Derek'in verdiği o "sabaha kadar bitmesi gereken" analiz dosyaları, sadece kağıt yığını değil, aynı zamanda benim dayanıklılığımı ölçen birer işkence aletiydi. Gece saat 01.00'i gösteriyordu. Ofisin o bembeyaz, soğuk LED ışıkları gözlerimi yakıyor, beynim ise artık kelimeleri birbirine bağlamakta zorlanıyordu.
Masanın üzerine yığılmış enerji içeceği kutularından biri boş, diğeri yarımdı. Derek, kendi odasından çıkıp elinde bir kupa kahveyle koridorda belirdiğinde, ona bakacak enerjim bile kalmamıştı. Beni fark etti ama tek bir "nasılsın" bile demedi. Yanımdan geçerken sadece, "Analizlerdeki varyans oranını %2 düşürmen gerekiyordu, onu yapmazsan sabahki sunumda mahvolursun," deyip geçti.
Sesi o kadar soğuk ve kayıtsızdı ki, bir an elime geçirdiğim zımbayı ona fırlatmayı düşündüm. Ama sadece derin bir nefes aldım ve ekrana bakmaya devam ettim. Artık stresten ellerim uyuşmuştu, kalbim ise sürekli düzensiz bir ritimle çarpıyordu.
Ertesi gün, o meşhur büyük grafik tasarım projesi önüme konuldu. Bu, şirketin bu yılki en büyük müşterisiyle olan sunumuydu ve Bay Derek , tasarımı tamamen bana yıkmıştı. "Bu, senin kariyerini ya inşa eder ya da yıkar," demişti dosyayı bırakırken.
Günün geri kalanı bir kabus gibiydi. Müşteri toplantısı öğleden sonraydı. Sunum dosyalarını hazırlarken bir yandan Derek'in sürekli gelen düzeltme notlarını sisteme giriyor, bir yandan da kendi tasarım estetiğimi korumaya çalışıyordum. Göz altlarım morarmış, saçlarım karmakarışıktı. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyordum; karşımda her an patlamaya hazır, gergin, yorgun ve hırçın bir kadın duruyordu.
Sunum saati yaklaştığında, Derek yanıma geldi. O her zamanki jilet gibi haliyle karşımda duruyordu; sanki hiç yorulmuyor, sanki stresin ne olduğunu bilmiyordu.
"Sunuma hazırsın değil mi?" dedi. Sesi, sanki bir savaşa giden askere emir veriyor gibiydi.
"Hazırım," dedim, sesim çatallı çıkmıştı. "Ama şunu bilmenizi isterim; bu sunumdaki her çizgi, her renk seçimi bana ait. Eğer müşteri beğenmezse, bu benim tasarım vizyonumun değil, sizin sürekli yaptığınız müdahalelerin sonucudur."
Derek hafifçe duraksadı. Gözleri, ilk kez üzerimdeki o yorgunluğu ve direnci tarttı. Bir an için bana bir şey söyleyecekmiş gibi oldu ama hemen o aşılmaz duvarını ördü. "Müşteri vizyona değil, sonuca bakar. Eğer o sonuç kusursuz olmazsa, kimin neyi tasarladığı umrumda olmaz."
Toplantı odasına girdiğimizde, müşteri heyeti masanın etrafında toplanmıştı. Sunuma başladım. Sesim, sabahki yorgunluğuma rağmen beklenmedik bir şekilde güçlü çıkıyordu. Tasarım detaylarını, renk paletlerinin psikolojik etkilerini ve markanın kimliğiyle nasıl bütünleştiğini anlatırken, Derek'in köşede durmuş beni izlediğini hissediyordum. Bakışları, o günkü gibi delici değil, bu kez bir tür "gözlem" içeriyordu.
Sunumun ortasında, müşterilerden biri beklenmedik bir teknik soru sordu. Zihnim bir anlığına boşaldı. Stres, yorgunluk ve uykusuzluk birleşip beynimi felç etti. O an, tam karşımda oturan Bay Derek ile göz göze geldim. Dudaklarını hafifçe kıpırdattı, tek bir kelime bile etmedi ama bana 'kendine gel ve o saçmalığı toparla' dediğini biliyordum.
Derin bir nefes aldım. O an odayı, müşterileri ve Derek'i unuttum. Sadece tasarıma odaklandım. Teknik soruyu, kendi vizyonumla birleştirerek öyle bir yanıt verdim ki, müşteri heyeti birbirine bakıp onaylarcasına gülümsedi.
Sunum bittiğinde, müşteri heyeti projeyi onayladığını açıkladı. Herkes ayağa kalkıp el sıkışırken, ben sandalyeme çöktüm. Başım dönüyordu. Toplantı odasından çıkan herkes giderken, Yoon kapıyı tuttu ve son çıkanın çıkmasını bekledi.
Odada ikimiz kaldığımızda, Yoon masaya doğru yaklaştı. Yüzünde ilk defa o soğuk ifade yerini, sanki bir şeyi anlamaya çalışan o eski, meraklı ifadeye bırakmıştı.
"Çok iyiydin," dedi. Kelimeler ağzından zorla çıkıyor gibiydi. "Ama bu kadar hırpalanmana gerek yoktu."
Ona baktım, gözlerim dolmuştu. "Bunu benden isteyen sizdiniz, Bay Derek. Beni bu noktaya kadar siz getirdiniz."
Derek masaya dayandı, biraz daha yaklaştı. "Seni o noktaya kadar getirdim çünkü bir şeyin potansiyelini ancak sınırlarına kadar zorladığında anlarsın. Ama görüyorum ki..." sustu, elini masanın üzerindeki dosyaya koydu. "Seni kırdım."
O an, Derek'in o "CEO bozuntusu" maskesinin altında bir yerlerde, gerçekten bir şeyler hissedip hissetmediğini merak ettim. Ama cevap vermesine izin vermedim. Çantamı aldım, sunum dosyasını masaya bıraktım ve odayı terk ettim. O an sadece eve gidip uyumak istiyordum, ama biliyordum ki bu proje sadece başlangıçtı. Derek ile olan savaşımız, artık çok daha derin, çok daha tehlikeli bir boyuta evriliyordu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı