Sunuma başlamam gerekiyordu ama zihnim tamamen kilitlenmişti. Derek, masanın başındaki koltukta bir heykel gibi oturuyor, bakışlarını üzerimden bir an olsun ayırmıyordu. Odanın içindeki hava, nefes almayı güçleştirecek kadar ağırlaşmıştı. Ethan’ın bana verdiği o sessiz cesaret telkinleri, Derek’in o delici bakışları altında buharlaşıp gidiyordu.
"Başla," dedi Derek. Sesi odanın soğuk duvarlarında yankılandı.
Sesim titriyordu. Tasarımlarımdan ziyade, sanki bir sorgu odasında ifade veren bir suçlu gibi onun tepkisini tartıyordum. Sunumun yarısında, slaytlardan birinde ufak bir hata yaptım. Oda bir anda mezar sessizliğine gömüldü.
Derek oturduğu yerden yavaşça doğruldu. "O hata..." dedi, gözlerini kısarak. "Bence sunumdan çok, senin dikkat dağınıklığınla ilgili."
Sanki o iskelede karşılaştığım adam gitmiş, yerine profesyonel bir cellat gelmişti. "Neden bu kadar gerginsin?" diye sordu. Sesi buz gibiydi; odadaki herkesin dikkatini üzerime çeken ama içeriği sadece benim anlayabileceğim türden, imalı bir sessizlik hakimdi. "Yoksa bu şirketin temposu, senin zihinsel kapasitenin çok mu üzerinde?"
Bütün kanımın çekildiğini hissettim. İskeledeki o savunmasız halimi hatırlıyordu. Şimdi beni burada, herkesin gözü önünde bu örtülü tehditlerle lime lime ediyordu.
"Efendim, sadece... yeni olduğum için heyecanlıyım," diyebildim kısık bir sesle.
Derek hafifçe gülümsedi. O gülümseme, iskelede karşılaştığım adamın değil, beni avucunun içine alan bir avcının gülümseyişiydi. "Toplantı bitti," dedi aniden. "Herkes çıkabilir. Sadece tasarımcımız kalsın."
Herkes odadan çıkarken, kapı kapandığında odada sadece ikimiz kalmıştık. Ayağa kalktı, yavaş adımlarla bana doğru yürümeye başladı. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Tam önümde durdu, aramızda sadece birkaç santim vardı.
"Şimdi," dedi, "Profesyonel bir tasarımcı mısın, yoksa sadece dış dünyadan kaçan biri mi?"
Onun bu alaycı sorusu, odadaki havayı zehirledi. "Siz bunu neden yapıyorsunuz?" diye sordum, sesim beklenmedik bir şekilde yükselerek. "Amacınız beni rezil etmek mi? İnsanların içinde beni ezmekten ne zevk alıyorsunuz?"
Derek ellerini masaya dayadı, bana doğru hafifçe eğildi. "Rezil mi?" diye tekrarladı, kaşları alaycı bir şekilde havaya kalktı. "Seni rezil etmeme gerek yok, sen o işi kendi kendine yeterince iyi yapıyorsun. İskeledeki o çaresiz halini gördüğümden beri, bir tasarımcıdan çok, bir 'kaybeden' portresi çiziyorsun. Söylesene, hayata karşı bu kadar öfkeli ve dağınık biri, benim projelerimi nasıl yönetebilir?"
Gözlerim doldu ama dişlerimi sıktım. "Benim hayatım sizi ilgilendirmez. İşi yapabiliyorum, gerisi sizin sorununuz değil."
Derek aniden ciddileşti. Omuzlarındaki o gevşek tavır bir anda kayboldu, bakışları delici bir hal aldı. "İlgilendirir," dedi. "Çünkü o iskelede gördüğüm kişi, şimdi benim projelerimle uğraşıyor. Eğer o günki gibi dikkatsizce hareket edeceksen, bu şirketin kapısından adımını atamazsın."
Tam istifamı basmaya hazırlanırken, geri çekildi. "Cuma akşamı şirket yemeği var. Orada olmanı istiyorum. Ama bu sefer... profesyonel bir çalışan gibi, kendine gelmiş bir şekilde."
"Gelmek zorunda mıyım?" diye sordum.
"Değilsin," dedi kapıya doğru yürürken. "Ama o akşam şirket hakkındaki kararım verilecek. Sana bir tavsiye; kendi içindeki fırtınayı yönetemezsen, işi asla yönetemezsin. Ben zayıf halkalara tolerans göstermem."
Kapı kapandığında, odada tek başıma kalmıştım. Derek'in dedikleri zihnime bir çivi gibi çakılmıştı. Beni küçük düşürmek mi istiyordu, yoksa gerçekten bir şekilde beni "denetliyor" muydu? Cuma akşamı her şey belli olacaktı. Ya kendi sonumu hazırlayacaktım ya da ilk defa, bir şeyleri gerçekten başaracaktım.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı