insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Derek'in sözleri odadaki havayı ağırlaştırmıştı. "Sadece bu yüzden buradayım," demişti ama kapının eşiğindeki duruşu, kurduğu cümleyle çelişiyordu.

"Dosyayı mail atabilirdin," dedim, sesimdeki savunma mekanizmasını gizlemeye çalışarak.

"Eğer dosya tamamlansaydı, atardın zaten," diye karşılık verdi, sesiyle beni köşeye sıkıştırarak.

"Deniz, seninle ofiste o gün konuştuğumuzdan beri çalışma düzenimde bir aksaklık var. Bu benim hoşlandığım bir durum değil. O revizyonu bitirmen gerekiyor, yoksa pazartesi günü sunumda hepimiz rezil oluruz."

İçeri girmek için izin istemedi bile, doğrudan geçip salonun ortasında durdu. Üzerindeki paltoyu yavaşça çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı. O an, evimdeki o samimi ve dağınık atmosferle, onun o disiplinli varlığı arasındaki tezatlık iyice belirginleşti.

"Bilgisayarın nerede?" diye sordu, sanki ofisteymişiz gibi.

"Çalışma masamda," dedim, arkasından mutfağa doğru yürürken. "Bir kahve ister misin? Ya da iş takibi için geldiğine göre, sadece projeye mi odaklanacağız?"
"Kahve mükemmel olur" dedi gıcık bir ses tonuyla.

Mutfakta kahve hazırlarken, salonun o sessizliğini dinledim. Derek'in evin içindeki varlığı o kadar baskındı ki, her nefes alışında sanki evin havası değişiyordu. Kahve fincanlarını alıp salona döndüğümde, onu çalışma masamda, ekranıma bakarken buldum. Benim o "özgür ruhlu" tasarımlarımın olduğu dosyaları açmış, dikkatle inceliyordu.

Yanına yaklaştığımda başını kaldırdı. O her zamanki sert ifadesi yerini, bir tasarımcının gözündeki o tanıdık hayranlığa bırakmıştı.
"Renklerin," dedi, fincanı elimden alırken parmaklarıma kısa bir an değerek.

"Ofisteki o gri duvarların aksine, burada... çok farklı hissettiriyor. Sanki seni gerçekten tanımaya başlıyorum."

Fincanı masaya bıraktı ve arkasına yaslandı. Artık patronluk taslamıyordu. Sadece, bir tasarımcının dünyasına misafir olmuş, şaşkın bir adam vardı karşımda.
Ekranın yaydığı loş ışık, salonun geri kalanını gölgelere gömmüştü. Fare imleci, renk paletlerinin üzerinde ritmik bir şekilde hareket ediyordu. Derek, sandalyenin kolçağına yaslanmış, dikkatini tamamen ekranıma vermişti.
"Şu gölgeyi biraz daha yumuşat," dedi, eliyle ekranın bir köşesini işaret ederek.

"Böylece tasarım daha derin, daha girilebilir görünecek."

Parmakları, ekranın üzerindeki piksellere doğru uzanırken elimle kesişti. Çekilmedim. Onun bu işe dair tutkusu, benim özgür çizgilerimle birleşince ortaya çıkan şey, ikimizin de tahmin ettiğinden daha uyumlu bir sanat eserine dönüşüyordu.

"Bunu neden bu kadar önemsiyorsun?" diye sordum, gözlerimi ondan ayırmadan.

"Guardscan sadece bir güvenlik projesi. İnsanların estetik zevkine hitap etmesi gerekmiyor."

Derek derin bir nefes aldı; omuzları hafifçe çöktü. "Çünkü," dedi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi.

"Güvenlik, insanların kendini korumaya çalıştığı bir alan. Ama sen... sen o soğuk koruma katmanlarının altına öyle renkler gizliyorsun ki, insanı içine çekiyorsun. Tıpkı şu an yaptığın gibi."

Bana baktı. Gözlerinde artık o buzdan patron ifadesi değil, çok daha savunmasız, hatta biraz da yorgun bir bakış vardı.

"Seni ofiste sürekli izlememin sebebi sadece iş takibi değildi, Deniz. Senin o dünyayı nasıl gördüğünü anlamaya çalışıyordum. Benim dünyamda her şey siyah, beyaz ve gri. Sen ise benim dünyama girip tüm dengeleri bozdun."

Masaya biraz daha eğildi. Aramızdaki mesafe artık bir tasarımın kritik noktalarından bile daha azdı. "Bazen kendime engel olamıyorum," diye itiraf etti, sesinde ilk defa bir çekince vardı.

"Ofisteki o mesafeli adamı oynamak, sandığından çok daha fazla enerji alıyor. Çünkü o adam, senin yanında duran adamla hiç uyuşmuyor."

Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. O an, ekranın yaydığı o yapay ışıkta, ikimiz de maskelerimizi tamamen indirmiştik. Derek'in kontrolcü kişiliği, benim o karşı konulmaz merakım... Hepsi bu çalışma masasının etrafında birleşmişti.

Tam o sırada, evin dışındaki yağmur şiddetini artırdı; pencerelere vuran damlaların sesi, aramızdaki o gerilimi daha da yoğunlaştırıyordu. Derek, elini masanın üzerindeki boşlukta, benim elimin hemen yanına koydu. Avuç içi, çalışma masasının soğuk yüzeyine değil, yavaşça benim elime doğru yaklaştı.

"Eğer bu revizyonu bitirirsek," dedi, sesi pürüzlüydü. "Bana neden ofisten kaçtığını söyleyecek misin?"




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.