insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Sınıfın içindeki o canlı hava bir anda kesilmiş gibi yeniden ağırlaşmıştı. Dante Rhys’in az önce sergilediği kırık cam görünümlü, tekinsiz mızrağı hâlâ bazı öğrencilerin aklındaydı. Pasif-Kızıl auranın yaydığı o boğucu frekans zaten başlı başına insanı feci şekilde rahatsız etmeye yetiyordu.

Ama şimdi sıra… doğrudan Kael’deydi.

Komutan Lucien Voss, kollarını göğsünde kavuşturdu. Gümüş saçları loş ışıkta parlarken, o keskin gümüş gözlerini Kael'e dikti. “Mesele yalnızca soyut bir silah formu oluşturmak değil,” dedi bas bariton sesiyle. “Asıl mesele, o oluşan dışavurumun ardındaki rezonansı, yani uyumu iradenle tamamen kontrol altında tutabilmek.”

Kael, oturduğu yerde bir an bile kıpırdamadı. Bakışları zemindeki bir noktaya kilitlenmişti. Ses telleri gergindi. “…Ya kontrolümden çıkıp dışarıya taşarsa?”

Bu kez sınıfta hiç kimse alaycı bir tavır takınmadı, tek bir kişi bile dalga geçmeye yeltenmedi. Çünkü odadaki herkes, tam bir hafta önce avluda yaşanan o yıkımı çok iyi hatırlıyordu.

İlk hamleyi başlatan Nero bile bu soru karşısında birkaç saniye boyunca tamamen sessiz kaldı. Ardından rahatlıkla arkasına, sandalyesine yaslandı.

“Çok abartıyorsun,” dedi düz bir sesle.

Kael başını yavaşça kaldırıp ona baktı. Nero, konuşmasını sürdürdü: “Dante’nin o az önceki parçalı mızrağı bence çok daha korkunç görünüyordu.”

Dante, sınıfın arkasından düz ses tonuyla araya girdi: “…Bu kurduğun cümle bir iltifat mı şimdi, Vael?”

Habel hemen ikisinin ortasına atladı: “Hayır dostum, onun sosyal becerileri tamamen bu kadar berbat işte.”

Bu kaba ama komik tespit üzerine sınıfta hafif, rahatlamış gülüşmeler yükseldi. Havayı esir alan o gerilim dalgası bir nebze olsun dağılmıştı. Fakat Kael’in çehresi hâlâ kararsızlık ve şüphe barındırıyordu.

Onun bu içsel çatışmasını ve çekincesini fark eden Nero, aniden oturduğu yerden ayağa kalktı. O anda stabil olan kızıl aurası, botlarının altından zemine doğru ince bir sis tabakası gibi yayıldı. Bileğindeki askeri ekranda bir rakam parlıyordu:

[ KORTİZOL %38 ]
Aurası kesinlikle saldırgan ya da kışkırtıcı değildi; tamamen kontrollü ve izole bir frekanstaydı. Nero, ellerini askeri pantolonunun ceplerine koyup Kael’e doğru baktı.

“…Bak,” dedi dürüst bir tonla. “Sadece bu akademideki senin gibi bir Pasif-Kızıl kullanıcısının nasıl bir dışavurum yapacağını çıplak gözle izlemek istiyorum, hepsi bu.”

Habel, sırasından arkaya doğru dönerek anında bağırdı: “Çok romantik!”

Nero, yüzündeki o ciddi ve dürüst ifadeyi hiç bozmadan, soğukkanlılıkla cevap verdi: “Tabii canım, ne demezsin. Seni kıracağıma, bir dahaki sefere Habel’in kafasını kırarım daha iyi.”

Habel bu tehdit üzerine büyük bir kahkaha attı. “İşte tam olarak bu saf dürüstlüğün yüzünden seni sevmeye başladım dostum!”

Sınıf, Habel'in bu pervasız neşesine ayak uydurarak yine hafifçe güldü. Komutan Lucien, burnundan derin ve tükenmiş bir nefes verdi.

“…Hadi, devam edin de şu lanetli okul tamamen başımıza yıkılmadan sakince bitsin artık,” diye homurdandı.

Kael, en sonunda o ağır ve isteksiz hareketleriyle oturduğu sıradan yavaşça ayağa kalktı. Onun hamlesiyle birlikte sınıf saniyeler içinde sessizliğe gömüldü. Selene, gözlerini önündeki kalın kitaptan yavaşça kaldırdı ve bakışlarını Kael'e sabitledi. Dante de aynı şekilde büyük bir dikkatle onu izlemeye koyulmuştu. Nero ise dudaklarının kenarıyla hafifçe sırıtıyordu.

Kael, ağır adımlarla sınıfın ilerisine, kürsüye doğru eldi. Sol elinde tuttuğu o askeri odaklayıcı bileklik, tenine temas ettiği an hafifçe, organik bir canlı gibi titreşti. Kael derin, ağır bir nefes aldı.

İlk birkaç saniye boyunca odada hiçbir şey olmadı.

Sonra—

TIK.

Sınıfın tavanındaki gelişmiş teknolojik lambalar, hafifçe karardı. Lucien’ın o keskin gümüş gözleri, ışıkların titremesiyle anında sertleşti.

Aura geliyordu. Ama bu güç, sınıftaki diğer hiçbir öğrencininki gibi değildi. Yeşil auralar çevreye parlak bir ışık saçar, standart Kızıl auralar ise zihinlere ağır bir basınç ve korku uygulardı.

Kael’in aurası ise… kelimenin tam anlamıyla boğuyordu.

Sanki berrak bir suyun içine, siyah mürekkep damlatılıyor ve karışıyor gibiydi. Bazı öğrenciler, bu tekinsiz görüntüyü izlerken istemsizce oturdukları yerde geriye doğru çekildi. Kael'in içindeki o lanetli Öfkepati yeteneği, çok hafif, neredeyse belirsiz bir seviyede çalışmaya başlamıştı.

Kael yavaşça sağ elini açtı. Siyah, dumanı andıran aura enerjisi avucunun tam ortasında hızla yoğunlaştı. Enerji kütlesi gitgide incelmeye, uzamaya ve geometrik bir şekil almaya başladı.

Ve sonra—

FŞŞŞ!

Kael'in ellerinin arasında uzun, tamamen siyah ve metalimsi bir kalem oluştu. Silah, kaba bir askeri nesneden ziyade estetik ama tekinsiz bir yazı aracını andırıyordu. Ancak bu nesnenin en feci, insanı en çok rahatsız eden kısmı… sanki katı bir metal değil de yaşayan bir organizma gibi kendi etrafında hafifçe hareket ediyor gibi görünmesiydi. Kalemin o keskin ucundan, yere doğru koyu renkli bir aura damlıyordu. Tıpkı zift gibi koyu bir mürekkep gibi

Fakat bu siyah sıvının damlaları, zeminle temas etmeden hemen önce havada dağılarak yok oluyordu. Kalemin o metalik gövdesinin hemen altında ise… İnce, kılcal kırmızı damarlar belirdi. Bu damarlar, tıpkı bir insanın kalbi gibi düzenli aralıklarla titreşiyordu.

GÜM.

GÜM.

GÜM.

Tüm sınıf kelimenin tam anlamıyla büyük bir şokla tamamen sessizleşti. Çünkü Kael'in elinde tuttuğu bu dışavurum, bildikleri hiçbir geleneksel “silah” formuna benzemiyor, öyle hissettirmiyordu. O şey, resmen canlı bir organizma gibiydi.

Habel’in yüzü tiksintiyle buruştu. “…Tamam,” diye mırıldandı kısık sesle. “Bu nesne kesinlikle lanetli.”

Nero bile yüzündeki o alaycı sırıtışı büyük ölçüde kaybetmiş, kaşlarını çatmıştı. “…Gerçekten aşırı derecede iğrenç görünüyor,” dedi dürüstçe.

Dante Rhys, geldiğinden beri ilk kez bir şeye gerçekten ilgi duymuş gibi gözlerini kıstı. “Havada yoğun bir basınç hissi var,” diye ekledi.

Lucien, adımlarını öne doğru atarak yavaşça Kael’e yaklaştı. Keskin gümüş gözleri, tamamen o canlı kalemin ve atan kırmızı damarların üzerindeydi. Sesi sarsılmaz bir tondaydı: “…İsmi ne? Düşündüğüm şey mi?” diye sordu.

Kael birkaç saniye boyunca öylece durup elindeki nesneye baktı. Sonra zihnini hiç zorlamadan, sanki o isim ruhuna doğrudan fısıldanmış gibi konuştu:

“…Kara Tüy.”

GÜM!

İsmin telaffuz edilmesiyle birlikte, kalemin gövdesindeki o kırmızı damarlar yoğun şekilde daha sert ve belirgin bir biçimde atmaya başladı.

Selene’in o duru gözleri hafifçe daraldı. Çünkü tam o salisede… Kara Tüy’ün çevresinde dönen o siyah auranın, birkaç saniyeliğine tüm sınıfın içindeki duyguları ve gizli gerginlikleri kendi merkezine doğru yoğun bir vakumla çektiğini hissetmişti.

Habel bir anda göğsünü tutarak yerinde irkildi. “…Bir saniye lan. Neden benim içim durduk yere daraldı şimdi?”

Komutan Lucien'in yüz hatları tamamen ciddileşti, gümüş gözlerinde bir alarm durumu belirdi. Çünkü Habel'in hissettiği o ani ruhsal daralmayı, şu an sınıfta duran kendisi de bizzat hissetmişti.

Bu nesne, yalnızca ham enerjiden oluşan standart bir aura silahı değildi. Kara Tüy, doğrudan çevredeki duygusal uyuma, yani emosyonel rezonansa anında tepki veriyordu.

Yani Kael’in ruhundan sızarak oluşan bu silah… doğrudan onun o tehlikeli Öfkepati yeteneğine göbekten bağlıydı.

Lucien, gözlerini kalemi tutan Kael'den ayırmadan, içinden sessizce o gerçeği düşündü: “Bu lanetli nesne… ileride Departman ve tüm akademi için bir probleme dönüşecek…”

BÖLÜM NOTU

Evet sevgili okuyucularım, sonunda Kael'in Dışavurumunu da görmüş olduk.

Kael'in silahını bir kalem olarak tasarlamamın temel sebebi, sözlerin ve yazının çoğu zaman eylemden ve şiddetten daha güçlü olduğuna inanmamdır. Bir kılıç yaralayabilir; ancak bir fikir, bir cümle veya bir kelime insanları değiştirebilir, yönlendirebilir ve hatta dünyaları şekillendirebilir.

Bu nedenle Kael'in Dışavurumu olan Kara Tüy yalnızca bir silah değil, aynı zamanda karakterini yansıtan bir semboldür.

Bundan sonra Kara Tüy'ü seri içerisinde çok daha sık göreceksiniz.

Peki sizce Kael'in silahı ne olmalıydı?

Kalem yerine ona daha çok yakışacağını düşündüğünüz başka bir Dışavurum var mıydı?

Yorumlarınızı merakla bekliyorum. ✒️




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı