insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

trex

Kan kokusu.

Damian için dünya hiçbir zaman taze pişmiş bir yemeğin ya da yağmur sonrası toprağın kokusuyla tanımlanmamıştı. Onun dünyası her zaman o geniz yakan, paslı metal ve kan kokusundan ibaretti.

Mutfak tezgahının dibinde, fayansların üzerine yayılan o koyu kırmızılık gözlerinin önünden bir türlü gitmiyordu. Annesinin köşede sessizce hıçkırışı, yerdeki o adamın gözlerindeki son şaşkınlık ifadesi ve kendi avuçlarında hissettiği o uyuşturucu soğukluk... Bir adamın hayatını sonlandıracak öfkeye sahip olmak onun seçtiği bir şey değildi. O sadece bir son vermek istemişti; dayağa, çığlıklara, korkuya...

Ama o kan ellerine bir kere bulaştığında, ne kadar yıkarsa yıkasın çıkmamıştı. Ne o evde ne de boğazına soğuk çeliği dayayıp nefesini kestiği o son saniyede.

“Söz vermiştin...”

Annesinin o gün ağlayarak ona sarılırken fısıldadığı kelimeler kulağında bir çan gibi yankılandı. Şimdi bu kulede, hiç tanımadığı insanlarla aynı asansörde dururken o kan kokusu yeniden genzini tıkıyordu.

---

“—Damian? Hey, Damian!”

Gözlerimin önünde saniyelerdir bir noktaya kilitlenmiş duran Damian’a doğru bir adım atıp işaret parmağımla omzunu sertçe dürttüm.

Zihnindeki o karanlık diyardan aniden çekip çıkarılmış gibi irkilerek gözlerini kırpıştırdı. Bakışlarındaki o derin, kederli boşluk bir anda dağıldı ve yerini bildiğimiz o duvar gibi soğuk ifadeye bıraktı.

“İyi misin sen?” diye sordum, kaşlarımı çatıp yüzünü inceleyerek. Sesimdeki az önceki kavganın sertliği yerini hafif bir huzursuzluğa bırakmıştı. “Asansöre bindiğimizden beri tek bir noktaya, boş boş bakıyorsun. Şalterlerin mi attı yine?”

Damian başını yana çevirip omzuna dokunduğum yere tiksintiyle baktı, ardından gözlerini bana dikti. “Dokunma bana, mor kafa. İyiyim ben.”

“Hadi ama,” dedim gözlerimi devirerek. “Birazdan birinci kata düşeceğiz, o zaman da böyle dalgın olduğunda seni korumakla uğraşmam!”

Asansörün köşesinde büzülmüş oturan Amber yavaşça ayağa kalktı. “Damian... Kendini kötü hissediyorsan söylemen yeterli.”

Damian'ın bakışları sertleşti. “Sana vuran, canını yakan herkesi bu kadar önemsiyor musun?”

Amber cevap veremeden asansörün devasa kapıları ağır bir gürültüyle iki yana kaydı. İçeriye ıslak toprak kokulu, serin ve ağır bir hava doldu. Dışarı baktığımızda devasa ağaçların ve balta girmemiş sarmaşıkların hâkim olduğu yabanıl bir dünyayla karşılaştık.

“İlginç,” diyerek nemli, sıcak havaya ilk adımı ben attım. Peşimden Amber ve Damian geldi.

Tam etrafı incelemeye koyulmuşken arkamızdaki asansörün kapısı aniden hızla kapandı, kabin saydamlaşarak havada eriyip yok oldu.

“Bu daha önce olmamıştı,” dedi Damian, kaşlarını çatarak. “Giriş Kat'ta asansör kaybolmamıştı.”

Amber, kulakları arkaya yatmış hâlde panikle koluma girdi. Aniden temas etmesiyle irkilip ona baktım. “Çok fazla ses var,” dedi titrek bir sesle.

Tam o esnada hepimizin önünde saydam dijital paneller açıldı.

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Dikkat: Mezozoyik Dönemdesiniz.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

“Harika!” dedim alaycı bir tonla. “Cidden harika! Daha ne kadar absürt şeyler göreceğimi merak ediyorum.”

Damian panelini okumak yerine çenesini tutmuş, bir filozof edasıyla etrafı süzüyordu. Derin bir nefes çekti. “Fark ettin mi?”

Amber titreyerek sordu: “Neyi?”

“Normalde bu yerde oksijene ihtiyacımız olmamalıydı,” dedi Damian. “Ama nefes alırken ciğerlerimin zorlandığını hissediyorum.”

Ciğerlerimi dolduran o nemli havayı hissedince ona hak verdim. “Evet, gerçekten tuhaf.”

Sistem paneli yeni bir bildirim düşürdü:

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Dikkat: Birinci Kat ölümcüldür.
Tehlike Seviyesi: Yüksek.
Görev: İkinci Kat'ın anahtarına eriş.
Amaç: Hayatta kal!
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

Ben yazıları okurken, derinden gelen ağır bir uğultu bütün ormanı titretti. Amber dehşetle terleyip sesin geldiği yöne kilitlendi. “Bir şey geliyor!”

Üzerimize devasa bir gölge düştü, sanki bir anlığına güneş tutuluyordu. Kafamı kaldırıp yukarı baktığımda komik duracak bir dehşetle donakaldım. Tam tepemizde devasa kanatlarıyla süzülen bir Pterodaktil vardı.

“Ha siktir!”

Kafamı Damian'a çevirdim. Yanaklarından terler süzülüyordu ama o şeytani gülümsemesi yüzüne tekrar yayılmıştı. “Mezozoyik dönem,” diye fısıldadı. “Tabii ya! Dinozor olmasa olmazdı, değil mi?”

Kolumu sıkan Amber daha da sokuldu. “Geliyor!”

Sarmaşıkların arkasındaki ağaçlık alan şiddetle sarsıldı. Ağaçlar çıtırtılarla devrilmeye başladı.

Güm!
Güm!
Güm!

Her bir adımında yeri göğü sarsan devasa bir şey bize doğru yaklaşıyordu. Ağaçlar kibrit çöpü gibi çatırdayarak devrilirken yer sallanıyordu. Göğsümün ortasında küt küt atan kalbimin sesini bastıran bu adımlar ciğerlerimdeki havayı söküp aldı.

Son dev ağaç da yerle bir olduğunda, çalıların arasından o fırladı. Dev, pul pul koyu yeşil derisi, salyaları akan korkunç çenesiyle bir Tyrannosaurus Rex! Yaratık küçük sarı gözlerini üzerimize dikti ve kulakları sağır eden bir kükreme patlattı. Yüzümüze vuran o leş gibi sıcak nefes saçlarımı geriye savurdu.

"Koşun!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım.

Arkama bakmadan sık ağaçların arasına daldım. Toprağın titreyişi ayaklarımızın altında yankılanıyordu.

“Bu şey fazla hızlı!” diye çığlık attı Amber.

“Sol tarafa, sık ağaçlara doğru!” diye bağırdım nefes nefese.

Ancak Damian beklenmedik bir şey yaptı. Açık alandaki kayalıklara doğru yönelip avucunda devasa bir alev topu çaktırdı ve T-Rex'in suratına fırlattı! Alev patlamasıyla acıyla böğüren yaratığa dönüp bağırdı: "Hey! Kertenkele kılıklı yaratık! Beni takip et!"

"Damian, ne yapıyorsun gerzek?!"

Damian bana bakmadı bile. "Ayrılın! Bu koca oğlan benimle!" diyerek zıt yöne koşmaya başladı. T-Rex rotasını anında değiştirip kışkırtıcısının peşine takıldı. Ağaçları ezip geçerek Damian'ı kovalamaya başladı.

"Damian!" Amber arkasından hamle yaptı ama onu kolundan tutup durdurdum. "Takip etmene izin vermez! Ayrı yönlere kaçmamız gerekiyor!"

İkisi de ormanın derinliklerinde, kayalık alanlara giderek gözden kayboldu. Geriye sadece fırtına kopmuş gibi hırpalanmış bir orman ve tutmaya çalıştığımız düzensiz nefeslerimiz kaldı.

---

Yakındaki bir kayalığa çöküp nefesimizi toparlamaya çalıştık. “Nefes almamayı yeğlerim,” dedim titrek bir sesle.

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Avlanacak dinozorlar listeleniyor...
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

Mor menekşe rengindeki panelime bakacakken çalılardan gelen bir hışırtıyla gözlerimi o yöne diktim. Çalıdan fırlayan küçük bir Raptor birkaç saniye doğrudan suratımıza baktı.

“Sakin ol, Amber,” dedim elimi yavaşça uzatarak. “Üç dediğimde kaçacağız.”

Derin bir nefes çektik. “Bir...” dedim elimi çekerken. “İki...” Milimetrik hareketlerle ayağa kalkmaya çalıştık. “Üç!”

Fırlayıp kaçacağımızı sanıyordum. Ama ben üç dediğim an Raptor sanki komut almış gibi üzerimize atladı. Gözlerimi kapatıp ölümü bekledim, Amber'a sımsıkı sarıldım.

Fakat hiçbir şey olmadı. Sadece Raptor'un acı bir çığlığı duyuldu ve ses kesildi.

Gözlerimi açıp kafamı Amber'ın omzundan kaldırdım. Sapasağlam duruyorduk. Ama tuhaf olan... Amber'ın kulakları dikleşmiş, gözleri yırtıcı bir canavar gibi küçülmüştü. Sağ kolundaki pençeler birer kılıç gibi dışarı fırlamıştı. Arkama baktığımda o küçük Raptor'un dehşetle kaçtığını görmeyi umuyordum ama yaratık çoktan dört parçaya bölünmüştü.

“İnanılmaz!” dedim şaşkınlıkla. “Demek ki sadece pasif oturan bir çocuk değilsin ha?” Kulaklarını okşadım. Kediler kulaklarının okşanmasını severdi, değil mi?

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Avlanılacak dinozorlar listeleniyor...

İlk dinozor: Raptor - Seviye: Kolay - Durum: Başarılı.

İkinci dinozor: T-Rex - Seviye: Zor - Durum: Başarısız.

Üçüncü dinozor: Pterodaktil - Seviye: Orta - Durum: Başarısız.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

Elimle gözlüğümü düzeltmek isterken yine düşürdüğümü fark edip okkalı bir küfür savurdum. Gözlerimi ovalayıp panelden [Çılgın Asansör] grubuna girdim.

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Violet: Bu görevi verirken ne düşünüyordun?
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

Mesajıma kimseden yanıt gelmedi. Amber eski naif hâline dönmüş, endişeyle, “Damian iyidir umarım,” dedi.

“Ona hiçbir şey olmaz, merak etme,” diyerek gülümsedim. Ekran tekrar aydınlandı.

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Violet: Bu görevi verirken ne düşünüyordun?

Gözetmen: Neden? Beğenmedin mi benim minik menekşem!

Violet: Mezozoyik döneme göndermek ile iyi halt ettin. Ölmemizi mi istiyorsun, yaşamamızı mı?

Gözetmen: Alt tarafı birazcık sürüngen avlayacaksınız, tabii... Onlar sizi avlamaz ise. Hahaha!
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

Gözlerimi kapatıp paneli elimin tersiyle ittim.

“Violet?”

“Efendim, Amber?”

Amber tuhaf bir şekilde utanmış duruyordu. “Bunu... Ben mi yaptım?” dedi kekeleyerek.

Yerdeki dörde bölünmüş cesede, ardından ona baktım. “Tuhaf bir biçimde, Raptor'u doğradın.”

Amber yavaşça ayağa kalkıp havayı kokladı. “Damian yakında değil gibi duruyor.”

“Koklayarak anlayabiliyor musun?”

“Yani... Kedi olduğuma göre?”

Kedilerin genelde sevimli yüzünü görüyorduk ama bu tehlikeli katta Amber'ın koruma içgüdüleri tavan yapmıştı. Az önce yaratığı kendisinin parçaladığına inanamayarak cesede bakıyordu.

O sırada başıma keskin bir ağrı saplandı. Gözümün önündeki gerçeklik kırıldı.

Yağmur hunharca yağıyor...

“İyi misin?” Amber’ın beni dürtmesiyle anlık dalgınlığım kırıldı.

“Yağmur geliyor,” dedim gökyüzüne bakarak. Bulutlar toplanmış, hava gürlemeye başlamıştı. “Bir sığınak bulmalıyız.”

Sözüm biter bitmez Amber'ın karnı guruldadı.

“Hem biraz atıştırırız. Burada yemek yemeye ihtiyacımız var.”

Çiseleyen yağmur damlaları yüzüme düşerken, yeteneğim sayesinde yağmuru hissetmiştim ama çok daha fazlasını da... Hareket etmeden önce zihnimin komutuyla mor sistem panelimi tekrar açtım.

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Oyuncu: Violet
Yaş: 23
Cinsiyet: Kadın
Zihinsel Durum: Orta şeker
Yetenekler: Yarım Cümle
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

Tek kaşım istemsizce havaya kalktı. Harika bir Tanrımız var gerçekten! Görevde 'Zorta' diyor, zihinsel durumumuzla dalga geçiyor.

Ofladığımı gören Amber, “Ne oldu?” diye sordu.

“Yok bir şey.”

Yarım Cümle yeteneğinin açıklamasına tekrar baktım.

━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Yarım Cümle: Geleceğin beş saniyesini görebilir, müdahale edebilir, yeniden yapılandırabilirsin. Sonsuz potansiyele sahip değildir!
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━

Evet, hatırladığım gibi beş saniye... Ama az önce beş saniyeden fazlasını görmüştüm. Giriş kattaki tecrübemden farklı olarak, geleceği tamamıyla hissetmiştim.

“Hadi,” diyerek ormanlık alana doğru ilk adımı attım. “Sanırım yolu biliyorum.”




user

yazandan daha fazlasini gorduk icimizde bir cevher yatiyor i know