insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael, göğsündeki keskin acıyla nefes almaya çalışırken zihni hızla geçmişe, Doğu Akademisi’ndeki sınıfına gitmişti. Karanlık Sanatlar dersinde öğretmen Marlon, tahtaya eski rünler çizerek tehlikeli bir büyüden bahsetmişti:

“Zihinsel Kırılma.”

Bu büyü; sadece elfler, iblisler ve Yıldız Büyüsü gibi özel sınıflara mensup büyücüler tarafından kullanılabilen, yasaklı bir teknikti. Sebebi ise basitti:

Başarısız tek bir girişimde, hem büyüyü yapanın hem de maruz kalanın zihninde kalıcı, geri dönüşü olmayan hasarlar oluşuyordu..

Ancak Kael’in başka çaresi yoktu. Olivia’nın zihninde her ne olup bitiyorsa, köküne inmedikçe kız sakinleşmeyecekti. Ayrıca usta Videl, torununa zarar vermeden onu daha fazla bu şekilde tutamazdı. Yaşlı adamın da sınırına geldiği her halinden belliydi.

“Tamam... Kael, yapabilirsin,”

Kael, birkaç çatlak kaburga ve kırık kol kemiğinin verdiği acıyla zorlukla nefes alıyordu. Attığı her adımda kemikleri acıyor, görüşü bulanıklaşıyordu.

Videl, Olivia’nın iki elini birden sıkıca tutup direnirken arkasına bakmadan bağırdı:

"Kael! arkamdan çekil evlat! Olivia’yı ben tutarım... “

“Kael! beni duyuyor musun?!"

Kael, yaşlı adamın uyarısını duymazdan geldi. Zihinsel Kırılma’yı tetikleyebilmek için mühürlü iblis manasından destek almak zorundaydı. Parmağındaki yüzüğü tamamen çıkarmadı ama mührü hafifçe esneterek yoğun enerjinin damarlarında akmasına izin verdi. İblis manası vücudundaki acıyı geçici olarak uyuştururken Kael yavaşça ayağa kalktı ve Olivia’ya doğru yürüdü.

"Kael, ne yapıyorsun?! Sana gitmeni söyledim!"

Kael cevap vermedi. Adımını attı, elini uzattı ve parmak uçlarını Olivia’nın alnına değdirdi. O saniyede, sanki etraftaki tüm sesler kesilmiş gibiydi. Kael, doğrudan Olivia’nın zihnine girmişti..

Dışarıda ise usta Videl, elleri Olivia’nın ellerinde çakılı kalmış bir şekilde, aniden hareketsizleşen iki gencin bedenini izliyordu.

"Bu büyü...?"

Olivia’nın zihninin içi adeta bir yangın yeriydi. Geçmişin acı dolu anıları, kulakları sağır eden çığlıklar ve havaya karışan yoğun kan kokusu...

Kael, kendini bir anda Olivia’nın çocukluğunun geçtiği o kanlı gecenin ortasında bulmuştu. Her şey çok iyi, çok huzurlu giderken bir anda gökyüzü kararmış, etrafı şövalyeler sarmıştı. Olivia’nın babası ve yanındaki muhafızlar yerde, kanlar içinde yatıyordu. Küçük Olivia ise bir köşeye sinmiş, elleriyle kulaklarını kapatarak çaresizce ağlıyordu. Etraftaki karanlık gölgeler, kızın üzerine doğru yürüyerek onun aklını tamamen yitirmesine sebep olacak şekilde olivia'ya fısıldıyorlardı.

küçük Olivia tamamen karanlığa teslim olmak üzereyken, fırtınanın ortasında omuzunda bir el hissetti.

Gölgeler dağılmıştı. Olivia, göz yaşları içinde yavaşça arkasını döndü. Karşısında ise Kael duruyordu.

"Kael...?" dedi Olivia, göz yaşlarını silerek.

"Senin... burada ne işin var? Buraya Nasıl gelebildin?"

Kael, kızın önünde diz çöktü ve onun titreyen ellerini tuttu.

"Sana bir söz vermiştim, hatırlıyor musun Olivia?" dedi Kael, hafifçe gülümseyerek.

"Yalnızlıkla tek başına savaşmak zorunda değilsin demiştim. Burası sadece geçmişin bir gölgesi. Seni incitmelerine izin verme. Babanın hatırası nefretle değil, seni korurken gösterdiği o cesaretle yaşatılmalı. Artık uyanma vakti, Olivia. Ben buradayım"

Kael’in kelimeleri, Olivianın zihninde yankılanıyordu. O konuştukça, etraftaki o kanlı şövalye anıları, yavaş yavaş çözülerek dağılmaya başlamıştı. Yangın yeri olan karanlık ortam, huzurlu ve güneşli bir havaya dönüşmüştü.

Olivia, zihnini dolduran o acı dolu anıların hafiflediğini hissettiğinde. Ağlayarak öne doğru atıldı ve Kael’e sıkıca sarıldı.

" Kael ben!…Teşekkür ederim..."

Olivia gözlerini hızla açtığında, bilinci yeniden kendi bedenine dönmüştü. Gerçek boyutsal dünyadaydı, antrenman alanında. Elleri hâlâ Kael’e sıkıca sarılı vaziyetteydi. Zihnindeki o korkunç baskı tamamen yok olmuştu.

"Kae—"

Olivia, kelimelerini bitiremeden, kollarının arasındaki Kael’in bedeninin tamamen ağırlaştığını fark etti. Kael, hiçbir tepki göstermeden Olivia’nın kollarının arasından kayarak cansız bir kukla gibi çimenlerin üzerine yığıldı.

"Kael!"

Olivia Hemen yere çöküp Kael’i omuzlarından sarstı. Gencin yüzü tamamen solmuş haldeydi. Nefesi o kadar zayıftı ki, sanki her an duracak gibiydi. Olivia, onun bu durumunu gördüğünde içini tarifsiz bir korku ve suçluluk duygusu kaplamıştı. Kael, onu kurtarmak için kendi hayatını,ortaya koymuştu.

Olivia gözyaşları içinde çaresizce önünde duran Videl’e yalvardı

"Büyükbaba! Lütfen bir şeyler yap…”

“Benim yüzümden bu hale geldi... Büyükbaba, yalvarırım kurtar onu!"

Videl, Kael’in yanına çöktü. Yaşlı adamın yüzündeki ifade son derece gergindi. Kael’in göğsüne elini koyup manasını kontrol ettiğinde durumu anlamıştı..

Kael’in gerçek bedeni her ne kadar dış dünyada, güvende olsa da bu mühürlü boyuta bağlanan şey onun ruhuydu. Zihinsel Kırılma büyüsü doğrudan ruh dalgaları üzerinden yapıldığı için, burada aldığı o ağır darbeler ve yaşadığı zihinsel yıpranma, dış dünyadaki gerçek bedenine de kalıcı zararlar verebilirdi. Eğer burada ruhu zarar görürse, dışarıdaki Kael de bir daha asla uyanamayabilirdi.

"Sakin ol Olivia. Hemen onu kulübeye taşımalıyız. Ruhunu ve bedenini iyileştirmek için elimden gelen tüm büyüleri kullanacağım”

“Gerisi ise… onun yaşama iradesine kalmış."

Kael’in ruhu mühürlü boyutta ölüm kalım savaşı verirken, dış dünyadaki bedeninde de bu amansız savaşın sarsıntıları başlamıştı.

Akademinin arka bahçesindeki ağacın altında, elinde eski bir kitapla sırtını ağacın gövdesine yaslamış halde duran Kael, devriye gezen bir sınıf öğretmeni tarafından bulunmuştu. Öğretmen önce onun derin bir uykuya daldığını düşünmüştü ancak yanına gidip sarstığında, Kael’in hiçbir dış uyarıya cevap vermediğini, fark etti. Panikle hareket eden öğretmen, vakit kaybetmeden akademinin şifacılarına haber vererek Kael’in hareketsiz bedenini revire taşıtmıştı.

Kısa süre sonra, akademinin müdürü Felan, yüzünde derin bir endişeyle revir odasından içeri girdi. Doğrudan Kael’in başucunda duran şifacılara yöneldi.

"Kael'e ne oldu? Durumu nasıl?"

Kael'i revire getiren öğretmen öne çıkarak durumu açıkladı:

"Müdür Felan, onu okulun arka bahçesinde, ağacın altında hareketsiz bir halde buldum. Önce uyuduğunu düşünmüştüm ama yanına gittiğimde seslenmeme veya sarsmama tepki vermedi. Bilinci tamamen kapalıydı. Yanında sadece sıkı sıkıya tuttuğu bu kitap vardı."

"Kitap mı?"

"Peki şu an durumu nasıl?"

Revir görevlisi şifacı, elindeki notları kontrol ederek cevap verdi:

"Maalesef hâlâ hiçbir dış uyarıya cevap vermiyor,Nefes alışı stabil, hayati fonksiyonlarında ve mana damarlarında görünürde hiçbir sıkıntı yok. Nabzı normal”

“Bayan Felan ilk defa böyle bir vaka görüyorum. Fiziksel bir hasar yok ama bedeni sanki derin bir komada gibi."

Felan, Kael’in solgun yüzüne bakıp derin düşüncelere dalmıştı.

“Yine o yer altı organizasyonunun işi mi bu? Ama olamaz... Akademiye adım attıkları anda koruma mühürleri sayesinde haberim olurdu,”

"Kael bir kitap tutuyor demiştin değil mi? Nerede o?"

"İşte burada Müdür Felan, buyurun,"

Felan, eski kitabın kapağını kaldırıp sayfalarını açtı. Sayfalardaki rünleri ve sembolleri dikkatle inceledi ancak bir terslik vardı…

"Bu dil de ne böyle? Yazılan hiçbir şeyi anlamıyorum, akademinin arşivlerinde bile böyle bir alfabeye rastlamadım."

Felan, kitabı kapatıp kael’in yanındaki masaya koydu

"Vakit kaybetmeden Zephyros’a haber vermem lazım."

Zephyros, haberi alır almaz kısa sürede akademinin revirine ulaştı. Kapıyı hızla çarparak içeri girdiğinde gözleri doğrudan yatakta yatan Kael’e kilitlendi.

"Kael!"

"Sakin ol Zephyros, bağırma lütfen,burası bir revir."

"Kael’e ne oldu, Felan?! Başına bir şeymi geldi yoksa?!"

"Ben de tam olarak bilmiyorum," dedi Felan iç çekerek.

"Öğretmenlerden biri onu okul bahçesinde baygın halde bulmuş. Geldiğinden beridir tek bir kasını bile oynatmadı, bilinci nedense uyanmıyor."

Zephyros öfkeliydi

"Nasıl olabilir?! Akademi sınırları içinde ona kimsenin zarar verememesi lazımdı! Bunu ona kim yaptı?!"

"Bence Kael’e dışarıdan birisi bir şey yapmadı, Zephyros,"

Felan masanın üzerindeki eski kitabı işaret etti.

"Onu bulduklarında elinde bu kitabı tutuyormuş. Bu duruma nasıl geldiyse, sorumlusu büyük ihtimalle şu kitap."

Zephyros, kitabı masanın üzerinden aldı ve sayfalarını hızla çevirdi. yazıları gördüğünde şaşırmıştı

"Bu kitap hangi dilde yazılmış? tek bir kelimeyi bile anlamıyorum..."

"Biliyorum, bu yüzden akademinin kütüphane sorumlusu Kifanes’i çağırtdım. Belki onun bildiği bir şeyler vardır."

Tam bu konuşmanın ortasında, yatakta hareketsiz yatan Kael aniden kasılmaya başladı. Genç adam,acı içinde kıvranıyordu

"Kael!"

Zephyros ve Felan aynı anda hamle yaparak yatağın kenarına geldiler.

Revir görevlisi şifacı, Kael’in durumundaki bu ani değişimi görünce kapıya doğru bağırarak diğer şifacıları çağırdı:

"Çabuk buraya gelin! Durumu kötüleşiyor, acil müdahale lazım!"

"Felan!, Kael’e ne oluyor?! Az önce tamamen normaldi!"

Odaya dalan baş şifacı, Zephyros’u hafifçe geriye itti.

"Bay Zephyros, lütfen geri çekilin!"

Şifacılar Kael’in etrafına toplanıp ellerini onun göğsüne yerleştirerek yeşil renkli büyü halkalarıyla şifa büyülerini yapmaya başladılar.

Zephyros’un gözleri korkuyla büyümüş. İçindeki o güçlü adam bir anda yıkılmıştı.

“Ona bir şey olursa... Nerya’nın yüzüne nasıl bakarım ben..”

Felan, Zephyros’un çökmüş halini görünce hemen yanına geldi.

"Şifacılar müdahale ediyor Zephyros kendine gel lütfen sakin ol!"

Şifacıların yoğun çabası ve Kael’in kendi içindeki o güçlü melez kanının direnci sayesinde, birkaç dakikalık gerginliğin ardından Kael’in vücudundaki kasılmalar durmuştu. Ağzından gelen kan kesilmiş ve tekrardan düzenli nefes alıp vermeye başlamıştı. Baş şifacı alnındaki teri silerek geri çekildi.

"Nefes alışı tekrar düzeldi, durumu şu anlık iyi gibi"

Zephyros, Kael’in göğsünün yeniden normal bir şekilde inip kalktığını gördüğünde,Kendini tutamayarak yatağın hemen yanına, dizlerinin üzerine çöktü.

"Tanrıya şükürler olsun... Şükürler olsun..."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı