Gözetmen bir anda buharlaşıp bizi lobide kafası olmayan o tuhaf adamla baş başa bıraktığında, ilk olarak ne yapmamız gerektiğini düşünmeye başladım. Kafamı Damian'a doğru çevirip, “Sence ne yapmalıyız?” diye sordum.
Damian sol elini rahatça cebine sokmuştu. Sağ eliyle—nasıl başardığına dair en ufak bir fikrim olmayan bir şekilde—önündeki sistem panelini yeniden açmış, parmaklarıyla kurcalayıp duruyordu.
“O şeyi nasıl açtın?” diye sordum şaşkınlıkla.
“Bilmem.”
“Dalga mı geçiyorsun Damian?” diyerek gözlerimi devirdim.
Damian sivri dişlerini göstere göstere yine o sinir bozucu sırıtışını takındı. Gözlerini panelden çekip gövdesini bana doğru çevirdi ve gözlerini kapattı. “Sadece düşünmen gerekiyor,” dedi. Elleri sanki görünmez bir bilgisayar faresi tutuyormuş gibi şekil aldı. Bir iki defa tıkladıktan sonra—ki harika bir ses efektiyle ağzıyla cidden tık sesini çıkarıyordu—bir anda önünde yeni bir panel açıldı. Yüzüne gururlu bir gülüş yerleşti. “Zihinsel bir olgu gerekiyor.”
“O da ne?”
Sanki okulda sözlüden sıfır almışım gibi, tam bir gerizekalıya bakar gibi baktı suratıma. “Canın sıkkın olunca ne yaparsın?”
Tuhaf bir filozof pozisyonuna geçip düşündüm. Gerçekten de canım sıkılınca ne yapardım? Birazcık beynimi zorladıktan sonra aklıma gelen tek mantıklı aktivite müzik dinlemek oldu.
Gözlerimi açıp tekrar Damian'a diktim. “Müzik dinlerim.”
Damian gözlerini kapattı. “En sevdiğin şarkıyı mırıldan.”
Bu garip komut üzerine gözlerimi kapatıp en sevdiğim şarkının melodisini içimden mırıldanmaya başladım. Gözlerimi açtığım an, tam karşımda mor renkli şık bir sistem paneli süzülüyordu. Çok fazla beklemeden sağ elimin parmaklarıyla hemen profilime girdim. Kullanıcı profilimi daha önce net inceleyememiştim ama profilimin altındaki istatistik değerlerimin hemen altında, tuhaf bir şekilde "Seviye 1" ibaresi duruyordu.
Gözlerimi panelden bir an bile ayırmadan konuştum: “Bir şey diyeceğim. Ben daha önceden çok fazla anime izledim, manga okudum, webtoon da okudum. Ama hiç böyle bir şey yaşamadım.”
“Otaku falan mısın yani?” diyerek dalga geçti Damian.
Gözlerimi devirip bakışlarımı ona çevirdim. “Hayır,” dedim net bir sesle ve önümdeki ekrana bakmaya devam ettim.
Sonra bir şeylerin eksik olduğunu hissettim.
Amber!
Hemen kafamı Amber'ın olduğu köşeye çevirdim. Çocuk, sanki devasa bir trafiğin tam ortasında kalmış da her bir araç aynı anda kornaya basıyormuş gibi iki eliyle kafasını tutmuştu. Kulaklarını tehlikede hisseden bir kedi gibi geriye yatırmıştı. Gözleri açık ama tamamıyla avlanan bir kaplan gibi sivri ve sert duruyordu. Dudaklarından sürekli şu fısıltılar dökülüyordu:
“Kapa çeneni... Kapa çeneni... Duyuyorum hâlâ...”
O an, annemin geçirdiği o kaza günü geldi aklıma. O zaman da öylece durmuş, hiçbir şey yapamamıştım. Sadece izlemiştim. Şimdi de aynı çaresizlikle izleyecek miydim?
“Boş ver onu,” dedi Damian. “Arada böyle yapıyor.”
Suratında tuhaf bir endişe kırıntısı vardı. Damian ve endişe kelimelerini aynı cümlede kullanmak bile imkânsız gibiydi ama bu sefer farklıydı. Sanki Amber'ın bu halini daha önce defalarca görmüştü de alışmıştı; yine de alışmış olmak onu rahatlatmaya yetmiyordu.
Gözlerimi tekrar panetime diktim. Kendi verilerimin hemen altında iki tane çöp adam figürüne benzer simge fark ettim. Tıkladığımda ekranda "Arkadaşlık Listesi" belirdi. Kaşlarımı kaldırarak listeyi incelemeye başladım.
En üstte Gözetmen duruyordu, durum profili bile vardı. Onun hemen altında Damian, en altta ise Amber yer alıyordu. Amber'ın profiline tıkladım. Oradan onun da seviyesine ve istatistik paneline erişebiliyordum:
OYUNCU: AMBER
CİNSİYET: ERKEK
YAŞ: 18
ZİHİNSEL DURUM: KRİTİK SEVİYE
“Bir dakika—” diye kekeledim. “Amber'ın durumu hiç iyi değil!”
Damian gözlerini kendi ekranından ayırmadan, “Nereden biliyorsun?” diye sordu.
“Profilin altındaki arkadaş listesi sekmesine bak. Amber'ın profilinde zihinsel durumu kritik yazıyor. Gözetmen'i çağırmalı—”
Ben lafımı bitiremeden [Çılgın Asansör] grubuna pat diye bir mesaj düştü.
Gözetmen: Merhaba, benim sevgili kozmik kaos parçacıklarım! Verdiğim görevi yaptınız mı bakalım?!
Damian: Amber yine delirdi.
Gözetmen: Her zamanki Amber! "Zihinsel Durum" istatistiği "Zihinsel Çöküş" olmadığı sürece bir sorun yok!
Gözlerimi kocaman açtım. Zihinsel durumumuz gözüküyorsa sanki Minecraft oynuyormuşuz gibi açlık ve kalp barımız da olsaydı keşke! Parmaklarımı ben de Damian gibi klavyede yarıştırırcasına hareket ettirip yazmaya başladım:
Violet: Zihinsel Çöküş dediğimiz şey olunca ne oluyor Bay Gözetmen?
Gözetmen: Ah... Sadece ruhunuza bir takım şeyler oluyor. Damian sana anlatmadı mı?
Damian: Ulan gerizekalı! Buraya geldiğimden beri bizlere çay partisi yapmaktan başka hiçbir halt göstermedin, Violet gelene kadar!
Gözetmen: ...Doğru!
Gözetmen: Sönümleniyorsunuz.
Kafamı panelden kaldırıp tekrar Damian'a baktım. Damian hâlâ aynı pozisyonda ekrana yazılar yazmaya devam ediyor, Gözetmen ile laf dalaşına giriyordu.
Yavaşça gövdemi Amber'a doğru çevirdim ve ona doğru birkaç adım attım. Ben adımladıkça çocuk sanki kendi içinde bir deprem yaşıyormuş gibi titriyor, söylediği anlamsız sözcükler daha da artıyordu.
Dudaklarımı araladım. “Amber.”
Ama çocuk asla bana bakmıyordu.
“Üstüne gitme,” diyerek omzumdan tuttu Damian. “Hepimizin yaşadığı olaylar oldu, buraya masum bir şekilde gelmedik Violet. Bu yüzden çocuğun kendi psikolojik çöküşünde onu rahat bırakmak zorundasın.”
“İkiniz de çok rahatsınız, nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz lan?” diyerek Damian'ı sertçe ittim.
Damian bir adım geri kaydı. Gözlerini kısıp bana baktı. O her zamanki şeytan tebessümünden eser yoktu bu kez.
“Ne zamandır kahraman oldun sen Violet?” dedi. “Herkes kendi çukurunda boğuşuyor. Sen de kendi başının çaresine baktın, o da bakıyor. Kimse kimsenin annesi değil burada.”
Duraksadı. Gözlerini kısıp yüzüme bakmaya devam etti.
“Neden intihar etmek istedin Violet? Çünkü sen de birilerinin sana yardım etmesini bekledin ve kimse gelmedi. İşte o yüzden. Herkesin savaşı farklı.”
Konuşamadım. Çünkü lanet olsun ki haklıydı.
Ve tam o sırada, Amber'ın fısıltıları aniden kesildi. Gözleri yavaşça odaklandı. Dönüp bana baktı. O kehribar rengi gözlerinin içinde, az önceki gürültülü trafikten kurtulmuş derin bir sessizlik hâkimdi.
Aradan biraz zaman geçti. İkimiz de Amber'ın tamamen sakinleşip kendine gelmesini bekledik. Yani, dürüst olmak gerekirse sadece ben beklemiştim. Damian bu sırada durmaksızın sistem panelini kurcalıyor, yeni şeyler keşfetmeye çalışıyordu.
“Buldum!” dedi aniden sırıtarak.
“Neyi buldun tam olarak?” diye sordu Amber.
“Görev panelini!” diyerek yüzünde olimpiyat maratonunu birincilikle bitirmiş bir şampiyon sevinciyle hızla yanımıza yaklaştı Damian. “En solda, alt tarafta çok ufak bir siyah nokta var. Ona tıklayın!”
Amber ve ben panellerimizi açtıktan sonra ikimizin de önünde holografik ekranlar belirdi. Söylediği o minik siyah noktaya tıkladığımız an sistem ekrana resmi bir bildirim düşürdü:
[GİZLİ GÖREV TAMAMLANDI: GÖREV PANELİNİ BUL!]
[GİZLİ GÖREV ÖDÜLÜ: 1.000 DENEYİM PUANI, ZİHİN SAKİNLEŞTİRİCİ HAP, ÖZEL YETENEK SEÇİMİ]
İstemsizce sırıttım. “Seviye atladım.”
“Kızlar oyunlardan anlamaz, palet yeteneğini ben seçeyim minik menekşe,” diyerek bana doğru adımladı Damian.
“Neden? Hayatım boyunca hiç oyun oynamadım mı sanıyorsun? Seçmene izin veremem ama beraber bakabiliriz.”
Damian kafasının arkasını kaşıyarak yanıma geldi ve panelime göz attı. "Peki" anlamında kafasını salladı ve sistemin bana sunduğu üç yetenekten birini seçmek için sesli bir şekilde düşünmeye başladık:
GÜÇ SEÇİMİ (NOT: BİRİNİ SEÇEBİLİRSİNİZ, DİKKATLİ DÜŞÜNÜN!):
ELASTİK YANSITMA: Gelen hasarları vücudunun esnekliğiyle emip depolar ve istediği zaman biriktirdiği enerjiyi hedefe geri fırlatır (Sınırsız potansiyele sahip değildir).
YARIM CÜMLE: Bir sonraki geleceğin ilk beş saniyesini değiştirebilirsin (Sonsuz potansiyele sahip değildir).
GOMU GOMU NO MI: Harika kaptan Monkey D. Luffy'nin meyvesini yer ve lastik-kadın olursun! (Yeteneklerini tamamıyla kullanmak telif hakkı sebebiyle yasak!).
“Dalga geçiyor resmen!” diyerek kahkahayı patlattım. “Cidden mi?”
Damian ve Amber şaşkın gözlerle benim ekranıma bakıyor, kıkır kıkır gülmemek için kendilerini zora sokuyorlardı.
“One Piece mi?” diyerek kafamı sertçe okşadı Damian. “Tabii, psikolojisi bozuk olan insanlar kendilerini odaya kilitledikçe yalnızlıktan ne yapar? Bin bölümden fazla olan animeyi izler!” dediği an Amber patlamaya hazır bir bomba gibi kahkahayı bastı.
“Bir daha saçıma dokunursan seni öldürürüm!” diyerek Damian'ın kolunu sertçe ittim.
Hemen ardından ensemde sıcak bir soluk hissettim. “Hangisini seçeceksin?”
İrkilerek geriye fırladım! Damian dibime kadar girmiş, panelimi okumaya çalışıyordu. İnsanlarla yakın temastan ölesiye nefret ederim!
“Ne oldu lan, rahatsız mısın sen?” diyerek bir de laf attı zibidi.
“Yarım Cümle,” diyerek parmağımla ekrandan seçimimi yaptım.
“Umarım bana da bir şeytan meyvesi çıkar!” diyerek kendi panelindeki ödülleri incelemeye koyuldu Damian.
Amber ve ben merakla Damian'ın paneline yanaşıp seçenekleri okumaya başladık:
DAMIAN'IN GÜÇ SEÇENEKLERİ:
İKİNCİ TABAK: Bir hedefin (NPC yahut gerçek varlık olması önemsiz) acısını özümser, o acıyı yaşar ve hedefine iki katı olarak yansıtır (Bedeli, kullanmaya alışana kadar ağırdır).
ALAN GENİŞLETME: Kızıl bir alan oluşturur, aktif etmek adına el hareketleri yapılır. Alan içerisinde kullanıcı kontrolünü kaybeder ve hasar almaz, hasar potansiyeli maksimuma çıkar (Not: Dışarıdan kimse Damian'a müdahale edemez!).
MERA MERA NO MI: Yediğin zaman vücudun tamamıyla soyutlanır ve ateşten/alevden oluşur. Fiziksel saldırılar sana bazı koşullu şartlar olmadan hasar veremez, ateş yeteneklerine sahip olursun.
“İşte bu be!” diyerek hiç tereddüt etmeden Mera Mera No Mi seçeneğine bastı Damian. Elinde anında kocaman, sarı-turuncu renkte ve cayır cayır yanan bir meyve belirdi. Meyveyi tek lokmada ağzına tıkıştırdı—İkinci Tabak yeteneğinin adının neden öyle olduğu şimdi kafama yatmıştı—ve yuttu.
Şimdi sıra Amber'daydı.
Amber utangaç hareketlerle kendi kehribar rengi panelini açtı ve okumaya başladı:
AMBER'IN GÜÇ SEÇENEKLERİ:
SESSİZ ÇIĞLIK: Yüksek bir dozajda atılan, kaplan gibi bir kükreme! Hedefi sersemletir, yetenek yükselirse hasar verir.
KEDİ REFLEKSİ: Gelen niyetli saldırıları birkaç saniye önceden hisseder, ayrıca kedi gibi sessiz hareket etme yeteneği kazanırsın!
KEDİ PENÇESİ: Pençe işte.
“Gözetmen benden nefret ediyor...” diyerek kafasını absürt bir anime sahnesinde hüngür hüngür ağlayan karakterler gibi öne eğdi Amber. “Sen seçer misin Violet?”
“Ben mi? Benim seçmem pek uygun olmaz,” diyerek geri çekilmek istedim ama... İnsanları pek sevmesem de kedileri severim. Ve bu çocuk tam ikisinin karışımı bir şey olduğu için onu kıramadım.
Paneline doğru biraz daha uzanıp Kedi Pençesi yeteneğini işaretledim.
Tam o esnada [Çılgın Asansör] grubundan yeni bir bildirim sesi geldi.
Gözetmen: TEBRİK EDERİM BENİM ATOMALTI PARÇACIKLARIM! İLK GİZLİ GÖREVİNİZİ TAMAMLAYARAK SEVİYE ATLAYIP YENİ GÖREVLERİNİZİ TAMAMLADINIZ!
Damian: Sen neredesin lan sabahtan beri?
Gözetmen: (Tek görünümlük bir fotoğraf gönderdi)
Fotoğrafı açtığımızda ne diyeceğimizi bilemedik...
Gözetmen uzay boşluğunun ortasında kendine bayağı bir sahil yaratmıştı. Etrafta kafaları tamamen emoji yüzlerinden oluşan garip insanlar geziyordu. Bizimki Hawaii gömleği ve şortunu çekmiş, şezlonga uzanmıştı. Elindeki kadehte ise bildiğin koskoca galaksiyi yudumluyordu!
Damian: Tam bir şerefsizsin. Keyif çatıyorsun!
Gözetmen: Öyle deme! Siz "gizli görevi" yapıp sistem panelinden görev sekmesini bulana kadar boşlukta sahil yarattım. Biliyorsunuz, en sevdiğim içecek galaksi viskisidir.
Damian: Galaksiyi içmek mümkün bile değil amına koyayım?
Gözetmen: Çok konuşmak yerine, sistemde size verdiğim diğer görevi yapın ve asansörün katlarına erişim kartını alın. Bay Şapka ile tanıştınız mı?
Damian: Bu ucubenin ismi cidden Bay Şapka mı?
Gözetmen: Öyle deme, üzülebilir...
Gözetmen: Gidin ve Bay Şapka ile tanışın, gücünüzü deneyin ve ilk katın kilidini açın!

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı