Jhon Mills odasında tek başına beklerken zihni hiç de durgun değildi. Aksine, bu yeni dünyada gözlerini açtığı andan beri belki de en yoğun şekilde çalışıyordu. Paneli defalarca incelemiş, sınırlarını test etmiş, sunduğu her detayı ezberlemiş ve yüzeyinin altında saklı olan mantığı çözmeye çalışmıştı. Bu yetenek… ilk bakışta basit görünse de katman katman kurallarla örülüydü—kendini kolayca göstermeyen, ancak dikkatle bakanlara şekil veren kurallar.

Kapı çaldığında düşüncelerinden sıyrıldı. İçeri giren adam, köy büyüğünün yardımcılarından biriydi. Elinde küçük, sıkıca bağlanmış bir kese vardı. Kısa bir selam verdikten sonra keseyi uzattı ve oyalanmadan çıktı. Jhon keseyi aldı, kapıyı kapattı ve masaya yöneldi. Yavaşça, düzenli bir şekilde açtı. İçindekiler tam da beklediği gibiydi: tek bir bitki, bir şişe, bir tıpa ve küçük bir kazan. Büyüğü gereken her şeyi göndermişti—ne eksik ne fazla.

Jhon bitkiyi eline aldığı anda refleks olarak paneli açtı. Fakat gördüğü şey beklediği gibi değildi. İsim… yoktu. Boştu. Bu artık onu şaşırtmıyordu. Sistem, bilmediğini göstermiyordu. Bilgiyi bedavaya vermiyordu—keşif, deneyim ve anlayış istiyordu. Ama bu kez farklı bir şey vardı. İsmin altındaki bölümde yeni bir satır belirmişti:

“Kullanım: İyileştirici Etki”

Jhon’un gözleri hafifçe daraldı. Bu bilgi… ondan gelmiyordu. Duyduklarından geliyordu. Fankal’ın sesi zihninde yankılandı:

“Başka kullanımları da var ama en yaygını bu.”

“İyileştirici Etki” yazısının altında üç boş satır daha vardı. Boş… ama oradaydılar. Bekliyorlardı. Jhon yavaşça başını salladı. Sistem öğrendiklerini kaydediyordu. Ama sadece doğrulananı gösteriyordu. Geri kalanı… ona bırakıyordu. Bu farkındalık içinde bir şeyleri harekete geçirdi. Çünkü bu yalnızca bir üretim sistemi değildi. Bu… öğrenmeye zorlayan bir sistemdi.

Paneli kapattı. Bitkiyi bu kez kendi gözleriyle incelemeye başladı. Gerçekten bakarak. İlk bakışta eski dünyasındaki sarı lalelere benziyordu. Ama yakından bakınca farklar belirginleşti. Tek bir çiçek yerine, sapın üst kısmında dört ayrı sarı yaprak kümesi vardı. Birbirine kaynaşmış gibi duruyor, adeta doğal bir buket oluşturuyordu. Zarifti… karmaşıktı… ve tamamen doğaldı. Jhon hafifçe gülümsedi.

“Güzelliği bile farklı…” diye mırıldandı.

Bu anı doğrudan yaşamak istiyordu. Her şeyi sistem üzerinden görmek… bu dünyanın gerçekliğini kaçırmak olurdu. Ve Jhon yaşamayı bilen bir adamdı. Masaya döndü. Zamanı gelmişti.

Şişeyi aldı ve ölçülü miktarda su koydu. Bitkiyi içine ekledi. Tıpayla kapattı. Zihninde bileşenleri birleştirdi. Hava hafifçe titreşti. Kısa bir duraksama… ve sonuç oluştu.

Jhon şişeyi eline aldı. İçindeki sıvı beklediğinden daha berraktı. Soluk sarı bir ton taşıyordu. İçten gelen hafif bir parıltısı vardı. Yaklaştırıp kokladı. Temiz, ferah bir kokuydu. Paneli açtı.

Tek Kullanımlık İyileştirme İksiri
Etki: Tüketildiğinde anında iyileştirme sağlar
Sınırlamalar: Kopmuş uzuvları yenilemez, lanetleri veya büyü etkilerini kaldırmaz
Kullanım: Tek seferde tamamen tüketilmelidir

Gözleri ustalık kısmına kaydı.
+0.03

Kaşları hafifçe kalktı. Beklediğinden fazlaydı. Yastık daha fazla vermişti ama bu… küçük bir şişeydi. Ve tek bir bitkiyle yapılmıştı. Bariyere göre üç kat verimliydi. Bu önemliydi.

Ama asıl dikkatini çeken… fiyat oldu. 75 – 115 gümüş. Jhon birkaç saniye hareketsiz kaldı. Zihni hızla hesap yapmaya başladı. Bir bitki yaklaşık 25 gümüş.

100 bakır = 1 gümüş
100 gümüş = 1 altın

En düşük ihtimalle bile üç kat kâr. Ve bu… sadece bir şişeydi. Nefesi derinleşti.

“Bu…” diye fısıldadı.

Ama düşüncesi yarıda kaldı. Çünkü başka bir şey fark etmişti. Bitki… yok olmamıştı. Hâlâ oradaydı. Panelde. Kullanılabilir halde. Büyüğün dediği açıktı:

“Bir bitki, bir iksir.”

Ama gerçek… farklıydı. Dört şişelik daha malzeme vardı. Yani… Bir bitkiden beş iksir. Jhon gözlerini kapadı. Gerçeğin ağırlığını sindirdi. Bu bilgi… tehlikeliydi. Ve muhtemelen bilinmiyordu. Ya da saklanıyordu. Ama büyüğün yüzündeki samimiyet… Bunun bilinmediğini söylüyordu.

Gözlerini açtı. Daha dikkatli olmalıydı. Hemen işe koyuldu. Kazana dört şişelik su ekledi. Bu kez farklı bir yöntem denedi. Ve işe yaradı. Kazan, içinde dört iksirle birlikte envanterde belirdi. Bitki tamamen yok oldu.

Sandalyeye yaslandı. Bu dünya… Onu sınırlamıyordu. Onu yönlendiriyordu. Ve doğru düşünen biri için… Sınırlar genişliyordu. Bir şişeyi cebine koydu. Diğerlerini saklamadı. Ayağa kalktı. Büyüğe gitme zamanıydı. Ama bu kez… Sadece bir tüccar olarak değil. Bilgiye sahip biri olarak. Belki de… Dengeleri değiştirecek biri olarak.

Jhon elindeki küçük şişeye bakarken aslında çok daha büyük bir şeyi görüyordu—bir sistemdeki çatlakları, bilginin sessiz gücünü ve doğru kullanıldığında yaratabileceği farkı.

Şişedeki sıvı “basit kalite” olarak geçiyordu. Ama bu dünyada “basit” kelimesi… eski dünyasındaki anlamı taşımıyordu. Orada değersiz demekti. Burada ise sonuç belirleyiciydi.

Köy muhtarının evine doğru yürürken düşünceleri durmuyordu. Eğer bir bitki gerçekten beş iksir veriyorsa… bu yalnızca bir avantaj değildi. Bu, ekonomik dengeleri değiştirecek bir gerçekti. Ama aynı zamanda tehlikeliydi. Yüzü sakindi. Zihni fırtınalıydı.

Eve vardığında içeri davet etti. Ev dışarıdan sadeydi ama içerisi düzenli ve sıcaktı. Ahşap kokusu, hafif içecek aromasıyla karışıyordu. Küçük bir çalışma odasına geçtiler. Duvarlarda haritalar, raflarda defterler vardı.

Oturduklarında Jhon cebinden şişeyi çıkardı ve sessizce masaya koydu. Muhtar dikkatle inceledi. Işığa tuttu. Çevirdi. Kokladı. Sonra Jhon’a baktı.

“Beklediğimden daha iyi yapmışsın,” dedi yavaşça. “Renk farklı… ama kötü değil. Aksine daha zengin. Bu genelde kalite göstergesidir.”

Durdu.

“Şimdi asıl konu. Fiyat.”

Jhon hafifçe gülümsedi.

“Size bırakıyorum.”

Bu cevap muhtarın hoşuna gitti. Çekmeceden iki kese çıkardı. Birinden 25 gümüş ayırdı.

“Bu bitkinin bedeli.”

Diğer keseyi uzattı.

“Toplam 75 gümüş.”

Jhon aldı. Sakin kaldı. Muhtar devam etti:

“Peki… geri kalan? Lifler? Tohumlar?”

Jhon kısa bir duraksamadan sonra sordu:

“Dört şişe daha verebilir misiniz?”

Bu kez şaşıran muhtar oldu. Sessizce çıktı. Dört şişeyle geri döndü. Jhon hiç saklamadan kazandaki iksirleri çıkardı. Önünde şişelere paylaştırdı. Sakin. Düz. Doğal.

“Bitkiden geriye bir şey kalmadı,” dedi. “Ama bir yerine… beş yaptım.”

Sessizlik. Muhtar şişelere baktı. Sonra Jhon’a.

“Yani… farklı bir yöntem kullanıyorsun.”

Jhon doğrudan cevap vermedi. Muhtar bu kez dört altın çıkardı. Uzatırken gözleri daha ciddiydi. Jhon aldı.

“İnsanları kandırmam,” dedi sakince. “Yöntemimi paylaşmam ama yalanla kazanç da sağlamam.”

Muhtar başını salladı.

“Biz tohumları ayırırız. Geri kalanı toprağa veririz. Bildiğimiz yöntem bu.”

Durdu.

“Senin yaptığın… her şeyi değiştirir.”

Gözleri daraldı.

“Bu yayılırsa… herkes hoşnut olmaz.”

Jhon zaten biliyordu.

“Ne yapacaksın?” diye sordu büyüğü.

“Şehre gidiyorum.”

Muhtar hemen bir mektup yazdı. Mühürledi.

“Şehrin merkezindeki kaleye git. Bunu göster.”

Jhon aldı.

“Teşekkür ederim.”

Muhtar hafifçe gülümsedi.

“Sen sıradan biri değilsin.”

Jhon cevap vermedi. Gerek yoktu.

O akşam köyde farklı bir hava vardı. Herkes handa toplandı. Yemekler, içkiler, kahkahalar… Jhon artık yabancı değildi. Kabul edilmişti. Konuştu. Dinledi. Güldü. Ve vedalaştı.

Ertesi sabah, güneş doğmadan yola çıktı. Köy arkasında kaldı. Önünde şehir vardı. Ve belki de… Kuracağı dünyanın ilk gerçek adımı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı