Bugün, hayatımın ilk gerçek sunumunu yapacağım gündü. Heyecanım, midemde uçuşan kelebeklerden çok, sanki yaklaşan bir fırtınanın habercisiydi. Ekip liderim Ethan, yanıma gelip, "Günaydın! İlk sunumuna hazır mısın?" diye sorduğunda, zoraki bir gülümseme yerleştirdim yüzüme.
"Hazırım ama... bir tık heyecanlıyım sanırım," diye itiraf ettim.
"Bugün CEO da toplantıda olacak, unutma. Projenin içeriğine odaklan, gerisini akışına bırak," diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı. Bir nebze olsun rahatlamıştım. Aslında CEO'nun gelmesi beni eskisi kadar ürkütmüyordu; hayatın üzerime oynadığı onca oyundan sonra, ulaşılmaz ve kibirli bir patronun varlığı artık sıradan bir detay gibi geliyordu. "CEO dediğin genelde kibirlidir; gelip bizim gibi küçük bir tasarımcının işine mi bakacak?" diye düşündüm içimden.
Ethan ile projenin üzerinden son kez geçtikten sonra toplantı odasına girdik. Dünya sonu değildi, heyecan yoktu. Sosyal anksiyetemin o boğucu ağırlığının bir nebze olsun azaldığını hissederek Ethan’ın yanına oturdum.
Meşhur CEO’nun gelmesini bir müddet bekledik. Sonunda kapı açıldığında herkes otomatik bir komutla ayağa kalktı. Ben de isteksizce doğrulduğumda, bakışlarım kapıdaki silüete kilitlendi. O an nefesim kesildi, damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim.
Siyah, keskin hatlı bir takım elbise içindeki adam... O iskeledeki maskeli adam. Kafede sabah karşılaştığım o yabancı.
Gözleri odada geziniyor, her birimizi tek tek tarıyordu. Sıra bana geldiğinde adımları duraksadı. O an, o iskelede savurduğum öfke, kafede ona attığım o çıkış... Hepsi birer film şeridi gibi zihnimden geçti. Bakışları gözlerimde kenetlendi. Bir an için beni tanıdığından emin oldum; o çatık kaşları, sanki "Senin burada ne işin var?" diye haykırıyordu. İşte şimdi tamamen sıçmıştım. Sanırım kariyerimin üçüncü ve son günündeydim.
Ekip liderim Ethan, "Derek, kendisi yeni grafik tasarımcımız," diyerek beni işaret etti.
Adının Derek olduğunu öğrendiğim o herif, yavaşça bana doğru yürüdü. Elleri cebindeydi; o tanıdık, otoriter ve mesafeli duruşuyla üzerime gölge gibi düştü. Masanın diğer ucunda, sanki odayı sadece ikimiz varmışız gibi doldurarak durdu.
"Demek yeni tasarımcımız sensin..." dedi.
Sesi, sahil kenarındaki halinden çok daha soğuk ve keskin bir bıçak gibiydi. O an, üzerimdeki gömleğin buruşukluğunu ya da heyecandan titreyen ellerimi düşünmeyi bıraktım. Tek istediğim, yer yarılıp yerin dibine girmekti. Ancak Derek’in gözlerinde, sadece profesyonel bir soğukluk değil, daha derin ve anlamlandıramadığım bir meydan okuma vardı.
Toplantı odasındaki sessizlik, sadece kalp atışlarımla değil, iskelede başlayan o tekinsiz hikayemizin yeni perdesiyle dolmaya başlamıştı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı