insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Günler geçtikçe şehrin kapılarına ulaşan köylerin sayısı giderek arttı; gelen insanların oluşturduğu kalabalık, geri çevrilmesi imkânsız bir dalga gibi büyüyordu. Tek bir köy bile eksik değildi. Hiç kimse yolda zarar görmemişti. Ne vahşi yaratılar saldırmıştı ne de haydutlar böylesine büyük bir göçe bulaşacak kadar cesur davranmıştı. Yollarda en ufak bir tehlike belirtisi bile görülmemişti. Vampirin verdiği bir haftalık süre, doğaüstü denebilecek bir hassasiyetle korunmuştu. O günler boyunca Kazal’ın halkına en küçük bir talihsizlik dahi dokunmamıştı.

Jhon, daha önce tanıştığı köy muhtarının ve köylülerin güvenli şekilde şehre ulaştığını duyduğunda, içinde sessiz ama güçlü bir rahatlama hissetti. Hiç vakit kaybetmeden onları görmeye gitti. Şehrin içindeki kalabalığın arasından geçerken etrafındaki insan seli gittikçe yoğunlaşıyor, farklı köylerden gelen aileler, yük hayvanları, arabalar ve taşınabilen her türlü eşya sokakları dolduruyordu. Sonunda tanıdık yüzleri gördüğünde istemsizce gülümsedi. Yorgundular, bunu saklayamıyorlardı, fakat hâlâ ayakta duruyorlardı. Hâlâ dirençleri vardı.

Muhtar onu sıcak bir şekilde karşıladı, diğer köylüler de aynı samimiyetle selam verdi. Konuşmalar kısa bir yabancılık bile hissettirmeden akıp gitti, sanki aradan hiç zaman geçmemiş gibiydi. Muhtar, aslında bir gün daha erken gelebileceklerini ama son hasadı toplamak için geciktiklerini anlattı. Sesindeki burukluk gizlenemiyordu.

“Bir daha ne zaman ekebiliriz bilmiyoruz,” dedi yaşlı adam ağır bir nefesle. “Belki yıllar sonra… belki hiç.”

Bu sözler sadece ona ait değildi. Orada bulunan herkes aynı duyguyu taşıyordu. Ayrılmak, insanların göğsüne çöken görünmez bir yük gibiydi. Doğdukları, büyüdükleri, anılar biriktirdikleri toprakları geride bırakmak kolay değildi. Yine de Jhon her zamanki gibi sakin kaldı. Belirsizlikten korksa bile bunu dışarı yansıtmıyordu.

“Bir yol buluruz,” dedi kararlı bir sesle. “Şimdiye kadar hep bulduk.”

Uzun süre konuştular. Yaşananları, kaybettiklerini, geride bıraktıkları evleri, tarlaları ve bundan sonra ne olacağını… Herkesin içinde aynı korku vardı ama aynı zamanda aynı inat da hissediliyordu. Jhon, Bryant ve Lumi’yi onlarla tanıştırdı. Lumi her zamanki gibi kısa sürede insanların ilgisini çekmişti. Çocuklar onu severken ortamın kasveti bir süreliğine hafifledi. Küçük anlar bile insanların zihnini karanlıktan uzaklaştırmaya yetiyordu.

Ayrılmadan önce Jhon, muhtara bir kez daha içtenlikle teşekkür etti. Geçmişte kendisine yaptıkları yardımı unutmamıştı. Konuşmaları, Kazal’ın gönderdiği arabanın gelişiyle son buldu. Muhtarın kaleye çağrıldığı belliydi. Son birkaç cümle paylaşıldıktan sonra yollarını ayırdılar.

Bir süre sonra Jhon yeniden Sanat Sokağı’na döndü. Orada, dikkatlice sakladığı tılsım hâlâ duruyordu. Etrafı kontrol ettikten sonra onu saklandığı yerden çıkardı. Böyle bir şeyi geride bırakmaya niyeti yoktu. Vampirlerin eline geçmesini istemiyordu. Etkisi kayboldu ama Jhon zamanla onu yeniden onarabileceğini düşünüyordu. Sahip olduğu yeteneklerle, belki bir gün eski gücünü geri kazandırabilirdi.

Şehir ise her geçen saat daha fazla değişiyordu. Ayrılacak insan sayısı inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Ticaret neredeyse tamamen durmuştu. Kıtadaki birçok yol artık ya tehlikeliydi ya da tamamen kullanılamaz hâle gelmişti. Düşen bölgeler yüzünden bağlantılar kopmuştu. Kazal’ın açıklamasından sonra kısa süreliğine şehirde kalmayı düşünen tüccarlar bile kaçmayı seçmişti. Bazıları o kadar acele etmişti ki mallarını dahi geride bırakmış, planlarını tamamen terk ederek geldikleri gibi hızla ortadan kaybolmuşlardı.

Azamar bu süreçte Jhon’a özel bir görev vermişti. Hastalar, yaşlılar ve taşınması gereken sayısız erzak vardı. Bunların hepsi için araç gerekiyordu. Çok sayıda araç. Jhon’un yapabildiği kadar fazla. Jhon hiçbir itiraz göstermeden görevi kabul etti.

Bir başka sorun daha vardı: şehrin mahkûmları. Normal şartlarda çoğu ağır işlerde çalıştırılıyor, cezaları bitene kadar emek vermeye devam ediyorlardı. Ancak şimdi durum tamamen değişmişti. İnsanlar arasında söylentiler dolaşmaya başlamıştı. Bazıları mahkûmların geride bırakılması gerektiğini savunuyor, bazıları ise zincirlerinin çözülüp kaderlerine terk edilmelerini istiyordu.

Fakat iki seçenek de kabul edilmedi. Sonunda karar verildi. Mahkûmlar da götürülecekti, ancak hâlâ tutuklu olarak. Bu karar Jhon’un iş yükünü daha da artırdı. Güçlendirilmiş, kapalı ve güvenli taşıma araçları yapılmalıydı. Zamana karşı yarışıldığı için Jhon çalışmalarını gizlilik içinde sürdürdü. Malzemeler geldikçe üretmeye başladı, biten araçlar ise Azamar’ın adamları tarafından vakit kaybetmeden teslim alınıyordu. Bazı araçlar beklenenden çok daha kaliteli çıkıyordu ve böyle durumlarda Jhon, sahip oldukları ek özellikleri ayrıntılı şekilde açıklıyordu. Hatta daha önce kendi kullandığı kafesli taşıma aracını bile teslim etmişti. Kendisi için sonradan yenisini yapmayı planlıyordu.

Aynı anda şehir de yavaş yavaş sökülüyordu. Tamamen değil… ama bilinçli şekilde. Kaliteli malzemelerden yapılmış yapılar parçalanıyor, iyi ahşap bulmak zorlaştığında evlerin ve dükkânların çatıları tek tek indiriliyordu. İnsanlar ne yaptıklarının farkındaydı. Arkalarında kullanılmaya hazır bir şehir bırakmayacaklardı. Vampirler nasıl olsa burayı ele geçirince kendi istedikleri şekilde değiştirecek, yıkıp yeniden inşa edeceklerdi. Ama mesele artık pratiklik değildi. Gururdu. Bu karar Kazal’dan çıkmış olsa da his herkesin içinde ortaktı. Evlerini olduğu gibi teslim etmeyeceklerdi. Barut fıçıları hazırlanmıştı. Hangi yapıların ateşe verileceği işaretlenmişti. Zaman geldiğinde şehir, alevlerle vedasını yapacaktı.

Jhon yakınındaki insanları da unutmadı. Mardel ve ailesi için, mahallelerindeki insanlar için, yetimhane için ek araçlar yaptı. Her birini özenle hazırlıyordu. Sadece taşımak için değil, insanları hayatta tutmak için yapıyordu onları. Bazıları daha dayanıklıydı, bazıları yük taşımaya uygundu, bazılarıysa hasta ve çocuklar için daha rahat hâle getirilmişti.

Shasha zaman zaman yardım etmeye geliyordu. Hevesliydi, kararlıydı, gerçekten destek olmak istiyordu. Ama Jhon çoğu zaman onu geri gönderiyordu.

“Yetimhaneye yardım et,” diyordu sakin ama net bir sesle. “Oranın sana daha çok ihtiyacı var.”

Bazen Lumi’yi de onunla gönderiyordu. Son günlerde gecelerin çoğu zaten yetimhanede geçmeye başlamıştı. Dükkânını toplaması uzun sürmemişti ve işini bitirdikten sonra zamanını kale ile yetimhane arasında bölüştürüyordu. Nerede ihtiyaç varsa oraya gidiyordu.

Sonunda Azamar ona yeterince araç üretildiğini söyledi. Jhon yeni bir görev bekliyordu. Silah yapımı, tamirat işleri ya da diğer zanaatkârların yaptığı gibi savunma hazırlıkları… Fakat Azamar ona bambaşka bir şey getirdi. Bitkiler.

Toplanan mahsuller, tıbbi otlar, depolardaki kurutulmuş malzemeler, şehirde kalan tüm bitkisel kaynaklar önüne yığıldı.

“Hepsini iksire dönüştürmeni istiyorum,” dedi Azamar doğrudan.

Muhtar tohumları çoktan güvence altına almıştı. Bir gün yeniden ekileceklerdi. Ama şu anda ham hâlleriyle taşınmaları zordu. Fazla yer kaplıyor, kısa sürede bozulabiliyorlardı. Jhon bunu anında anladı.

Ve tekrar çalışmaya başladı. Durmaksızın. Yaprakları, kökleri, özleri işliyor; onları daha yoğun, daha dayanıklı ve daha kullanışlı hâle getiriyordu. Yolculuk sırasında uzun süre dayanabilecek iksirler hazırlıyordu. Daha hafif, daha etkili ve taşınması daha kolay çözümler üretiyordu.

Ve sonunda… vakit geldi. Ayrılık günü sessizce doğdu. Hiçbir tören yapılmadı. Şehrin kapıları açıldı ve insanlar hareket etmeye başladı.

Uzun, ağır bir göç kafilesi surların dışına doğru uzanıyordu. Erzak dolu araçlar ilerliyor, hastalar battaniyeler altında dinleniyor, çocuklar taşıyabildikleri birkaç eşyaya sıkıca sarılıyordu. Askerler yürüyordu; hâlâ tam iyileşmemişlerdi ama geri kalmayı düşünmüyorlardı. Jhon da onların arasındaydı. Kimse fazla konuşmuyordu.

Şehirden yeterince uzaklaştıklarında insanlar son kez arkalarına baktılar. Ve sonra başladı. Önce ince dumanlar yükseldi gökyüzüne. Ardından alevler yayıldı. Çatılar yanmaya başladı. Sokaklar, duvarlar, bir zamanlar kahkahalarla dolu olan o şehir ateşin içinde kaybolmaya başladı. Ama bu bir kaos değildi. Bu… bilinçli bir vedaydı. Bazı insanlar ağladı. Bazıları sessizce izledi. Bazılarının yüzünde ise hiçbir ifade yoktu; sanki gördükleri şeyi zihinleri hâlâ kabul edemiyordu. Jhon hiçbir şey söylemedi. Diğerleriyle birlikte durup şehirlerinin küle dönüşmesini izledi. Sonra yavaşça insanlar dönmeye başladı. Birer birer. Ve bu kez… hiç arkalarına bakmadan yollarına devam ettiler.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı