insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

music wave

Bu bölüme özel müzik eklendi!

Hikayenizi okurken, atmosferi tamamlayan özel müziği dinleyebilirsiniz.

Hayatım boyunca pek çok şey yaşadım. Belki de yaşananları sadece ben bu kadar dramatize ediyorumdur, belki de kendi içimde büyüttüğüm birer fırtınadır hepsi. Ama artık gücüm kalmadı. Bir başkası olsa kaldığı yerden devam edebilirdi belki; oysa ben, artık o adımı atamıyorum. Üzerimdeki sorumluluklar, geride bırakmam gereken yaralarım ve her seferinde ders çıkararak bir türlü iyileşemediğim acılarım... Artık hepsi taşınamaz bir yük halini aldı. Yetemiyorum. Ne hayata, ne çevreye, en çok da kendime.
Yetersizlik hissi, en derin yaralarımdan daha çok acıtıyor ruhumu. Sevdiklerimi üzmekten korkuyorum ama kendimi üzmekten bir türlü alıkoyamıyorum. Sadece çaresizlik içinde kıvranıyorum. Çocukken, geleceğim için hep mucizelerin gerçekleşeceği o masalsı hayalleri kurardım. Ama yanıldım. Hayat, beni hiç beklemediğim bir köşeden, en zayıf anımda vurdu.
Yemin ederim, kendimle savaşmaktan yoruldum. Belki de bu dünya, benim varlığım için fazla acımasız; zevk almadığımdan artık eminim. Eğer içimde biraz olsun cesaret kırıntısı kalsaydı, bu dünyadan sessizce çekip giderdim. Ama o bile yok. Geride kalanların üzüntüsü, ailemin kahroluşu... İşte ben böyle bir 'empati tutsağıyım'. Başkalarının acısını, kendi varlığımdan daha çok önemsiyorum.
27 yaşındayım ve hala hayatın amacını bulamadım. Başlamaya niyetim var ama takatim yok. Kazancım yok, kayıplarım ise koca bir boşluk. Kimileri 'korkak' diyebilir; kaçış yollarım ise sadece kafamdaki sesleri susturmak.Gelecek kaygısı bazen zihnimi tırmalasa da, yaşadığım anlık stresin ağırlığı altında ezilmek her şeyi bastırıyor. Mutlu anlarım yok muydu? Elbette vardı. Ama o günler çok geride kaldı ve o günkü 'ben' çoktan öldü.
İçimde artık biriktirecek yer kalmadı. Hayatım bir roman olsaydı, belki sonunda bir ışık görürdüm; ama ne bu hayat bir roman, ne de ben bir yazarım. Mutlu son, benim hikayeme uğramayacak bir masal sadece. Belki hayatımda bir iz bırakırım umuduyla, yabancısı olduğum bu ülkeye savurdum kendimi. Ama burada da başaramıyorum. Özlem, korkular ve bitmek bilmeyen endişeler... Eve dönüp annemin dizine yatıp ağlamak istiyorum; ama onlara yük olmaktan o kadar yoruldum ki. Başarıp onlara gurur vermek, sadece maddi değil, manevi bir zafer hediye etmek istiyorum.
Kötü geçen bir iş görüşmesinin ardından, tenha bir sahil kenarında, denize doğru uzanan eski, ahşap bir iskelenin ucunda tek başıma oturuyordum. Ayaklarımı boşluğa sarkıtmış, karanlık suların ritmik hareketlerini izliyordum. Elimde içki, gözlerimde tükenmişlik... Ağlamak artık bir rahatlama değil, yorucu bir rutin. Şarkı listemdeki o tanıdık hüzünlü parça üçüncü kez başa döndüğünde, içimdeki o deli cesaretiyle ayağa kalktım. Göle karşı hunharca bağırarak ağladım. Sanki boğazımdaki kelimeler çıkmak istiyormuşçasına bağırdım. Bir an, suyun içine girsem sesler de susar mı diye düşündüm.
Tam o anda biri bileğimi yakaladı. Ani bir refleksle irkildim.
“Ne yapıyorsun sen?”
Ses sertti. Emir verir gibi değil… durdurur gibi. Arkamı döndüm. Maskeli, şapkalı bir adam. Yüzü saklıydı ama gözleri açıktı. Ve o gözlerde tuhaf bir sakinlik vardı. Öfkeyle bileğimi çekmeye çalıştım.
“Bırak beni!”
Ama bırakmadı. “Hayatından vazgeçmek için çok erken değil mi?”
Acı bir kahkaha çıktı içimden. “Erken mi? Bunu ölçen bir saat mi var?”
Bir adım daha yaklaştı. “Bugün değil.”
“Sen kimsin?” dedim sertçe. “Ne hakla karışıyorsun?”
Cevap vermedi. Sadece durdu. Sonra çok sakin bir sesle, “Bazen insanlar yardım istemez ama yine de yardıma ihtiyaç duyar,” dedi.
“Yardıma ihtiyacım yok,” dedim seri bir şekilde.
“Bunu herkes söyler,” dedi gözlerimin derinliklerine inmek istermişçesine bakarak.
Gözlerimi kaçırdım. “Git buradan,” diyebildim sadece kısık bir sesle.
“Gidemem,” dedi kararlı bir ses tonuyla.
“Niye?” dedim.
Bir an durdu. “Çünkü gidersem… kendime ihanet etmiş gibi hissederim,” dedi. Bu cümle garip bir şekilde ağırdı. Sanki bana değil, kendine söylüyordu. Tam o sırada eğildi, yerden bir şey aldı. Telefonum. Ekranı çatlamıştı.
“Sanırım bunu arıyordun,” dedi utanmazca.
Elinden kaptım. “İnanamıyorum sana! Hem hayatıma karışıyorsun hem telefonumu kırıyorsun!” dedim öfkeyle.
Yüzü ilk kez değişti. Küçük bir suçluluk. “Ben kırmadım. Düştü.”
“Fark etmez!” dedim sinirle.
Cebinden para çıkardı. “Masrafını karşılarım.”
Elini ittim. “İstemiyorum! Sadece git!”
Bir adım geri çekildi ama gitmedi. Arkamı döndüm. Sahilden uzaklaşırken hissettiğim tek şey şuydu: Kaçmıyordum. Sadece yer değiştiriyordum. Ama içimdeki ağırlık hâlâ aynı yerde duruyordu.




🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.