insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kral birkaç saniye daha sessiz kaldıktan sonra nihayet tahtına doğru yürüdü ve yerine oturdu.

“Pekâlâ...”

“Öncelikle Kael hakkında Doğu Krallığı adına herhangi bir arama emri çıkarmayacağım. Onu Merkez Krallığı’nın eline teslim etmek için de asker göndermeyeceğim. daha öncede dediğim gibi Kael’in geçmişte bu krallık için yaptıklarını görmezden gelmeye niyetim yok.”

“Ancak onu açıkça koruduğumu da ilan etmeyeceğim.”

“Çünkü bugün böyle bir karar verirsem yalnızca kendi halkımı değil, diğer krallıkları da karşıma almış olurum. Özellikle Merkez Krallığı şu anda yaşanan olayların ardından zaten diken üstünde. Ben Doğu Krallığı’nı, bir çocuğu korumak adına yeni bir diplomatik çatışmanın içine sürüklemeyeceğim.”

“Bunun yerine. Kael’in bu krallığın topraklarından sürgün edildiğini bildireceğim”

“Merkez Krallığı, yaşananların ardından yalnızca Kael’i sorgulamayacak. Gözlerini sana da çevirecekler. Bunu ikimiz de biliyoruz. Bir iblis melezi yıllarca Doğu Krallığı’nın topraklarında yaşamışken ve krallığın baş büyücüsü de onun kimliğini bildiği hâlde bunu gizlemişken, diğer krallıkların hiçbir şey olmamış gibi davranmasını bekleyemeyiz.”

Vaelmon başını hafifçe eğdi.

“Evet, majesteleri.”

“Bu nedenle, bir süreliğine baş büyücülük unvanını senden alıyorum Vaelmon.”

Salonda bulunan görevlilerin bazıları istemsizce birbirlerine baktı.

Vaelmon’un yüzünde ise en ufak bir şaşkınlık oluşmadı.

Bu ihtimali zaten düşünmüştü.

Kral sözlerine devam etti.

“Bu karar, yıllarca Doğu Krallığı’na verdiğin hizmetleri unuttuğum anlamına gelmiyor.”

“Merkez Krallığı çok yakında benden bir açıklama isteyecek. Onlara, krallığımın baş büyücüsünün böyle ciddi bir olayın ardından hiçbir sonuçla karşılaşmadığını söyleyemem.”

“Merkez Krallığı’na gerekli açıklama yapılacak. Doğu Krallığı’nın yaşananları görmezden gelmediği bildirilecek. Baş Büyücülük makamı şimdilik boş bırakılacak ve sen… Görevlerinden geçici olarak çekileceksin.”

“Kararınızı anlıyorum, majesteleri.”

Vaelmon yavaşça ayağa kalktı. Yıllardır taşıdığı unvan artık resmî olarak elinden alınmıştı. Buna rağmen yüzünde pişmanlık yoktu.

Sarayın salonundan ayrılırken beklediği sonucun gerçekleşmiş olmasından dolayı içten içe rahatlamıştı. Baş Büyücülük unvanının elinden alınması onun için ağır bir karar olsa da asıl endişe duyduğu şey bu değildi.

Doğu Kralı’nın Kael hakkında nasıl bir karar vereceği, yaşlı büyücünün bütün görüşme boyunca aklını kurcalayan asıl mesele olmuştu. Ancak kral, Kael’in geçmişte Doğu Krallığı için yaptıklarını tamamen görmezden gelmemiş ve onun adına bir arama emri çıkarılmasına izin vermemişti. Vaelmon için bu, kaybettiği unvandan çok daha önemliydi.

Doğu Krallığı, görüşmenin ardından Merkez Krallığı’na resmî bir bildirge gönderdi.

Bildirgede, yaşanan olayların ardından Baş büyücü Vaelmon’un görevinden alındığı ve krallığın bu meseleyi görmezden gelmediği açıkça belirtiliyordu.

Kael Krowel konusunda ise Doğu Krallığı’nın elinde kesin bir bilgi bulunmadığı, Kael’in nerede olduğunun bilinmediğini ve Doğu Krallığı onun bulunduğu yere dair herhangi bir resmî bilgiye sahip olmadığı ifade edilmişti..

Elbette Vaelmon, bu bildirgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını biliyordu.

Kael’in nerede olduğunu bilmiyormuş gibi davranmak zorundaydılar.

Böylece Doğu Krallığı ne Kael’i açıkça koruduğunu ilan etmiş olacak ne de onu diğer krallıkların eline teslim etmek için harekete geçecekti.

Vaelmon için şimdilik bundan daha iyi bir sonuç olamazdı.

Ancak Kael’i savunan tek baş büyücü Vaelmon değildi.

Kuzey Krallığı’nın Baş büyücüsü Galm da Merkez krallığının toplantısında Kael’i açıkça savunmuş, onun bir tehdit olarak görülmesine karşı çıkmıştı.

Merkez Krallığı’nın yalnızca Kael’i değil, onu savunan herkesi hedef almaya başlaması Galm’ın da dikkatinden kaçmamıştı.

Çok geçmeden Merkez Krallığı’ndan Kuzey Krallığı’na bir bildirge ulaştı.

Merkez Kralı Arkonis, Kuzey Krallığı’nın Baş büyücüsü Galm’ın yaşanan olaylarla ilgili açıklama vermek üzere Merkez Krallığı’nın huzuruna çıkmasını talep ediyordu.

Bu, basit bir davet değildi.

Galm’ın Merkez Krallığı’na giderek sorgulanması anlamına geliyordu.

Ancak Kuzey Kralı’nın verdiği cevap, Merkez Krallığı’nın beklediği gibi olmadı.

Bildirge doğrudan reddedildi…

Kuzey Kralı, kendi baş büyücüsünün başka bir krallığın huzurunda sorgulanması için sınırlarının dışına gönderilmeyeceğini açıkça bildirmişti.

Bu karar kısa sürede diğer krallıklara da yayıldı.

Doğu Krallığı, Merkez Krallığı’nın baskısı karşısında Baş büyücüsü Vaelmon’u görevinden almak zorunda kalmıştı. Buna karşılık Kuzey Krallığı, Merkez Krallığı’nın talebini açıkça reddetmişti. Dışarıdan bakıldığında bu karar, Merkez Krallığı’nın otoritesine karşı verilmiş oldukça sert bir cevap olarak görülüyordu.

Fakat Kuzey Kralı’nın bu kadar rahat davranmasının bir sebebi vardı.

Kuzey Krallığı, beş krallık arasında sanayi ve büyü teknolojisi bakımından en gelişmiş bölgelerden biriydi.

Askerî güç açısından Merkez Krallığı kadar büyük bir orduya sahip olmasada. Kuzey Krallığı’nın gücü yalnızca ordudan ibaret değildi.

Savunma sistemleri, büyü teknolojileri ve savaş makineleri konusunda diğer krallıkların çok önündeydiler.

Kuzey Krallığı’nın sınırlarını koruyan büyüsel savunma düzenekleri, güçlü büyücüler tarafından oluşturulmuş bariyerleri ve yıllar boyunca geliştirdikleri teknolojiler, onları doğrudan karşı karşıya gelinmesi zor bir krallık hâline getiriyordu.

Bu yüzden Kuzey krallığının hükümdarı, Merkez Krallığı’nın gönderdiği bildirgeyi reddederken en ufak bir tereddüt bile göstermemişti.

Galm sarayın yüksek pencerelerinden dışarıyı izlerken, verilen kararın yalnızca kendisini korumak için alınmadığını biliyordu.

Beş krallık arasındaki dengeler yavaş yavaş değişmeye başlamıştı.

Diğer yandan, Vaelmon'un malikanesinde de hareketlilik vardı.

Grosolun, Kael’i açıkça uyarmıştı. Olivia’yı Valkyre Tapınağı’na sağ salim ulaştırana kadar Vaelmon’un malikanesinden dışarıya tek bir adım bile atmaması gerekiyordu. Kael o an Grosolun'a karşı çıkmamış, söylediklerini kabul etmişti. Fakat malikanenin sessizliği içinde geçen kısa süre boyunca zihninden tek bir düşünceyi atamamıştı.

Doğu Krallığı’ndan ayrılacaktı.

Nereye gideceği henüz tam olarak belli olmasa da Vaelmon’un ona çizdiği yolun sonunda uzun bir yolculuk vardı. Belki aylarca, belki de yıllarca geri dönemeyecekti. Bu yüzden annesini görmeden, ona son kez sarılmadan krallıktan ayrılmak Kael’e doğru gelmiyordu.

Yüzüne maskesini dikkatlice geçirdikten sonra malikaneden ayrılmış ve mümkün olduğunca dikkat çekmeden revirin bulunduğu bölgeye doğru ilerlemeye başlamıştı. Artık sokaklarda özgürce dolaşabileceği günler geride kalmıştı. Kael Krowel adı bütün krallıklarda konuşulmaya başlanmıştı.

Revirin önüne ulaştığında kısa bir süre kapının karşısında sessizce bekledi. İçeri girdiğinde annesini nasıl bir halde bulacağını bilmiyordu. Nerya’yı son gördüğünde her ne kadar zayıf düşmüş olsa da büyü halkasının etkisi sayesinde durumunun en azından dengede olduğunu düşünmüştü. Kapının kolunu tuttu ve yavaşça içeri girdi.

Odanın içindeki sessizlik Kael’i ilk anda rahatsız etti. Pencereden süzülen solgun ışık, yatağın çevresinde oluşturulmuş büyü halkasının üzerine vuruyor, büyülü semboller belli belirsiz parlıyordu. Kael’in bakışları doğrudan yatağa yöneldi ve annesini gördüğü anda yüzündeki bütün ifade değişti.

“Anne-”

Sözü yarıda kaldı.

Nerya, Kael’in onu en son gördüğünden çok daha kötü görünüyordu.

Yüzündeki solgunluk derinleşmiş, bedeni iyice güçsüzleşmişti. Kael’in gözleri bir an için yatağın üstündeki büyü halkasına kaydı. Bu halka lanetin ilerlemesini yavaşlatmak, en azından Nerya’nın durumunun daha da kötüleşmesini engellemek için oluşturulmuştu. Fakat karşısındaki görüntü, işlerin olması gerektiği gibi gitmediğini açıkça gösteriyordu.

Kael birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Ardından yüzündeki maskeyi yavaşça çıkardı ve sessizce annesinin yanına yaklaştı. Yatağın kenarına oturduğunda Nerya’nın elini tuttu. Parmaklarının arasındaki soğukluk, Kael’in kalbini daha da sıkıştırdı.

“Anne... neden bu kadar kötü görünüyorsun?”

“Büyü halkası lanetin ilerlemesini durdurmalıydı.”

Nerya, oğlunun sesini ve elinin sıcaklığını hissettiğinde gözlerini yavaşça açtı. İlk başta bakışları bulanıktı. Ancak Kael’in yüzünü seçtiği anda dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.

“Kael... Demek sonunda geldin.”

Kael, annesinin sesindeki yorgunluğu duyduğunda yüzünü toparlamaya çalıştı. Az önceki endişesini ona belli etmek istemiyordu. Özellikle de yaşanan bütün olaylardan sonra ona gerçekleri anlatmaya hiç niyeti yoktu.

“Anne... Seni son gördüğümde durumun çok daha iyiydi. Büyü halkası lanetin ilerlemesini yavaşlatıyordu, öyle değil mi?”

“Bugün biraz daha yorgunum, hepsi bu. Bazen lanet bedenimi zorladığında böyle oluyor.”

Kael’in gözleri yeniden büyü halkasına kaydı.

“Bunun geçici olduğundan emin misin?”

“Kael…”

Nerya oğlunun endişesini fark etmişti.

“Bana böyle bakmayı bırak. Sanki birkaç dakika sonra ortadan kaybolacakmışım gibi davranıyorsun.”

“Öyle düşünmüyorum.”

"Yalan söylemek konusunda gerçekten kötü olduğunu ne zaman kabul edeceksin?”

Bu söz üzerine Kael istemsizce gülümsedi. Çocukluğundan beri annesini kandırmakta başarısız olurdu. Ne kadar güçlü büyüler öğrenirse öğrensin, Nerya yüzüne baktığında içinde sakladığı şeyi çoğu zaman anlayabiliyordu.

Kael biraz daha yaklaşıp annesinin elini iki eli arasına aldı.

“Sadece seni merak ediyordum. Buraya her gelişimde daha iyi bir haber duymayı bekliyorum.”

“Biliyorum. Ama senin de kendi hayatın var, Kael. Her gün burada oturup benim için endişelenmeni istemiyorum.”

Kael annesinin elini bırakmadan bir süre boyunca hiçbir şey söylemedi. Aslında söylemek istediği çok fazla şey vardı.

Ama bunların hiçbirini Nerya’ya anlatamazdı.

Bu yüzden Kael bütün gerçeği kendi içinde tutmayı seçti.

Bir süre sonra Nerya, oğlunun yüzündeki düşünceli ifadeyi fark ederek yavaşça yatağından doğruldu.

“Kael… bir şey mi söylemek istiyorsun.”

Kael başını kaldırdı.

“N-Ne...? H-Hayır...”

Nerya kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Yine mi?”

“Demek doğru tahmin etmişim...”

Kael bakışlarını pencereden dışarıya çevirdi.

“Sadece… yakında biraz yolculuk yapmam gerekebilir.”

“Ne kadar uzun bir yolculuk?”

“Bilmiyorum...”

“Gitmeden önce... Seni görmek istedim.”

Bu sözler Nerya’nın yüzündeki ifadeyi değiştirdi. Kael’in sesinde sıradan bir yolculuğa çıkacak birinin rahatlığı yoktu. Oğlu bir şeyleri gizliyordu, bunu açıkça anlayabiliyordu. Fakat onu konuşmaya zorlamadı.

Bunun yerine parmaklarını Kael’in elinin üzerinde hafifçe hareket ettirdi.

“Geri dönecek misin?”

Kael hiç tereddüt etmedi.

“Elbette döneceğim.”

“Bana söz veriyor musun?”

“Sana söz veriyorum anne... Ne olursa olsun mutlaka yanına geri döneceğim.”

“Bir anne için çocuğunu yanında tutmak istemek kolaydır, Kael. Seni her gün görebilmek, nerede olduğunu bilmek… elbette bunu isterim. Ama seni bütün hayatın boyunca da yanımda tutamam.”

“Bir gün kendi yoluna çıkacağını biliyordum, fakat ne olursa olsun, gittiğin yerde kendini unutmanı istemiyorum.”

Nerya'nın söyledikleri yalnızca bir annenin oğluna verdiği sıradan bir öğüttü. Fakat Kael için bu sözlerin anlamı çok daha ağırdı.

Çünkü annesi, hiçbir şey bilmeden tam olarak yaşadığı durumdan bahsediyordu.

Kael bakışlarını yere indirdi ve dudaklarında acı bir tebessüm oluştu.

“Bazen insanlar kim olduğunu öğrenmeden önce zaten kararlarını vermiş oluyor.”

“Belki...”

“Ama bu, onların her zaman haklı olduğu anlamına gelmez.”

Nerya zayıf elleriyle oğlunun yüzüne dokundu.

“Sen küçükken de insanların söylediklerini fazla önemserdin. Birisi sana kötü bir şey söylediğinde saatlerce düşünürdün. Sonra gidip kendini suçlardın.”

Kael hafifçe gülümsedi.

“Hâlâ biraz öyleyim sanırım.”

Odanın içindeki hava biraz olsun yumuşamıştı. Kael annesinin yanında bir süre daha kaldı. Onunla çocukluğundan, akademideki eski günlerinden ve sıradan şeylerden konuştu. Bilerek hiçbir ciddi konuya girmedi. Nerya’nın yüzünde zaman zaman beliren tebessümü görmek, Kael için bütün sorunlarından daha değerliydi.

Fakat sonunda gitme vakti gelmişti.

Kael yavaşça ayağa kalktı ve yatağın yanında duran maskesini eline aldı. Nerya onun hazırlanışını görünce gözlerini yeniden açtı.

“Gidiyorsun demek.”

Nerya’nın yüzünde üzgün bir ifade oluşmadı. Bunun yerine oğluna uzun süre baktı.

“Dikkatli ol Kael...”

Kael maskesini yüzüne geçirdiğinde Nerya onu birkaç saniye daha izledi. Ardından oğlunun kapıya doğru yürüyüşünü sessizce takip etti.

Kael kapının önüne ulaştığında son kez arkasına baktı.

Annesi hâlâ ona bakıyordu.

İçinde büyüyen endişeyi bir kez daha bastırdı.

"Astra Lumina’yı bulacağım. Ne pahasına olursa olsun seni iyileştirmenin bir yolunu bulacağım."

Ve bu düşünceyle Kael, kapıyı sessizce açarak revirden ayrıldı.

Kael revirin kapısından çıktıktan sonra birkaç adım ilerledi ve kendini Doğu Krallığı’nın kalabalık sokaklarının ortasında buldu. İnsanlar her zamanki gibi kendi hayatlarına devam ediyor, dükkânların önünden geçen arabaların tekerlek sesleri taş sokaklarda yankılanıyordu. Her şey birkaç gün önce olduğu gibi aynıydı.

Fakat Kael için hiçbir şey artık eskisi gibi değildi.

Arkadaşları, evi... Bir zamanlar ait olduğunu düşündüğü her şey artık geride kalmıştı. Yüzünü saklamak zorundaydı, adını kullanamıyordu ve bundan sonra hangi yola gideceğini bile tam olarak bilmiyordu.

Kael başını kaldırarak karşısında uzanan sokağa baktı. Ardından yüzündeki maskeyi biraz daha düzeltti ve sessizce yürümeye devam etti.

Kael Krowel’in hayatı o gün sona ermişti. Fakat Rosvil’in hikâyesi henüz yeni başlıyordu...

-SEZON FİNALİ-




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı