Haftasonum oldukça sakin geçmişti.Bol bol ailemle özlem giderdiğim güzel bir tatildi benim için. Pazartesi sabahı ofise girdiğimde, masamda beklediğimden çok daha fazlasını buldum. Onlarca yeni klasör, detaylandırılmamış karmaşık veriler ve üzerine yapıştırılmış tek bir not: “Öğleden sonraya kadar revize et. Profesyonelliğini kanıtlamak istiyorsan, sınırlarını zorla.”
Derek, o yemekten sonra aramızdaki o garip anı sanki hiç yaşanmamış gibi sildi. Ofise girdiğimden beri yüzüme bile bakmadı, sadece asistanı aracılığıyla yeni görevler yağdırıp duruyordu.
Akşam saat 20.00 olmuştu. Ofis boşalmış, geriye sadece benim masamın ışığı ve Derek'in odasından gelen o hafif tıkırtılar kalmıştı. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. "Bay Derek , sunduğunuz revizeleri bitirdim. Ama bunlar... bunlar tasarımın temel mantığını bozuyor."
Derek, gözlerini bilgisayar ekranından ayırmadan, "Sana tasarım mantığını sorgula demedim," dedi, sesi her zamanki gibi buz gibiydi. "Sana uygula dedim. Eğer yorulduysan veya kapasiten yetmiyorsa, istifa dilekçen masamda hazır."
Ona doğru yürüdüm, ellerim masasının üzerinde titriyordu. "Neden yapıyorsunuz bunu? O akşamki o konuşmadan sonra, şimdi bu kadar zorlaştırmanızın sebebi ne? Sadece benim başarısız olmamı mı istiyorsunuz?"
Derek yavaşça başını kaldırdı. O gri gözlerinde zerre kadar yumuşama yoktu. "Seni zorlaştırmıyorum," dedi, ayağa kalkıp bana doğru yaklaşarak. "Seni eğitiyorum. Senin o 'kanat çırpma' iddianın altını doldurmaya çalışıyorum. Eğer bu tempo seni eziyorsa, demek ki o uçurumdan atlamaya henüz hazır değilsin."
"Beni kendinizle kıyaslayıp duruyorsunuz," diye bağırdım, sesim boş ofiste yankılandı. "Ben siz değilim! Ben sizin gibi robotik bir disiplinle yaşamıyorum!"
Derek, bir hışımla ayağa kalktı, tam önümde durdu. Aramızda sadece birkaç santim vardı; o ferah, pahalı parfümünün kokusu odadaki havayı kapladı. "İşte en büyük hatan da bu," dedi, sesini alçaltarak. "Senin o duygusal patlamaların, benim stratejik zihnimin karşısında her zaman yenik düşecek. Mesai bitti zannediyorsun, değil mi? Yanılıyorsun. Bu proje bitene kadar, burası senin evin."
Masaya geri döndü, bir dosyayı işaret etti. "Şu verileri analiz et ve sabah 08.00'de masamda olsun. Eğer tek bir hata bulursam, hafta sonunu da burada geçirirsin."
Odadan çıkarken arkamdan sadece bir şey ekledi: "Ve sakın 'yapamam' deme. Çünkü senin 'yapamam' dediğin her an, ben senin aslında ne kadar zayıf olduğunu bir kez daha anlıyorum."
Masama döndüğümde ağlamak istedim ama o kadar yorgundum ki, buna bile gücüm yoktu. Derek beni kırmıyordu; beni, kendi istediği kalıba girmeye zorlayarak şekillendiriyordu. Ve işin en kötü yanı, bu kadar zorlamasına rağmen, o projeleri bitirdiğimde gözlerindeki o gizli, asla itiraf etmediği "başardın" ifadesini görmek için her şeyi yapmaya hazır olduğumu fark etmemdi.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı