Büyünün çoktan geçmişte kaldığı bir dünyada, insanların içlerindeki Savaş Gücü adı verilen uyuyan bir gücü kullanma potansiyeline sahip olduğu bir dünyada...
Günümüz dünyasından bir adam kendini aniden Norton Lorist'in bedeninde uyanırken bulur; ailesi tarafından eğitimine devam etme bahanesiyle Kuzey'deki memleketinden Forde Ticaret Birliği'nin başkenti Morante Şehri'ne sürgün edilmiş soylu bir gençtir.
Yıllar sonra ailesinden Kuzey Toprakları'na dönmesi ve aile reisliği görevini devralması için çağrı aldığında onu nelerin beklediğini bilmiyordu...
Bu onun çağrıdan önceki hayatının hikayesi...
Bu, onun kuzeye doğru yaptığı yolculuğun ve yol boyunca topladığı müttefiklerinin hikâyesidir...
Bu, onun ailesinin egemenliğini yeniden inşa etmesinin ve onu diğer güce aç soylulardan korumasının hikâyesidir...
Bu “Yeniden Doğmuş Lord'un Hikayeleri”.
Düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın
Okuduğum en iyi romanlardan biri, hikayenin gidişatını gerçekten çok beğendim, artık kütüphanemde.
Bol konusu olan nadir fantazi serilerden.
Epeydir bölüm bekliyordum. Ana sayfada en çok okunanlarda görünce yeniden başladım. Toplu bölümler için tenks :)
Çok kaliteli bir hikâye olmuş
"Yeniden Doğmuş Lord'un Hikayeleri"nin genel havası, sanki büyük bir ailenin ve krallığın kaderi, tek bir adamın omuzlarında yükseliyor gibi. Açıklamada geçen "Savaş Gücü" kavramı ve Norton Lorist'in sıradan bir soylu olmaktan çıkıp ailesinin egemenliğini yeniden inşa etme görevi, klasik bir fantezi hikayesi vaat ediyor gibi.
Son bölümlerdeki diyaloglar, karakterlerin ilişkilerine dair güzel ipuçları veriyor. Charade ile Freilyde arasındaki konuşma, baba-oğul ilişkisinin hem saygılı hem de biraz çatışmalı olabileceğini gösteriyor. "Bu çok gereksiz... Senin gibi sürekli kurallara takılan insanlar, başkalarına sorun çıkarmayı seviyorlar..." cümlesi, Freilyde'nin daha pragmatik bir karakter olabileceğini düşündürüyor. Acaba bu durum gelecekte Norton'ın kararlarını nasıl etkileyecek?
Krilos'un maliye dehası ve Hendry ile olan etkileşimi, dünya kurmanın sadece savaş ve büyüden ibaret olmadığını, aynı zamanda ekonomik ve sosyal dengelerin de önemli olduğunu gösteriyor. Perilerin parfümü meselesi, bu dünyada politik ilişkilerin nasıl ince jestlerle yürütüldüğünü çok güzel anlatıyor.
Çevirmen notu ise hem sevindirici hem de üzücü. Hikayenin 590 bölümünün çevrilmesi harika bir başarı ama sansür nedeniyle yazarın devam ettirememesi üzücü. Peki "Black Iron's Glory" bu hikayenin ruhunu ne kadar taşıyacak, merak ettim. Norton Lorist'in kral olup olamayacağını öğrenememek, içimde bir boşluk bıraktı doğrusu. Acaba yazar, bu yeni projesinde benzer temaları mı işleyecek?
Hikayenin güçlü yanları arasında diyalogların gerçekçiliği ve karakterler arası dinamikler öne çıkıyor. Gelişime açık nokta olarak, "Savaş Gücü" gibi temel bir kavramın son bölümlerde pek hissedilmemesi bir eksiklik gibi geldi. Belki bu güç daha belirgin bir şekilde hikayeye dahil edilebilir.
Güzel analiz; "Savaş Gücü"nün sonlarda görünmemesi bana da "bu güç nereye kayboldu?" dedirtti. Freilyde konusunda aynı fikirdeyim: kurallara takılanların başa bela olması kaçınılmaz, ama hikâyede en eğlenceli karakterler de tam onlardan çıkıyor.