşırmış gibi görünmüyorsun.”

“Şaşırmam gerektiğini mi düşünüyorsun?”

Thalendir dudaklarını hafifçe kıvırdı. Revia’nın bu kadar sakin olmasını kendince başka bir nedene bağlamıştı.

“Sonuçta senden her zaman bir adım öndeydi. Akademideki en güçlü öğrenci unvanını bile elinden almıştı. Şimdi onun gerçek kimliği ortaya çıktı ve akademiden ayrıldı. Ben sadece… bunun seni biraz olsun ilgilendireceğini düşündüm.”

“Sen ne saçmalıyorsun, Thalendir?”

Thalendir bir an duraksadı. Revia’dan beklediği tepki bu değildi. Onun Kael’in gidişinden memnun olduğunu düşünmüş, hatta belki yeniden en güçlü öğrenci olma ihtimali yüzünden sevineceğini tahmin etmişti.

“B-ben sadece şunu söylüyorum,” dedi, toparlanmaya çalışarak.

“Kael artık burada değil. Akademinin en güçlü öğrencisi unvanı da doğal olarak yeniden sana kalabilir. Öyle değil mi?”

Revia birkaç saniye boyunca ona boş bir ifadeyle baktı.

Thalendir konuşurken söylediklerinin ne kadar anlamsız olduğunu fark etmesini bekliyormuş gibi sessizce yüzünü inceledi. Ardından hiçbir cevap vermeden başını yeniden pencereye çevirdi.

Thalendir’in yüzü bir anda kızarmaya başladı.

“Bu kız!”

“Beni sürekli görmezden geliyor!

Dişlerini sıkan Thalendir bir adım daha yaklaştı.

“Bana bak, Revia—”

Tam elini Revia’ya doğru uzattığı anda sınıftaki hava bir anda değişti.

Önce Thalendir’in parmaklarının ucunda ince bir buz tabakası oluştu.

Ardından Revia’nın etrafında soğuk bir mana dalgası yayıldı.

Birkaç saniye sonra ise bütün sınıfı dondurucu bir soğukluk kapladı.

Sınıfın duvarları boyunca buz kristalleri oluşurken pencerelerin kenarları beyaz bir tabakayla kaplandı. Öğrenciler bir anda üzerlerine çöken soğuk karşısında nefeslerini tuttular. Ağızlarından çıkan her nefes beyaz bir buhar bulutuna dönüşüyor, bazı öğrenciler istemsizce kollarını birbirine dolayarak geri çekiliyordu.

Thalendir ise Revia’nın masasının hemen önünde donup kalmıştı.

Ayaklarının altındaki zemin ince bir buz tabakasıyla kaplanırken gözleri korkuyla büyüdü. Birkaç saniye önceki bütün cesareti bir anda kaybolmuştu.

“S-sen ne yaptığını sanıyorsun?!”

Revia başını yavaşça ona çevirdi.

Yüzünde hâlâ belirgin bir öfke yoktu.

Arka sıralardan bir öğrencinin sesi duyuldu.

“Salak Thalendir… Yine Revia’yı kızdırdı.”

“Bir insanın sürekli aynı hatayı yapmasını nasıl başardığını gerçekten anlamıyorum.”

Thalendir’in yüzü, öğrencilerin kendi hakkında konuştuğunu duyunca daha da kızardı.

“Kesin sesinizi!”

Fakat hiç kimse onu ciddiye almadı.

Revia derin bir nefes verdi.

Ardından elini hafifçe kaldırdı.

Sınıfı kaplayan buz tabakası yavaş yavaş geri çekilmeye başladı. Duvarlardaki buzlar çözülürken öğrencilerin üzerindeki o ağır soğuk baskısı da ortadan kayboldu. Revia hiçbir şey olmamış gibi yeniden dışarı baktı.

Thalendir bu sefer tek kelime bile etmedi.ve birkaç adım geriye çekildi.

Revia’nın yanına yeniden yaklaşmaya hiç niyeti yoktu.

Bütün sınıf yeniden eski haline geri döndüğünde genç kızın aklında tek bir soru vardı.

“Kael… Şimdi neredesin?”




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı