insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Pazartesi sendromu son hızıyla ilerliyordu.O kadar yoğundu ki mesaiye kalmıştım yine.

Toplantı yeniden başlamıştı. Ethan’ın sesi, projeyi anlatırken odanın içinde monoton bir şekilde yankılanıyordu. Ben ise önümdeki notları kontrol ediyor, zihnimi odaklamaya çalışıyordum. Derek, masanın en ucunda, yine o alışıldık sessizliğine bürünmüştü. Ancak bu kez sessizliği farklıydı; sanki bir şeyin gerçekleşmesini bekleyen, pusuda bir avcı gibiydi.

“Sunum dosyalarını son haline getirmemiz gerekiyor,” dedi Ethan, bana bakarak.

“Eksik birkaç parça var, hemen alıp geliyorum,” diyerek masadan kalktım. Kimse itiraz etmedi. Koridora çıktığımda ofisin o saatlerdeki ıssızlığıyla karşılaştım. Işıklar yanıyordu ancak içerisi, gündüzün karmaşasından arınmış, tekinsiz bir boşluktaydı. Masama ulaşıp dosyaları aldım, tam arkamı dönüp odaya dönecektim ki; ofisin tüm ışıkları bir anlığına şiddetle titredi.

“Yine mi…” diye fısıldadım, başımı kaldırıp tavana bakarak.

Bir saniye sonra, karanlık bir duvar gibi üzerime çöktü.

Kalbim, göğüs kafesimi zorlayan bir ritimle hızlandı. “Sakin ol,” dedim kendi kendime. “Sadece bir elektrik kesintisi.” Fakat bu karanlık, bildiğim hiçbir geceye benzemiyordu; yoğun, yoğun ve neredeyse dokunulabilir bir ağırlıktaydı. Telefonuma uzanmak için refleksle cebime elimi attım. Boştu. Çantam masanın üzerinde kalmıştı.

Panik, boğazıma bir el gibi sarıldı. “Ethan Bey?” diye seslendim. Cevap yoktu. Toplantı odasından tek bir ses bile gelmiyordu. Bir adım attım, ardından koridorun ucundan gelen o sesi duydum. Ayak sesleri... Yavaş, ritmik ve son derece emin. Olduğu yerde bekleyen birinin değil, doğrudan bana yönelen birinin adımlarıydı bunlar.

Olduğum yerde çakılı kaldım. “Kim var orada?” dedim, sesim titriyordu.

Cevap alamadım ama adımlar durmadı. Daha da yaklaştı. Nefes alışverişlerim sıklaşırken, karanlıkta biriyle çarpıştım. Bir an dengemi yitirip savruldum.

“Ah!”

Tam yere düşecekken, güçlü bir el bileğimi kavradı. Refleksle geri çekilmeye çalıştım. “Bırakın beni!”

“Benim,” dedi tanıdık, tok bir ses. Derek’ti.

Hâlâ hiçbir şey göremiyordum ama varlığı, koridorun soğukluğunu bir nebze olsun kırmıştı. “Ne yapıyorsunuz burada?” dedim, sesimdeki öfkeyi gizleyemeyerek.

“Sen ne yapıyorsun?” dedi, sesi çok yakınımdan geldi. Çok yakındı.

“Telefonum yok… Işık açmaya çalışıyordum.”

Kısa bir sessizlik oldu. Ardından onun düzenli nefes alışverişini duydum. Telefonunun feneri aniden yandığında, gözlerim ışığa alışana kadar bir an kamaştı. Yüzü, loş ışığın altında yarım bir silüet gibi belirdi. Gözleri doğrudan benimkilere kilitlenmişti.

“Panik yapma,” dedi, sesi emredici değil, neredeyse yatıştırıcıydı.

“Söylemesi kolay,” diye çıkıştım, hâlâ nefes nefeseyken.

Bir adım yaklaştı. Ben istemsizce geri çekildim. “Burada bir şey yok, sadece bir kesinti,” dedi.
Sesi, beni inandırmaya çalışır gibiydi. Bir anlığına jeneratör devreye girmeye çalıştı; metalik bir ses duyuldu ama sonuçsuz kaldı.

Karanlık geri geldiğinde, bir kez daha boşluğa adım attım. Ayağım bir şeye takıldığında Derek, ikinci kez kolumdan yakalayıp beni kendine çekti.
Temasımız çok kısa sürdü ama fazlasıyla netti. O an, koridorun karanlığında, sadece birbirimizin nefesini hissediyorduk. Göz göze geldik. Bakışı değişmemişti; sakin ama tehlikeli bir dikkatle beni süzüyordu. Sanki korkumu değil, vereceğim tepkiyi ölçüyordu.

“Beni neden takip ettiniz?” diye sordum, sesim bir fısıltıya dönmüştü.

“Takip etmedim,” dedi.

“Yalan.”

Sessizliği, telefonunun ışığını biraz daha yukarı kaldırarak bozdu. Işık yüzüme vurduğunda, savunmasızlığımı gördüğünü biliyordum.
“Sen, karanlıkta tek başına panikleyen birisin,” dedi soğukkanlılıkla.

“Paniklemiyorum.”

“Şu anki nefes alışın, tam tersini söylüyor.”

Sustum. Haklı olması sinirimi bozuyordu. “Beni kontrol etmeyi bırakın,” dedim, ona bir adım yaklaşarak. Bu kez kaçmıyordum. Aramızdaki mesafe neredeyse yoktu.

“Kontrol etmiyorum,” dedi, sesi bu kez daha alçak, neredeyse boğuk bir tonda çıktı. “Hayatta kalmanı sağlıyorum.”

Bu cümle ne romantikti ne de bir tehditti. İkisinin tam ortasında, tanımlayamadığım bir yerde asılı kalmıştı. Tam o anda, koridorun ışıkları büyük bir gürültüyle geri geldi. Her şey normale döndü ama biz hâlâ birbirimize çok yakındık.
Derek, elini yavaşça üzerimden çekti. Işığın gelmesiyle birlikte, aramızdaki o görünmez gerilim "izin verilen" mesafesine geri dönmüştü.

“Toplantıya dön,” dedi, hiçbir şey olmamış gibi.

Arkasını dönüp yürümeye başladığında, olduğum yerde kaldım. İlk kez, Derek’in o otoparktaki soğukluğunun altında başka bir şey olduğunu fark ettim. Beni aramaya gelmişti. Ama nedenini, o karanlıkta saklamaya devam ediyordu.

BÖLÜM NOTU

Karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz arkadaşlar?




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.