insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Derek’in o geceki tavrı, zihnime bir çivi gibi çakılmıştı. "Benim olan hiçbir şey..." O cümle, bir patronun kurabileceği cümlenin çok ötesindeydi. Cumartesi sabahı uyandığımda, baş ağrımla birlikte içimde Derek’e karşı yoğun bir isyan duygusu yükseldi.Haftasonum oldukça sakin geçmişti.Pazartesi sendromu yaşamaya hiç hazır değildim.Bugün yeni bir toplantı vardı.Bu demek ooluyordu ki yeni bir proje söz konusuydu. Yine extra mesai yapacağım bir hafta olucaktı galiba. Benimle ne derdi olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu ve artık sıkıcı bir hal almaya başlamıştı.Ben ona hiçbir şey yapmamıştım sadece yersiz bir yerde karşılaştık ve istemeden de olsa onda karamsar çökük bir kız izlenimi vermiştim .Bence bu konuya bir açıklık getirmem gerekiyordu . Pazartesi sabahı ofise girdiğimde, içimdeki o pasif kabullenişin yerini soğuk bir kararlılık almıştı. Derek’in o gece rezidanstaki "benim olan hiçbir şey..." cümlesi, zihnimde yankılanıp duruyordu. Ne demekti bu? Bir çalışan mülkiyet miydi? İskeledeki o çaresiz, denize bağıran kızla, bu ofisteki tasarımcı arasında bir bağ kurup beni kontrol etmesine izin veremezdim.
Toplantı odasına girdiğimde atmosfer her zamanki gibi boğucuydu. Derek masanın başında oturmuş, dosyaları inceliyordu. İçeri girdiğimde gözleri bir anlığına bana takıldı, o bakışta hem bir uyarı hem de tuhaf bir beklenti vardı. Ethan Bey heyecanla yeni projeden bahsetmeye başladı. "Ekstra mesai gerektirecek, çok yoğun bir hafta bizi bekliyor," dediğinde içimden bir "yine mi?" çığlığı yükseldi.
Toplantı biter bitmez herkes odadan çıkarken, fırsatın bu fırsat olduğunu düşündüm. Ethan Bey'in arkasından kapıyı tuttum ve Derek’in "Çıkabilirsin" demesini beklemeden kapıyı yavaşça geri kapattım.
Derek başını kaldırdı, kaşlarını hafifçe çattı. "Bir şey mi unuttun?"
Ona doğru yürüdüm, ellerimi masaya dayadım. Sesim titriyordu ama geri adım atmayacaktım. "Evet. Bir şey unuttum. Sizinle olan sınırımızı."
Derek arkasına yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi. O alaycı gülümsemesi yerine, yüzüne donuk bir ifade yerleşti. "Sınır mı? Söyle bakalım, sence sınırın nerede başlıyor?"
"İskelede karşılaştık," dedim, sesimi yükselterek. "Beni gördünüz, evet. Zayıf anıma denk geldiniz, evet. Ama bu, hayatım üzerinde bir hak iddia etmenizi sağlamaz. Ne 'sizin olan bir şeyim' ne de şirketinizde bir piyonum. Ben sadece tasarımcıyım. Neden benimle uğraşıyorsunuz? Bu takıntı, iskelede gördüklerinizden çok daha fazlası gibi hissettiriyor."
Derek ayağa kalktı. Odanın içinde bir gölge gibi büyüdü. Masanın etrafından dolanıp tam önümde durduğunda aramızda sadece bir nefeslik mesafe kalmıştı. "Takıntı mı?" dedi, sesi o kadar alçaktı ki, sanki sadece ikimiz için var olan bir sırrı fısıldıyor gibiydi. "Senin o gece iskelede gördüğün 'çöküş', aslında hayatın sana vurduğu ilk darbe bile değil. Sen sadece kendi fırtınanda boğulan bir çocuksun."
Eliyle masanın üzerindeki boşluğu işaret etti. "Sana yardım etmekten zevk almıyorum. Sadece, potansiyelini çöpe atan birini izlemek, benim gibi biri için sabır zorlayıcı. Eğer bu sınırları çizmek istiyorsan, çiz."
"Nasıl?" diye sordum, savunmamın kırıldığını hissederek.
"Profesyonel ol. Öyle profesyonel ol ki, sana bir daha 'zayıf halka' diyemesinler. O zaman, iskeledeki o kızdan geriye hiçbir şey kalmaz ve ben de seninle uğraşmayı bırakırım."
Gözlerine baktım. Beni aşağılamıyor muydu? Yoksa gerçekten beni "kendi ayaklarım üzerinde durmaya" mı zorluyordu? "Bunu başarabilirsen," dedi, sesi biraz yumuşayarak, "o zaman bana sınırlarını değil, kim olduğunu anlatırsın."
Odadan çıktığımda ellerim hala titriyordu ama bu kez korkudan değil, öfkeden ve biraz da garip bir meydan okumadan... Pazartesi sendromu yerini, Derek'in o 'kusursuz tasarımcı' beklentisini yerle bir etme hırsına bırakmıştı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.