John Mills, çoğu insanın "tamamlanmış" diyeceği bir hayat yaşadı. Ayrıcalıklar içinde doğdu ama merhameti seçti. Değerlerle yetişti ve o değerleri başkalarına aktardı. Yardım etti çünkü mecburduğu için değil—bunun varoluş amacına inandığı için. Ve sonunda, yaşadığı gibi öldü: başkalarını kurtararak. Ama ölüm son değildi.
John gözlerini yeniden açtığında, kendini tanımadığı bir dünyada yeniden doğmuş halde bulur—genç, güçlü ve uçsuz bucaksız, el değmemiş bir vahşi doğada yapayalnız. Ne medeniyet vardır ne yol gösteren biri. Sadece sessizlik... ve tuhaf, yeni bir güç. Yaratmasına izin veren bir güç.
Elinde yalnızca ham maddeler ve kendi iradesiyle John, aletler yapabilir, çevresini şekillendirebilir ve yavaş yavaş bu dünyayı kendi vizyonuna göre bükebilir. Hayatta kalma mücadelesi olarak başlayan şey, kısa sürede daha büyük bir amaca dönüşür. Çünkü John Mills'in niyeti sadece yeniden yaşamak değildir.
Daha önce kusurlu bir dünya görmüştür—değiştiremediği adaletsizliklerle dolu bir dünya. Bu kez... kendi dünyasını kuracaktır. Sıfırdan. Yeni bir toprak. Yeni bir düzen. Yeni bir gelecek.
Gücün kaderi belirlediği bir dünyada, tek bir insan güçten daha büyük bir şey yaratabilir mi?
Yoksa bu yeni başlangıç, bambaşka bir fedakârlık mı gerektirecek?
Düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı