Sicim gibi yağan şiddetli yağmur otobanı adeta kırbaçlıyordu. Siyah asfalt, panik içinde birbirine çarpan ve öylece terk edilen yüzlerce aracın kırmızı fren ışıklarıyla kan kırmızı bir renge boyanmıştı. İnsanlar can havliyle arabalarını bırakıp kaçıyor, bazıları baskının ağırlığıyla yere yığılıyor, bazılarıysa neden korktuklarını, içlerini kemiren bu devasa dehşetin kaynağını bile anlamadan tir tir titriyordu.
Çünkü Pasif-Kızıl bir Katman 5’in yaydığı o muazzam aura baskısı, yalnızca et ve kemikten oluşan bedene saldırmıyordu. Doğrudan ilkel içgüdülere, ruhun savunma mekanizmalarına darbe indiriyordu.
A.C.D. araçlarının sirenleri simsiyah geceyi kanatırken, zırhlı araçların üzerindeki megafonlardan boğuk, parazitli bir anons dalgalar halinde yükseldi:
“Tüm siviller bölgeyi derhal terk etsin! Tehdit seviyesi: Pasif-Kızıl Katman 5. Tekrar ediyoruz: Hedefle kesinlikle göz teması kurmayın. Alanda aşırı yüksek kortizol dalgası tespit edildi.”
Otobanın tam ortasında, parçalanmış asfaltın üzerinde duran o dehşet verici yaratık kör bir körük gibi ağır, hırıltılı bir nefes aldı. Göğsü her yükselip alçaldığında, derisinin hemen altından birer sarmaşık gibi yürüyen zifiri siyah damarlar hareket ediyor, ritmik bir şekilde genişliyordu.
Yaratık, tıpkı vahşi bir yırtıcı gibi dört ayağı üzerinde duruyordu. Ama buna rağmen, üzerinde hâlâ insana ait parçalar seçilebiliyordu. Bozulmuş… çarpılmış… akılalmaz bir nefretle parçalanmış insan kalıntıları. Omurgası, bir testere ağzı gibi sırtından dışarı fırlamıştı. Uzamış kolları ve pençeleri yere sürtünüyor, tersine kıvrılmış diz kapakları her milimetrik hareketinde kemik kıran bir çıtırtı çıkarıyordu.
Ve ağzı… Bir insanın sahip olabileceği hiçbir anatomik yapıya benzemiyordu artık. Çene kemiği bir canavarınki gibi iki yana doğru parçalanarak uzamış, sıra sıra dizilmiş sivri dişleri yağmur damlalarının ve tepe lambalarının ışığında karanlık, uğursuz bir parıltıyla parıldıyordu.
Etrafını saran aura artık bildikleri o parlak, öfkeli kırmızı renkte değildi. Neredeyse tamamen siyaha dönmüş, canlı ve açık bir yara gibi durmaksızın zonklayarak dışarıya nefret kusuyordu.
Barikatın arkasındaki bir A.C.D. askeri, elindeki tüfeği titrerken istemsizce fısıldadı: “Tanrım…”
Yanındaki mühür uzmanı ajan nefesini tuttu. “Bu şey… Bu şey hâlâ canlı bir organizma mı?”
Mavi aurasını silahına aktarmaya çalışan komutan cevap vermedi. Çünkü otobanın ortasındaki yaratık ani, keskin bir hareketle başını çevirmişti.
Yaratığın kör kuyu gibi bakan gözleri, otobanın kenarında duran taze cesetlere kilitlendi. Az önce baskının yarattığı kalp krizinden ölmüş bir kadın. Alana ilk ulaşmaya çalışan iki polis memuru. Ve hurdaya dönmüş bir aracın içinde can vermiş parçalanmış bir sürücü.
Ve tam o anda, yaratığın göğsündeki siyah damarlar muazzam bir hacimle genişledi.
BOOM.
Siyah-kızıl renkteki şok dalgası, asfaltın üzerinden bir çığ gibi ileri fırlayarak yerdeki cesetlerin üzerinden geçti. Saniyeler önce can vermiş olan o bedenler, yağmur suyunun içinde aniden şiddetle titremeye, kasılmaya başladı.
Termal ve biyolojik göstergeleri takip eden bir A.C.D. ajanı dehşet içinde çığlık attı: “Cesetlerde… Cesetlerde kortizol hareketi var! Seviyeler fırlıyor!”
Komutan dişlerini sıktı. “Ne?! İmkânsız!”
Ama imkânsız değildi. Çünkü Katman 5 Bozulan'a ulaşmış bir Pasif-Kızıl, artık yalnızca sınırları aşmış güçlü bir insan demek değildi. O, yürüyen bir salgındı. Ete kemiğe bürünmüş bir duygu virüsüydü.
Yerde yatan cesetlerin damarları saniyeler içinde zifiri siyaha dönmeye başladı. Kemikleri, auranın uyguladığı zorlama güç yüzünden acı verici seslerle çatırdadı. Aralanan ağızlarından, dondurucu soğukta tüten bir duman gibi siyah, yoğun bir buhar yükseldi.
Ve sonra—hepsi tek bir vücut gibi ayağa kalktı.
Ama gözleri bomboştu. Yüz çizgilerinde insani en ufak bir ifade, bir bilinç kırıntısı yoktu; donuk mermer heykeller gibiydiler. Sanki bedenlerinin, sinir sistemlerinin içinde var olan tüm anılar, tüm benlik silinmiş ve geriye yalnızca tek bir primal duygu bırakılmıştı. Öfke. Saf, yıkıcı bir öfke.
Arka saflardaki genç bir asker gördüğü vahşet karşısında dayanamayarak kusmaya başladı. “Lanet olsun… Lanet olsun, bu ne böyle…”
Komutan, elindeki taktiksel dijital dosyayı hızla açtı. Ekranın çiğ ışığında, parazitlerin arasında titreyen eski, insani bir fotoğraf belirdi.
İsim: Arthur Vegene
Aura Türü: Pasif-Kızıl
Bozulma Durumu: KATMAN 5 — İNSANİ ÇÖKÜŞ
Özel Yetenek: Kortizol Ağıtı
Komutanın ses tonu buz kesti, çaresizlik barındıran bir sertliğe büründü. “Arthur'un aurası… Ölü sinir sistemlerini, bedendeki kortizol seviyesini yapay olarak tavan yaptırarak kısa süreliğine yeniden aktive ediyor.”
Yanındaki asker, yağmurdan sırılsıklam olmuş yüzüyle titreyerek sordu: “…Diriltme mi yani? Ölüleri mi diriltiyor?”
“Hayır.” Komutanın yüzü daha da karardı, bakışları otobanda zombileşmiş gibi duran kuklalara kaydı. “Bu gerçek bir diriltme değil. Arthur'un yaydığı o muazzam ve kara aura, cesetlerin biyolojisini zorla cortisol üretmeye itiyor. Kaslar sahte bir stresle yeniden kasılıyor, sinirler yapay bir uyarıcıyla yeniden harekete geçiyor. Ve beden…” Kısa bir an durdu, boğazı kurudu. “…sadece ana bedenin öfkesiyle hareket eden bir kuklaya dönüşüyor.”
İşte bu yüzden A.C.D. kayıtlarında Katman 5 vakaları birer kabus olarak nitelendirilirdi. Çünkü onlar yalnızca tek başlarına yıkıcı bir güce sahip değillerdi. Bir virüs gibi yayılıyor, çevrelerindeki ölümü bile kendilerine silah olarak yontuyorlardı.
Cesetlerden biri, aniden insan gırtlağından çıkması imkansız bir çığlık atarak ileri fırladı. Hızı, bir insanın kas yapısının sınırlarını feci şekilde aşıyordu. Saniyeler içinde en öndeki A.C.D. askerinin üzerine çullandı ve tek bir pençe darbesiyle adamın yüzünü koparıp aldı. Sıcak kan, asfaltı yıkayan buz gibi yağmur suyuna karıştı.
Başka bir ceset, omurgası ters dönmüş devasa bir örümcek gibi eklemlerinden çıtırtılar çıkararak zırhlı bir aracın tavanına sıçradı. Ama tüm bu tablonun içinde en korkunç, en ürpertici olan şey… Ayağa kalkan o kuklaların hepsinin gözlerinde, tıpkı Arthur gibi aynı kör, dipsiz kızıllığın yanıyor oluşuyordu. Hepsi görünmez ruhsal bağlarla ana bedene, Arthur Vegene'a bağlıydı.
Arthur, o devasa ve çarpık gövdesiyle öne doğru ağır bir adım attı. Sonra bir tane daha.
O her adım attığında, bastığı asfaltın altından kılcal damarlar gibi siyah-kara çatlaklar ve damarlar çevreye yayılıyordu. Koca otoban, sanki kendi başına canlı bir organizmaymış gibi görünmeye başlamıştı. Yolun, betonun altında atan devasa, habis bir kalp vardı sanki.
Bir asker silahını düşürüp ağlayarak geri çekilmeye çalıştı. “Bu… Bu bir aura falan değil… Bu resmen bir salgın!”
Tam o anda Arthut, başını gökyüzünün o beton rengi bulutlarına doğru kaldırarak muazzam bir kükreme kopardı.
Ama boğazından yükselen o uğultulu ses, tek bir canlıya ait değildi. O sesin içinde bir adam delicesine bağırıyor, küçük bir çocuk korkuyla ağlıyor, endüstriyel metal makineler büyük bir gürültüyle çalışıyor ve bir kemerin havada süzülürken çıkardığı o yırtıcı şaklama sesi yankılanıyordu.
Ses dalgalarının ardında geçmişten gelen o travmatik haykırışlar gizliydi:
“İşe yaramaz piç! Daha hızlı çalış! Adam ol!”
KÜKREME.
Kükremenin yarattığı fiziksel ve ruhsal şok dalgasıyla, otobandaki tüm araçların camları aynı salisede patlayarak tuzla buz oldu. İnsanlar acıyla kulaklarını tutarak yere kapandı, zayıf iradeli bazı siviller ve askerler korkunun yarattığı felçle bilincini kaybederek asfaltın üzerine yığıldı.
Ve Arthur'un bedeninden sızan o siyah-kızıl aura… Bir anlığına, tüm kızıllığını kaybederek tamamen zifiri, ışığı yutan mutlak bir siyaha büründü.
Komutanın yüzündeki tüm kan çekildi, dudakları titredi. “…Kara Geçiş”
Yanındaki kıdemli asker korkuyla geriledi. “Komutanım… Katman 6 mı oluyor? Canavar evrim mi geçiriyor?”
Komutan dişlerini neredeyse kıracakmış gibi sıktı. Kısa, ölümcül bir sessizliğin ardından konuştu:
“…Henüz değil.”
Ama sesindeki o titreme ve gözlerindeki mutlak çaresizlik gerçeği açıkça ele veriyordu. Çünkü karşılarında duran o heybetli, çarpık kütle artık bir insan değildi. Bir duygu, bir aura kullanıcısı bile değildi.
O, geçmişin, travmanın ve saf acının ete kemiğe bürünmüş, dünyayı yutmaya yemin etmiş en saf haliydi.
BÖLÜM NOTU
Otobanda sivil halkın ve A.C.D. birliklerinin üzerine kabus gibi çöken Pasif-Kızıl tehdidi, Katman 5 5 (İnsani Çöküş) seviyesine ulaşarak insanlık dışı bir mutasyona dönüşür. Eskiden bir insan olan Arthur Vegene, omurgası sırtından fırlamış, çenesi parçalanarak iki yana ayrılmış yırtıcı bir canavara dönüşürken, özel yeteneği olan "Kortizol Ağıt"ı aktif eder. Bu dehşet verici güç; alandaki taze cesetlerin sinir sistemlerini yapay olarak kortizol bombardımanına tutarak onları sadece saf öfkeyle hareket eden, acı hissetmeyen birer zombi kuklaya dönüştürür. Elias'ın geçmişteki travmalarının ve maruz kaldığı şiddetin sesleri kükremesinde yankılanırken, aurasının mutlak siyaha büründüğü "Kara Geçiş" evresi başlar. A.C.D. birlikleri, karşılarındaki şeyin artık bir aura kullanıcısı değil, ete kemiğe bürünmüş bir duygu virüsü olduğunu dehşetle fark eder.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı