Normalde başı olmayan bir "adam"dan ne beklersiniz? Kesinlikle atar damarından akan şelale gibi bir kan, değil mi? Fakat karşınızdaki çok şık bir Sebastian hizmetçi takım elbisesi giyer, kafasının olması gereken yerde havada süzülen halka modelli bir şapkaya sahip olursa işler biraz değişiyor.
En sonki grup mesajlaşmamızın ardından, hepimiz tek kelime etmeden yavaş adımlarla resepsiyon masasına yaklaştık.
Boyu, Gözetmen ile aynı —yani görünüşte, gidip de mezurayla ölçmedim tabii!— olan ve tuhaf bir biçimde kafası olmayan ama son derece yapılı duran bu adam, hiç hareket etmeden öylece duruyordu.
Damian sivri dişlerini göstererek sırıttı. Gözlerini kısıp, “Bay Şapka, nasılsınız?” diyerek kolunu masaya yasladı ve ukala bir biçimde adama baktı. Ama adam Damian'a en ufak bir cevap bile vermedi. Resmen duvara konuşmuştu.
Tam o sırada gözüme masadaki resepsiyon zili çarptı. Yavaşça zile yaklaştım ve avucumla ufak bir biçimde dokunup zilin dink sesini dinledim.
O sesle birlikte Bay Şapkanın etrafında bir anda mor ve mavi renkte hafif bir elektrik akımı yükseldi! Hepimiz refleksle iki adım geriye sıçramak zorunda kaldık.
Şapkanın tam ortasında sarı, sivri bir göz açıldı. Asıl sorun bu da değildi... Asıl sorun, şapkanın kumaşında ansızın beliren ve sırıtarak açılan bir ağızdı.
“Hoş geldiniz,” diyerek sivri ama son derece tuhaf bir gülümsemeyle bizlere baktı. “Kayıt işlemleri için lütfen sistem panelinizi açın.”
Hepimiz afallamış bir halde sistem panellerimizi açtık. Önümüzde tekrar o tanıdık, renk uyumu içerisindeki holografik ekranlar belirdi.
Ardından Bay Şapka, sağ elini keskin şapkasına —ya da kafasına mı demeliydim?— attı. Şapkayı başının üstünde ters çevirip, içindeki zifiri karanlığa elini daldırdı. İçeriden üç adet antika kağıt ve birer tüy kalem çıkartıp önümüze koydu. “İsim ve imza,” diyerek parmağını ritimli bir biçimde masaya vurmaya başladı.
Cidden anlamıyordum. Neden buradaydım ve kafası şapka olan bir robota imza vermek zorundaydım ki?
Yavaşça elimizi tüy kalemlere uzattık ve kağıtları imzaladık. Bay Şapka elini şıklattığı an kağıtlar tekrar şapkasının içerisindeki zifiri karanlığa gömüldü.
Elini şapkadaki ağzına doğru götürdü, hafifçe öksürür gibi bir ses çıkardı ve konuşmaya başladı:
“Asansörü görüyor musunuz?” diyerek parmağıyla sağ çaprazında duran devasa metali işaret etti. “Asansörün katları sizler ilerledikçe açılacak. Her katın bir giriş anahtarı bulunuyor ve bu anahtarı bulmak sizin zekanıza kalmış.”
Damian elini suratına götürdü ve şakaklarını ovuşturarak, “Kafası kara delik olan tuhaf bir elemandan sonra, kafası şapka olan tuhaf bir elemandan talimat alıyoruz,” dedi. Ardından ellerini indirdi ve tavanda bulunan sarı, loş ışıklara baktı. Işık suratına vururken kırmızı tenini, kızıl ve isyankâr gözlerini daha da ortaya çıkartıyordu. “Bunu neden yapıyoruz ki?”
Bay Şapka birkaç saniye hiçbir şey demedi. Ardından ufak bir alkış patlatarak, resmen sorduğu soruyu tebrik eder gibi Damian'ı alkışladı.
“Burası,” dedi alkışını keserek. “Hayatın değeri—”
Lafını bitiremedi. Tekrar mavi ve mor elektrik akımları yükseldi, adam ritmik bir şekilde titremeye başladı. Sanki devreleri yanmış bir robot gibi vücudundan tuhaf, siyah bir duman çıkıyordu.
“Bu kadar beyin isteyen soru sormamak gerekmiş demek ki,” diyerek zile bastı Damian.
Zil sesiyle birlikte Bay Şapka, reset atılmış bir bilgisayar gibi gözlerini pat diye tekrar açtı. Arkasını dönüp birkaç mekanik hareket yaptıktan sonra, elindeki kredi kartına benzeyen üç adet dijital kartı bizlere uzattı. “Asansör giriş kartı,” diyerek konuyu kestirip attı.
Amber, elindeki kartı sanki uzaydan düşmüş bir anomaliymiş gibi inceliyordu. Ardından önündeki kehribar rengi hologramda beliren yazıları sesli bir şekilde okumaya başladı:
“Asansör Giriş Kartı: Asansöre girip-çıkmak ve diğer katlara erişimi açmak için giriş kartı zorunludur. Kart olmadan binmeye çalışan kişiler için iyi bir senaryo yazılmadı!”
“Harika, o zaman şimdi hiçbir şey olmamış gibi asansöre biniyoruz!” diyerek asansöre doğru ilerledi Damian.
“Her katın giriş anahtarı mevcut!” diye arkamızdan seslendi Bay Şapka. Ama tabii ki Damian onu zerre dinlemedi.
“Kapat şapkanı!” diye bağırdı Damian arkasına bakmadan. “—Sanırım 'çeneni' demek istedi— Biz başımızın çaresine bakarız!”
Amber ve ben, Damian'a yetişmek için hızlı adımlarla arkasından koşuşturduk. Asansörün önüne geldiğimizde gayet sıradan görünüyordu; klasik, ağır metal kapıları olan devasa bir kabin. Düğme olması gereken yerde dijital bir el tarayıcısı duruyordu. Damian elini panele yapıştırdı, kırmızı bir ışık elini taradı.
Kapının üstündeki siyah ekranda yazılar belirdi:
- Oyuncu: Damian
- Asansör Giriş Kartı: Mevcut.
Amber ve ben de ellerimizi sırayla tarattık. Ağır metal kapılar gürültüyle iki yana kaydı. İçeriye ilk adımı atan, her zamanki gibi korkusuzlukla salaklık arasındaki o ince çizgide yürüyen Damian oldu.
İçeri adım attığımız an, arkamızdaki kapılar küt diye kapandı. Beklediğim şey kat numaralarının olduğu şık bir asansör kabiniydi ama asansörün zeminine basmamızla birlikte midem ağzıma geldi. Kabin yukarı doğru çıkmıyordu; aksine, dipsiz bir kuyuya düşer gibi dehşet bir hızla aşağıya çakılmaya başladı!
“Ulan Gözetmen!” diye bağırdı Damian, ateşi parmaklarının arasında patlayarak. “Lunaparkta mıyız lan biz?!”
Amber korkuyla tişörtümün ucuna yapıştı. Kulakları tamamen kafasına yapışmıştı.
Kabinin hızı birden yavaşladı ve hafif bir bip sesiyle durdu. Kapılar tekrar açıldığında, karşımızda bir asansör holü değil, iliklerimize kadar işleyen dondurucu bir soğuk ve kapkaranlık bir mağara duruyordu.
Nefesimiz anında buhara dönüştü.
Tavandan aşağıya kapkara, devasa kristal sarkıtlar uzanıyordu. Bastığımız zemin ise simsiyah, pürüzsüz bir buz tabakasıydı. Buzun altından, dipsiz bir suyun içinde yüzen devasa gölgeler seçiliyordu.
Tepemizdeki sistem ekranı bir bildirim fırlattı:
[GİRİŞ KATI: KARANLIK KRİSTAL MAĞARASI]
[GÖREV: 1. Kat’ın Anahtarını Mühürlü Tapınak’tan Ele Geçirin.]
[NOT: Burası yaratık kesip seviye atlama yeri değildir. Ya engelleri aşıp anahtara ulaşırsınız, ya da siyah buzun altındaki gölgelere yem olursunuz.]
Damian elini cebinden çıkarıp sarı-turuncu alevlerini yaktı. Karanlık mağara bir anda onun ateşiyle aydınlandı ama elindeki ateşi biraz fazla yükselttiğinde, altımızdaki siyah buzun çıtırdayarak çatlamaya başladığını duyduk.
“Ateşini alçalt salak!” diye bağırdım panikle. “Altımızdaki buzu eritiyorsun!”
“Pardon minik menekşe,” dedi Damian sırıtarak ama ateşin dozunu hemen düşürdü. “Peki soruyorum: Zifiri karanlıksa ve zemin kırılgan bir buzsa, nereden yürüyeceğiz?”
Gözlerimi kapattım. Zihnimdeki o odaklanma hissiyle Yarım Cümle yeteneğimi denedim.
Önümdeki 5 saniyelik gelecek bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti: Damian sağa bir adım atıyordu ve zemin çöküp onu buz gibi siyah suya çekiyordu. Amber sola kaçıyordu ve duvardan fırlayan bir kristal mızrak omzunu sıyırıyordu.
Gözlerimi aniden açtım. “Amber, arkamda kal! Damian, sakın sağa adım atma! Sol taraf sağlam, beni takip edin!”
“Süper gücün navigasyon olmak mıydı senin?” diye laf attı Damian ama sözümü dinleyip sola adım attı.
Mağaranın derinliklerine doğru, benim rehberliğimde ilerlemeye başladık. Yolun sonuna geldiğimizde, karşımıza devasa, rünlerle kaplı taş bir kapı çıktı. Ancak kapı; kalın, taşlaşmış buz sarmaşıkları ve buzun altından fırlamış donmuş dokunaç kütleleriyle tamamen kilitlenmişti.
Damian alevlerini sarmaşıklara doğrulttu ama büyüsel buz erimek bilmedi. “Yakılmıyor bu lanet şey!”
Amber öne çıktı. Kehribar rengi gözleri karanlıkta bir kedininki gibi parıldıyordu. Parmaklarını havada savurduğunda, tırnakları çelikten kılıçlar gibi uzadı.
Saniyeler içinde o taş gibi sert sarmaşıkları ve donmuş bağları bir terzi inceliğiyle dilim dilim kesti. Kapının üzerindeki ağır mühür gürültüyle çöktü.
Kapının ortasındaki sistem kürsüsü yukarı doğru yükseldi. Üzerindeki yuvaya Bay Şapkanın verdiği asansör kartını soktuğum an, ekranda parlak yazılar belirdi:
[1. KAT ANAHTARI ENVANTERE EKLENDİ!]
Fakat tam o sırada, kürsünün altındaki gizli bir bölme mekanik bir sesle dışarı kaydı. İçinde; etrafına altın sarısı, kozmik kıvılcımlar saçan son derece görkemli ve parlak bir kart duruyordu.
Kartın tam ortasında devasa bir soru işareti simgesi, altında ise asansör ikonu parıldıyordu.
Amber gözlerini kısıp kartın üzerindeki ışığa baktı. “O da ne?”
Kartı yavaşça elime aldım. Dokunduğum an parmaklarımdan kollarıma doğru hafif bir elektrik akımı yayıldı. Panellerimizdeki tanımı okuduğumuzda üçümüz de kalakaldık:
[EFSANEVİ EŞYA: KARAKTER ÇAĞIRMA KARTI]
[AÇIKLAMA: Başka evrenlerin boyut kapılarını zorlar ve rastgele bir varlığı bu gerçekliğe mühürleyerek çağırır. Kimin geleceği tamamen şansınıza kalmıştır.]
Damian kahkahayı patlattı. “Yok artık! Ne yani, bildiğin gacha sistemi mi bu? Şansımıza ne çıkarsa artık!”
Gözlerimi kartın ortasındaki o devasa, altın sarısı soru işaretinden ayıramıyordum. İçinden dost canlısı biri mi çıkacaktı, yoksa başımıza devasa bir bela mı açacaktık, en ufak bir fikrimiz yoktu.
“Ne duruyoruz?” dedi Damian heyecanla sırıatarak. “Bas şu karta da bakalım kimmiş bu gizemli misafir!”
Kartı parmaklarımın arasında sıkıp derin bir nefes aldım. “Pekala... Şansımıza ne çıkarsa artık.”
Tam kartın üzerindeki parlak soru işaretine dokunacakken, bastığımız zemin dehşet verici bir gürültüyle titredi.
Ayağımızın altındaki siyah buz tabakası saliseler içinde örümcek ağı gibi çatladı ve zemin bir anda yok oldu. Üçümüz de çığlık atmaya bile vakit bulamadan o mürekkep siyahı, dondurucu suyun içine çakıldık.
Işık bir anda kayboldu. Mağaranın üst tarafındaki silik yansımalar dışında zifiri bir karanlığın ortasındaydık. Su o kadar soğuktu ki ilk birkaç saniye kemiklerimin sızladığını hissettim.
Amber ve ben durumu çabuk toparladık. Sonuçta zihinsel olarak sistemin getirdiği kurallara adapte olmaya çalışıyorduk. Ama Damian... Ah, Damian.
Kırmızı tenli arkadaşımız suyun altında tam bir panik festivali başlatmıştı. Bacaklarını deli gibi çırpıyor, elleriyle hayali havayı yakalamaya çalışıyor ve gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi baloncuklar çıkararak boğuluyormuş taklidi yapıyordu. Yüzündeki o serseri özgüven gitmiş, yerine karikatür karakterlerini aratmayan bir dehşet gelmişti.
Yavaşça yüzerek yanına yaklaştım. Suyun altında sesimiz tuhaf bir boğuklukla yankılanıyordu ama zihinsel olarak birbirimizi duyabiliyorduk.
Sertçe omzundan tutup kendime çektim ve gözlerinin içine bakarak konuştum: “Nefes almana ihtiyaç yok, gerizekalı!”
Damian çırpınmayı bir anda kesti. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Sonra elini boğazına götürdü, ciğerlerine hava çekmeye çalışmadığını ve aslında boğulmadığını fark etti. Yüzüne aşırı komik, utangaç bir "Ha, doğru ya!" ifadesi yerleşti ve mahcup bir şekilde başını salladı.
Tam o sırada, zifiri karanlık suyun derinliklerinde devasa bir gölge kıpırdadı.
İlk başta ne olduğunu anlayamadık. Sadece etrafımızdaki suyun akıntısı aniden değişti ve sırtımızdan aşağı dondurucu bir ürperti geçti. Etrafımızda, sınırlarını seçemediğimiz kadar uzun, sivri hatlara sahip tuhaf ve devasa bir yaratık silüeti süzülüyordu. Sanki su altının karanlığından beslenen, devasa bir kabus köpekbalığı gibiydi.
Amber kedi refleksleriyle hemen yanımıza süzüldü. Kulakları suyun içinde geriye yatmıştı. “Buradan hemen çıkmamız gerek!” diye seslendi fısıltıyla.
Kafa sallayıp yukarıya, buzun çatladığı o silik ışığa doğru yüzmeye başladık. Çelik gibi kollarla suyu yarıyor, o devasa gölge bize ulaşmadan yüzeye çıkmaya çalışıyorduk. Işığa birkaç metre kalmıştı. Damian önde, Amber hemen arkasında, ben ise en gerideydim.
Tam elimi suyun üstüne çıkarıp kenara tutunacakken...
Sol bacağımda devasa, dondurucu ve kapkaranlık bir baskı hissettim.
Sanki simsiyah bir dokunaç ya da dondurucu bir gölge bileğime dolanmıştı. Ağzımdan batan baloncuklar saçılırken, beni bir anda dipsiz karanlığa doğru büyük bir hızla geriye çekti!
“Violet!” diye bağırdı Amber’ın sesi suyun içinde yankılanarak.
Damian ve Amber arkalarını döndüklerinde benim dipsiz kuyunun içine doğru çekildiğimi gördüler. Damian hiç tereddüt etmeden elini öne uzatıp ateşini yakmaya çalıştı ama suyun altında ateşi sadece cılız turuncu kıvılcımlara dönüştü.
“Lanet olsun!” diye kükredi Damian ve Amber ile birlikte beni kurtarmak için o zifiri karanlığın derinliklerine, peşimden aşağıya doğru yüzmeye başladılar.
Ben ise hızla dibe çekiliyordum. Karanlık etrafımı sararken parmaklarımın arasında hala sımsıkı tuttuğum o altın sarısı Karakter Çağırma Kartı kalbimin ritmiyle birleşip şiddetle parıldamaya başladı...


kapat sapkani LWQSNLKNQWLDNQWLJNDQJWN damian efsanevi komik bi car ya bayiliyorum
Bir sonraki bölüm çok daha aksiyonlu, ve “mistik” bir bölüm. Farklı bir evrenden gelen bir başrol bizlere kendini sergileyecek!
heyecanla bekliyorum!!